Yarimada Siluet

24 May 2012

Yeryüzü Notları – II

Yazan: AFŞİN SELİM

Yabancı

– Ne konuşayım, bilmiyorum. 
– Neden? 
– Türk olduğu için… 
– Doğru ya, alışık değilsin, genelde Özbekistan’dan filan talip geliyorlar sana… 

Televizyon, 21 Mayıs, saat 17.45…

İyi bilinmek

Düşünüyor muyuz; günümüzde ritüele dönüşmüş haliyle değil, sahiden de, “İyi bilirdik” diyecekler mi ardımızdan? Haksızlık karşısında susmadığımız, mazluma dinini sormadığımız, maddiyat için her türlü şekle bürünmediğimiz, emanete hıyanet etmediğimiz, söz verince sözümüzden dönmediğimiz, düşmanlıkta haddi aşmadığımız için…

Kendine âşık

“Nefs yılandır, köpektir. O şom bir hınzırdır. Halbuki sen yeryüzünün en güzelisin, gökyüzünün de. Bu güzelliklerle nefse hiç benzemiyorsun” diyen, Feridüddin Attar’ın işaretlemesiyle: “Âşık ölüp kefene sarılmadan yatar uyursa ona da âşık derim. Ama kendine âşıktır o!”

Cool olmak mı?

Nesildaşlarımızın birinden işittim. Daha sonra bir diğerinden daha… Hattâ bir kitap sayfasında gördüm. Cool olmakla övünülüyordu. Merak ettim. Ne idüğünü sorguladım. Buldum: Görüntüye indirgenmiş bir özgüvene ve kaygısız/ kayıtsız bir ruh haline sahipseniz, Cool olabiliyormuşsunuz… İngilizce sözlük karşılığı; “serinkanlı, soğukkanlı, sakin, ilgisiz…” Ne diye, “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir şuurunda bir gençliğin” yetişmesini arzuluyoruz ki? Huzur Cool’lukta…

Sorunsuz ve sorumsuz

Şöyle: Oluş ıstırabından sirayet eden emanete sahip çıkma şuurundan mahrum kalmak, sorunsuzlaştırdığı gibi, sorumsuzlaştırıyor da.

İnsan kalmak

İnsanın fizyolojik ihtiyaçlarına istinaden özgürleştiğini zannetmesi yaratılış şuuruna muhatap olamamakla ilişkili bir meseleydi anlaşılan…

Ilımlı ve uyumlu

Ilımlı olmak, uyumlu olmaktır.

Eğlence dünyası

Birilerinin “sosyal ortam” çılgınlığı depreşmiş. Hedef kitle olmayı arzulamışlar. Durur mu diğerleri de, fırsat bu fırsat diyerek kendileriyle ilgilenivermişler. Piyasa, boşlukları affeder mi? Maksat, kimse alternatifsiz kalmasın… Şarabın alkolsüzü, yaş sınırına takılan gençler için birebirmiş de.

Durum bildirimi

Sloganlaşmıştı ya hani: “İmkânsızın dene!” Geç gelişmiş canlılar diyarında imkânsızı denemek, “yeni trend” olarak arzı endam ediyor. Tutunamayanlar utansın.  

Her yeninin karşıtı olarak pozisyon almıyorum. Elimde çekiç yok, karşılaştığım her şeyi çivi olarak görmüyorum. Fakat memleketi kitleler yığını olarak algılamayı, doğal ve normal karşılayamayız. Eh, arz talep döngüsüne girdiyse şayet ahali…

Küresel çete

“İdeolojiler öldü” çağının yeni dünya düzeni teklifiyle zihinleri tahriş ettiği ve piyasa meşrebi çerçevesinde her şeyi fırsata dönüştürdüğü aşikâr. Hazırlıksız yakalananlar, bir müddet sonra, alternatifsiz olarak kurulu sistemi kabullenmeye başlıyorlar. Çocuklarını ise, “Ben yaşamadım, o yaşasın” hazzıyla büyütüyorlar. Bu minval üzere küreselleşme iddiası gütmek, menfi olarak sınır ihlalinde bulunan küresel egemenin uluslarüstü ırkçılığını meşrulaştırıyor; istilacı vahşiliği, müdahale ettiği topraklarda yapıp ettikleriyle ispatlı…

Tecrübe

Savaş esnasında blörf olmaz, demişti bana…

Kıbrıs’ta. Kınalı saçlı, 70 küsur yaşında, eski bir mücahit…

Adalet

Hayat, insanı, kutuplaşmalarla kuşatır. Çirkinin varlığı, güzeli kıymetlendirir. Yaratılış icabı, tabiatında hem iyi olanı hem de kötü olanı barındıran insan, ruhunda kurulu mahkemenin sesini dinleyebiliyorsa ne âlâ…

Niyetometre

Niyet ölçmek için kullanılan alet. İşlevi açısından, bir başka kişiye ihtiyaç duyuluyor. Bu metoda tevessül etmek, kişiyi mutlu ve gururlu kılıyor. Görüntü üzerinden, bir başka kişinin niyeti belirlenmekte… Niyet ettim niyet okumaya!

Bu ahval ve şerâit içinde dahi…

Alışkanlık yerine…

Herkesin endişesi kendisine göre büyük: İnsanı insandan endişeleri ayırıyor; alışkanlıklar da. Şuuraltı, alışkanlığı onaylıyor. Normalleşme süreci yaşanıyor. Sonrasında sahiplilik hissi oluşuyor; alışkanlıklarına sıkı sıkı tutunan insan, alışkanlıklarını kaybetmekten korkuyor, bu korku, alışkanlıklarıyla birlikte hayata tutunmasını sağlıyor. Hâl ve hareketi, hâl ve gidişatı etkileyen alışkanlığa yetki veriliyor yani. Zamanla, ihtiyaç haline geliyor, ihtiyaç alışkanlıklarla gideriliyor. Sahi, bir insanın alışkanlığını değiştirebilmesi ve değiştirebildiği alışkanlıkla dönüşebilmesi mümkün mü, o kadar kolay mı?

Alışkanlık olgusunun olumsuz çağrışımlarını düşünüyordum ki, Hüseyin Akın’ın, Twitter hesabındaki, 21 Mayıs tarihli bir tespitine rastladım: Şuurlu aidiyetin, mecburiyetsiz mensubiyetin ve şuurlu meşguliyetin asıl olması gerektiğini hatırlatıyordu. Mühimdi.

Korku

“İnsanlardan korkmayın, benden korkun.” Maide: 44

Alkışlamak

Kimleri alkışlamadık ki? Kimler geldi, kimler geçti… Hadise, ellerin birbirine vurmasıyla başladı. Güdüleri tatmin ettik, ediyoruz…

Yaprakların sesi

Şehrin gürültüsünden bir müddetliğine uzaklaşıyorum. Seans başlıyor. Duymalıyım yaprakların sesini… Bu yapraklar kime ses veriyor, ne diyorlar? Bilmeliyim. Bu rüzgârlar kim için esiyor, öğrenmeliyim. Neyin telaşındalar? Rüzgârın bu hışmı neden? Kelimeler, mânâsını arıyor burada. Kelimeleri, başka başka mevzuların içine yığılmış cümlelerde harcamamalı… Hangi kelimelerle ifade edilir ki bu eşsiz güzellik?

Su

Suyun tesiri hafife alınmamalı. İnsanın, suya iyi davranması gerekiyor. Can onu ister de, toprak istemez mi? Bir damlası bile nelerin müjdecisi…

Mesele su, su gibi aziz olmak!

İnsan? Elbette, istediğine erişiyor. Yeter ki istesin. Su gibi azizlerden(erenlerden) olabilmekle, nasipsizler kervanına katılabilmesi de mümkün.

Bu toprağın eski nesli, suyu yudumluyor ve Allah’a teşekkürün ardından, vesile olana şu yakıştırmayı yapıyor: “Su gibi aziz olasın.”

Doğum ve ölüm tadılırken, boşuna mı suyla temas ediliyor?

Reklâmvâri olacak ama: “Su hayattır.” 

Cumalıkızık’ta zaman

Oksijen ziyafeti eşliğinde, günün anlam ve önemi bir kez daha kendisini hissettirmekte…

Bursa için Evliya Çelebi’den: “Ruhaniyetli şehirdir.” Anlıyorum. 700 yıllık bir Osmanlı köyündeyiz. Cumalıkızık… Uludağ’dan inen su, köyün orta yerinden, taşları yara yara, öyle güzel akıyor ki, görmelisiniz. Uludağ ile vadiler arasında kaldığından dolayı sıkışık/sıkışmış anlamına gelen “Kızık” olarak adlandırılıyor. Kızıkların, Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri olduğunu biliyoruz.

Köyde, şehirlilerin ilgisini ve dikkatini çekecek bir ayrıntı var: Kapılar açık! Kapı tokmaklarını fotoğraflayanlar, kapıların niçin açık olduğunu anlamlandırabiliyorlar mı?

Moloz, taş, ağaç ve kerpiçten yapılan rengârenk evler, genellikle iki, üç katlı olarak inşa edilmiş, üst katlarında, sokağa doğru çıkıntılı cumbalar dikkat çekici.

Bir çeşme başında mola veriyorum. İçtiğim suya bakıyorum, sonra gözlerim tabiatın yeşilliğine ilişiyor. Suya ve yeşile bakmanın sünnet olduğunu hatırlıyorum.

Birdenbire yerli turistlerden olduğu anlaşılan bir kadının, köylü çocuğa, “Buradan yol var mı” diye sorduğunu, çocuğunda “Var ama geri dönüyorlar” dediğini işitiyorum. Gülüşüyorlar.

Pekiyi, lâfta şehirliliğiyle övünenlerin “hafta sonu kaçamağı” bahanesiyle istilasına uğrayan bu köy, niçin merak uyandırıyor acaba? Gürültüsüzlükten dolayı şu bu vesaire, düşünmüyor, içine düştüğüm zamanın tadını çıkartıyorum; arada sırada zamanın dışına süzülerek…

Mezarlıkta zaman

Bir düşünür, üç şey daima sessizdir diyor: Düşünce, kader ve mezar. Ölü ziyareti sonrasında heybetli bir çınar ağacı ile karşılaşıyorum. Dilinden anlıyorsanız, hoş bulduk diyerek mukabelede bulunabilirsiniz. Bir ağaç türü olarak çınar ağacının, kültürel tarihimiz açısından ayrı bir yerinin olduğu malûm çünkü: Köklü, ihtişamlı ve uzun ömürlü…

Ölüm

Koca koca adamlar, böbürlene böbürlene anlatmakla meşgul; ölüme nasıl meydan okuduklarını, Azrail’le nasıl boğuştuklarını…

Paniklemeyin.

Öleceksiniz.

Gidenler ve kalanlar

Anılanlar, rahmetle anılanlar, hem rahmet hem de minnetle anılanlar.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.