Topkapi Sarayi ve III. Ahmet Cesmesi

21 Ara 2012

Suriye Muhalefetinin Yeniden Yapılanması ve Dengeler

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

türkyorum-sriye-muhalefetinin-yeniden-yapılanması-ve-dengelerGeçtiğimiz ay Katar’ın başkenti Doha’da geniş katılımlı bir toplantı ile bir araya gelen Suriye’li muhalifler uzun görüşmelerin ardından faaliyetlerini “Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu” isimli yeni bir yapının çatısı altında yürütmeye karar verdiler. Bu kararın alınmasında bir süredir ABD başta olmak üzere önemli aktörlerin son bir yıldır rejim karşıtlarının çatı kuruluşu hüviyetini taşıyan “Suriye Ulusal Konseyi” nin yetersizliğine işaret eden açıklamalarının mühim bir etkisi oldu. ABD Dışişleri bakanının belirttiği üzere Suriye Ulusal Konseyi’nin(SUK) önde gelen isimleri uzun yıllardır Suriye dışında yaşayan ve sahadaki direnişçilerle irtibatında sıkıntılar olan kişilerden oluşmaktaydı. SUK’un ilk başkanı Burhan Galyun’da, Galyun’dan sonra görevi üstlenen Abdulbasit Seyda’da muhalefetin tek elden koordine edilmesinde beklenen başarıyı sağlayamadı. Rejime karşı yürütülen mücadelede batı ülkelerinin aktif desteğini alma konusunda da başarılı oldukları söylenemez. İlaveten SUK, batı ülkelerinin rejim aleyhtarlarının arasında yer alan El Kaide bağlantılı grupların ve Selefilerin önemli bir etkiye sahip olduğu ve Esed sonrası süreçte batı karşıtı bir iktidarın Suriye’de işbaşına geleceği yönündeki endişesini de gideremedi. Bununla birlikte Doha toplantısından hemen önce önemli bir hamle yaparak yönetimini değiştiren SUK’un başkanlığına Suriye solunun önemli muhalif isimlerinden hristiyan George Sabra seçildi. Bu hamle ile Türkiye’nin de başından beri yoğun desteğini alan SUK Suriye muhalefetinin “batı karşıtlığı” ile ilgili endişeleri olan ülkelere kuvvetli bir mesaj vermeyi ve oluşturulması planlanan yeni çatı kuruluş sonrası süreçte etkisini sürdürmeyi umuyordu. 

Gelinen noktada nerdeyse tüm Suriye muhalefetini kapsayan 60 üyeli “Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Konseyi” nde SUK’un 22 üyeyle temsil edildiğini görmekteyiz. Şüphesiz bu hal SUK’un arzu ettiği etkinliği sağlamasa da SUK’un çok daha düşük bir oranla yer aldığı bir koalisyon oluşturmayı planlayanların da istedikleri tablo olmaktan uzaktır. SUK’tan sonra en çok temsilciye “yerel konsey” adıyla koalisyonda 14 üyeyle yer alan sahadaki muhalifler sahiptir.  Humus, Rakka, Suveyda, Şam, Deyr ez-Zor, Kuneytıra, Lazkiye, Tartus, Dera, İdlib, Halep, Hama ve Haseke’den üyelerin varlığının Özgür Suriye Ordusu ile SUK’un arasında geçmişte yaşanan uyumsuzlukların yeni Koalisyon ile tekrarlanmamasını sağlayacağı düşünülmektedir.

Yeni kurulan koalisyon çatısının başkanlığına seçilen Muaz el Hatip’in Suriye’nin önemli Sünni alimler yetiştiren ailelerinden birine mensup ve toplumsal karşılığı olan bir kanaat önderi olması dikkat çekicidir. Suriye’de halk hareketi başladıktan sonra birkaç kez tutuklanan ve sonrasında salıverilen El Hatip bir süredir de Mısır’da ikamet ediyordu. Koalisyonun yardımcılıklarına getirilen Riyad Seyf ve Süheyr El Atasi’de Suriye’nin önemli muhalif isimlerinden. İş adamı olan Riyad Seyf uzun süredir SUK’un yetersizliğini eleştiriyordu. El Atasi’de Suriye’nin önemli siyasetçiler yetiştirmiş bir ailesine mensup bir aktivist. Önümüzdeki günlerde başkan yardımcılıklarından birini de Kürt asıllı bir temsilcinin getirilmesi beklenmekte. Koalisyon’da Türkmenleri temsilen de 3 üyenin yer aldığını görmekteyiz, buna farklı yapıları temsil etme göreviyle koalisyonda bulunan Türkmen üyeler dâhil değildir.

Toplumsal karşılığı olmasına rağmen Doha’ya davet edilmeyen iki grup bulunmakta: PYD ve Ulusal Eşgüdüm Komitesi. Suriye’nin kuzeyinde bazı kasabaların kontrolünü Esed’in rızasıyla ele geçiren PKK bağlantılı PYD bir süredir diğer Kürt gruplar üzerinde baskı kurarak bazı bölgelerde egemenlik kurmuş vaziyette. Rejimle silahlı mücadeleye girmeyen ve zaman zamanda ÖSO ile çatışmaya giren PYD’nin Türkiye’nin ağırlığını koymasıyla koalisyondan dışlandığı görülmektedir. Ulusal Eşgüdüm Komitesi ise küçük çaplı 13 sol parti ile 3 Kürt grubun katılımıyla oluşturulmuştu. Hüseyin Abdül Azim’in başkanlığını yaptığı komite Esed rejimiyle diyalog kurarak sorunun çözülmesi isteyen tek muhalif yapı. Komite askerlerin şehirlerden çekilmesi, siyasi tutukluların serbest bırakılmasını isterken, uçuş yasağını sağlamaya yönelikte dahi olsa her türlü dış müdahaleye karşı. Ulusal Eşgüdüm Komitesi’nin Koalisyon’dan dışlanmasını, muhaliflerin rejimle diyalog kurulmaması kararı çerçevesinde değerlendirmek yerinde olacaktır.

Doha’da oluşturulan koalisyonun geçici bir hükümetin kurulmasına kadar görev yapması, koalisyona bağlı bir askeri konsey ile silahlı muhalif grupların denetlenmesi ve ÖSO’nun hâkimiyetindeki yerlerde adalet kurumlarının tesis edilmesi de karara bağlandı. Önümüzdeki süreçte koalisyonun çatısı altında daha iyi koordine olmuş bir muhalefetin olacağını söylemek mümkün. Bununla birlikte yakın bir süre önce Bingazi’de acı bir tecrübe yaşayan ABD’nin muhalefete silah yardımı yapma konusunda hala çekincelerinin olduğunu görmekteyiz. Barack Obama: ”Muhalefeti silahlandırmaktan konuşurken, çok dikkat etmemiz gereken hususlardan biri, Amerikalılara veya İsraillilere zarar verebilecek ya da ulusal güvenliğimizi tehlikeye sokabilecek kişi ve kesimlerin eline dolaylı olarak silah vermediğimizden emin olmalıyız. Bu konuyu sürekli irdeliyoruz. Konuya ne kadar dâhil oldukça, o kadar muhalefet içindeki, kapsayıcı, insan haklarını gözeten ve uzun vadede bizlerle işbirliği yapacak en ılımlı, anlayışlı öğeleri desteklediğimizden emin olacak pozisyonda olacağız”1 açıklamasıyla bütün batılı ülkelerin ortak endişesini dile getirmektedir.

Ortadoğu’da ayaklanmaların başladığı dönemde Müslüman Kardeşler’e oldukça mesafeli yaklaşan ABD’nin Arap baharının ilerleyen günlerinde beliren Selefi gölgesini algıladığı anda ehven-i şer olarak İhvan’a destek verdiğini Mısır örneğinde müşahede etmiştik. Benzer bir durumun Suriye’de yaşanması da muhtemeldir.

Açıkça görülmektedir ki; bugün itibariyle Suriye’de ne rejimin silahlı muhalefeti bastıracak ne de muhalefetin rejimi devirecek gücü vardır. Süreç Libya’da olduğu gibi belirli bir mesafe alındıktan sonra tıkanmış, Libya’dan farklı olarak muhaliflerin lehine uluslar arası müdahale gerçekleşmediği içinde sonuç alınamamaktadır. Muhaliflere ağır silah desteğinin verilmemesinin batı ülkelerinin yukarıda zikredilen endişelerinden kaynaklı olduğu görülmektedir. Uçuşa yasak bölge oluşturma gibi Esed rejiminin en önemli üstünlüğünü sona erdirecek bir müdahalenin gerçekleşmemesinin sebebi ise uluslar arası sistemde batı bloku karşısında konumlanan küresel ve bölgesel aktörlerin varlığıdır. Soğuk savaş sonrası Putin’in liderliğinde uluslar arası denkleme net bir dönüş yapan Rusya ve ABD’nin stratejik ağırlığını Ortadoğu’dan Asya-Pasifik’e kaydırma kararıyla kendisini çevreleniyor hisseden Çin’in Suriye’de benimsediği tutum batı ülkelerini muhaliflere silah vermeden, doğrudan askeri müdahaleden alıkoymaktadır. İlaveten Suriye’de rejim değişikliğini kendisini koruyan “Şii hilali” nin ortadan kırılması olarak algılayan İran’ın Esed’e olan doğrudan desteği rejimi tahkim etmektedir.

Önümüzdeki süreçte Türkiye, Körfez ülkeleri ve Mısır’ın başını çektiği bölgesel aktörlerin desteğiyle Suriye muhalefeti, koalisyonun kurulmasıyla kendilerini Suriye halkının meşru temsilcisi kabul eden önemli batılı devletleri ikna edebilirse, Rusya-Çin engeli nedeniyle gerçekleşmeyen doğrudan müdahale olmaksızın, rejimin hava gücünü kıracak ağır silah yardımıyla mesafe kat edebilir. Bu ülkelere Fransa’yı da dahil etmek yerinde olacaktır zira Libya’da doğrudan inisiyatif alarak süreci hızlandıran Fransa’nın cumhurbaşkanı değişikliğine rağmen ayaklanmaları aktif destekleyici tutumunun devam ettiğini görmekteyiz. Fransa’nın, koalisyonu Suriye halkının “tek” meşru temsilcisi olarak tanıma kararının ardından, koalisyonun atadığı Paris büyükelçisini de kabul etmesi mühim bir ilktir. SUK’un başkanlığına sol kökenli Hristiyan bir kanaat önderinin, Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu’nun başına da ılımlı bir ismin seçilmesinin ve yerel konseyler marifetiyle sahada mücadele eden grupların yeni çatı altında temsilinin muhaliflerin ihtiyaç duyduğu desteği sağlaması için önemli adımlar olduğunu söyleyebiliriz. Uzun bir süredir Suriye muhalefetinin dağınık yapısını öne sürerek, rejim değişikliği sonrasında yaşanabilecek felaket senaryolarını dillendiren ülkelerin de geniş tabanlı bir muhalefet koalisyonunun kurulmasıyla önemli bir argümanı ortadan kalkmış oldu.

______________________________

Obama: ‘Suriye muhalefeti ile görüşeceğiz’ , 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1107946&CategoryID=81

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.