Ayasofya

21 May 2012

Yeryüzü Notları

Yazan: AFŞİN SELİM

-1 günlük deneme-

Onlar ve Onlar

Bildim. Şöyleydi sıralama:

Dediği yapılacak, yaptığı yapılacaklar,

Dediği yapılacak, yaptığı yapılmayacaklar,

Hem dediği yapılmayacak hem de yaptığı yapılmayacaklar.

 

Paylaşım

Çocuk sütü reklâmı… Seyrediyorum. Özel olarak geliştirilmiş. Adını, aklımda tutabilmiş değilim. Pek lüzumu yok zaten; en azından şimdilik. Dünyayı keşfetmeye çalışırken “daha fazla güç ve besinsel destek” ile büyümeyen sabilerin, vay haline… Ürünün tanıtımı esnasında öyle bir laf ediliyor ki, irkiliyor insan: “Arkadaşlarıyla her şeyi paylaşıyor, mikropları bile.”

Gerçekleşen bu hadise üzerine bir müddet çözümleme yapıldığında arkadaşlığın gerektiğinde mikrop paylaşımıyla neticelenebilecek tesir edici riskli bir ilişki biçimi olduğunu çünkü temas ettikçe…

Susuyorum.

 

Öncesi ve Sonrası

Bedenen kurtarılmak zihnen iğfal edilmeyeceğimiz anlamına gelmez. Meselenin künhüne vakıf olanların, olmak isteyenlerin, sonrasıyla daha da meşgul olmaları, gelişigüzel bir rastlantı olabilir mi? Ne mümkün…

Dikkat etmeli ve neyi kaybettiğini bilmeli insan… Bir daha dikkat edecek ve bir daha kaybedecek olsa da.

Kâbe, Manzara, İbadet

Kâbe’ye bitişik yapılmış, manzaralıymış, alıcısını bekliyormuş, bu en lüks rezidanslar… Çenemizi yoralım mı? Müsaade etmeyelim, ayrıntısına inmeyelim. Şimdiden sıraya girileceğinden şüphe yok; altın varaklı aynalara bakıp, led ışıklı seccadelere baş koyup, lüks namaz odalarının tadını çıkararak… Kâbe’yi devasa gökdelenlerin gölgesinde bırakıp, eşitler arasında daha da eşit olmak! Neyimiz eksik? “Müslüman her şeyin en güzeline layıktır, Allah yürü ya kulum demiş yürümüş…”

Meseleye değindik de, Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu uyarmıştı: “Kâbe’ye bakarak kahve içmek, dinî duyarlılığımızı incitiyor.” 

Yükseklik Korkusuzluğu

Şehirdeyiz. Çok katlı betonarmelerimizin keyfine aşinayız. Gösteriş, şatafat, debdebe… nasıl tanımlıyorsanız artık. İlerleyen zamanlarda… Hangi zamanlar? Şöyle bir öngörüde bulunursam, birileri tedbir alır mı: Yükseklik korkusu yaşayanların, özel hazırlanmış kuvözlerde yaşatılması gerekebilir…

Yüksekte yer tutmak ve yüksekten bakınmak, muhtemelen, seçkin kılıyor. Modern müteahhitlerimizin vaadi gibi: Sizlere özel ve seçkin bir yaşam sunuyoruz… Dolayısıyla, diğerlerinden, şehrin az gelişmişlerinden ayrışarak, ayrıcılıklaşmak…

Çok gelişmiş zevksizlik zamanlarının tadı çıkartılacak, çıkarın! Altta kalanın canı çıkacaksa, onu da biz…  

Kimseye Etmem Şikâyet

“Büyük hayalleri olan küçük insanlar” mı dediniz? Eh, o zaman, dinlemeye başlayalım: “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime…”

Müdahale Gecikti, Hastamız Sizlere Ömür 

“Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine bir torba çöp bırakılsın, o çöpü oradan kaldırmazsanız, her geçen çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir orada, ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım” diyor. Kendisi, bir belediye yetkilisi ve etkilisi… İlgiyle okumaya devam ediyorum: “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından sadece biri kırık olsa bile, o camı hemen tamir ettirmezseniz, yoldan geçen herkes bir taş atıp binanın tüm camlarını kırmaya başlar, ben, ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim.”

Sebep ve Sonuç

Kişiler vesilesiyle zihnime üşüşen hâdiseler ve eşyaya yaslanışım…

Mesuliyet Hissi

Ehliyet kursunda öğrenmiş olmalıyım: Etrafın ve mekânın güvenliğini sağla, yaralıları yerlerinden kımıldatma, öncelikli yaralıları belirle, müdahale et, bulaşıcılığa karşı eldiveni ihmal etme…

Pekiyi, maksat ne?

Hayatî fonksiyonların sürdürülebilirliğini sağlamak, yaralıların kötüleşmesini engellemek, iyileştirmeyi kolaylaştırmak…

Mesuliyet, korkutuyor.

Ziyaret

Haber şu: “Hayvan hakları savunucuları, felç kalan Ece’yi değil, Pitbull’u ziyaret ettiler.” 

Hayvanseverliği, öncelikle hayvanseverlerin elinden kurtarmak gerekiyor herhalde…

Gidişat

Biliyor olmalısınız, davranışlar alışkanlık haline geldiğinde, kıvamını üslup olarak alır ve insanın ruh köküne siniverir. Sakin olun, endişeye mahal yok, halen daha varlığını sürdüren “şartların” oluşmasında katkımız yoktu, iyi ama bahane mi bu?

Mesele, tepki çerçevesinde belirmekte: Nasılı ihmal edilmiş bir meselenin niçini inşa edilemez…

İstatistikleşmek

Bugün itibariyle diyor

spiker kadın,

Ölü sayısında artış var!

İdeolojiler Öldü mü? 

Hayat ayrıntıların içinde saklı, -ideolojiler de ayrıntıdan ibaret-, bu saklılık bütüne erişebilmemize engel ise, problem teşkil eden vaziyet acilen gözden geçirilmeli. Kötü karşısında kayıtsız ve hükümsüz kalan “yaşayan ölüler” üzerine alınmasın sakın…

Edebiyat ve Emek

Edebiyatın kalıcılığına inanalım. Bir anlatım biçimi olarak edebiyatı önemsediğimiz kadar, edebiyatı “emek” vererek önemseyenleri de önemseyelim. Sonsuzluğa uğurlandıklarında değil, yaşayışları esnasında da.

Düşünün ki, “güzel sanatından” yoksun, edebiyatsız bir millet olabilsin…

Hayatı tanzim ve tesis gayesi güden ideolojik fikirlerin dahi, kuvvetini, edebiyattan edinmesi mümkünken, “edebiyat yapma” küçümseyiciliği üzerinden, edebiyatın varoluşunu yalnızca düş, kurgu, varsayım ile ilişkilendirenler fena halde yanılıyorlar.

Edebiyat, hayatın ta kendisi; sığınalım.

Rol Modeli

İnsan, sevdiğini, zamanla benimsemeye başlar. Sevilenler, benimsenilenlerdir. Rol modeli önce muhafaza sonra da müdafaa edilir. İnsan, benzeyerek benimser. Fakat benzeyebilmek hevesi, insanı bunaltabilir. “Kimlik bunalımı” burada nüksetmektedir.

Çemberlitaş

İstanbul, Çemberlitaş’a henüz gitmedim. Dündar Taşer vesilesiyle anladım ki, gidilmeli ve görülmeli. Son yazısı, Çemberlitaş’a dâir ve fakat tamamlanamamış… Biliyor musunuz, bendeki hatırası da mânidar; gönderilmesine rağmen, yayımlanamadan bıraktığım sütunda görülememiş bir yazı… Şurası, son cümlesi: “Çemberlitaş… benliği ile zamana, mekâna ve insana karşı direnişini sürdürmektedir.”

Erdem

Nedir erdem, kimdir erdemli olan? TDK sözlük, “insanın ruhsal olgunluğu” olarak tanımlayadursun… Kendisini, yaşadığı hayatı yargılayamayan bir insan, erdemli olabilir mi? İnsan, benini yargılamadığı müddetçe, kötücül eğilimlerinden arınamaz.

Bağımsız

Birazcık realistliğe bürünüp, hâdiseyi virgüllendirmeye devam edecek olursak:  “Silahı, parayı ve bilgiyi” bünyesinde barındıranların geri kalanları yönettiği bir dünyada, hangi bağımsızlığın gölgesine sığınılacak, merak ediyorum açıkçası…

Çağsız Çağdaş

Ruh, beden ve kafa terbiyesinin gerekliliğine inanalım. Çağdaşlaşmayı önemseyelim; yabancılaşmaya, kimliksizleşmeye ve hükümsüzleşmeye maruz bırakmadığı müddetçe…

Birliktelik

Hoşnut olduklarımızla haşrolacağız. 

Tutunmak

“Uzman” tavsiyelerine bir müddet ara vererek… İnsanların, nesnelerin, duyguların birer tüketim malzemesine dönüştüğü bu çağ esnasında, soralım: Kime, kim için, kim tarafından?

Özün Özeti

Seneler önce, şöyle demiştim:

işte elimizde kalan: riya
hep, hep de hep şikayet
sonu olmayan yol
tek olmayan şey: çare
onsuzlukta varlık
varlar içinde bîçare!

 

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.