Tarihi Yarimada Gece

12 May 2012

Türk-Afgan Münasebeti Çerçevesinde: Memduh Şevket Esendal

Yazan: AFŞİN SELİM

Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883’de, Çorlu’da doğar. Çiftçilikle uğraşan ailesinin maddî yetersizlikleri nedeniyle, hiçbir mektepten mezun olamaz. Fakat şahsî gelişimini ihmal etmemiştir. Mesela, iyi derecede, Fransızca ve Rusça bilir, Türk lehçelerine vakıftır. 1906’da, henüz 20 yaşındayken katıldığı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde, müfettiş olur. Kara Kemal’in siyasi cephe yardımcılığını üstlenir, mütareke döneminde İtalya’ya gider, İzmir’in işgaliyle ülkeye geri döner. Millî mücadele yıllarında Mustafa Kemal’le birliktedir. 1919’da, Ali İhsan Bey’in katkılarıyla, Mesleki Temsil Programı’nı hazırlar; buradaki görüşlerini, Halk ve Meslek dergilerinde işleyerek, Cumhuriyet dönemine aynen aktarır. 1920’de, Azerbaycan Cumhuriyeti nezdinde, Hükümet temsilcisi olarak görevlendirilir. 1924’de Rusların Azerbaycan Cumhuriyetini lağvetmeleri üzerine, İstanbul’dadır.  Tahran elçiliğine atanıncaya kadar, Galatasaray ve Kabataş Liseleri’nde tarih ve coğrafya öğretmenliği yaparak geçimini sağlar. Meslek bu dönemde yayımlanmıştır. Fakat İzmir Suikastı davasında zarar görmemesi için, yurt dışına gönderildiği bilinmektedir. Sonrasında, Elazığ ve Bilecik milletvekilliği yapmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği, parti içi sorunlar nedeniyle, 1945 yılına kadar devam eder. Faal siyaseti bırakmasıyla, eski öykülerini derleyip yayımlatır. Uzun süre edebiyatla uğraşmamasına rağmen, Türk edebiyatında yer edinebilmiştir.

İdealist bir diplomat olan Memduh Şevket Esendal, Büyükelçi olarak, 12 yıl boyunca; Azerbaycan, İran, Afganistan ve Sovyetler Birliği’nde bulunur. 1930’lu yıllarda, Mustafa Kemal’in direktifleri doğrultusunda yürüttüğü Afganistan Büyükelçiliği’ne özellikle temas etmek gerekir, çünkü neredeyse Afgan Hükümeti’nin Başdanışmanı mevkiine gelmiştir bile… İngiliz, Alman ve Fransız Büyükelçileri’nin, Esendal’ın izni olmadan Kral ile görüşememesi, mesele çerçevesinde mühimdir. Büyük ama desiseperest devletlerin, jeopolitik önemi nedeniyle, ilgilendikleri(!) ve birbirleriyle mücadeleye giriştikleri bir ülkeden bahsediyoruz, Afganistan’dan…

Türk-Afgan münasebeti değerlendirilirken, Türkiye’nin ve Afganistan’ın, emperyal güçler tarafından, aynı dönemlerde paylaşılmak istenmesi yadsınabilir mi? “Köprü ülke” olarak görülmelerine rağmen… Türkiye Türklerin, Afganistan Afganlıların vatanı olabilmiş midir?

Gelgelelim, “Türk Afgan münasebetleri oldukça eski bir tarihe dayanmaktadır. Hattâ bu iki ülke arasındaki ilişki bir bakıma Türklerin Orta Asya’daki yaşayışlarına kadar uzanmaktadır. O dönemde Afganistan önemli bir ticarî geçit yolu üzerinde bulunuyordu. Gazneliler ve Selçuklular döneminde Afganistan, Türkler için önemli yerleşme merkezlerinden biri olmuştur.”1 Pekâlâ, Osmanlılar için de: “1907 yılında Mehmet Fazlı adında bir Osmanlı seyyahı, Mısır’dan Afganistan’a seyahat ederek Afganistan hakkında şunları söylemiştir: Asya’nın bu genç ve dinç hükümeti hakkında bütün cihanı İslamiyet’te bir teveccüh, bir muhabbet vardır. Özellikle Osmanlılar, umumiyetle bu diyar ve hükümet için pek büyük bir his takdiri teveccüh ve ihtiram beslerler.”2

Esendal’ın Afganistan’daki görevi esnasında gördüğü saygı, itibar, hürmet vesilesiyle, gelişigüzel bir hadiseye muhatap olmadığımız aşikârdır. 2. Dünya Savaşı’nın yahut emperyal paylaşımının evvelinde, İtalya ve Almanya, Afganistan’a tamamen yerleşmek istemiş, Afganistan’ın rahatsız olduğunu işiten Mustafa Kemal, Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937) ile gidişata müdahale etmiş, İtalya ve Almanya, Afganistan’dan mahrum kalmıştır. Dolayısıyla Batı emperyalizminin Afganistan’a nüfuz edemeyişi olarak da okuyabiliriz bu vaziyeti… Sadabat Paktı’nı yalnızca Afganistan’a indirgeyemeyiz. Afganistan’dan ziyade, İran ve Irak’ın dâhil edildiği bir birliktelik, dayanışma ve antlaşmadır bu, bir diğer adıyla, saldırmazlık paktı… Fakat ilerleyen zamanlarda, mensup ülkelerdeki iktidar değişiklikleri dolayısıyla feshedilmiştir.

Esendal’ın, Doğu Türkistan’ın kurtuluş mücadelesini sürdürmek için Afganistan’ın başkenti Kabil’de bulunan, Doğu Türkistan millî mücahitlerinden Mehmet Emin Buğra ile irtibatını da, mesele çerçevesinde gözardı etmememiz gerekiyor. Hattâ Doğu Türkistan’lı bazı gençlerin, öğrenci olarak Afgan okullarına yerleştirilmesini de.  Turan coğrafyasındaki Türklerin, Sovyet baskısından dolayı kitleler halinde Afganistan’a sığındığı bir dönemde; bir diğer adıyla, Güney Türkistan’a, yani unutulan coğrafyaya… 

Afganistan’da, “Türk kimliğine mensup Özbek, Türkmen, sayıları az da olsa Kazak, Kırgız ve Türk kimliğine yakın oldukları bilincini taşıyan Hazara gibi etnik grupların bulunması, Türkiye’nin bu ülkedeki başarısını artıran etkenler olarak görülebilir.”3 Bu yüzden,  Mustafa Kemal’in vefatına yakın, Özbek, Türkmen, Kazak, Kırgız… onlarca öğrenci, Türkiye’ye, askerî, tıbbî ve kültürel alanlarda yetiştirilmek üzere gönderilir. Fakat Türkiye’ye gelen o öğrencilerin akıbeti hakkında bugün herhangi bir malumat bulunmamakta…

Memduh Şevket Esendal vesilesiyle: Türk-Afgan münasebeti

Afganistan, Mustafa Kemal’in Türkiye tasavvuru kapsamındaydı. “Özellikle Emanullah Han zamanında Türkiye, Afganistan’a, modernleşme çalışmalarında hem örnek olmuş, hem de fiilen yardım etmiştir. Emanullah Han reformlarında M. Kemal’i örnek almıştır.”4 Pek zikredilmez ama… Cemal Paşa, kuvvetli bir Afganistan sayesinde, Hindistan Müslümanlarının, İngiliz esaretinden kurtulabileceğine inanmakta ve Afgan ordusuyla özellikle ilgilenmekteydi. Keza, Kral Emanullah Han’ın, Enver Paşa’yı da, vakti zamanında, desteklediğini hatırlatalım: “Sovyetlerin, Orta Asya’daki Bolşevikleştirme politikaları ve uyguladıkları sert yöntemler sonucu birçok Türk ayaklandı. Bunların bir kısmı Bolşeviklerden kaçarak Afganistan’a sığındılar. Enver Paşa’nın liderliğinde çıkan bu ayaklanmalara Emanullah Han destek verdi.”5

Türk-Afgan münasebetinin en üst düzeye çıkmasında, Esendal’ın şahsî yeteneği inkâr edilemez. Besbelli ki, Büyükelçilikten ibaret değildi görevi… Türkiye, kendisinin ihtiyacı varken, 1920’lerden itibaren; askerî, tıbbî ve kültürel alanlarda yetişmiş insanlarını Afganistan’a gönderebilmişti. Tastamam bir dayanışmaydı bu… Afganistan’ın İngilizlere karşı savaşına ve direnişine kayıtsız kalınmadı. Tıpkı Afganistan’ın, Türkiye paylaşılırken kayıtsız kalmaması gibi… Dönemin “Times” gazetesinde yayımlanan bir makalede, şöyle bir hatırlatma yapılması anlamlı olsa gerek: “İttifak devletleri Türkiye’yi parçalarken, Afganistan’ın içinde bulunduğu İslâm halklarının tepkisini hesaba katmak zorunda kalmaktadır.”6

Daha sonra, Ankara yönetimi tarafından, Sovyetler Birliği ile diplomatik münasebetler kurmak için görevlendirilen Türk Heyeti, Moskova’ya gitmiş, bölgede tanıştıkları Afgan temsilcileri sayesinde, bir dostluk antlaşması imzalanmıştı. Dönemin tabii müttefiki olan her üç ülke, İngiliz aleyhtarıydı ve fakat Hindistan’a komşu olan Afganistan ile Türkiye’nin dayanışması, İngiltere’yi her geçen gün rahatsız ediyordu.

Tarih, 1 Mart 1921’i gösterdiğinde… Türk-Afgan münasebeti, siyasi bir kimlik kazandı. Moskova’da, Türkiye’yi temsilen bulunan, Doktor Rıza Nur ve Yusuf Kemal Tengirşerk öncülüğündeki Türk heyeti ile bağımsızlığını henüz kazanmış olan Afganistan temsilcileri arasında, “Türk-Afgan İttifak Muahedesi” imzalandı. Bu antlaşmanın üçüncü maddesi hükmü gereğince; Afganistan, Türkiye’yi İslam Dünyası’nın lideri olarak tanıdı. Kararlardan bazıları şunlardır:

·         İki kardeş devlet ve millet, birbirlerinin bağımsızlıklarını tanıyacaklardır,

·         Taraflardan birine yapılacak saldırı, diğerine de yapılmış sayılacak, saldırıyı ortadan kaldıracaklardır,

·         Kültürel bağları güçlendirmek için, Türkiye’den Afganistan’a öğretmen ve subay gönderilecektir…

10 Haziran 1921’de, Ankara’da, Afganistan büyükelçiliği açılmış ve düzenlenen törende, elçilik gönderine bayrağı, Mustafa Kemal bizzat kendisi çekmişti. Burada bir konuşma yapmış, şöyle demişti: “Her İslâm yönetimini Afganistan gibi özgür ve bağımsız görmekten gurur duyacağız. Doğuda baskı altında yaşayanlar, Türkiye, Afganistan ve Sovyet Rusya arasındaki ittifaktan sevinç duymaktadırlar.”7

1928 yılında ise, Afgan Kralı Emanullah Han’ın Türkiye ziyareti gerçekleşti; Ankara’nın başkent oluşuyla, ziyarete gelen ilk hükümdar olarak… ve ardından, dönemin, “Hakimiyet-i Milliye” gazetesinde, “Türkiye-Afganistan ilişkileri” başlığı altında, şöyle bir haber yayımlandı: “Afgan Emiri Emanullah Hazretleri tarafından TBMM Hükümeti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir mektup gönderilerek Afgan devletinin dış işlerini düzenlemek için mümkün olan çabuklukla bir askeri heyet gönderilmesi rica ve cesur Osmanlı askerlerinin Orta Asya’da ittifak ve ittihat bağlarının kurulması ve sağlamlaştırılmasına sebep olması temenni edilmiş ve nihayet İslam birliğinin güçlendirilmesi de temenni edilerek mektuba son verilmiştir. Afganistan ile Türkiye arasında bu dostluk ve samimiyet, kayda ve zikretmeye değer görülür.”8

Bu ziyaretle birlikte, Ankara’da, bir diğer antlaşma, “Türk-Afgan Ebedî Dostluk Antlaşması” imzalandı. Tarih, 25 Mayıs 1928…

Afganistan, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi varlığını, bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biriydi. Afganistan’ın bağımsızlığını tanıyan ikinci ülke de Türkiye olmuştu. Fakat İttihat ve Terakki Hükümeti döneminde oldukça gelişen Türk-Afgan dostluğu, Cumhuriyetin ilanıyla devam etmiş, her iki ülkedeki iktidar değişiklikleri nedeniyle kesintiye uğramıştı. Mesele, Türkiye açısından, dünya ölçeğinde iddialı toplum ülküsünü yitirmişliğin ispatlarından biriydi artık…

______________________________

Can, Aydın. Çukurova Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Okutmanı,“Atatürk Dönemi Türk-Afgan ilişkileri” , “http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/aydin_can_ataturk_donemi_turk_afgan
2 Afganistan’a Bakış Dergisi, Afganistan Büyükelçiliği, Sayı:2, Mart-Nisan, 2006, s.5
3 Burget Fazıl, Ahmet. “Afganistan’da Başlayan Yeni Dönemde Türkiye’nin Yeri”, “http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=15&yazi=273
4 Can, Aydın. A.g.m.
5 Can, Aydın. A.g.m
6 Can, Aydın. A.g.m
7 Hülagü, Metin. “Milli Mücadele Dönemi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,C.15, Sayı 45, Kasım 1999
8 Hakimiyet-i Milliye, Sayı 66, 19 Ekim 1920’den aktaran Zeki Sarıhan, Kurtuluş savaşımızda Türk-Afgan İlişkileri, s.109
*2023 Dergisinin Nisan 2012 sayısında yayımlanmıştır.

 

 

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.