Tarihi Yarimada Gece

5 Haz 2012

“Türk Kültürü ve Milliyetçilik” Eserinin Işığında Erol Güngör’ün Türk Milliyetçiliği Tasavvuru ve Bir Eleştiri – I

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Entelektüellerimiz arasında yüz yılı aşkın bir zamandır “adı konulmuş” haliyle, sonrasında ise kitleselleşerek halk içinde varlığını sürdüren Türk Milliyetçiliği’nin “kemale erme” süreci olarak tanımlanabilecek döneminde akılda kalan münevverlerimiz arasında Erol Güngör’ün şahsına mahsus bir yeri olduğunu belirtmek gerekir. Güngör’ün Türk Milliyetçiliği düşünce sistemine, “medeniyet tasavvuru” olarak isimlendirilebilecek bir bakış açısı kazandırdığını söylemek mümkündür.

Ailesi ve yakın çevresi itibarıyla değerlendirildiğinde Erol Güngör Osmanlı medeniyet havzasından, cumhuriyet devrine sunulan derinlikli bir  “âlim” numunesi olarak değerlendirilebilir. II. Meşrutiyet sonrası hızlanan, cumhuriyet devrinde devam eden “Avrupacı” inkılâpçılık hareketleriyle ilgili eleştirilerinin sertliği ve isabetliliği oldukça dikkat çekici olan Güngör’ün, inkılâpçılık hareketlerinin kültür cephesine cephe almasının kökenlerini onun şahsi tecrübelerinde aramak yerinde olur. Zira Güngör’ün eserlerinde hüzün ve kızgınlığı aşikâr bir üslupla aktardığı:  kitabesi kazınan camiler, ziyareti yasaklanan türbeler, eski Türkçe (Osmanlıca) olduğu için topluca yakılan kitaplar ya da atılan, kâğıt fiyatına satılan arşivlere dair gözlemlerinin, medeniyet telakkisine sahip bir münevver olması hasebiyle, Güngör’ü  “mağduriyet” psikolojisine yaklaştırdığını öne sürebiliriz. Kendinden önce yapılamayan, yapabilecek vukufiyette münevverlerinde devirlerinin baskı atmosferinin tesirinde kalarak doğrudan ifade etmekten çekindikleri, ifade edenlerin ise görüşlerini sosyal bilimlerle harmanlayamadıkları, derinlik kazandırmada sıkıntı yaşadıkları birçok meseleyi hakiki bir “münevver namusu ve cesareti” ile ortaya koyması bakımından Erol Güngör’ün genel manada Türk sosyolojisine, hassaten Türk Milliyetçiliği’ne katkılarını gözden kaçırmamakta fayda vardır.

Güngör’ün medeniyet tasavvurunu ve bunu Türk Milliyetçiliği anlayışıyla nasıl ustaca imtizaç ettirdiğini anlamak adına en uygun kaynaklardan biri müellifi olduğu “ Türk Kültürü ve Milliyetçilik” eseridir. Bu nedenle, Güngör’ün milliyetçilik ufkunu kavramak için makalemize onun bu eserini mihmandar yapacağız.

Erol Güngör’e göre milliyetçilik evrensel anlamda homojenlik arz eden bir düşünce değildi. Farklı coğrafyaların, farklı toplum yapılarının şekillendirdiği birbirine benzemeyen milliyetçilik anlayışlarının varlığından bahsedebiliriz bu manada.  Güngör   meseleyi müşahhaslaştırmak için Arap milliyetçiliğinin Arap sosyalizmiyle hemhal olmuş yapısını buna  mukabil Türkiye’de sosyalizmin milliyetçilik karşıtı tavrını örnek olarak sunar.

Güngör’ün, milliyetçiliği içinden neşet ettiği coğrafyanın ve onun değerlerinin şekillendirdiğine dair görüşünün temelini “milli kültür” oluşturmaktaydı.

Milliyetçilik bir memleketteki milli kültüre dayanır. Halbuki Türkiye’de batılılaşma hareketleri sonunda münevver (okumuş) tabaka Türk kültürüne büyük ölçüde yabancı kalmış, hakiki bir kültür yaratarak bunu milletin bütün tabakalarına yaymayı da başaramamıştır. Tarih içinde gelişen Türk milli kültürünü daha çok halk kitleleri muhafaza etmiş bulunuyorlar. Şu halde milli kültürün modern imkânlarla geliştirilmesi demek olan milliyetçilik, ister istemez, halk içinde yaşamakta olan temel kültür unsurlarına dayanmak zorundadır. 1

Güngör’ün,  milliyetçiliği özgünleştiren yapısına vurgu yaptığı  milli kültüre atfettiği büyük önem, onun milli kültürü pergelin sabit ucu gören zihin dünyasının bir tezahürüdür. Onun zihninde Türk Milliyetçiliği medeniyet telakkisi gelişmiş, milli kültürü temel alan, imparatorluk geleneğini ve getirilerini içselleştirmiş bir düşünce olmalıydı ve öyle olduğu takdirde tabii yatağını bulabilirdi. Bu bağlamda Güngör’ün kültür inkılâpçılığına karşı aldığı eleştirel tutum, anılan inkılâpçılığın milletin binlerce yıllık yolculuğunda elde ettiği kazanımları yok hükmünde kabul etmesiyle ilişkiliydi. Israrla Türkiye’nin tarihi kaderinin onu diğer milletlerden ayırdığını ve dolayısıyla milliyetçilik anlayışının da muadili kabul edilenlerden çok farklı olduğunu vurgulamaktaydı Güngör. Onun “ Biz büyük bir imparatorluğun ve büyük bir medeniyetin çocuklarıyız, bizim milliyetçiliğimiz sömürgecilerin işgalinden kurtulmak için yapılan siyasi istiklal mücadelelerine yahut sıfırdan başlayarak milli kültür yaratma hareketlerine benzemez.” 2 diyerek dikkat çektiği mesele de esasında adına nev-i şahsına münhasırlık denilebilecek bu farklılıktır.

Güngör’ün yoğun eleştiri konularından birisi de Türk münevverliğidir. İki asrı aşkın bir zamandır batılılaşma azmi ile çabalayan münevverleri, oldukça ağır bir şekilde eleştirmekte ve “ilerleme” için doğru yere bakmama olarak adlandırabileceğimiz bir eksiklikle suçlamaktadır. Bu bağlamda Güngör’ün çok keskin bir zihinsel farklılığı da teşhir ettiğini söylemeliyiz. Türk münevverinin batı karşısındaki mağlup tavrına karşılık, halkın hala fatih bir milletin fertleri özgüvenine sahip olduğundan bahisle bu durum karşısında dayanak noktası olarak milletin zihinlerinde yaşattığı bu halin alınması gerektiğini ifade etmektedir Güngör.

Güngör eleştirilerini sıralarken Türkçülerle, inkılâpçıları birbirinden farklı konumlandırır. “ Türkçülerle inkılapçıların temelde ayrıldıkları nokta Türk milletinin batı medeniyetine intibakı için seçilecek yoldu. Türkçüler medeniyet değişmesi esnasında milli hüviyetin kaybedilmemesi için çalıştılar, inkılapçılar veya Avrupacılar ise onların milli kültür dedikleri şeye zaten baştan cephe almışlardı.”  3

Güngör’ün II. Meşrutiyet aydınlarını değerlendirirken, dönemin pozitivist aydın tipinin örnekleri olarak bahsettiği Ahmet Rıza ve Abdullah Cevdet’e yönelttiği eleştiriler temelde batı medeniyetine intibak etme azmiyle, milli kültürün imhasına kalkışmak ve bu yolla milleti doğal mecrasından ait olmadığı başka bir istikamete yönlendirmek üzerine kuruluydu. Abdullah Cevdet’in,Türk milletini Avrupalılarla cinsi münasebet kurmak suretiyle ırki olarak ıslah etmeyi teklif edecek kadar ifratta olması Güngör’ün eleştirirken hassasiyet sahibi olduğu hususların sınırlarında gezinmesi sonucunu doğurmuştur.  Cumhuriyet döneminde de son bin yılın göz ardı edilerek Orta Asya’ya sıkıştırılan ya da Anadolu’da ki eski kavimlere yoğunlaşan tarihi köken arayışının yanlışlığına sıkça temas etmiştir. Güngör “ Halka dönüş ile geriye dönüşü birbirine karıştırmamak lazımdır. Atalarımızın kültürü milletimizin çocukluk çağını temsil eder; biz o çocukluk çağında sahip olduklarımızı yüzyıllarca geliştirdikten sonra olgun bir millet haline geldik.” 4 diyerek kültürde rafine hale gelinmiş dönemin “yok” farz edilmesinin oluşturacağı problematiğe işaret ediyordu.

Erol Güngör’ü milliyetçi entelektüeller arasında farklılaştıran konulardan birisi de milliyetçi camiada “tabu” haline gelmiş isimlere yönelttiği ilmi ve bir o kadar da cesur eleştirilerdir. Söz konusu eleştiriler Güngör’ün Comte’u, Durkheim’i ya da Abdullah Cevdet’i eleştirmesinden farklı bir yönü içinde barındırmaktaydı. Zira Türk milliyetçisi camianın fikri önderlerinden kabul ettiği Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu gibi isimlere çok ciddi eleştiriler yöneltmek aynı zamanda “tabu”lara dokunmak anlamına gelmekteydi. Fikri tabuların oluşması aynı zamanda önceki fikirlerin aşılamaması sonucunu beraberinde getirmekteydi. Bu da fikri durgunluk ve değişen koşullara göre yeni sözler söyleyememe yahut yaşandığı dönemde fark edilemeyen gerçeklikleri zamanın netleştiriciliğinden istifade ederek ortaya koyamamaya sebep oluyordu. Bu sıkıntıyı aşmaya yönelik adımı Erol Güngör’ün attığını söylemek yanlış olmaz.

Güngör’ün Mustafa Celalettin Paşa’yı, Peyami Safa’yı yahut Ahmet Ağaoğlu’nu eleştirirken kullandığı üslubun latif görünümüne rağmen oldukça ağır olduğunu belirtmek gerekir. Güngör’ün asıl ses getiren eleştirisinin Gökalp’e yönelik olduğu açıktır. Gökalp’i eleştiren yazılarının yayınlandığı dönemde ciddi bir tepkiyle karşılaşması, Gökalp’i tabulaştıran ve görüşlerinin üzerine ilave yapamayan kesimlerin bozulan zihni konformizmlerinin tezahürü olarak değerlendirilebilir. 

Devam edecek…

* Bu makale Türk Edebiyatı'nın Haziran 2012 sayısında neşredilmiştir.

______________________________

Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 19. Baskı,  Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009, s.10-11

Güngör, a.g.e, s. 11

 Güngör, a.g.e, s. 47

4  Güngör, a.g.e, s. 49

Paylaş:

    Geçmiş Yazılar

    Comments are closed.

    • İZ BIRAKANLAR

      "Bana öyle geliyor ki, biz insan için, ülkemiz için istediğimiz ve savunduğumuz fikirlerden ötürü değil, bu düşüncelere layık kimseler olamadığımız için yargılanabilirdik. Zahiri sebepler neler olursa olsun, belki de yargılanmamızın gerçek sebebi budur. Ve belki bizi yargılayan güç de bunun sıradan bir vesilesidir. Gerçeği Allah bilir."

      Nevzat Kösoğlu (Askeri Mahkemedeki savunmasından)

    • Sosyal Ağ

    • ETİKETLER

    • İLETİŞİM

      Editör: Yasin Karabulut

      editor@turkyorum.com

      Facebook Twitter More...