Yarimada Silueti

10 Eyl 2012

Türkiye’nin Kalbinde Dünyanın Bir Ucunda: Arakan

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Türk dış politikasının iç siyasette yoğun bir şekilde konuşulur hale geldiği bir dönemdeyiz. Bölgesel krizler, rejim değişiklikleri, değişen küresel parametrelerin kurulu düzenlere etkisi gibi tesirli pek çok gelişmenin uzun sayılamayacak bir zaman diliminde cereyan ediyor olması Türk dış politikasının yeni tasarımı ile birleşince ortaya alışık olunmayan bir tablo çıkıyor. Bu tablonun merkezinde yeniden şekillenen eski dünya, özelde İslam coğrafyası yer alıyor. Tunus ile başlayan sürecin Suriye’de sancılı bir biçimde devam etmesi ve Türkiye’nin rejim karşıtı muhaliflere verdiği açık desteğin artarak sürmesi iç politikada iktidara yöneltilen eleştirilerin dozunu arttırmakta. Son günlerde Türkiye’nin “sınırlı” kapasitesini kendi meselelerini çözmek yerine çevre coğrafyalara müdahil olmak için kullandığı yönündeki eleştirilerin yeni halkasını Arakan oluşturuyor.1 Tipik bir Güneydoğu Asya ülkesi olan ve askeri bir rejim tarafından idare edilen Myanmar’ın(Burma) Kuzey Batısında yer alan Arakan’da kökeni uzun süre öncesine dayanan etnik-dini temelli olaylar süregelmekte. 60 milyonu aşkın nüfusu olan Burma’da nüfusun %4’ünü oluşturduğu düşünülen Arakan Müslümanlarının yoğunlukla bulunduğu Arakan bölgesi  676.000 km2’lik Burma’nın 50.000 km2’ini kaplamaktadır. Bilinen tarihi milattan önce 3. Yüzyıla uzanan Arakan’ın Müslümanlaşması 8.yüzyılda Arap tüccarların bölgeye ulaşmasıyla başlamış, 15. asırda Arakan Kralının İslam’ı kabulüyle Arakan’da Müslümanlığın etkisi artmıştır. 1784’de Britanya’nın Burma’yı işgale başlaması ve 1826’da tüm ülkeye hâkim olması sürecinde budist Rakhineler ve Müslüman Roghinyalar ciddi baskılarla karşılaşmışlardır.

İngilizler Burma’yı Hindistan’a bağlı bir sömürge eyaleti haline getirdikten sonra özellikle Arakan bölgesine Bagladeş ve Hindistan’dan Müslüman işgücü yerleştirmişlerdir. Budistlerle Müslümanlar arasındaki ilk çatışmaların başlangıcı Budist Takin hareketinin İngiliz işgaline karşı mücadelede ülkedeki Müslümanları da hedef alması nedeniyledir. 1930’ların sonunda yönetime hâkim olan Takin hareketinin Burma’ya ülke dışından getirilen Müslümanlara karşı gerçekleştirdikleri baskılar ve şiddet sebebiyle ülkede bulunan Hindistan ve Bangladeş kökenli Müslümanların önemli bir kısmı birkaç yıl içerisinde ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Burma’ya ülke dışından gelen Müslümanlar tehcir edildikten sonra bölgenin kadim halkı olan Müslüman Rohingyalara karşı Budist Rakhinelerin saldırıları ve sistemli baskıları artmıştır. 1938 Arakan katliamı ve 1942’deki Minbya katliamı(bazı kaynaklara göre 150.000 insan katledilmiştir.) bilinen ilk toplu Arakan katliamları olarak kabul edilmektedir. Kadın ve çocukların da hedef alındığı bu katliamdan 5 yıl sonra 1947’de yeni katliamlar başlayınca Arakan Müslümanları(Roghinyalar) bazı silahlı direniş grupları oluşturmuşlar ve bölgelerini koruma yoluna gitmişlerdir. 1954 yılında Burma ordusu düzenlediği geniş çaplı operasyonla silahlı Müslüman grupları büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Varlıklarını sürdüren küçük çaplı bazı silahlı gruplarda 1959’da Burma yetkililerinin siyasi çözüm vaadi üzerine silahlarını bırakmışlardır. 1962’de gerçekleşen askeri darbe Arakan için zorlu bir dönemin de başlangıcı olmuştur. Darbeye kadar baskılara rağmen iktisadi bir güç olan Müslümanlar darbe yönetiminin özel Arakan politikasının sonucu olarak iktisadi hayattan soyutlanmışlar, eğitim, seyahat, devlet görevlisi olma gibi temel hakları büyük ölçüde ellerinden alınmıştır. Devlet tekelinde olan basın kuruluşlarında Arakan Müslümanlarının Burma’nın yerli halkı olmadığı iddiaları yoğun bir biçimde dile getirilmiş, Budist Rakhinelerin saldırıları güvenlik güçleri tarafından himaye edilmiştir. 1978 yılında Burma hükümetinin başlattığı geniş kapsamlı gözaltı ve göç ettirme harekâtı neticesinde 300.000 civarında Arakanlı Bangladeş’e sığınmak zorunda kalmıştır. Bangladeş’e yönelen Arakanlı göç dalgaları fasılalarla devam etmiş, göç eden Arakanlıların yerine -Burma hükümeti tarafından-  dağlık bölgelerdeki Budist topluluklar yerleştirilmiştir. Bölgeyi müslümanlardan “arındırma” çalışmalarının bir parçası olarak Arakan’ın adı Rakhine, başkenti konumunda olan Akyab şehrinin adı da Sitve yapılmıştır. 1982 tarihli vatandaşlık kanunu ile yerli halklar arasında kabul edilmeyerek “yabancı” olarak tanımlanan Arakan Müslümanlarının vatandaşlık hakları da ellerinden alınmıştır. Burma yönetiminin katı baskı rejiminin ülkedeki Hristiyanlar içinde pek çok zorluğa neden olduğunu söylemek mümkündür. İlaveten askeri rejime destek vermeyen yüzlerce Budist rahibinde tutuklu bulunduğu bilinmektedir.

Arakan’dan göç etmek zorunda kalan yüz binlerce insan ağırlıklı olarak Bangladeş, Suudi Arabistan, Malezya ve Pakistan’da bulunmaktadır. Zor koşullar altında Bangladeş’te barınmaya çalışan Arakanlılar, Bangladeş devletinin imkânlarının yetersizliği gerekçe gösterilerek  ülkelerine dönmeye zorlanmaktadır. Birleşmiş Milletlerin gözetimindeki mülteci kamplarında yaşayan az sayıdaki Arakanlı da kısıtlı yardımlarla yaşamlarını sürdürmektedirler.

Arakan’ın Türkiye gündemine gelmesine ve Dışişleri bakanı ile birlikte başbakanın eşi ve kızının da bulunduğu bir heyetin Burma’ya ziyaret gerçekleştirmesine2 neden olan olaylar 3 Haziran 2012’de 10 Arakanlı müslümanın Budistlerce öldürülmesi sebebiyle Arakanlıların düzenlediği protesto gösterilerinin güvenlik güçlerince oldukça sert bir şekilde bastırılması üzerine çıkmıştır. Burma yönetimi gösterilere karıştıkları ve karışanları sakladıkları gerekçesiyle 300’ün üzerinde köye baskınlar düzenlemiş, Budist Rakhinelerin de Arakanlılara saldırması üzerine bağımsız kaynakların belirttiğine göre 1000’in üzerinde Arakanlı öldürülmüş, binlercesinden ise haber alınamamaktadır. On binlercesi de Naf nehri ve Hint okyanusu güzergâhından zorlu koşullarda Bangladeş’e göç etmek durumunda kalmıştır. Bangladeş hükümetinin mülteci kabul etmeyeceğini açıklaması nedeniyle bu ülkeye normal yollardan giremeyen on binlerce Arakanlı sınır boyundaki ormanlarda hayatlarını sürdürmek mecburiyetinde kalmıştır. 3

Bugün Arakan’da Müslüman halk devlet memuru olamamakta, betonarme ev yapamamakta, kendi yerleşim biriminin dışına serbestçe seyahat edememekte, telefon ve motorlu taşır sahibi olamamakta, sağlık hizmetlerinden yararlanamamakta, son yirmi yıldır ibadethane inşa edememekte ve pasaport alamamaktadırlar.

Bangladeş’te  BM tarafından resmi mülteci kampı kabul edilen Nayapara’da 10.000, Leda’da 13.000 Arakanlı bulunmakta, gayrı resmi Kutupalang kampında ise 95.000 kişi diğer kamplardan çok daha kötü şartlarda yaşamaktadır. Bunların dışında son göç dalgasıyla sayıları 100.000’in üzerine çıktığı tahmin edilen Arakanlı da anılan kampların dışındaki ormanlık alanlarda, her türlü yardımdan yoksun bir şekilde barınmaya çalışmaktadır.

İşte Türkiye Dış işleri Bakanının başkanlığında geniş katılımlı bir heyet yukarıda kısmen izah etmeye çalıştığımız bu bölgeye önemli bir ziyaret gerçekleştirdi. Myanmar devlet yetkilileriyle sorunun çözümü ve insani yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konularını da içeren üst düzey görüşmeler gerçekleştirdiler.  I. Dünya Savaşı sırasında esir alınarak İngilizler tarafından Arakan’a götürülen ve orada şehit olan binlerce Mehmetçiğin kabirlerini de ziyaret ettiler. Davutoğlu’nun ifadesiyle “biz geldik!” dediler. Evvel gidenden de ahir gidenden de hoşnuduz vesselam…

______________________________

Bu konudaki eleştirilere bir örnek için bkz.: “Arakan’a ziyaretin gereği var mı?”, Cüneyt Özdemir, Radikal, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1096743&CategoryID=97

2   “Myanmar’a kardeş eli” , http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/08/10/myanmara-kardes-eli

3   “Ethnic Cleansing in Myanmar”, http://www.nytimes.com/2012/07/13/opinion/ethnic-cleansing-of-myanmars-rohingyas.html?_r=1

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.