istanbul yarimada

13 Eki 2011

Terörist Breivik’in Türkiye’deki Muadilleri Kim?

Yazan: İKBAL VURUCU

Geçen haftanın en çok konuşulan olaylarından biri Norveç’te meydana gelen katliamdı. Adı, Anders Behring Breivik. 32 yaşında ve bir Norveçli. Oslo’daki bombalı saldırının ve Utoeya Adası toplu katliamının faili. Bu olay Türkiye’de sağlıklı analizlerden ziyade bu katilin zihniyetinin farklı bir versiyonu olarak “düşman”ın sınırlarını çizen ve kim olduğunu tanımlayan yorumlara sebep oldu.

Katilin siyasi kimliğinden, Norveç katliamının sunuluş biçimine kadar bir dizi algılama ve bize yansıtış niteliği üzerinde durulması gerekir. Bu olay, Türkiye’deki potansiyel tehlike olan zihniyetin kaynağını göstermesi açısından önemli. Olayın tarihsel, kültürel ve ekonomik nedenleri öncelenerek bir yorum geliştirmektense aynı Breivik tarzı kin ve nefret suçlarını teşvik edici bir dilin yaygın olarak kullanılması dikkatimizi çekti.

Öncelikle bu katliamdan, “Norveç’in 11 Eylül”ü diye bahsetmek ve manşetlere çekmek basınının Türk toplumuna ve sorunlara ne kadar yabancılaştığını, uzaklaştığını göstermektedir. On binlerce insanını teröre kurban vermiş bir ülkenin basını ve aydınları olayı ABD’nin kötü bir anısına atıfla kamuoyuna taşıyor. Öyle ya, binlerce evladını PKK terörüne kurban veren ve hâlâ vermeye devam eden bir ülkede, ABD’deki bir terör saldırısının benzetme unsuru olarak kullanılması kendine yabancılaşmanın boyutlarını gösterdiği gibi olayın AB ülkelerindeki yabancı düşmanlığının hangi boyutlara geldiğinin göz ardı edilmesine de sebep olmaktadır.

Bir başka önemli konuda katilin siyasi mensubiyeti üzerinden bizim solcu “demokrat” aydınlarca geliştirilen kin ve nefret söylemi. Yazarlarımızın üzerinde vurgulayarak durduğu nokta katilin “milliyetçi” olarak sunulması ve bunu sunarken de Türk milliyetçiliğine göndermede bulunmalarıdır. Her olayda Türk kimliğine ve Türk milliyetçiliğine saldırmak için kendine görev biçen basının solcu entelektüellerinin bu durumunu ele almak zorunludur.

Özgür Mumcu isimli bir yazar, katil Breivik gibi kendi ideolojik saplantılarını temel alarak ötekileştirdikleri sağcıları ve daha özelde Türk milliyetçilerini aynı kare içine sokmak için özel bir gayret sarf etmekte. Sürekli “Sağcılığın her türlü arazını taşıyan bir düşünce tarzı var” “sağcı kalemşorlar…” vs. gibi vurgularla bir kin kusuyor. Kin kusmakla kalmıyor kendi mensup oldukları ve kandan beslenen ideolojik iklimlerinin üstünü örtmek gayreti rahatlıkla gözlemleniyor. Şu vurguya dikkat edin, “… kültürel Hıristiyanlık yanlısı gibi görünüyor. Bizdeki Türk-İslam Sentezcileri gibi dini kültürün olmazsa olmaz bir unsuru olarak kutsuyor.” Bu ifade ile doğrudan Türk milliyetçilerini ve bir tarih felsefesi olan Türk-İslam sentezini bu terör olayı ile bağdaştıran bir zihniyet.

Bir başka kindar yazar ise geçmişi de işin içine katarak olayı bir geçmişle hesaplaşma noktasına getiriyor. Katilin kendini savunduğu söylemin “son derece ‘tanıdık’ ” olduğunu söyleyen yazara göre “Norveç’i çok seviyorum” ve “Müslümanları Norveç’e doldurduğu için” İşçi Partisi düşmanı olması, söz konusu söylem. Ve yazar soruyor: “Eğer siz bir milliyetçiyseniz, buna ne diyebilirsiniz ki?” gerekçeler sıralar, “Ülkenize yabancıları istemiyorsunuz. Onlarla bir arada yaşamaktan kaçınıyorsunuz. Ama onlar yine geliyorlar…”

Ve yazar içindeki kini kusuyor Breivik gibi, hem de onunla aynı zihniyet kalıplarıyla düşünerek: “Dünyanın her yerindeki milliyetçiler gibi ülke sevgisi had safhada gelişmiş bir yaratık!!!” ve ırkçı Sırpların Bosna katliamına göndermede bulunarak tarihin kara sayfalarını milliyetçilik ile özdeşleştiriyor. O soykırımcı liderlerin kendi övündükleri sosyalizmin birer üyesi olduklarını kendince gizleyerek. Ve bütün bunların sebebi ona göre “ülkesini sevdiği için” ve “Ülkelerinin bölünmesini istemiyorlardı!”.  Ve kinin, nefretin yansıtılmasında son perde “Bizim milliyetçiler de ülkelerini çok sevmiyorlar mı? 1970’lerde solcuları, Marksistleri bu yüzden öldürmediler mi?” soruyor: “O halde sorun onda mı? Yoksa sahip olduğu ideolojide mi? Gelişmiş milliyetçilik işte insanı ve insanlığı bu hale getiriyor.”

Avrupa’nın sömürgeci ve ırkçı tarihî geçmişinin bir ürünü olarak açıklanabilecek bu olayı, Türkiye’deki solcu militanların “milliyetçiliğe” bir saldırı fırsatı olarak kullanmaları hiçte şaşırtıcı değil. Türkiye’deki kanla yazdıkları devrim tarihlerini nedense-herhalde demokratik bir gelişme olarak değerlendiriyorlar- anmazlarken devrimcilerin estirdiği teröre karşı kendilerini savunmak zorunda kalan milliyetçileri katillikle suçlamak ancak “aymazlık” ile ifade edilebilir. Onlarca solcu terör örgütü ile Türkiye’yi kan gölüne çevirmiş ve PKK, DEV-SOL, DHKP-C gibi daha nice terörist örgütü devrim adına ortaya çıkarmış bir ideoloji mensubu olduklarını hatırlatalım. Kendileri anmasalar da. Mesela cevap vermelerini bekleriz, kaç tane ÜLKÜCÜ bir terör örgütü bulunduğunu buna mukabil kaç solcu terör örgütünün kurulduğunu?

Sizin her dakikası, her saati kan kokan devrim tarihinizi Ülkücüler hâlâ yazmadı diye kendinizi masumlaştırmayın. Tarih er ya da geç yazılacaktır. PKK gibi dünyanın en kanlı örgütünü ortaya çıkaran sözde “ilerici-demokrat” düşünceniz, tarihte hak ettiği yeri alacaktır. Kullandığınız kin ve nefret kokan söylem ve dil bile sizi birer “Breivik” olarak tarihteki müstesna yerinize koyacaktır.

Unutmayın kan, şiddet, terör, kin ve nefretin zirvesinde her zaman siz solcular varsınız. Rekorunuzu kimseler kıramaz.

Batı’nın kendi içinde yaşadığı değişmeleri dikkate almadan meselenin anlaşılmasının imkânsız olacağı açıktır.

Bu noktayı kavramak için Norveç’in teröristinin psikolojisine ve hayat hikâyesine bakmaktan çok, teröristin Norveç’ini anlamak gerektiğini görmek durumundayız. Batı’yı ve geçirdiği değişimleri anlamadan onun bir parçası olan Norveç’te olup biteni de doğru değerlendirmek oldukça zordur.

Fransa’da Sarkozy, Almanya’da Merkel veya diğer Batılı siyasetçilerin İslam, Türkler ve Türkiye hakkında söyledikleriyle bir teröristin yayınladığı metindeki ortak duygudaşlık benzerliği, ideolojik bir yönelimin temel parametrelerini ortaya dökmektedir. Söylem analizi yapıldığında, bu benzerliklerin yabancı düşmanlığına, İslam ve Türklüğe bakış açısının çok gerilerde kalması gereken bir Haçlı algısına, farklılıkları ve çoğulculuğu reddeden bir ötekileştirme mantığına dayandığı aşikârdır.

Tek bir olaydan hareket edilerek Batı’nın değiştiğini, “Batı uygarlığının” yeni bir yönelime girdiğini söylemek ne kadar doğrudur? Bu tür itirazlara hemen cevap verelim; öncelikle ortada tek bir olay yoktur, bir zihniyet biçiminin, düşünce sisteminin ürettiği muhtelif sapkın davranışlar vardır. Bu, davranışların dayandığı zeminde problem olduğunu gösterir. O halde soru, bu problemin ne olduğuyla ilgilidir.

Kısaca söylemek gerekirse Batı uygarlığı artık kendine olan güvenini kaybetmiştir. Öz güven kaybı başkalarına ve ötekine düşmanlık duygusu geliştirir. Bu duyguların davranışa dökülmesi, problemin büyüdüğünün işaretidir. Almanya’da Türkler’e yönelik kundaklama olayları, Fransa’da yerleşik Müslümanlar’a karşı gösterilen düşmanca tavırlarla, Norveç’te Protestanlığı yüzlerce yıl sonra düşman ilan eden bir teröristin zihin karışıklıkları, bütünüyle Batı uygarlığının entegre edici gücünü kaybettiğini gösteren olaylar olarak okunabilir.

ikbalvurucu2030@gmail.com

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.