Topkapi Sarayi

19 Eyl 2011

Tarihin Öznesi Olmuş Milletlerin Gelecek Algıları Üzerindeki Geçmiş İzleri *

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Tarihte bir kere özne olmuş milletler hiçbir zaman tarihin nesnesi yapılamazlar.”  Bu cümle 26 Mart’ta İstanbul Türk Ocağı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir toplantıda Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından, Türk dış politikasında oluşan yeni paradigmanın üzerinde durduğu zemini ifade ederken sarf edildi.1 Bu ifadeyi Davutoğlu’nun kadim medeniyetlere, tarihi etki alanlarına, özel misyonu öne çıkaran küresel diplomasi anlayışına vurgu yapan konuşmaları ve sahadaki çalışmalarıyla birlikte değerlendirdiğimizde zahirden batına bir yolculuğun ilk adımlarını atmış oluruz. Şimdilerde Davutoğlu’nun entelektüel ve diplomatik öncülüğünü yaptığı düşünce esasında Türk milletinin zihin kodlarında dönemsel olarak şiddeti farklılaşmakla birlikte daima taze kalmış bir amacı işaret etmektedir; Osman Turan’ın ifadesiyle “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi”.

Kaşgarlı Mahmud’un 11. Yüzyılda yazdığı Divan-ı Lugati’t Türk’te Türkler hakkında belirttiği hususların aradan neredeyse on asır geçtikten sonra, Divan-ı Lugati’t Türk’ün yüzyıllar süren kayboluşunun ardından eseri ortaya çıkararak insanlığa tekrar armağan eden Ali Emiri Efendi’nin adını taşıyan kültür merkezinde, ülkenin dış işleri bakanı tarafından ,omurgası muhafaza edilerek, ifadesinin milli zihin kodlarının sürekliliği açısından dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda yazının başında nakledilen cümlenin en azından Türkler özelinde hakikati ortaya koyduğu söylenebilir.

Milletlerin varoluşlarını temellendirdikleri dayanak noktaları, dinamizmlerini borçlu oldukları itici güçleri bulunmaktadır. Bazıları, etki sahibi olma geleneğinden gelen toplumlar için bunu emperyal vizyon olarak da dillendirmektedir. Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, açıktır ki; Türkler özelinde meselenin en sarih ifadesi: iddia sahibi olmaktır. İmparatorluk geleneğinden gelen “özne” milletlerin bu iddialarının içini küresel egemenlik, misyonerlik, sömürgecilik, değer ihracı vs… ile doldurması mümkündür. Bizim tarihi süreçteki iddiamızın insani değerler bakımından en dikkat çekici özelliği adına “mazlum hassasiyeti” denilebilecek olan davranış biçimidir. Gücün arzu edilmesindeki ve dahi iddianın evrensel anlam kazanmasındaki temel dayanak noktası budur. Zalim ile mazlum ilişkisindeki eşitsizliğe müdahale iştiyakı zihin kodlarımızın ana unsurlarındandır.

Gencecik subaylarken Mustafa Kemal’le Enver’in Libya’da işgale karşı yerel halkın yanında verdikleri mücadele, sonrasında Enver Paşa’nın Türkistan’daki sonu en başından belli gayretleri ile 1921’in çetin şatlarında gelen istek üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın en seçkin subaylarını Afganistan’a göndermesi hep zihin kodlarımızdaki “iddianın” tezahürleridir. Devrimler, ihtilaller, işgaller toplumlara geçici şekiller verebilir, onları yeniden dizayn etme iddiasında bulunabilir. Bunlar pek tabidir de. Lakin bu çabaların milletin zihin kodlarıyla uyumluluk durumu başarılarını belirleyen ana amildir. Zaman zaman zorunlu sebeplerle toplumlar varoluşlarını anlamlandırdıkları “iddialarına” ara vermek zorunda kalabilir, iddialarını içselleştirip, gizleyebilirler. Şartlar oluşmaya başlayınca milletin düşünce dünyasında daima taze kalan iddialar yeniden reel politikaya yön verebilir. Bugün içinde bulunduğumuz demde karşımızda bütün heybetiyle duran soru şudur: “zamanı geldi mi ?”

Davutoğlu; Yunanistan’ın İskeçe şehrine bağlı Türk köyü Şahin’de meydanda toplanan heyecanlı kalabalığa: ”Sizi ne gönlümüzden, ne aklımızdan ne de rüyalarımızdan hiç çıkarmadık.” demiştir.2 Bu ifade hem rasyonel akla, hem duygu dünyasına, hem de bahsettiğimiz “iddia” ya atıf yapması bakımından yol göstericidir. Bugün Ortadoğu’da insanların Türk bayraklarıyla sokaklara dökülmesi, küresel denklemlerde artan ağırlığımız, yeni bir enstrüman olarak ortaya çıkan “soft power”, yumuşak gücümüz, tarihi etki sahamızdaki manevi konumumuz gibi öne çıkan gelişmelere karşın hala bir takım tereddütler bulunmakta gelecek algımıza dair. Örneğin; bazılarının ifadesiyle “ Dış politika gelecekten avans alınarak yapılamaz.” endişesi bütünüyle yanlış olabilir mi? Yani içinde bulunduğumuz Davutoğlu’nun bahsettiği “Türklerin tarihe yeniden muhteşem dönüşü” 3 beklenen günlerin erken doğum sancısı olabilir mi ? Yahut merhum Dündar Taşer’in kırk küsur yıl evvel öne sürdüğü “ sarkacın artık genişlemeye mecbur olduğu “ tezi artık gerçekleşmekte midir?

Hangisi tam olarak hakikat olursa olsun, bunlardan bağımsız ve apaçık bir gerçeklik ortadadır: Davutoğlu’nun Balkanlarda, Makedonya’da  2005 yılında ziyaret ettiği metruk bir Türk köyünde, bakanın (o tarihte danışman)  “ Durumunuz nasıl ? ” sualine “Beyim, sen de 400 yıl, ben deyiverem 500 yıl, bizi buraya goovermişler, ha bu dağları bekleyedurun demişler, o günden beri bekler dururuz.”  cevabını Davutoğlu:” Bir milletin geride bıraktığı ve metruk bir yerde kalmış olan bir ferdi eğer 500 yıllık bir nöbeti tutma özgüvenini duyuyorsa o milletin aydınlarının o özgüveni iliklerine kadar hissetmesi lazım.” şeklinde yorumlamaktadır. 4 Davutoğlu’nun işaret ettiği aydının Suna Başak’ın “aksiyoner alim” şeklinde ortaya koyduğu entelektüel tipi olduğu söylenebilir. Bu noktada Türk aydınına temel eleştirileri: milletin iddiasına sahip çıkmama, iddia ortaya konulurken çaba göstermeme, zihin kodlarını milletin zihin kodlarından uzak konumlandırma şeklinde tasnif etmek mümkündür.

Ortada bizim açımızdan geniş bir potansiyelin var olduğu, potansiyelin kinetik hale getirilmesi için şartların geçmişle kıyaslanmayacak kadar elverişli göründüğü açıktır. Son üç asırdır küresel etki özlemi içinde olan milletin, tarihi etki sahamızda artan politik gücümüzden pek hoşnut olduğu da ortadadır. Dış politikamızın felsefi, tarihi, ahlaki olarak temellendirilmesi de ihmal edilmiş bir zaruretin tesisi anlamı taşımaktadır. Lakin göründükçe ulaşmak için hızlanılan, yaklaşıldığı düşünüldükçe daha da azimle varılmak istenen ve üç asırdır uzak kalınan “iddia” nın varlığı politik kararlarımızda risk faktörünü arttırıcı bir etken olabilir mi? Bu sual eğer ideolojik değilse yerinde bir endişenin yansıması olarak kabul edilebilir. Bu yeni durumda Türkiye’nin şimdiye dek “yumuşak güç” faktörünü aktif bir şekilde kullanarak, etkin diplomasi ile desteklediği süreç ilerledikçe aralarında askeri güç kullanımının da bulunduğu “radikal” kararları alma zaruretine doğru mesafe aldığımız söylenebilir. Şüphesiz bu hal apayrı bir makalenin konusu olabilecek hacimdedir. Biz şimdilik hatırlatmakla iktifa edeceğiz.

 İmparatorluk geleneğinden gelen, varoluşlarını “iddia” sahibi olmakla anlamlandıran milletlerin uzun sükut dönemlerinin toplumsal enerjinin birikimi sonucunu doğurduğu ve şartlar olgunlaştığında “nerede kalmıştık?” sualine heyecanlı ve tarihe atıf yapan cevaplar vermeye başladıkları iddia edilebilir. Temelde Davutoğlu’nun ortaya koyduğu yeni paradigma,  iki asrı aşkın bir suskunluğun akabinde köklü büyük devlet geleneği olan bir milletin, bıraktığı boşluk farklı güçler tarafından doldurulmuş bir arenada, “iddia” sını tekrar ortaya koyma anlamı taşımaktadır.

Milletin zihin kodlarında en müşkül durumlarda bile tazeliğini muhafaza ederek yaşayan “iddia” nın, kısa vadede istenilen sonuca ulaşmayı mümkün kılmasa da, toplumun zihninden devlet politikalarına taşması dahi önümüzdeki yüzyılın geride bıraktığımız yüzyıldan çok farklı olma potansiyeli taşıdığını göstermektedir.

Zorunlu şartların ivme kazandırdığı savrulmaların akabinde milletin küresel “iddia”sının devleti eliyle reel politikaya aktarılma çabası, her türlü iç siyaset mülahazasından bağımsız olarak değerlendirilmeyi fazlasıyla hak etmektedir. Esasında bu hakkı teslim etmek asgari bir vicdan yükümlülüğüdür.

http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-ahmet-davutoglu_nun-turk-ocaklari_nin-kurulusunun-100_-yilini-kutlama-etkinlikleri-kapsaminda-duzenlenen.tr.mfa

2 http://www.timeturk.com/tr/2011/03/09/disisleri-bakani-davutoglu-yunanistan-da-davutoglu-sahin-koyunde-tekbirlerle-k.html

3 http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-ahmet-davutoglu_nun-turk-ocaklari_nin-kurulusunun-100_-yilini-kutlama-etkinlikleri-kapsaminda-duzenlenen.tr.mfa

4 http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-ahmet-davutoglu_nun-turk-ocaklari_nin-kurulusunun-100_-yilini-kutlama-etkinlikleri-kapsaminda-duzenlenen.tr.mfa

 * 2023 Dergisi’nin Haziran 2011 tarihli sayısında yer almıştır.

Hüseyin Raşit YILMAZ

 

Etiketler: , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.