Sultanahmet-Ayasofya

26 Eyl 2012

Türk Milliyetçilerinde Muğlak Bir Kimlik Unsuru: Turancılık

Yazan: İKBAL VURUCU

Ülkücülerin Canlı Tuttuğu Turancılık

1960’lı yılların sonlarına doğru Türk Milliyetçiliği’nin siyasallaşmasında önemli bir rol oynayan MHP’nin kurulmuş[1] olması, bu fikrin toplumsallaşmasında-kitleselleşmesinde belirgin bir rol oynamıştır. Bu kitleselleşme de toplumsal grupların çeşitliliği ölçüsünde bir örgütlenme faaliyetinin tezahürüne kaynaklık etmiştir. 1970–1980 arası Türk toplumunda siyasi şiddet en yoğun dönemini yaşamıştır. Bu nedenle siyasallaşma, bütün araç ve boyutlarıyla yani, kültürel, toplumsal, örgütsel alan başta olmak üzere kitle iletişim araçları alanında kendini göstermiştir.

Türkiye’de Turancılık ve siyasi akımlar alanında önemli çalışmalara imza atan Landau, MHP ile birlikte Pan-Türkçülüğün Türkiye’deki ana siyaset akımları içinde yer aldığını belirtir. Fakat aynı zamanda konjoktürel duruma göre Turancılıkla ilişkisinde bir değişkenlik gösterdiği için MHP’ye göre kendini düzenleyen grupların Pan-Türkçü etkinliklerinin içinin boşaltıldığını da vurgular.[2] Türkçülüğün siyasi arenada örgütlenmesi ve etkin bir entellektüel ve güçlü bir gençlik kitlesi yaratması, siyasi yapıdan bağımsız bir Türkçülük hareketinin de gelişmesini büyük ölçüde etkilemiştir.[3] Ona göre, “On dokuzuncu yüzyılın sonunda Türkiye’de ancak bir iki duyurudan öteye gidemeyen Pan-Türkçülük, esas itibariyle yurt dışında sürdürülmüştü. 100 yıl sonra iş tersine dönmüş, yurt dışında tek tük izine rastlanırken, Türkiye’de Pan-Türkçülük kuvvetli bir şekilde kültür ve siyasal alanda kampanyasını sürdürüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaygın bir ideoloji ya da bir kitle hareketi olmayı başaramazken her şeye rağmen 1976’da (yeniden canlanan İslamla birlikte) cumhurbaşkanınca kınanmasıyla yakın yıllarda yeterince önemli bir durum yaratmayı başarmıştı. Bununla birlikte, 12 Eylül askeri darbesini takiben tüm siyasi parti ve derneklerin kapatılması, Pan-Türkçülerin açıkça örgütlü etkinliklerinin devamı hakkında kuşkular yarattıysa da bunlar 1983’te sivil yönetime dönüşle birlikte başlayan 10 yıllık bir sürede ortadan kalktı.”[4]

Ülkücülüğü, Türk Milliyetçiliği’nin çok özel, etkili, en önemli bir versiyonu olarak, hatta “tam ve gerçek anlamında hakiki Türk Milliyetçiliği” olarak tanımlayan Durmuş Hocaoğlu, Ülkücü hareketin Türk siyasi hayatı içerisindeki rolü ve katkıları içerisinde “Türklüğün, Anadolu coğrafyası ve Anadolu-Türk tarihi ile sınırlandırılarak dejenere edilmesi”nin önüne geçmesi ve “Anadolu'yu da kuşatan çok büyük bir coğrafyası ve çok derin bir tarihsel boyutu olduğu fikrinin daima canlı tutulmuş” olmasını da gösterir.[5] Hocaoğlu’na göre, “Birinci Harp’ten sonra ülkemizde alevlenen milliyetçi düşünceler sıhhatli bir milliyetçilik akımı halini alamamış, kısa bir süre sonra ise batılılaşma yönündeki bilinçsizce davranışlar, Türk Milliyetçiliği’nin beslenme damarlarını tıkamaya başlamıştır. Özellikle Atatürk’ün ölümünden sonraki CHP istibdadı döneminde hâkim bir hale gelmeye başlayan sol düşünce, milli olan her şeye karşı sırt çevirmeye başlamıştır.”[6] Hocaoğlu’na göre, Türklük, bir bütün olarak algılanamamıştır ve bu bütünsüzlük iki ayrı vecheye sahiptir: Birincisi, Türk Tarihi’nin parçalanması, ikincisi Türk Coğrafyası’nın parçalanmasıdır. Buna göre, “Türk Tarihi, esas itibariyle Anadolu coğrafyası ile sınırlandırılmış, onun öncesi ve dışı adeta reddedilmiştir. Hatta daha da ileri gidilerek, ‘gerçek Türk Tarihi’ Cumhuriyet’e indirgenmek suretiyle, Anadoluculuk fikri ön plana çıkartılmıştır. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti devletinin 1923 yılında bir boşluktan vücut bulduğu şeklindeki paralojik bir anlayış yaygınlaşmaya başlamıştır.”[7]

Hocaoğlu’nun “zihniyet sapıklığı” olarak nitelendirdiği bu anlayışın sağ ve sol versiyonları aynı kaynaktan beslenmiştir. “Özellikle Nurettin Topçu okulunun Sağ Anadoluculuk hareketi, Türk tarihini ve Türkiye'yi, İslami olduğu vehmedilen mahalli-kabilevi değerler adına Anadolu'ya hapsetmeye çalışırken, Kabilecilik akımı ile beslenen Sol Anadoluculuk ise Türk Tarihini ve Türkiye'yi bütünüyle Türklerin elinden almaya çalışmıştır.”[8] İşte, Ülkücü Hareket’in önemi kendisini burada göstermiştir. Müellife göre, “Ülkücülük, bir yandan Edirne ile Kars arasına sıkıştırılmış bir coğrafi sığlığı, diğer yandan da Anadolu tarihi ile sınırlandırılmış bir tarihi sığlığı reddetmiş ve büyük bir ufuk yaratmış, bir aşılım, bir patlama yapmıştır. Bu patlama, bir yandan Türk Milleti’ne çok geniş bir tarih ve coğrafya ufku açarken, diğer yandan da onun gerçek kimliğini ortaya koymuştur. Türk Milleti’nin bir halklar karmaşası olmadığı tezi, aynı zamanda ‘mozayik’ doktrininin de önünü kesmiş ve parçalanmaların yolunu tıkamıştır.”[9] Bunun sonucu olarak da, “Türklüğün, Anadolu coğrafyası ve Anadolu-Türk tarihi ile sınırlandırılarak dejenere edilmesi önlenmiş, Anadolu'yu da kuşatan çok büyük bir coğrafyası ve Anadolu tarihini de ihata eden çok derin bir tarihsel boyutu olduğu fikri kabul ettirilmiş, bu fikir ancak Ülkücü Hareket sayesinde canlı tutulmuştur. Bunun sonucu olarak, bütüncül ve kuşatıcı ‘Dünya Türklüğü’ fikri hayatiyet kazanmış; Azeri, Türkmen, Kırgız v.b. gibi isimlerin zamanla ayrı birer millet haline inkılab ederek, Dünya Türklüğü'nün parçalanması gibi tarih çapında dehşetli bir felaket önlenmiştir. Bu sebeple, Ülkücü Hareket'in, bütün dünya Türklüğünün kaderi üzerinde derin bir tesir icra etmiş olduğu söylenebilir.”[10]

MHP ve Turancılık

MHP Genel Başkanı olan Alparslan Türkeş, Kıbrıs doğumluydu ve 1944 Türkçülük olaylarında tutuklanacak kadar da Türkçülük hareketlerinin içerisinde yer almaktaydı. Türk Milliyetçiliği’nin siyasi veçhesini temsil eden MHP’nin kurucusu ve Başkanlığını yürüten Türkeş’in bu kimliği, dayandığı toplumsal zeminde de yansımasını buluyordu. Siyasi bir hareket olmanın getirdiği sorumluluk ve iç ve dış politik etkiler, partinin Dış-Türkler sorununa yaklaşımında da itidalli bir yol takip etmesini zorunlu kılıyordu. 1970’lerden itibaren Dış-Türkler sorunu özellikle Kıbrıs ve Balkanlar ağırlıklı olarak yer tutmuştu. Türkeş’in “Dış Politikamız ve Kıbrıs” isimli bir eseri de vardı. Landau, Türkeş’in 1970’lerde Pan-Türkçü duygularının yoğunluğunda değil ama sıklığında bir yavaşlama görüldüğünü belirtir. Bunun nedenini de birkaç etmenle açıklar:[11] İlki, Pan-Türkçülük o zaman kendi sosyo-ekonomik sorunlarıyla meşgul olan Türkiyeli Türklerin öyle hemen ilgilerini çekecek bir durum arz etmiyordu. Bunun sonucu, Türkeş ve partisinin de bu soruna (sosyo-ekonomik) daha fazla dikkat göstermeleri gerekti. İkincisi, MHP için Pan-Türkçü destek teminat altına alınmıştı; böylece parti diğer çevrelerin de desteğini kazanma işine koyuldu. Üçüncü olarak, parti koalisyon hükümetlerine katıldığı zaman, hükümetin sorumlulukları hele, Sovyetler Birliği’nin açıkça hassasiyet gösterdiği Dış-Türkler gibi konulara ihtiyatla yaklaşma ihtiyacını gerektiriyordu.

Ülkücü Türk milliyetçilerinin teşkilat ve eğitim kurumlarında okutulan bazı kitaplarda Turancılık konusundaki intibaları belirlenebilir. Bunlardan Kurt Karaca’nın[12] yazmış olduğu ve bir “9 Işık Doktrini” şerhi olan eseri dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde “millet”, “milliyetçilik” “milliyetçi-toplumcu dünya görüşü” hakkında genel bilgi verilirken 1. Bölüm: Milliyetçi-Toplumcu Kültür Düzeni, 2. Bölüm: Milliyetçi-Toplumcu Ekonomi Düzeni, 3. Bölümü: Milliyetçi-Toplumcu İş Düzeni’ninden oluşmaktadır. Genel olarak Milliyetçilik, çeşitli veçheleriyle ve alternatifleriyle irdelenirken eserin ağırlığı, 9 Işık Doktrini’nin ekonomik düzenine ayrılmıştır. Bu kitapta, Turancılık hakkında bir fikir beyan edilmemiştir. Benzer şekilde yine bir el kitabı niteliğinde olan ve Töre Dergisi’nde de tefrika edilen Ayhan Tuğcugil’in “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi: Teori”[13] adlı eserinde ise Türk Milliyetçiliğinin fikri, ideolojik karakteri betimlenmiştir. Bir eğitim kitabı olan eserin “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin Gayesi” kısmında, “Muhafazakârlık ve Gelişmecilik”, “Güçlülük”, “Turancılık”, “Millet’in Zaman Boyutu ve Ülkücülük” olarak ele alınmıştır. Millet’in, her toplum için farklılık arz ettiğini belirtilmiş ve “dil, kültür, din, soy, vatan, tabiiyet, ülkü, tarih, menfaat birliklerinin bir kaçının (veya hepsinin) belirlediği bir cemiyet birimi” olarak tanımlanmıştır. Turancılık değerlendirmesinde Tuğcugil, “millet”in siyasi bir kavramdan ibaret olmadığını vurgulayarak, milleti siyasi kavramın ötesinde bir vakıa olarak ele alır. Bu eksende, “Türk Milleti’ni tarif eden değerlere sahip her insanı Türk saymağa ve dolayısıyla Turancı olmağa mecburuz” hükmünü verir. Yazara göre, “Turancılık aslında Türk Milliyetçiliği’nin, ayrıca belirtilmeğe bile lüzum göstermeyen ayrılmaz bir parçasıdır. Urfa’lı ile Kerkük’lü, Kars’lı ile Bakü’lü arasındaki fark, mesela, Urfa’lı veya Kars’lı ile İstanbul’lu arasındaki farktan az oldukça, Azeri’nin veya Kerküklü’nün Türk olmadığını iddia etmek saçmadır… Türk Milliyetçiliği’nin bütün Türkler’i kapsadığını söylemek, aslında ‘insan’ kelimesi bütün insanları kapsar demek kadar gereksizdir… Turancılık, Türk Milleti’nde eksik bulunan tabiiyet birliğinin sağlanması ülküsüdür.” Tuğcugil, Turancılık konusunda bir hataya değinir. Ona göre, “Türkiye dışındaki Türkler, bizim ırkdaşımız değil milletdaşlarımızdır… Soy da bir bağdır fakat millet soydan daha yakın bir bağdır ve Türk Milleti soy müşterekliğini zaten içinde taşır.”[14] Bu kavrayış tarzı Osmanlı dönemde Türkçülük ile birlikte oluşan Bütün Türklük algısıyla örtüşmektedir. Osmanlı’nın son döneminde daha doğrusu ilk Türk milliyetçilerinde Türk kavramı, bütün Türk Dünyası’nı kapsayacak bir genişlikte ele alınmaktaydı.

Bu eksende MHP ile bağlantılı ve siyasi mücadele boyutu daha belirgin ülkücü kuruluşlar da vardır. Bunlar: Üniversiteliler Kültür Derneği, CKMP-MHP Gençlik Kolları, Genç Ülkücüler Teşkilatı, Ülkü Ocakları Birliği, Türk Ülkücüler Teşkilatı, Ülkücüler Teşkilatı Derneği, Büyük Ülkü Derneği, Ülkü Ocakları Derneği, Ülkücü Gençlik Derneği, Ülkü Yolu Derneği.[15] Bütün bu teşkilatlanma ve faaliyetlere rağmen Landau’nun Pan-Türkçülüğün “Türkiye Cumhuriyeti’nde yaygın bir ideoloji ya da bir kitle hareketi olmayı başaramadığı”ndan söz etmesi kayda değerdir. Türk Milliyetçiliği yaygınlaşıp kitleselleşirken Pan-Türkçü vasfında bilimsel, entelektüel bir canlanma veya gelişme aynı ölçüde görülmemiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ve gittikçe yoğunlaşan bir şekilde Türk Dünyası, genellikle Osmanlı yadigârı topraklardaki sorunlar üzerinde yoğun bir şekilde duruldu. Bu hatırlamalar ise büyük ölçüde bir tepki sonucu tezahür eden toplumsal hareketler niteliği taşımaktadır. Bunlardan Cumhuriyet döneminde Atatürk hayatta iken vukuu bulanlardan bazıları, Bulgarların Razgrad’daki Türk mezarlığını tahrip etmesi üzerine Milli Türk Talebe Birliği öncülüğünde gerçekleştirilen “Bulgaristan’ı Telin Mitingi”dir. Aynı örgütün öncülüğünde Hatay’da Türklere yapılan zulmü ve işkenceyi protesto etmek için mitingler düzenlemişlerdir.[16] 1960’dan sonra güçlü bir şekilde komünizm karşıtlığı olarak düşünsel ve ideolojik olarak konumunu belirginleştiren ve 1970–1980 arası siyasi İslamcı bir karakter kazanarak amblemindeki Bozkurt’u çıkartan MTTB,[17] 1966 yılında Rus Başbakanı Kosigin’nin Türkiye’ye gelişini protesto etmişlerdir.* Birliğin İstanbul binasına büyük bir Osman Batur resmi ve “Esir Türkler Kurtulacaktır. Mazimiz İstikbale Aynadır” yazılı pankartı asmışlardır. Bununla birlikte uzun bir bildiri de yayınlamışlardır. Esir Türkleri hatırlayarak protesto gösterisine katılan gençlerden övgüyle bahisle Rus-Türk dostluğunu arzuladıklarını fakat bütün şartının Türk Cumhuriyetleri’nin özgürlüğüne kavuşmaları olabileceğini belirtmişlerdir.[18] Ayrıca Türk Dünyası’nın başka bir bölgesi olan Batı Trakya’daki Türk azınlığına, Yunan hükümetinin uygulamış olduğu baskıyı ve Kıbrıs’ta Rumlara vermiş olduğu desteği protesto için 1967’de sınır boyuna gidilmiş ve gösteriler gerçekleştirilmiştir.

Türk milliyetçilerinin etkin ve yoğun çalışmalarının sonucu olan bu örgüt ve gruplarda Turancılık belirgin bir şekilde yer almamaktadır. Türk Kültür Ocağı, Türk Kültür Çalışmaları Derneği, Türk Gençlik Teşkilatı amaç ve programlarında Türk Dünyası ve Birliği konularında bir ifade görülmemektedir.[19] Milliyetçiler Derneğinin kurucusu Nurettin Topçu ise Türk Milliyetçiliği hareketi içerisinde Anadolucu akımın öncülerindendir. Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği ise bütün misyonunu Komünizme karşı yönlendirmiş etkili bir dernektir. 16 Eylül 1962 yılında İstanbul’da Nihal Atsız, İsmet Tümtürk vb Türkçüler tarafından kurulan Türkçüler Derneği ise 1972 tarihinde bünyesindeki pek çok Türk milliyetçisini tasfiye etmiştir. Bu tasfiyede MHP’ye yöneltilen eleştirinin başında konumuz itibariyle “MHP, ümmetçi-Anadolucu akımların tesirine girmiştir” deniliyordu. Böyle bir suçlama kayda değerdir.[20] Çünkü, Turancı yaklaşımın bir farklılık ve milliyetçiler arasında bir mücadele unsuru olduğu görülmektedir.

Ülkücü milliyetçi gençlerin örgütlenme ve yayın faaliyetlerinde göze çarpan bir özellikte komünist örgütlemelere tepki olarak kendilerini var kılmalarıdır. Bunlara örnek, Hür Düşünce Kulüpleri Federasyonu, “SBF’de Marksistler tarafından kurulan fikir kulübüne karşılık” kurulmuştur. Keza, İkinci Kuvay-ı Milliye Derneği de tepki özelliği taşır. Solcuların, Dönüşüm dergisine karşılık Kuvay-ı Milliye dergisini çıkarmışlardır. Bu dernek 33 maddelik bir deklarasyon yayınlamış ve burada komünizmin tehlikeleri, nasıl mücadele edileceği, komünistler karşısında ne yapılması gerektiği, milliyetçilerin kendi aralarında nasıl bir dayanışma sergilemeleri gerektiği konularına değinilmiştir. Bildirinin 13. maddesi şöyledir: “Komünistlerin Kırım’da, Kafkasya’da Azerbaycan’da, İdil-Ural’da, Türkistan’da, Müslüman Türklere yaptıkları mezalimi anlatınız”. Görüldüğü gibi tamamen komünizme bir tepki enstrümanı olarak Türk Dünyası algılanmaktadır.[21] En büyük ülkücü milliyetçi örgütlenme olan Ülkü Ocakları’nın kuruluşu sebebiyle üniversitelerde yayınlanan bildirilerde Türk Dünyası’na pek değinilmezken değinilen bazı bildirilerde de komünizmin tenkidi mahiyetinde bir yan unsur özelliği taşımaktadır. Yani bir amaç, hedef, proje olarak Turancılık, bir tavır kaynağı olarak yer edinememiştir.[22]

İlk defa 28–29 Kasım 1974 tarihinde Ankara’da MHP Gençlik Merkezi Birinci Türk Gençlik Kurultayı tertip edilmiştir. Türk Milliyetçiliğin en uzun süreli ve ilk siyasi partisi olan MHP’nin organizasyonunda gerçekleştirilen bu kurultayda Alparslan Türkeş bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmada ülkücülerin hizmet ve görevlerine değinilmiş, gençlerin ülkücü karakterlerine, ülkülerine, önemlerine ilişkin önemli görüşlere yer verilmiş fakat Türk Dünyası için bu gençlere bir direktif ve atıf söz konusu olmamıştır.[23]

SSCB siyasi varlığında ifadesini bulan komünizm karşıtlığı, özellikle Çekoslovakya’nın SSCB tarafından işgalinde şiddetli protesto olarak yansımasını bulmuştur. Bu girişim SSCB karşıtlığının ideolojik bir tezahürü olarak görülebilir. Bu zihinsel yapının arka planında SSCB’ye olan karşıtlığın esir Türkler gerçeği değil fakat komünizm karşıtlığı harekete geçirici bir güdü olmaktadır.

Türk milliyetçisi yayın organları ve örgütlerde Türk Dünyası’nın hatırlandığı ve müstakil bir konu olarak ele alındığı önemli olaylar da mevcuttur. Bunlardan biri bugün Kırım-Tatar Milli Meclis Başkanı olan Mustafa Cemiloğlu’nun 1976 yılında 29 hafta sürdürmüş olduğu açlık grevi sonucunda şehit olduğu haberidir. Bu haber Türkiye’de milliyetçi çevrelerde büyük yankı bulmuştur fakat aynı olay, dünya insan hakları çevrelerinde de makes bulmuştur. Cemiloğlu’nun öldüğü haberi Viyana’daki Protestan din adamlarının bir toplantısında açıklanmıştır. Bu olay üzerine Ülkü Ocakları Derneği, Rus Büyük elçiliğine ve Konsolosluğuna siyah çelenk koymuştur. Bununla birlikte bütün Türk milliyetçisi camianın değişik faaliyetlerle katkıda bulunduğu bir “Mustafa Cemiloğlu Haftası” düzenlenmiştir. Bozkurt ve Devlet, Hasret gibi dergi ve gazetelerde ayrıca özel sayı çıkarmışlar veya geniş yer vermişlerdir.[24]

Mustafa Cemiloğlu vakası yanında Ülkücü Türk milliyetçisi dernek ve yayın organlarında Türk Dünyası, Birleşmiş Milletler’in 16–23 Temmuz tarihleri arasını “Esir Milletler Haftası” olarak kutlaması üzerine görülmüştür. Hakkı Öznur’un yayına hazırladığı “Ülkücü Hareket” adlı eserinin beşinci cildi “Başyazılar, Röportajlar, Cezaevleri”[25] olarak düzenlemiştir. Burada 1975–1980 yılları arasında değişik aralıklarla çıkan ülkücü “Genç Arkadaş”, “Büyük Türkiye’ye Hasret”, “Büyük Ülkü”, “Ülkü Ocağı”, “Nizam-ı Âlem”, “Birliğe Çağrı” dergilerinin ve “Hergün Gazetesinin” başyazıları yer almıştır. Bu yazıların taranması sonucunda sadece “Esir Türkler Haftası” ve Mustafa Cemiloğlu’nun şehit olduğu haberi üzerine, konu olarak Türk Dünyası ele alınmıştır. Genç Arkadaş Dergisi sadece iki başyazısını esir Türklere ayırmıştır. Bunlardan biri, Esir Türkler Haftası vesilesiyle diğeri de Batı kapitalist sömürgeciliği ve Sovyet Komünist sömürgeciliğinin ele alındığı bir yazıda genel olarak değinilmiştir. “Hasret”, Mustafa Cemiloğlu özel sayısı çıkarmış, “Büyük Ülkü” de Esir Türkler Haftası vesilesiyle konuyu gündeme getirmiştir.

“Esir Milletler Haftası”, Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından 19 Temmuz 1976 “Esir Türkler Haftası” olarak değiştirilerek kutlanmıştır. Bu anma haftası da söz konusu dernek ve yayın organlarında Türk Dünyası’nın hatırlandığı ve gündeme getirildiği olaylardır. Bundan sonra da her yıl kutlanacağını belirtmiş ve ÜGD Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve ÜOD Genel Başkanı Lütfi Şehsuvaroğlu bir hafta boyunca ölüm orucu tutmuşlardır.[26] Ayrıca ÜOD Genel Merkezi 19 Temmuz 1976 günü Ankara’da “Esir Türkler Gecesi” düzenlemiştir. Bu gecede Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ali Batman, “T.C. Devleti’nin ana politikası olması gereken esir Türkler yan politika bile olamamıştır” diyerek Türkiye Devleti’nin dış politikasını sorgulamıştır.[27]

Örgüt bünyesinde eğitim faaliyetlerine büyük önem veren Ülkü Ocakları 1975–1977 yılları arasında ÜOD eğitim faaliyetleri çerçevesinde beş kitap yayınlanmıştır. Bu kitaplar seminerlerin hazırlanmasında kaynak görevi görmüştür. Hazırlanan bu kitaplar şunlardır: Orhan Kavuncu, “Millet Nedir?”, 1975; Lütfi Şehsuvaroğlu, “Esir Türkler”, 1976; Lütfi Şehsuvaroğlu, “Türk Milliyetçiliği Tarihi”, 1976; Haz: ÜOD, “Dini ve İslami Bilgiler”, 1977; Haz: ÜOD, “Ülkücü Gencin El Kitabı”, 1977; Haz: ÜOD, “Ülkücü Marşlar ve Şiirler”, 1977[28]. Ayrıca, Ülkücü hareketin kadrolarına yönelik fikri ve siyasi eğitimde verilen seminer konuları ve bu seminerlerin kaynakçasını teşkil eden kitaplarına bir göz atmakta Türk Milliyetçiliğindeki Turancılığın konumu konusunda bir fikir verebilir. Buna göre, parti gençlik teşkilatı notları ana planında sekiz dersten ibaret planın sadece yedinci dersinin ikinci bölümünde “Türkçülük ve Dış-Türkler hareketinin kaynaşması” başlığında yer almaktadır.[29]Görüldüğü gibi ders, doğrudan Türk Dünyası’na yönelik muhteva içermemektedir.

1970’li yıllarda ve özellikle 1976 yılında Türk Dünyası’yla ilgili yayınlarda gözle görülür nitelikte ve nicelikte bir değişme görülmektedir. Kurum, ekip[30] ve bireysel[31] çalışmalar yer almıştır. En önemlisi ve bilimsel yetkinliğiyle göze çarpan “Türk Dünyası El Kitabı” adlı üç ciltlik eserdir. Ayrıca, çeviri[32], hatıra[33], seyahat[34], özellikle Türkiye sınırındaki Türk topluluklarına[35] karşı özel bir ilgi vardır. Pek çok yayınevi “Esir Türkler Serisi” programı oluşturmuş ve gerek telif gerekse çeviri olarak seçkin kitaplar yayımlanmıştır. Fakat bu yayımlarda Balkanlar, Irak, Kıbrıs önemli bir yer tutmaktadır.

Erol Güngör, Mehmet Eröz, İbrahim Kafesoğlu, Osman Turan, Bahattin Ögel, Dündar Taşer gibi Türk Milliyetçiliği’nin sosyolojik, tarihi, antropolojik vb. disiplinler alanında önemli eserler ortaya koyan düşünürlerinin Turancılıkla ilgili doğrudan müstakil bir çalışma yapmamaları üzerinde önemli durulması gereken bir konudur.[36] Bunun başlıca sebebi, Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-kültürel ve ekonomik sıkıntıların akademi platformundaki tezahürleri olarak okunabilir. Ayrıca Türk kültürünün içinde bulunduğu kriz için doğrudan toplumsal zeminde bir yansımasını bulmayan ve “ütopik” düzeyde değerlendirilebilecek konular üzerinde durmamalarıdır. Başka bir sebep de, “Türklük davası”, “Türk Milliyetçiliği” vb. mefhumların kullanımının zaten Türk Dünyası davasına mündemiç olduğu düşüncesidir.[37]

Sonuç

Landau, Turancılığın Osmanlı döneminde yurt dışında etkili bir entelektüel hareket olarak nitelerken Cumhuriyet döneminde bu etkinin yurt içine kaydığını ama MHP ile birlikte konjoktüre bağlı bir ilgi odağı haline geldiğini vurgular. Hocaoğlu ise Ülkücülüğün Türk siyasi hayatındaki sağ ve sol Anadolucu akımların sığ ve dar coğrafi tasavvurlarının ancak Ülkücü hareketle birlikte genişlediğini ve dünya Türklüğünü de etkilediğini belirtir. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareketle Ülkücülerin siyasi bir tavır alış olarak yani eylemci yönüyle Turancılık konusundan ziyade Anadolu dışında da bir Türk varlığının bilinmesi, hatırlanması babında Türk Dünyasına kısmi bir ilgisinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu ilginin de büyük ölçüde komünizmle mücadelede bir araç mesabesinde olduğu görülmektedir. Diğer konu ve ilgilerden bağımsız bir konu ve başlı başına bir siyaset biçimi ve imkanı şeklinde öz varlığını yaratamamıştır.


[1] Kuruluşundan 1980 yılına kadar MHP üzerine yapılmış en ciddi çalışma olarak bkz Mustafa Çalık, Siyasi Kültür ve Sosyolojinin Bazı Kavramları Açısından MHP Hareketi –Kaynakaları ve Gelişimi- 1965-1980, Ankara, Cedit Neşriyat, 2. Baskı, 1995; ayrıca Ülkücü hareketin güncel sosyal olaylar, siyasi çalışmalar, çatışma ortamı, mücadelelerini konu alan bir çalışma için bkz: Emin Pazarcı, Kurt Bakışı, İstanbul, Burak Yayınları, 2005.  

[2] Jakob M. Landau, Pan-Türkizm, (Çev.) Mesut Akın, İstanbul, Sarmal Yayınevi, 1. Baskı, 1999, s. 243–244.

[3] Bu eksende bir yorum için bkz: Durmuş Hocaoğlu, “Siyasi Milliyetçiliğin İflası: VII.”, Muhalif Gazetesi, Sayı: 39.; 13.10.2000-19.10.2000. 

[4] Landau, a.g.e., s. 244.

[5] Durmuş Hocaoğlu, “Hakk’a Yürüyen Bir ‘Er’ Kişi: Alparslan Türkeş”, Son Çağrı Gazetesi, 10.04.1997. 

[6] Hocaoğlu, a.g.m.

[7] Hocaoğlu, a.g.m.

[8] Durmuş Hocağlu, “Alparslan Türkeş ve Ülkücülük”, Türk Yurdu, Haziran 1997, Cilt: 17, Sayı: 118, s. 12.

[9] Hocaoğlu, a.g.m., s. 12-13.

[10] Hocaoğlu, a.g.m., s. 13; Ayrıca, MHP’nin Pan-Türkizm açısından kısa bir yorumu için bkz: Landau, a.g.e., s. 222–229.

[11] Landau, a.g.e., s. 225-226.

[12] Kurt Karaca, Milliyetçi Türkiye, Milliyetçi-Toplumcu Düzen: ‘Dokuz Işık’ Üzerine Bir İnceleme, İkinci Baskı, Ankara, Çınar Yayınevi, 1971.

[13] Ayhan Tuğcugil, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi: Teori, 2. Baskı, Ankara, Töre-Devlet Yayınları, 1977.

[14] Tuğcugil, a.g.e., s. 83-99.

[15] Bu derneklerin kurucuları, programları, faaliyetleri hakkında hacimli bir çalışma olarak bkz: Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket, Teşkilatlar ve Mücadeleler, Cilt 2, Ankara, Alternatif yayınları, 1999; ayrıca kısa bir değerlendirme için Landau, a.g.e., s. 217–224.   

[16] Bu olaylarla ilgili bkz: Öznur, a.g.e., s. 45-47.

[17] Mili Türk Talebe Birliği’nin bu ideolojik değişimi konusunda geniş boyutlu bir çalışma için bkz: Doğan Duman-Serkan Yorgancılar,Türkçülükten İslamcılığa Milli Türk Talebe Birliği, Ankara, Vadi yayınları, 2008.

* Rus Başbakanı CKMP Gençlik Kolları da protesto etmiştir.

[18] Geniş bilgi için bkz: Öznur, a.g.e., s. 57-58, 139-140.

[19] Öznur, a.g.e., s. 81-82.

[20] Öznur, a.g.e., s. 110-113.

[21] Öznur, a.g.e., s. 115-121.

[22] Öznur, a.g.e., s.  224-232.

[23] Konuşmanın tam metni için bkz: Öznur, a.g.e., s. 168-170.

[24] Öznur, a.g.e., s. 383-391

[25] Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket: Başyazılar, Röportajlar, Cezaevleri, Cilt: 5, Ankara, Alternatif Yayınları, 1999.

[26] Öznur, a.g.e., s. 510–512.

[27] Öznur, a.g.e., s. 411–412.

[28] Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket: Yayın Organları, Makaleler, Temel Kavramlar, Cilt: 4, Ankara, Alternatif Yayınları, 1999, s. 603.

[29] Öznur, a.g.e., s. 648-660. Parti gençlik teşkilatı notları ana planı şöyledir: I. DERS: A) Zaman, Mekan, Kainat, Dünya, Tabiat, Kültür ve İnsan Toplulukları. B) Ümmetler Devri, Milletler Devri, Özet Ve Sonuç; II. DERS: Dünya Tarihi Ve Türkler; Destanî Devirler, İslami Devirler ve Cumhuriyet Devri, 1- Devlet, Tarihi Rolü-Biçimi-Sosyal Muhteva 2- Millet, Tarihi-Yurtseverlik Şuuru 3- İktidar Şekilleri-Dini İktidar-Krali İktidar-İhtilal İktidar- Sınıf İktidar, Milli İktidar. Özet ve Sonuç; III. DERS: A) Türkiye-Rusya, Türkiye-Amerika, Türkiye-İngiltere, Türkiye-Fransa, Türkiye-İtalya, Türkiye-Asya-Afrika Yenileri, B) Dünyadaki Kuvvet Dengesi ve Sonuç, C) Türk Milletinin Bütünlüğüne Karşı Teşkilat ve İdeolojiler. IV. DERS: A) Anadolu’nun jeopolitiği: 1- Asya-Afrika Camiası ve Türkiye, Savaş: Sıcak Savaş ve Soğuk Savaş, B) Türkiye’nin Dönüm Noktaları: 1- Endüstrileşme ve Şehirleşme, 2- Açlık, C) Bunalımlar ve Temel Mesele –Milliyetçi Tenkidin Görevleri. V. DERS: Milliyetçilik 1- Türkçülük Nedir, Neden Öğrenmelidir? 2- Türkçülük Tarihi ve Simaları 3- Türkçülüğün Temel ve Karakterleri A) Türklerle Türk Olmayanların Çatışması, B) Çatışma İçte ve Dışta Gayri Millilerle Milliyetçiler Arasındadır. VI. DERS:  Türk Milliyetçiliği’nin Birinci Merhalesi A) Türkçü Düşünce “Her Şey Türk İçin” Fikir Üretim ve Fikri Gelişme, B) Türkçü Hareket “Her Şey Türk Tarafından” Değiştirici ve Harekete Geçiricidir, C) Türkçü Hareketin Teşkilatlanma Şartı. 1- Hedefleri, 2- Yönetim, Hiyerarşi ve Fert 3- Duygu, Disiplin ve Eğitim 4- Propaganda, Savunma, Oyalama-Karşı Koyama, Saldırı ve Tutunma; VII. DERS: Türkçülüğün Üst Merhalesi A) İktidara Yürüyüş “Milli Devlet Güçlü İktidar” 1- Metod 2- Kadro, B) Türkçülük ve Dış Türkler Hareketinin Kaynaşması-Özet ve Sonuç; VIII. DERS: A) Milli Doktrin Nedir, Neden Öğrenilmelidir? B) Milli Doktrinin Karakterleri: 1- Türk Milletinin Bütünlüğünü İçine Alır; Sınıfçı ve Zümreci Değildir 2- Bireyci Değil Toplumcudur. 3- Maddi ve Manevi Hayatımızı iç İçe Kaynaşmış ve Beraberce Kabul Eder, Özet ve Sonuç. C) Yabancı Doktrinlerin Tanınması: Nedir Neden Öğrenilmelidir? Kapitalist Düzen- Sosyal Demokrasi- Komünist Demokrasi- Özet ve Sonuç. Bkz: Öznur, a.g.e., s. 648-649.   

[30] Coğrafi, tarihi, demografik, siyasi, kültürel olmak üzere bütün boyutlarıyla Türk Dünyası değerlendirilmiş, bilimsel bir çalışmadır. Bkz: İsmail Kayabalı-Cemender  Arslanoğlu, Orta Asya Türklüğünün Tarihi ve Bugünkü Durumu, Ankara, Kömen, 1978.

[31] M. Celalettin Yücel, Dış Türkler, İstanbul, Hun Yayınları, 1976.

[32] Henry Mac Gahan, Türklere Karşı Rus Vahşeti, (Haz) Muhiddin Nalbantoğlu, İstanbul, Yaylacık Matbaası, 1970; Joseph Costagne,Türkistan Milli Kurtuluş Hareketi, (Terc.) M.Reşat Uzmen, İstanbul: Orkun Yayınları, 1980; Elizabeth E. Bacon, Esir Orta Asya, (Çev) Tansu Say, İstanbul, Tercüman, 1965.     

[33] Kemal Şevket Batıbey, Ve Bulgarlar GeldiBatı Trakya’da Teneke İle Alarım, İstanbul, Boğaziçi Yayınları, 1976.

[34] Hakkı Abdullah Meçik, Şumnu, Bulgaristan Türklerinin Kültür Hayatı, İzmir, 1977.

[35] Enver Yakuboğlu, Irak Türkleri, İstanbul, Boğaziçi Yayınları, 1976; Batı Trakya Türklerinin azınlık hakları ile Türkiye’deki Rumların azınlık olarak sahip oldukları hakları ekseninde kıyaslamalı bir çalışma bkz: Adil Özgüç, Batı Trakya Türkleri, İstanbul, Kutluğ Yayınları, 1974; Şevket Gürel, Balkanlarda Akan Kan, İstanbul, Tarihsiz.

[36] Bu düşünürlerin müstakil bir çalışma konusu olarak Türk Dünyası’na eğilmemeleri bu tarihsel, sosyolojik gerçekliği inkar ettikleri anlamına kesinlikle gelmez. Nitekim gerek İbrahim Kafesoğlu, gerekse Bahattin Ögel olsun Türk Dünyasını “Bütün Türklük” kategorisinde değerlendirmişlerdir. Bkz: İbrahim Kafesoğlu, Türk Milliyetçiliği’nin Meseleleri, 3. Baskı (1. Baskı 1966, TKAE), İstanbul, Hamle Yayınları, 1993, s. 158-163.; Ziya Nur, Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si, İstanbul, İrfan Yayınevi, Tarihsiz, s. 140-142.   

[37] Mesela bkz: Tuğcugil, a.g.e., s. 85; Ayrıca İbrahim Kafesoğlu’na göre de, 150 milyona yakın Türk Dünyasını bütün olarak ele almak, birbirinden ayrı kalmış Türk toplulukları arasındaki tarihi ve kültürel bağları, ilmi icaplar dairesinde, meydana çıkarmak mecburiyeti her türlü şüphenin üstündedir. “Bütün Türklük” meselesi ne romantik bir mevzu, ne temelsiz bir fantezi değil, fakat Türkiye’nin hayat davasıdır. Bu mesele siyasi genişleme veya irredantizm değildir. Her Türk topluluğu kendi yurdunda hür yaşamalıdır. İstenen şey, makul ölçüde kültür bağlarını muhafaza yoluyla beraberlik şuurunu uyanık tutmaktan ibarettir. Bu kadarcık arzu bile Türk Dünyasında “ışık” ve “kuvvet” unsurlarının devamını sağlamağa kafidir.  Bkz: Kafesoğlu, a.g.e., s. 158-163. Landau, Kafesoğlu’nun kullandığı “Bütün Türklük” mefhumuyla “Pan-Türkçülük”ü kastettiğini söyler.bkz: a.g.e., s. 235. 

 

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.