Yarimada Siluet

22 Ara 2011

Türkiye’de PKK Terörü Biter mi?

Yazan: İKBAL VURUCU

Gazetelerde son günlerde PKK’ya karşı şimdiye kadarki en büyük darbenin indirildiğini ve PKK karşısında tarihinin en başarılı mücadelesinin yürütüldüğü yönünde yorumlar sık sık yer almaya başlamıştır. PKK ile mücadelede iletişim eksenli yeni bir konseptin kabul edildiği yönündeki yorumlarda gözle görülür bir artış söz konusu. “Terörle mücadelede yeni silah: iletişim” diye başlıklar atılıyor. Bu doğrultuda “insaniliğe” vurgu yapan görüntüler medyada yer almaya başladı. Görüntüler içinde, etkisiz hale getirilen teröristlere güvenlik kuvvetlerinin davranışını gösteren mesela, üşüyen bir teröriste askerin parkasını vermesi, mağarada saklanan teröristlerin teslim olmalarını sağlamak maksadıyla ikna edilmeye çalışılması, bir terörist çocuğa babacan tavırlarla şefkatle davranması dikkat çekici ve etkileyici olmuştur. Haberlerin sunuluş biçiminde gözlerden kaçmayan nokta ise “eskiden yapılmayan” bu “yeni mücadelenin” şimdiye kadarki en “kararlı” ve “etkili” biçimi olduğuna yapılan vurgudur.

Güvenlik güçlerinin 1990-2000 arasında PKK’yı yendiği en alt seviyeye düşürdüğü gerçeğinin siyasi polemiklere kurban edilmekte olduğu da başka bir gerçekliktir. “Yeni mücadele”nin varlığıyla ilgili bir diğer intiba da KCK ile mücadeledir.[1] Peki gerçekten PKK ile son yılların en büyük mücadelesi mi yürütülüyor? Artık PKK’nın sonu geldi mi? Bu soruların cevabını PKK’nın ne zamandan beri bitmiş olan eylemlerine yeniden başladığı ve nereden nereye gelindiği gibi bir muhasebe bu konuyla ilgili sağlıklı bir analiz için faydalı olabilir.

Önce şu tespiti yapalım, 1992-1997 arasında verdiği sert ve tavizsiz mücadele ile sayıları 10 bini aşan PKK’lı teröristleri, Sivas-Ağrı-Hakkâri-Osmaniye arasındaki iki Yunanistan büyüklüğünde geniş bir alanda yenerek temizleyen Türk Ordusu 2004 sonrasında neden terör ile mücadelede 1990’lı yıllarda kazandığı başarıyı kazanamıyor? Subaylar daha az mı cesur? Askerler daha mı yeteneksiz? Yoksa ordu yeni ve yanlış bir strateji mi benimsedi de ortaya böyle bir sonuç çıkıyor? Hiç birisi değil. Subaylar 1990’larda çarpışan komutanları kadar cesur. Askerler bırakın “az eğitimli falan” laflarını, 1990’lı yıllarda PKK’yı perişan eden ağabeyleri gibi aldıkları eğitim ile PKK’nın canını okuyacak kadar bu işi biliyorlar. Ordu’nun da stratejisi, eğitimi değişmedi. Üstelik kullandıkları silahlar 1990’lı yıllardan daha iyi.[2] O zaman sorun nerede?

Başlığımızdaki sorumuzun cevabını hemen verelim. Türkiye’de terör bitmez. Çünkü, siyasi irade ve bir bütün olarak karar vericilerde PKK’nın bitirilmesi konusunda net, açık ve tavizsiz bir kararlılık söz konusu değildir. Bu kararsızlığın bilişsel arka planında bölücü dinamiklerin ve entelektüel destekleyicilerin “demokratikleşme” adına yürüttükleri propagandanın yarattığı bir inançsızlık, kararsızlık, ne yapacağını bilememezlik vardır. İdeolojik kabullerdeki farklılıklara rağmen sorunların kabulündeki ortaklıklar aynı zamanda bu sorunların çözümünde de ortaklığı ortaya çıkarmaktadır. Bu sorun ve çözüm ortaklığı yanında kimlik siyasetinin ilkeleri hususunda da ciddi bir fikri örtüşme vardır. Bunlar: Türk kimliği karşıtlığı, Türk kimliğinin devlet kurumundan tasfiyesi ki “Yeni Anayasa” bu ittifakın somut mutabakat alanlarının başında gelmektedir. Türk milleti ifadesinin çıkarılması konusunda liberal, solcu, Kozmopolit, Kürtçü (PKK) cenah aynı düşünceleri paylaşmaktadır. Demokratikleşme ve liberal demokrasi adına önce sürülen ilkelerin ve düşüncelerin bölücü-terörün aktörleriyle aynı düzlemde buluşması özellikle dikkat çekicidir. Bu nokta terörün bitirilmesi konusundaki kararlılığı etkilediği barizdir. Aşağıdaki sorular bu ilişkiler ağındaki kararsızlığın somut görünürlüğü açısından önemlidir:

1. PKK literatüre “sıfır terör” olarak giren bir düzeye gelmişken 2011’de nasıl oldu da 1990’ların başına ve hatta ondan daha kötü can kaybına neden olan saldırılara muhatap olabildi? Hatırlayalım, PKK terörüyle mücadelede sürecinde bir saldırıda 24 şehit sadece 90’larda görülmüştü ve şimdi yeniden bu saldırıların ortaya çıktığı bir zemin yaratıldı.

2. PKK sivil ve siyasi alanda hâkimiyetini hangi zaman diliminde yarattı ve güçlendirdi?

3. PKK’nın sivil halk üzerindeki baskı ve kontrol mekanizmasını sitemleştirdiği KCK ne zaman kuruldu?

4. KCK-DTK gibi örgütlenmeler kimin emriyle kuruldu? Bu emri kim, nereden nasıl verdi?

5. PKK’nın hangi talepleri önceleri AB aracılığıyla dolaylı yollardan hangileri doğrudan müzakereler sürecinde kabul edildi?

6. PKK’nın barındığı, beslendiği, korunduğu, her türlü lojistik desteği aldığı, siyasi açıdan Barzani, Talabani ve ABD tarafından korunduğu sağır sultan tarafından bile bilinirken PKK’nın bu “ortamına” karşı hangi tedbirler alındı?

7. PKK’nın koruyucusu Barzani yönetimini TSK’ya rağmen “tanıyan”, “kollayan” ve “sazlı-sözlü birlikte türkü söyleyen” kimdi?

8. PKK’nın toplumsal alanda yer edinmesini sağlayanlardan PKK’ya övgüler düzen Şivan Perver’i kim konuşmalarında överek meşrulaştırdı ve hangi bakanlar ayağına giderek Türkiye’ye dönmesi için davet etti?

9. Federasyoncu olarak bilinen Apo ile aynı karede fotoğrafları bulunan bölücü Kemal Burkay’ı kim Türkiye’ye davet etti?

10. Bölücü Burkay ile hangi Bakanlar görüştü ve övgüler düzdü? Burkay hangi Bakana federasyonun tek çözüm yolu olduğunu söyledi ve o bakandan tepki gördü mü?

11. Sizce aşağıdaki düşünceler kime aittir ve PKK ile mücadelede ne anlama gelir?

Öcalan kastedilerek “Zihni fevkaladeden iyi çalışıyor. Artikülsyonları oldukça sağlıklı. Konuları karşılıklı tartıştık…”

İmralı da Sayın Öcalan’la bir araya geldik… ”

Öcalan kastedilerek “Hapishanede geçen on senenin ve okumanın verdiği çok ciddi bir transforme edici gücü var. Zihinsel manada çözümleme manasında onu görüyorsunuz…”

Şimdi bulunduğu yerden çok daha sağlıklı çok daha objektif çok daha nesnel var olan sıcak şartlardan etkilenmeyen çözümlemelere ulaşıyor. Bunu sürekli satır aralarında felsefi olarak görmek beni memnun etti. En azından orada geçen süre gerçekten verimli bir süre olmuş…”

Öcalan kastedilerek “İmralı’daki çözüm iradesini olaya iyi niyetle yaklaşımı Sayın Öcalan’ın yıllar içerisindeki oluşturduğu düşünsel evrimi ulaştığı sonuçları ulaştığı sonuçların bölgeye yönelik vizyonunun ülkeye yönelik vizyonunun yüzde doksan doksan beş oranında kendi çizdiği vizyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım. ….” Yani Öcalan’la hükümet yüzde doksan beş müzakere konularında anlaşmış!

Öcalan kastedilerek “ben de diyorum ki önderliğin yol haritası elimde…”

Devlet de şuan karşı taraftaki talepleri bu halkın talepleri nedir onları masanın bir kenarına koyuyor….” Bu söz PKK’nın Kürtlerin temsilcisi konumunda görüldüğünü göstermektedir.

Öcalan’ı kastediyor Ona da yalvarıyoruz ne olur kısa yaz diye…”

Yani burada örgüt de iyi niyet gösterisinde bulunuyor. Artık insanların kafasında bir tabu oluşmuş örgüt silahtan vazgeçmez yani karikatürize edilmiş bir şey var. Sürekli kanla beslenen kanla hareket eden bir terörist vardır gibi bir imaj oluşturulmuş. Örgütün burada silah bırakması sembolik manada da olsa bütün tabuları yıkan halk psikolojisini karar alıcı lehine harekete geçirmede biraz zemin hazırlayıcı bir faktördü.…” iletişimin terörle mücadeleden önce PKK’nın meşrulaştırılmasında kullanıldığı görülmektedir!

Bu açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından hareketle daha fazla mevzi kazanalım daha fazla örgütlenelim mantığı içerisinde…” PKK’nın siyasi ve toplumsal etki alanının genişletilmesine bilerek izin verilmiş. Başka bir deyişle müzakere sürecinde PKK hükümet tarafından kollanmış ve faaliyetlerine göz yumulmuştur.

Dört ismin dördüne de örgüt mensubudur sempatizanıdır diye görüş var. Haklarında valiyi aradık dedik ki hayırdır ya dedim ben sana bir şey soracağım şimdi nedir böyle böyle bir talep var. Dedi efendim zaten olmayan yok ki dediverin gitsin dedi.” Televizyon açmak isteyen PKK’lılara gösterilen “hoşgörü”.

Adamın adı işte bilinen örgüt sempatizanıdır destekçisidir şudur budur bir noktaya kadar bunların hepsi yönetilir tolere edilebiliyor…”

İktidar beş sene önce dedi ki biz dedi yerel yönetimler yasasını geçiriyoruz belli şeylerin mahalli teşkilatlarını kaldırıyoruz. Milli eğitim şunlar bunlar bakanlıklarını kaldırıyoruz valiliklere ve belediyelere veriyoruz. İlk önce valiliklere uzun vadede belediyelere gidecek.” Yani federasyon üzerinde karar kılınmış.!

Sonra Sayın Öcalan’ın sizle iletişim kurmasına bizim kısıtlı şartlarda da olsa izin vermemiz sizden mesaj götürmemiz sonra çeşitli iletişim kanalları bulmaya çalışmamız…”

Yok olmazsa olmaz şimdi dedim ya bizim toplum bir tane yetenekli adam buldu mu kendisi çünkü tembel çalışmak istemiyor ki o yetenekli adamın sırtına yüklen git….” Öcalan’a yetenekli adam diyor.

PKK’lı diyor ki, “Bizim güçler her tarafta var onu söyleyelim. Türkiye’nin her tarafında var Karadeniz’de de var Toroslar’da da var.” MİTçi de diyor ki, “Biliyoruz metropolleri de doldurdunuz bu arada patlayıcılarla doldurdunuz.

Türk Ordusu Güneydoğu Anadolu’da herhangi bir planlı operasyon yapmıyor

Bu konuşmalar Başbakan Özel temsilcisi sıfatıyla Hakan Fidan –ki şimdi MİT’in başında- ve MİT müsteşar yardımcısı Afet Güneş’in PKK’lılarla yürüttüğü müzakerelerden parçalardır. Bu düşüncelerde dikkat çeken hususlar şunlardır:

– PKK terör örgütü olarak tanımladığımız yapının aslında bir “terör örgütü” statüsünde görülmediğinin devletin karar vericilerinde hâkim yargı halinde yer aldığı açıkça gözlenmektedir.

– PKK karşısında “devlet”in “mağlup” bir konumda yer almasıdır. Kullanılan dil ve üslup, muzafferin değil mağlubun dilidir.

– TSK, PKK ile mücadeleye son vermiştir. Çünkü yukarıda da görüldüğü gibi müzakereler gereği “planlı operasyon yapılmamakta”dır.

-PKK’nın toplumsal alanda hâkimiyetini pekiştirebilmesi ve rahatça propaganda yapabilmesinin yolu açılmıştır.

– Türkiye terör örgütünün dağ kadrolarını ve terör örgütünün “hapisteki” liderini muhatap almıştır. Böylece devlet PKK’yı meşru ve kendine denk bir konumda kabul etmiştir.

– PKK’lılarla gerçekleşen konuşmanın üslubu bile tek başına “bitmişliğin”, “teslimiyetin”, asimetrik dengelerin simetrik bir düzleme getirildiğinin net göstergesidir.

– Terörist başı Öcalan ve Kandil arasında MİT postacılık yapmıştır. KCK gibi müstakil Kürt devletinin çatı kurumları bu süreçte kurulmuştur.

– Ana dilde eğitim, Kürt kimliğinin anayasal tanınması, özerklik de dahil müzakere edilen konular üzerinde % 95 anlaşma sağlanmıştır.

MİT-Başbakanlık özel temsilcisi ve PKK arasındaki müzakerelerin kamuoyuna sızan bölümlerinde yer alan bilgiler bile tek başına başka hiçbir gerekçeye dayanmaksızın Türkiye’de PKK’nın nasıl bitmişlikten tarihinin en başarılı dönemine girdiğinin cevabını vermesi açısından önemlidir. Liberal, Kürtçü, Kozmopolit İslamcıların Yeni Türkiye tasavvurunda milli ve üniter bir Türkiye değil çok-kültürcü, çok etnikçi, bütün “halklara” eşit yurttaşlığın öngörüldüğü yani “egemenliğin” paylaşıldığı bir Yeni Türkiye vardır. Bu ideoloji mensuplarının mutabakat sağladığı sorunların başında ise –belki de tek konu- Kürt sorunu” yer almaktadır. Kürt sorunu milliyetçi, üniter, merkeziyetçi, Türkçü Türkiye ulus-devletinin Kürtleri ve diğer farklılıkları yok sayarak, asimile ederek, soykırım uygulayarak, kovarak tek tipleştirmesinin bir sonucudur. Anadolu Osmanlı sonrası ırkçı ulus-devletin uyguladığı politikalarla herkesi Türk saymış ve inkar politikası takip etmiştir. İşte PKK’da Kürtlerin bu inkar politikalarına bir başkaldırıdır. Yani özünde PKK tarihsel, toplumsal, siyasal açıdan meşru bir zeminde vuku bulmuştur. PKK’nın şiddeti bir yöntem olarak uygulaması devletin Kürt sorununu şiddet araçlarıyla çözmeye çalışmasının bir ürünüdür. Şiddet şiddeti doğurmuştur. Devlet şiddetten vazgeçer, Kürtlere haklarını verirse barış gelir.

Bu bilişsel ve ideolojik zemine dayanan ortaklık görüldüğü gibi PKK’yı bir terör örgütü kategorisinde kabul etmemektedir. Bir örgüt terör örgütü değil de mağduriyetin bir ürünü şeklinde algılanmaktaysa o örgüt mücadele edilecek bir güç değildir. Yöntemleri de silah değildir. Devlet 80 yıldır silah kullandı çözemedi. O zaman silahlar susmalıdır ki sorun çözülsün.

PKK’nın tekrar küllerinden doğmasının ortamının yaratılması bu ideolojik arka plana dayanmaktadır. Aynı zihniyet varlığını sürdürdüğü için de bitmeyecektir.

Devam edeceğiz…

[1] KCK’ya yönelik tutuklamalar liberal, solcu-Kürtçü kesimde kısmi tepkilere sebep olmakla birlikte kozmopolit İslamcılar ve ikinci cumhuriyetçi aydın zümre, her zamanki gibi hükümet politikalarını her ne pahasına olursa olsun desteklemekteler.

[2] http://www.21yyte.org/tr/yazi6339-Neden_Teror_Ile_Etkin_Mucadele_Edilemiyor.html (20 Ekim 2011.)

ikbalvurucu2030@gmail.com

Etiketler: , , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.