Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

8 Nis 2012

Ülkücülerin Kürt Politikası Nedir?

Yazan: İKBAL VURUCU

 

Son dönemlerde Ülkücüler “Kürt sorunu” bağlamında gündeme sık sık getirilmeye başlandı. Önce gazeteci Mümtazer Türköne, büyük bölümü “ülkücü”lerden ve “eski ülkücü”lerden ve Kürtçü diyebileceğimiz çizgideki İslamcılardan oluşan bir grup aydınla Kürt sorunu üzerine söyleşi gerçekleştirdi. Kitabın adı, “Türküm Vicdanlıyım Kürt Sorunu – Türk Aydını”. Eserin, “Kürtlerin” muadili olarak konumlandırılan Türkleri ne ölçüde temsil ettiği tartışmalı olsa da dikkat çeken husus söyleşi yapılan ülkücülerin kitapta çoğunluğu oluşturmasıydı. Elbette bunun bir anlamı vardı. Ve sadece bir kitap işlevinin dışında Ülkücü Türk milliyetçilerinin muhatap olduğu psikolojik bir operasyonun küçük bir parçasıydı. Sonrasında ise bir grup AKP ideologu liberal aydının yürüttüğü ankette ülkücülerin ana dilde eğitime sahip çıktığı ve karşı olmadıkları bilgisi gündeme getirildi. Elbette bütün bu çalışmaların Yeni Türkiye’nin anayasasının yapımından bağımsız olması düşünülemez. Milli Eğitim Bakanı’nın Kürtçe eğitime ışık yakan açıklamalarından sonra bu haberlerin gündeme gelmesi tesadüf değildi. Çünkü epey zamandır hükümetin Kürt açılımında mesafe katettiği biliniyor. Fakat Açılımın esas uygulama sahasına inmesinin yani özerklik ve ana dilde eğitim gibi sert tepkilere sebep olacak bölümü için Ülkücülerin ikna edilmesi gerektiği düşünülmektedir. AKP’nin veya Yeni Türkiye’nin stratejik akıl üreticileri Ülkücü Türk milliyetçilerinin “ikna” olmamaları durumunda Kürt Açılımından istenilen sonucun alınamayacağını biliyorlar. Ve bunun içinde hedefinde ülkücülerin bulunduğu yoğun bir psikolojik operasyona başlandığı görülmektedir.

 
Ülkücü olarak kendini tanımlayan bir sitede yazarlık yapan ve ayrıca Türköne’nin bahsettiğimiz kitabında da söyleşisi bulunan Sayın İsmail Türk, “Ülkücülerin Kürt Politikası Nedir?” başlıklı kısa bir not yayınladı. Bu notta kısaca, “Ülkücü hareket ezberleri bozmalı, her hadiseye çözüm üretmelidir” demekte ve “Kürtçe eğitime karşıysak, ne için karşı olduğumuzu, Bunun Türklere ve Kürtlere faydasını ortaya koymamız gerekmiyor mu?”[1] diye sorarken hükümetin amaçladığı tarz ve içerikte bir sorgulamanın gerçekleştirilmekte olduğu görülmektedir. En azından kısa yazının başlığı bu noktada dikkat çekici. Genç ülkücü yazarlarımızdan Metehan Çağrı da bir konferansta “şu an MHP’nin iktidar olmasını istemem, çünkü Kürt sorununa bir çözüm önerisi yok, AKP’nin hiç değilse bir çözüm önerisi var, bu sorunu çözmek için çaba sarf ediyorlar” diyen Sayın Erol Göka’yı şu sözlerle eleştirmektedir: “Evet, MHP’nin “Kürt Sorunu(!)” için bir çözüm politikası yoktur ve olmamalıdır da. Çünkü bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur, Kürtçülük sorunu vardır. Bu tespiti doğru yapmadan atılacak her adım yanlış olacaktır. Yıllarca PKK sorunu, terör sorunu yaşayan bu ülke bugün Kürtçülük sorunu yaşamaktadır. Bu sorunun çözülmesi yönündeki ilk adım PKK terörü ile mücadele etmektir. PKK ile mücadele ederek bölge insanımız üzerindeki terörist baskısı kırılmalıdır. Bizim insanlarımız bölünmeyi istememektedirler. Ayrılık istememektedirler.”[2] Çağrı, işin bam teline dokunmuştur. Evet bir Kürt sorunu değil Kürtçülük sorunu vardır.[3]
 
Bu makaledeki başlık bir Türk milliyetçisinin kullanamayacağı bir ifadedir. Çünkü bu iki kavramın yan yana gelmesi yaz ve kışın aynı mekanda aynı anda yaşanması ihtimali kadar imkansızdır. “Kürt sorunu” karşısında Ülkücü Türk milliyetçilerinin politikasının ne olduğu yönündeki sorular sık sık siyasi polemiklere konu olmaktadır. Konuyla ilgi geniş bir çalışmamızı yaklaşık üç yıl önce yazmamıza rağmen “talihsiz bir kitap” olarak hala basılmayı beklemektedir. Türk milliyetçilerinin bir “Kürt Sorunu” olabilir mi? Soruya cevap aradığımız talihsiz kitabımız dışında yakın zamanda çıkan “Nominalist Aydınların Soy Kütüğü1: Terör Üzerine Bir Analiz” kitabımızda da konuya değinilmiştir.
 
Ülkücü Türk milliyetçileri hakkında toplumda yaratılmaya çalışılan olumsuz algı da konumuz itibariyle önemlidir. Çünkü Türk milliyetçilerinin Kürt düşmanı, saldırgan, şiddet yanlısı bir grup gibi gösterilmeye ve şiddetle özdeşleştirilmeye çalıştırılması bir olgu olarak Türk milliyetçiliğinin anlaşılmasında engel oluşturmaktadır. Ülkücüler hakkında engel teşkil eden zihnî bariyerler aşıldıktan sonra Türk milliyetçiliğinin tarihi, işlevi, mahiyeti yerli yerine oturacak ve “Kürt sorunu” olarak tanımlanan sorun alanının anlamlandırılması ve tanımlanması konusunda belli bir bakış açısının yakalanması kolaylaşacaktır.
 
Kavramlara İçkin Zihniyet Örüntüleri
 
Toplumsal veya siyasal nitelikli bir sorunun ifade edildiği kavramlar seti, sorunun mahiyeti ve yöntemi konusunda da bir fikir verir. Her kavram belli bir tarihselliğe ve sosyo-politik arka plana sahiptir. Tarihten, toplumdan, kültürden bağımsız bir kavram söz konusu değildir. Kullanılan kavramlar seti ele alınan sorunun formu hakkında bize bilgi verirken bu sorunun çözüm zeminini de dayatır.
 
“Kürt sorunu” kavramı öncelikle varlığı kabul edilen sorun alanının “etnik” niteliğine vurgu yapar. Yani “Türkiye’de Kürt sorunu vardır”, demek, etnik veya kolektif merkezli bir sorun var, demektir. Etnik bir sorun tespitinin bir başka boyutu da var olan sorunu tekli bir alana indirgemesidir. Bu aynı zamanda sorunun demokratik zihniyetin ve kültürün dışında da yer aldığı anlamına gelir. Çünkü doğudaki bütün vatandaşlar Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşı olarak eşit haklara ve görevlere sahiptir. Seçimlerde bağımsız bir biçimde bütün demokratik hakları kullanabilmektedirler. Etnik-ırk temelinde bir sorun ise aidiyete bağlı sorunlardır ki çözümü de ancak bu kategoride mümkündür. Aidiyet toplum içinde yaşamaktan kaynaklanan kendini ifade ediş biçimi yani kimlik olarak “sorun” olmamakla birlikte Kürt sorunu kavramının tekabül ettiği bağlam siyasi bir sorun olmasıdır.
 
Türk Milliyetçilerinin “Kürt Sorunu”nun Çözüm Önerisi Ne mi?
 
Modern toplumun post-modern yaklaşımlar karşısında eleştiriye uğradığı yönü düzen, birlik ve bütünlük konusundaki pratiğidir. Toplumsal entegrasyon bu bağlamda modern devletlerin ve toplumun birinci önceliğidir. Farklı siyasi, kültürel, ekonomik, akademi vb. kurumların üzerinden yürütülen entegrasyon demokrasinin de işlerlik kazandığı koşulların başında gelir. Her ne kadar çok-kültürcülük Türkiye’de toplumun etnik, dini, mezhepsel kompartımanlara bölünmesi, ulus-devletin tasfiyesi şeklinde algılansa ve gündelik yazın ve akademik çalışmalarda böyle yer alsa da demokratik Batı devletlerinde entegrasyonun bir biçimi olarak tecessüm etmektedir. Zaten son yıllarda Batıda çok kültürlülükten vazgeçildiğinin açıkça ilan edilmesi de çok-kültürcülüğün toplumun entegrasyonundaki başarısızlığıdır.
 
Türk milliyetçilerinin sadece özelde “Kürt sorunu”na değil bütün etnik, dini ve mezhepsel sorunlar karşısındaki tavrı nettir. Bu tavır, milli devletten kaynağını alır. Milli devlet ise meşruiyetini insanlık tarihinin geçirdiği birlikte yaşama tecrübesinin bugün geldiği şartlardan alır. Dünya siyasi-toplum tarihinin icat ettiği şimdilik en yetkin cevap niteliği milli devlet ve millet formudur. Türk devlet geleneğinde anlamını bulan kişioğlunun kutsallığı anlayışıyla modern devletin birleşiminden ortaya çıkan milli devlet formu cumhuriyetle birlikte yeniden yani modern devletin unsurlarıyla ve kurumlarıyla yapılandırılmıştır. Millet-devlet ideolojik boyuttan toplumsal alana kadar bütün alanları kapsayan bir projedir.
 
Bugün sorun milli devletten değil milli devlet olamayışımızdan kaynaklanmaktadır. Ülkenin yurttaşları hala ortak bir normlar ve değerler sistemiyle donanmamışsa, hala resmi dili bilmeyen milyonlardan bahsedebiliyorsak burada milli devletin çöküşünden veya başarısızlığından söz edemeyiz. Gerek entelektüel-akademik ve gerekse ekonomik kaynakların kıtlığına rağmen Atatürk’ün Türk devlet geleneğindeki kurucu karakterinin tecessümü ile hayat bulan Türkiye Cumhuriyeti, kendisinin ölümünden sonra Türk kültür ve siyasal kodlarından ayrılmaya başlamıştır. 1944 yılında da Türk milliyetçiliği Türkiye Cumhuriyetinin ideolojik ve siyasal sistemi olmaktan çıkmıştır. Türk milliyetçiliğinin tasfiyesi milli devletin de tasfiyesi anlamına gelmiştir. Sadece form olarak milli devlet özelliği gösteren Türkiye devletinin bu niteliği bugün pek çok sorunun olduğu gibi etnik sorunların da kaynağını oluşturmaktadır.
 
“Kürt sorunu”nun çözümü karşısında Türk milliyetçilerinin üretecekleri tek şey vardır o da milli devletin yeniden yapılandırılmasıdır. Bunun önünde iki yol vardır. Birincisi, mevcut Türkiye cumhuriyeti sınırları içinde milli devleti yeniden yani hem ideolojik düzlemde hem de kurumsal anlamda yeniden inşa etmektir. İkincisi de, Birleşik Türk Devletleri projesiyle AB gibi daha üst zeminde bir süper milli devlete evrilmesi yönünde çaba sarf etmektir.
 
Milli devlet, her türlü etnik, mezhepsel, dini, cinsel nitelikli sorunların çözümü karşısında ortaya çıkmıştır. Yani söz konusu farklılıklar toplum içinde bir çatışmaya kaynaklık ediyorsa çözüm yöntemi olarak bu çatışma unsurlarının giderilmesi düşünülür. Bu durumda Kürt olmak, Çerkez olmak, Alevi olmak devletin imkânlarından faydalanmaya bir engel teşkil ediyorsa ve bu ilişki biçimi eşit olarak hak ve özgürlüklerin faydalanmasını önlüyorsa buradaki sorun farklılıkların derinleştirilmesi değildir. Başka bir deyişle eğer asimilasyon amaçlanan veya hedeflenen bir çözüm yöntemi değilse ve farklılıkların kendi özgülüklerini koruyarak devlet ve toplum karşısında bir eşitlik talebi varsa bu sorun ancak bir üst kimliğin inşasıyla aşılabilir.
 
Modern yani milli devlet de bütün bu farklılıkların çatışma unsuru olarak milyonlarca insanın ölümüne sebep olması karşısında tarihi koşullarda meydana çıkan çözüm tekniğidir. Bu demek değildir ki milli devlet toplumun karşılaştığı bütün sorunlar karşısında tartışmasız tek çözüm yöntemidir. Elbette değildir. Fakat şimdilik en işlevsel ve uygulanabilir çözüm tekniği olarak milli devlet hala öne çıkmaktadır.
 
“Kürt Sorunu Ne Demektir?”
 
Sorununun çözüm çerçevesini böylece belirledikten sonra hemen vurgulamak zorunda olduğumuz husus Türk milliyetçilerinin terör ve “Kürt sorunu” ile Kürtler ve PKK arasında bir özdeşleşmeye veya böyle bir algıyı besleyecek kategorileşmeyi kabul etmelerinin kendi varoluş biçimlerine aykırılık gösterdiğidir. “Kürt Sorunu” kavramının bir sorun tespitinin adı olarak kabulü, kavramı ortaya atan zihniyetin “sorun tespiti” ve “sorun çözümü önerisi” çerçevesinde bir anlama, anlamlandırma ve açıklamanın kabulü demektir. Bu noktada “Terör sorunu” veya “Kürt Sorunu” kavramları basit birer adlandırma değil, siyasal, kültürel, tarihsel ve toplumsal açıdan büyük bir yaklaşım ve yöntem farklılığına içkin kavramlaştırmalardır.
 
“Kürt sorunu” tespitine katılım veya onay Türk milliyetçilerinin kendi epistemolojik ve ontolojik kabullerine bir aykırılık vasfı taşır. Çünkü Türk milliyetçileri açısından Türk milleti ve Türk kimliği Türkiye’nin tarihi coğrafyasını da kapsayıcı bir biçimde etnik kimliklerin üstünde ve bunların hepsinin katılımıyla ortaya çıkmış olan bir kimliktir. Türk, bütün bu farklılıkların üzerinde kapsayıcı bir kimliktir. Bu bağlamda Türk-Kürt gibi kategorileştirmeler ne tarihi ne de toplumsal gerçeklikle bir uyum içindedir. Kürt’ün muadili bu düzlemde Afşar, karakeçili, Yörük’tür. Başka bir deyişle Türk kimliği Kürt, Türkmen, Çerkez, Oğuz, Laz, Karakeçili, Pomak, Boşnak gibi bütün etnik grupların üstünde bir kimliktir. Şayet Türk kimliği bugün bu vasfını kaybetmeye başladığı yönünde bir kaygı veya tespit varsa Türk milliyetçilerine düşen görev yeniden Türk kimliğini kapsayıcılık işlevini verdirme yönünde çalışmaktır.
 
Türk kimliğinin tanımlanmasındaki nesnel ölçütlerin belirlenmesi bu süreçte faydalı olabilir. Türk kimliği, bünyesine dahil ettiği kültürel-toplumsal unsurları kültürel bir zeminde yeniden yaratmıştır. Türk kültürünün bu vasfı farklı etnik ve dini unsurların sorunsuz olarak kendilerini Türk kimliğinin bir mensubu olarak görmelerini sağlamıştır. Türk tarihinin özgül niteliği, devlet kurucu bir irade vasfı da Türk kimliğine mensubiyeti kolaylaştıran etkenler olmuştur. Batıdaki milliyetçiliklerin varoluş biçimleri etnik-ırki bir karakter taşırken Türk milliyetçiliği de bu formda tahayyül edilmiştir. Bu anakronik durum Türk milliyetçiliğinin tarihi ve sosyolojik gerçekliği ile örtüşmez. Çünkü, Türk Milliyetçiliği’nin doğuşu ve oluşumu sürecinde Osmanlı Devleti’nin toplumsal ve kültürel yapısındaki çeşitlilik, Türk Milliyetçiliği’nin yapısal ve işlevsel niteliğine belirleyici etki yapmıştır. Bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin bu etno-kültürel ve dini farklılıklarının değişkenliği de Türk Milliyetçiliği’nin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tevarüs eden kapsayıcılık ve esnek yapısının sürekliliğinde etkili olmuştur.[4] Yani Türk Milliyetçiliği, gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet siyasi sisteminde tek bir etnik eksende sabite kazanmamış, aksine mevcut farklılıklar zemininde kendini inşa etmiştir. Bu da ideolojik yapısındaki dinamikliğin kaynağını teşkil etmektedir.
 
Sorunlar Ortaktır
 
Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki temel engellerin başında insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin yeterince yerleşmemesi ve temel davranış ve düşünüş biçimi haline gelmemesi vardır. Yani insan hakları sorunu bu bağlamda Türkiye’nin sadece belirli bölgelerine mahsus değildir. Ülkenin bütününe sahiptir. İnsan hakları ihlalleri mağdurlarını etnik bir kategoride tanımlamak sağlıklı sonuçlara bizi götürmez. Bireysel düzlemde sorunun ele alınması sorunun mahiyetinin anlaşılmasında belirleyicidir. İnsan hakları sorunu sistemden, bürokrasiden ve siyasal elitlerin topluma olan yabancılaşmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımızın karşılaştığı problemlerin her biri kendilerine özgü değil bütün Türkiye’yi kapsayan sorunlardır. Sorun demokrasi sorunuysa bu belli bir bölgenin değil bütün Türkiye’nin sorunudur.
 
Sonuç Olarak
 
Konuyu toparlayacak olursak, Türk milliyetçileri için etnik temelli bir “Kürt sorunu” yoktur. Bölücü terör sorunu vardır. Bölücü terörü meşrulaştırmaya çalışan liberal, solcu ve İslamcılardan müteşekkil Kürtçü seçkinlerin varlığı Türkiye’nin gerçeğidir. Kürtlerle PKK aynı ve eşit değildir. Terörü, Kürtler değil, farklı ülke vatandaşlarının oluşturduğu ve AB’den Barzani’ye kadar uzanan çizgide uluslararası bir destek ağına sahip ırkçı terör örgütü PKK gerçekleştirmektedir. Bölücü terör sorununu “etnik sorun” olarak teşhis etmek milli ve üniter yapının önce federasyona ve daha sonra da bölünmeye kadar giden genişlikte çözüm biçimlerini beraberinde getirir. Etnik bir tanımlamaya bağlı sorun tespiti bütüncül, birleştirici bir dil kullanımını daha baştan reddediyor demektir. Bu noktada Ülkücü Türk milliyetçileri içe kapanık, korku ve öfke saçan, tepkici dili terk etmelidir. Türkiye merkezli değil Türk Dünyası merkezli yeni bir dil inşa edilmelidir. Bu dilin hegemonyası için STÖ, KİA ve diğer kontrol mekanizmalarının oluşturulması, hedef birliğinin sağlanması gereklidir. Etnik sorunlar karşısında Türk milliyetçilerinin cevabının her zaman bulunmasına ve hatta haklılığı defalarca tescillenmesine rağmen söyleyecek sözü yokmuş gibi bir görüntünün ortaya çıkması düşünen beyinlerinin “oyunda oynaşta” olmasıdır. Daha da önemlisi sorun “devlet”e olan sonsuz güvendedir.
 
[1] İsmail Türk, “Ülkücülerin Kürt Politikası Nedir?”, http://www.habererk.com/haber/23399/ulkuculerin-kurt-politikasi-nedir.html
[2] Metehan Çağrı, “Prof. Dr. Erol Göka’ya İtirazlar”, http://www.sozkonusu.net/prof-dr-erol-gokaya-itirazlar.html
[3] Sayın Devlet Bahçeli’ye karşıtlığıyla bilinen ve eskilerden ülkücü sayın İsmail Türk’ün “Türklere ve Kürtlere….” Diye kurduğu terkibin Ülkücü Türk milliyetçiliğinin varoluşuna bir meydan okuma olduğunun fakında olmaması ve buna karşın öğrencilik yapan genç bir yazarın kavramları kullanırken gösterdiği özen Ülkücülerdeki kafa karışıklığını göstermesi açısından kayda değer olduğu gibi Ülkücü Türk milliyetçiliğinin epistemolojisine ve ontolojine olan kavrayıştaki “nesil” farkını göstermesi açısından da önemlidir.
[4] Azmi Özcan, bu sürekliliği “Tanzimat’ın Osmanlı milleti tanımı yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dahilinde yaşayan herkesi içine alan ‘Türk milleti’ tanımıyla yeni döneme de intikal etti” diyerek vurgular. Bkz: “Osmanlıcılık”, TDVİA, Cilt: 33, İstanbul: 2007, s. 485-487.
 

Geçmiş Yazılar

Yorumlar

  1. Birkaç nokta dışında, Türkçü kimseyi memnun edecek bir makale olmuş, ellerinize sağlık.
    Kürtler ve pkk’nın özdeşleştirilmemesi noktasında Türkçüler ile anlaşmanız imkansız sanırım. Pkk’nın siyasi ayağı olan Bdp’nin ve yine Kürtçülüğe hizmet eden Akepenin Kürtlerden aldığı oy oranı ve Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerdeki vaziyet mâlûm.
    Gerçek şu ki; Kürtler ile sağlıklı bir gelecek mümkün olmayacak artık. Azınlıklar ile kardeşçe yaşayacağımız bir sistemin inşası yerine, azınlıklara rağmen nasıl yaşarız diye bir sistem inşa etmemiz lâzım. O da; ancak kan bilincinin temel alındığı bir milliyetçilik ile mümkün olur.

     

    Aslıhan Yılmaz