Cini Deseni

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Partileşme Sürecine Dair

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ “Bizler davayı Ağrı dağının zirvesine çıkaracaktık, yola koyulduk, bin bir zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu ama küçük(!) bir noksanımız olduğunu fark ettik: davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. “ Galip Erdem „
20. yüzyılın başlarında Türk entelektüelleri imparatorluğu ayakta tutmak amacına matuf çabalar içerisindeydiler. İttihat-ı Anasır adı verilen,  imparatorluktaki tüm unsurların birliğini savunan, köken ve inançlarına bakılmaksızın herkesi “Osmanlı” kimliğinin çatısı altında buluşturmayı hedefleyen bu akımın etkisini kaybetmesi Balkan Savaşı’nın başlamasıyla olmuş, gayrimüslimlerin yer aldığı bir birliğin fiilen var olamayacağı hususundaki tartışmaların alevlenmesiyle fikri ömrünü tamamlamıştır. Sonrasında İttihat-ı İslam adıyla anılan devletin etki sınırları içindeki tüm Müslümanların birlikteliğini hedefleyen siyasi akım dönemin iktidarının da benimsemesiyle öne çıkmıştır. Bu noktada İttihat-ı Anasır fikrine de başta İttihat Terakki olmak üzere ciddi bir desteğin, Balkan Savaşı’na kadar sürdüğünü belirtmek gerekir. Arap ve Arnavutların içinde başlayan ayrılıkçı hareketler İttihat-ı İslam fikrini de akamete uğratmıştı.

Türk Yurdu Cemiyeti ve akabinde Türk Ocağı’nın kuruluşu da bu arayış dönemine rastlar. 1912’de kurulan Türk Ocakları bu manada milliyetçilik fikrini benimsemesi ve sonra ki süreçte köklü bir gelenek oluşturması bakımından dikkat çekicidir. İttihat Terakki’den, Demokrat Parti’ye, CKMP-MHP’den Adalet Partisi’ne Türk siyasal hayatında Türk milliyetçiliğinin daima var olduğunu söyleyebiliriz.  Bu daima var olma ve farklı milliyetçilik renklerini farklı partilerde sürdürme geleneğinin 1969’dan itibaren fasılalarla dönüştüğünü söylemek mümkündür. Zira  merhum Alparslan Türkeş’in genel başkan olması sonrasında CKMP milliyetçi omurgayı sahiplenme ve politikalarını bu düşünceye dayandırma konusunda kendinden önce muadili bulunmayan bir açılım yapmıştır. Bilhassa 12 Eylül’e yaklaşılan süreçte, dönemin olağanüstü koşulları milliyetçi hassasiyetleri olan münevverlerin çoğunun var olan kimi farklılıkları ikinci plana alarak MHP’ye yaklaşmaları sonucunu doğurmuştur. Elbette bu yakınlaşma topyekûn bir ittihat değildir, burada kast edilen anılan geleneğin tarihi yolculuğunda görülmedik ölçüde bir parti çatısı altında buluşmadır.

Bu birleşme ihtilal sonrası Anap ve DYP’ye geçen kadrolar nedeniyle bozulsa da, fikri olarak milliyetçiliği neredeyse bir partinin tekeline almasına yol açmıştır. Zaman zaman kimi milliyetçi entelektüeller tarafından Türk milliyetçiliğinin düşünce ufkunu daralttığı eleştirisiyle karşılaşan “milliyetçi parti” olgusunun milliyetçilerin özgün fikir üretimine katkı sunmaktan uzak olduğu öne sürülmüştür. Milliyetçi münevverlerin fikirlerinden dolayı uğradığı “parti” kaynaklı baskılar göz önüne alındığında söz konusu düşüncenin sağlam dayanakları olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte milliyetçiliğin partileşmesinin dağınık insan kaynağını bir çatı altında toplaması hasebiyle bir sinerji oluşturduğu hakikatini de göz ardı etmemek gerekir. İhtimaller üzerine tarih bina etmenin yanlışlığını kabul etmekle birlikte, bir an için Türk milliyetçiliğinin partileşmeden, bir dernekçilik hareketi olarak kaldığını düşünsek, karşı karşıya kalacağımız durumun mevcutla kıyasını yapabiliriz belki de. Şüphesiz bu durum milliyetçi düşüncenin üzerindeki potansiyel “mahalle baskısı” nı kaldırması bakımından Türk milliyetçisi entelijansiyanın daha rahat fikir üretimini sağlaması bakımından olumlu bir etki yapabilirdi. Bunun yanında ülke siyasetine dair meselelerde tek ses verememe problemi ile karşı karşıya kalınabilirdi. Muhakkak ki, bu iki muhtemel sonuç herkes için farklı mütalaa edilmeye müsaittir.  Bu anlamda Türk milliyetçiliğinin ülkemize özgü parti disiplininin fikir üretimi üzerindeki bereketsizleştirici etkisine maruz kalması bakımından partileşmeye mesafeli duran münevverlerin görüşlerini dönemsel değişikliklere göre değerlendirmek uygun olacaktır. Tek ses olmanın önem kazandığı demlerle, fikir üretiminin bereketlenmesi gereken dönemlerde partileşmenin farklı tezahürleri bulunmaktadır. Bu iki halin imtizaç ettiği hallerde ise mesele bütünüyle karmaşık bir hal almaktadır.

Not: Erciyes’i, Kaçkar’ı görmeyenlerin Konya’daki Alaaddin Tepesi’ni yüce dağ sandıkları devirde “kardeşim o dağ değil tepe tepe” diyenlerin maruz kaldıkları “cühela taşlamasını” görmek bizleri müteessir etmekte. Oysa tarihi ulu dağların yamaçlarında geçen bir milletin bütün evlatlarının dağ ile tepeyi ayırabilecek ferasette olması beklenirdi.

Hüseyin Raşit YILMAZ

Etiketler: , , , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.