Rumeli Hisari

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Entelektüel Birikimine Dair Ya da Tefekkür-Teneffüs

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Bir süredir İskender Öksüz Hocamız ile İkbal Vurucu Bey’in başını çektikleri, Mete Aksoy gibi meseleye farklı bir boyut kazandırma hususunda istidadı yüksek bir kaleminde katkı sunduğu yarını pek verimli olma potansiyeli taşıyan bir tartışmayı memnuniyetle takip etmekteyiz. Malum-u aliniz bizim  “devletlular” için her dönem “olağanüstü zor”  sıfatını muhakkak mukaddes bir emanet gibi üzerinde taşıdığından, derin sözler etmek her dem riskli olmuştur, elanda olmaktadır. “Hainlik” ithamının sıradan bir kelammışçasına fütursuzca sarf edildiği, yaşı kemale erip de bu ithamla karşı karşıya kalmamış neredeyse kimsenin bulunmadığı bir camiada söz söylemek hakikaten zordur. Madem ki; bu meşakkate samimiyetlerine ve dahi münevverliklerine itimat ettiğimiz isimler katlanmaya talip olmuşlardır, fakirin de vicdani sorumluluğu gereği “hadsiz” kelam etme zarureti hasıl olmuştur.
Yaşadığı dönemin kutuplarından olmasına rağmen, belki uzun yıllar daha layıkı vechiyle idrak edilemeyecek olan Durmuş Hocamızın (D.Hocaoğlu) isabetle belirttiği üzere “… hakikaten düşünen bir kafa, karanlıkta bir kıvılcım çakmanın ne demek olduğunu, Nebîler Başbuğu’nun nasıl taşlanmış olması örneğinden bilir; bilir ve tevekkül ile baş eğer ki, cühelâ makûlesi tarafından taşlanmak bir peygamber san’atıdır ve dahi doğru yol üzere bulunmakta olunuşun da bir medârıdır.” 1

Erol Güngör’ün  Gökalp’in hakkını Gökalp’e veren, bununla birlikte son derece naif ve bir çok bakımdan isabetli eleştirileri yöneltmekten de kaçınmayan duruşu nedeniyle karşılaştığı zorlukları bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Yahut  Nevzat Kösoğlu’nun Türk milliyetçiliğinin ufkunu açan hür tefekkürü sebebiyle maruz kaldığı suçlamaları zikretmeye hacet ?
Teessürle ifade etmek isterim ki; camia kendi “nitelikli” evlatlarını öğütüp dışarı savuran bir değirmen sistematiğiyle işlemektedir. Haliyle bu durum düşünce üreten beyinlerinden büyük oranda mahrum kalma sonucunu vücuda getirerek, bugünlerde içinde bulunduğumuz “entelektüel fetret” in esas sebebini oluşturmuştur.  Erol Güngör’ün belirttiği üzere milliyetçilik dogmatik bir düşünce değildir, dolayısıyla geliştirilme, yenilenme, restorasyon ihtiyaçları zamanla zaruri hale gelebilir. Bu pek tabiidir. Güngör’ün Gökalp’i eleştirmesini de bu babda değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır.
Entelektüel fetret ifadesiyle tam olarak neyi kast ettiğimizin anlaşılması için 12 Eylül öncesi  milliyetçilerin yazdıklarıyla şimdilerde yazanları mukayese etmek kafidir. Aradaki büyük fark fetretimizin ne denli trajik olduğunun ispatıdır. Dünümüzün bugünden daha bereketli olmasının nedenlerinden biri olarak,  dün nitelikli insanlarımızı cezbedecek alternatif camiaların öne çıkmamış olması, oysa bugünlerde bahsi geçenlerden fazlaca bulunmasını kabul edebiliriz. Elbette bu kabul, “durum muhakemesine” kendinden başlamamayı yanlışlık addeden bir zihni atmosferin mensupları olarak bizleri,  dışımızda “suçlular” arama ve mesuliyetten kurtulma çabasına sürüklememelidir. Aksine özeleştirinin ve -onun ışığında-  yeni gelişmeler karşısında kendi dinamiklerinin belirleyici olduğu yenilenmenin hayati olduğunu ortaya koyan bir vakıa olarak nitelendirilmelidir.
Dava sahibi camialar için tefekkür, canlı için teneffüs hükmündedir. Düşünce üreten beyinlere tefekkür etme demek, yalnızca ifade sahibinin akıl sağlığı durumunu ortaya koyması bakımından değer taşır.
Görünen o ki; yeni bir dönemin eşiğindeyiz.  Bu yeni dem Türk milliyetçilerinin gettolaştırılma zincirini kırıp kıramayacaklarının, millete rağmen değil milletle hemhal bir milliyetçilik anlayışını geniş kitlelere sunup sunamayacaklarının belli olacağı bir dönem olacaktır. Gönül ister ki; bu dönemden büyüyerek, Türkiye’yi de büyüterek çıkalım.

1  http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=Makale&pa=showpage&pid=25

Hüseyin Raşit YILMAZ

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.