istanbul yarimada

18 Eki 2012

Üzerinden Ağaç Geçen Yol

Yazan: AFŞİN SELİM

Dışarıdaki fevkalade manzaradan nasiplenebilmek için pencereyi açtı; çam ormanlarının kokusunu solumak niyetindeydi. Fakat makamına geldiğinde, daha evvel karşılaşmadığı bir sorun bekliyordu kendisini… Nereden bilsin, çevreyi düzenleme teşebbüsünden dolayı olacağını? Bilmeliydi. Büsbüyük devletin yetkilendirilmiş etkilisine, onu da biz hatırlatamazdık ya! İyi ama çevrenin düzenlenecek olması, niçin rahatsız etmişti birilerini? Halbuki malum çevre için ne uğraşlar verilmişti. Ah! Şu ağaçlar, dilleri olsaydı da, konuşsalardı. Hiç gecikmeden işkillendi: “Üzerimize oynuyorlar.” Meslek hastalığı nüksetmişti. Müşkül durumdaydı. Örgütlenmiş çevre hassasiyetinin üstesinden nasıl gelebilirdi? Demokrasilerde çare dedikleri vebanın tükenmeyeceğini hatırladı yine… Öncelikle makamında ağırladı itirazları. Düzenlenecek çevrenin kaynaklardaki karşılığına ilişti gözleri: Çam ve köknar ağaçlarının baskın oluşundan bahsedilmekteydi…

Ulusal ve yerel basında tartışmalar başlamıştı bile; pek çevreci örgütler, çevredeki çalışmaların incelenmesini talep ediyorlardı. Üzerine asfalt dökülmüş bir ağacın kökleri de sorun teşkil edebilirdi. Dolayısıyla, çalışmaların yerin altına doğru ilerlemesi, yerüstünde konumlanmış kasabanın asfaltlanmış yollarla olan kombinasyonu açısından mühimdi. Gerekli soruşturmanın gerçekleşebilmesi için ilgili mercie başvuruldu ve ama soruşturmaya uygun olmadığı bildirilmişti. Daha ne olsun: Örgütlü hassasiyete sahip çevre tutkunları, geri çevrilmiş bir gerekçeye sahip olmanın hazzıyla yetinebilmeliydi.

İnsan, yolunu bulmayagörsün; katlanamıyor heyecanına…

Bedeli henüz ödenmemiş olan neydi? Yol sonrası sıradakini bekledi herkes: Suyu ve elektriği… Fakat tabiatın tahrip edileceği kanısında olan çevreci örgütlere verilen cevap, homurtuları işitilebilir kılıyordu: “Ne kadar ağaç kesileceği ile ilgili net bir durum yok, uygulamaya geçecek bir plan şuan söz konusu değil,  sadece konuşma aşamasında, neticesi belli olmaz, yol yapılacaksa ağaç da kesilecektir…” Bir bildikleri vardı. O bildiklerini nereden bilecekti ahali? Mesela, her yıl yüzde ellisinden fazlası geri dikiliyordu ağaçların… Buna rağmen çevreci örgütlerin hırsını giderebilmek mümkün olmadı. “Sıkıntımızın” dedi, yetkilendirilmiş etkili, “Olacağını zannetmiyorum.” Eh, muhatabınızda anlayış olmayınca, yol için mecburen ağaçların da kesilebileceğini algılatamayabiliyorsunuz…

Söz konusu ağaç olunca, yaşananlar katliam değil, çevre düzenlemesi olarak yerleşiyordu zihinlere. Hattâ ağaçların niteliksiz olduğundan bahsedilebiliyordu da. Miras olarak görülmesinden dolayı olabilir miydi? Emanet bilememek, böylece, yükümlülükten arındırıyordu ilgilisini…

Mutlu sona yaklaşmak üzere olanları yeni bir sürpriz bekliyordu artık: Mesele hakkında yargı yolu açılmış, her an herkesin hep birlikte yargılanabilme ihtimali oluşabilmişti. Her meselenin bilirkişisi olsaydı, kim bilir, ne şahane bir ülkede yaşıyor olacaktık. “Bilirkişi raporu” hazırlanmıştı; erişebiliyorsan ne âlâ…  Ne raporlar gördük, zaten yoktular! Gelelim hesapta olmayan sürprize muhatap olmaya: Birkaç yüz metre uzaklıkta bulunan tuvalet bağlantılarının kanalizasyona değil de, fosseptik çukuruna bağlanması, oradan sızan suların göle karışması, gölün de kirleniyor olması… Bilirkişiyi yeterince yıldırmıştı. Hazırlanan raporda bu tuvaletlerin kolektör hattına bağlanması eleştirilmekte, göle karışan sızıntıların gölde ekolojik bir denge oluşturduğu belirtilmekte ve ekolojik çevrenin zarar gördüğü iddia edilmekteydi… Nasıl ama, kafalar kıvamını buldu mu?

Birdenbire, eşsiz tabiatın içine sinerek kamufle olan yetkilendirilmiş etkilinin sesi işitildi: “Bittiğinde çok güzel olacak, tabiat hepimizin tabiatı, beklediğinize değecek, bizi izlemeye devam edin, provokatörlere aldırmayın…” O arada, dozerler, yolu biraz daha geniş tutulabilmenin meşguliyetindeydiler. Hafriyat hafriyat üstüne… Bir an evvel yalancılar hakkında soruşturma başlatılmalıydı. Kökünden sökülen ağaçların kesildiğini iddia ediyorlardı çünkü…

Örgütlenmiş çevre hassasiyeti bir yana, kasaba ahalisi müşterek bir kabulde buluşabilmeliydi: “Dört tarafımız turistlerle çevriliyken, yolların en güzeli hakkımız…” Devletle halkı kaynaştıracaktı bu yollar. Manşetten verilecekti haberi… Ağaçlar kütük olacaktı. En mühimi de, protokol sakinleri, hep birlikte aynı kareye sığabilecekti; protokol talimatnamesine uygun olarak… Allah, kem gözlerden korusun! O esnada, enteresan bir uğultu yığılıvermişti kalabalığın üzerine: “Hiç kimse vazgeçilmez değildir, kalıcı olan makamlarımızdır, biz gideriz, bir başkası gelir, bizim burada olmamız ahalinin menfaatinedir, yukarıdan aşağıya istifa edip de düşman sevindirmeyeceğiz…”

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.