Tarihi Yarimada Gece

26 Eki 2011

Türk Milliyetçiliği Hatırlayarak Varolabilir

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Hakiki Türklerde zulmetme damarı yoktur.” diyor bir İslam alimi. Pek isabetli pek sarsıcı bir tespit. Fıtraten ve harsi kabuller bakımından “zulmetmeye” karşı bir davranış biçiminin milletimizin temel vasıflarından olduğunu, bir hakkın teslimi kabilinden, ortaya koymak gerek. Denilebilir ki; binlerce yıldır kanla yoğrulan coğrafyalarda varlığını devam ettirmiş bir milletin, hem de anılan zaman diliminin ekseriyetinde hükümran olmuşken “zulmetme” den azade olması mümkün müdür? El-cevap: mümkündür. Zira bahsi olunan mesele Türk’ün yalnız bir etnisite adı olma halinden, bereketlenip taşarak kamil bir insan prototipine dönüşmesi ve elan bu hali bir şekilde devam ettirme iradesini hesaba katarak değerlendirilmelidir. Zihnimizdeki “Türk” algısını ufacıkta olsa ifade ettikten sonra esas meseleye odaklanabiliriz.

Son yüzyıl Türk milliyetçiliği bakımından fırsatlar, hayal kırıklıkları, başarılar ve çilelerin iç içe geçtiği, bu iç içelikten kaynaklı algısal sorunlar yaşadığımız bir dönemdir. Bununla birlikte nihai olarak artık tekamül etmiş ve daha derin konulara yoğunlaşabilen bir dünya görüşü olarak öne çıkması beklenir Türk milliyetçiliğinden. Bu beklentinin layıkı vechiyle karşılanmadığı açıktır. Gökalp’in erken kaybının, İttihatçı neslin milliyetçilerinin önemli bir kısmının siyasi mülahazalarla tasfiyesinin, Türk Ocaklarının kapatılmasının milliyetçiliğinin sağlıklı bir biçimde kök salacağı bir zaman diliminde süreci menfi etkilediği söylenebilir.  Her ne kadar günümüz milliyetçilerinin büyük kısmı cumhuriyetin Gökalp’in fikirlerinin tezahürü olduğunu düşünselerde, tek parti dönemi gelişmeler Gökalp’in fikirleriyle büyük oranda örtüşüyor diyemeyiz. Yani elan tasfiye edildiği iddiaları olan müesses nizam, bütünüyle Türk milliyetçisi fikir adamlarının banisi olduğu bir yapı kabul edilemez. Elbette, milli devlet milliyetçi bir projedir ve tabi olarak Türk milliyetçilerinin eseridir. Bizim bahsettiğimiz kuruluş süreci ve anı değil, sonrasında tasarlanan sistem ve düzendir. Bu görüşe muhalefet şerhi koyarak Gökalp’in bazı yazı ve şiirlerini delil göstereceklere, Gökalp’e bir bütün olarak bakmalarını tavsiye ederiz. Böylece onun seçkin bir Türk münevveri vasfıyla buhranlı dönemlerde çıkış yolu arayan çalışkan bir idealist olduğunu görürler. Onun  fikirlerindeki ciddi dönüşümler bu buhranlı atmosferin etkisiyle yoğunlaşan çabalarının yansımasıdır. Tek parti döneminin ağır pozitivizmi için Gökalp’i sorumlu tutamayız. Türklerin bilinen üç bin yıllık tarih yolculuğunun en tekamül etmiş ve istikrarı içinde barındıran bir kudreti temsil eden döneminin Anadolu’daki bin yılımız olduğunu herhalde şuur sahibi herkes kabul edecektir. Bu verimli dönemi görmezden gelerek tarih sürekliliğimizde bin yıllık bir boşluk bırakarak milli devlet tesis etme çabasının yanlışlığı ortadadır. Bunu ifade etmekte cumuriyeti kuranlara değil, kurulmuş cumhuriyeti tasarlayanlara yöneltilmiş bir eleştiridir. Ortada kötü niyet olduğu iddiasında bulunmakta doğru değildir. Sadece tasarlayanların insan olduğu hakikatinden kaynaklı bir hata mevzu bahistir. Benzer bir durumun devri Osmanlı’da tarih yolculuğumuzun son bin yılının hatta son altı asrının dikkate alınıp, evveline dair atıfların sınırlı tutulmasında da bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunu ifade etmek Devlet-i Aliyye’ye hakaret sayılamayacağı gibi yeni devletimizin tasarımına dair benzer tenkitlerde cumhuriyete karşıt kabul edilemez. Her ne kadar zihinlerini konfora alıştırarak sistemi kendisinin zannederek savunuculuğuna soyunan samimi kardeşlerimiz var ise de ve yukarıdaki açıklama onarı tatmin etmeyerek taşlanmamıza sebep olacaksa da artık saklanamaz hale gelen hakikat budur.

Şimdilerde Erol Güngör’ün 70’li yıllardaki ufkunun çok gerisinde olan bir cemiyetin, Türk millietçilerinin sığ tartışmaların ve günü birlik siyasetin kısırlığından kurtularak hangi milletin milliyetçisi olduklarının hakkıyla şuurunda yeni bir atılım yapma zarureti vardır. Türk dünyası ile rabıtasını yitirerek slogan seviyesine indirgemiş, imparatorluklar kuran iradenin temsilcisi sıfatının ehemmiyetini idrak etmeyip sıradanlığa talip olmuş, dünyanın sıklet merkezi olma iddiasını “ondan, bundan, şundan banane” ye dönüştürmüş, manevi dinamiklerle irtibatını minimize hale getirmiş bir Türk milliyetçiliği’nin herhangi bir milletin milliyetçiliğinden farkı kalmaz.

 Milletinin yayıldığı geniş coğrafyanın her parçasına kılcal damarlar şeklinde nüfuz edip, küresel iddiasını milletinin zihin kodlarından reel politike yansıtan, bizden medet umanı bizden telakki eden kapsayıcı  ve milletin ruh kökünü mukaddes kabul edip içselleştiren bir Türk milliyetçiliği’dir bizim milliyetçiliğimiz. İnsanların kalbini ve bilhassa genç dimağları milletinin tarihine ve iddiasına uygun, bize yaraşır böyle bir milliyetçiliğe kanalize edebiliriz.

Bunun için evvela Türk milliyetçiliğini hakkıyla ancak Türk milliyetçisi münevverlerin temsil edebileceğini, magazinleştirilmiş ağızlarıyla ekranlarda arzı endam eden bir çok ismin Türk milliyetçiliğini temsil kabiliyetinden çok uzakta olduğunu görmemiz elzemdir. Modern Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışından yüz yılı aşkın bir süre sonra, bugün,  artık dünya görüşümüzü ufuksuz ağızların tasallutundan kurtarmak, kendi kaynaklarımıza yönelerek kim olduğumuzu yeniden hatırlayıp daha fazla vakit kaybetmeden milletimizin iddiasına omuz vermek durumundayız.

hrasityilmaz@gmail.com

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.