Rumeli Hisari

29 Kas 2011

Sivil İtaatsizlik ve Türkiye örneği

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ Sivil İtaatsizlik “ dünyanın pek çok  yerinde 19. asırdan beri değişik biçimlerde kendini gösteren ve – çoğunlukla- uygulayıcılarının taleplerini şaşırtıcı bir şekilde elde etmeleriyle sonuçlanan pasif bir direniş biçimidir.  Her ne kadar  sivil itaatsizlik kavramının temelleri bazı kaynaklarda milattan önceki yıllara dek götürülse de sivil itaatsizliğin ( civil disobidience) modern dönemde ki fikir babası ve ilk eylemcisi Henry David Thoreau’dur. 1817-1862 yılları arasında yaşayan Thoreau’nun klasik liberal söylemin ötesine taşan söylemi dikkat çekicidir. “Sivil İtaatsizlik “ kitabında klasik liberal kabul olan “ En iyi hükümet en az yönetendir.” ifadesini “ En iyi hükümet yönetmeyen hükümettir.” şeklinde formülize etmiştir. Thoreau’nun teorisyenliğine eylemciliği de eklemesi ABD-Meksika Savaşı (1846-1848) sırasında gerçekleşmiştir. Savaşın finansmanını karşılamak için ek vergi talep eden hükümetin bu isteğine karşı çıkmış ve vergi vermeyi reddetmiştir. Sivil İtaatsizliğin modern dönemde ki ilk örneği sayılan bu olay sonrasında hapse konulan Thoreau yakınlarının kefaletini ödeme  isteklerini de kabul etmemiştir. Bu noktada Thoreau’nun hem “Sivil İtaatsizlik” eserinde hem de bizzat sergilediği pasif direnişle anılan eylem türünün kıstaslarını belirlediği söylenebilir.  Sivil İtaatsizlik vicdanen meşru  ama yasalara aykırıdır. Bununla birlikte sivil itaatsizlik eylemini yapanların kanuni sonuçlarına katlanmayı göze alması gerekmektedir. Temelde anayasal düzeni değil karşı çıkılan yasaları hedef alır. Thoreau’nun gerekliliğine inandığı vergileri ödemesi bu bakımdan önemlidir.

Thoreau’nun formüle ettiği sivil itaatsizliğin geniş kitleler tarafından benimsendiği ilk örnek: Gandhi’nin önderlik ettiği Hindistan bağımsızlık hareketidir.  Gandhi’nin Güney Afrika’da başlayan ve Hindistan’da devam eden sivil itaatsizliği şiddeti ve silahlı mücadeleyi reddeden bununla birlikte geniş kamuoyu desteği kazanarak başarıya ulaşmış pasif bir direniştir. Gandhi’nin ülkesini işgal etmiş olan Britanyalılara karşı tutumunun yanında silahlı mücadele taraftarı Hindulara yönelik tavrı da önemlidir. Zira Gandhi İngilizleri Hindistan’ı terk etmeye davet ederken aynı zamanda silahlı direniş isteyenlere de karşıt bir tavır almıştır.

Sivil İtaatsizliğin bir diğer başarılı örneği de liderliğini Martin Luther King’in yaptığı Yurttaş Hakları Hareketi’dir. ABD’de 1950’lerde başlayan ve 1960’lı yıllarda hız kazanan siyahların eşit vatandaş olmalarına yönelik mücadelenin iyi yönetilmiş bir sivil itaatsizlik eylemi olduğu açıktır. 1 Aralık 1955’te siyah bir Amerikalı olan  Rosa Parks  otobüste –yasalar gereği- yer vermesi gereken bir beyaza yer vermediği için tutuklanmıştı. Bu durum üzerine Martin Luther King’in öncülüğünde Montgomery Otobüs Boykotu düzenlendi. 382 gün süren boykot sırasında tutuklanan King’in evi de bombalanmıştı. Boykot Amerikan Ulusal Mahkemesi’nin ulaşım araçlarında ırk ayrımcılığını yasa dışı kabul etmesine kadar sürdü. Siyahların beyazlarla eşit haklara kavuşması için düzenlenen 1963’teki “İş ve Özgürlük İçin Washington’a Yürüyüş” eylemi ile Yurttaş Hakları Hareketi  Amerika’nın ve dünya kamuoyunun  tüm dikkatini üzerine çekmişti. M. L. King’in ünlü “Bir Hayalim Var” konuşması da bu organizasyon esnasında yapılmıştır. Sivil İtaatsizliği kararlılıkla ve kanuni yaptırımlara maruz kalarak sürdüren bu hareket başarıya ulaşmış, hareketin lideri olan King’de 1964 yılı Nobel Barış ödülüne layık görülmüştür.

 20. yüzyılda başarıya ulaşan iki kitlesel pasif direniş örneği olan Hindistan ve Amerika sivil itaatsizliklerinin dünya genelinde bu tip direnişleri arttırdığını söylemek mümkündür. Askerliğin zorunlu olduğu ülkelerdeki vicdani retçilik bu kapsamda sıklıkla görülen bireysel bir sivil itaatsizliktir denilebilir. Bilindiği üzere Suudi Arabistan’da kadınlar ulaşım aracı kullanma hakkına sahip değildirler. Geçtiğimiz aylarda araç kullandığı tespit edilen ve tutuklanan Mana Al Sharif isimli Suud kadına destek olmak için bir araya gelen kadınlar araç kullanarak yasağı delme eylemi yaptılar. Bu eylemin benzeri 1990 yılında da yapılmıştı. 1

TÜRKİYE’DE “SİVİL İTAATSİZLİK”

Sivil İtaatsizlik Türkiye’de dünyada ki örneklerinden farklı bir yol izlemektedir. Bu bağlamda BDP ve DTK’nin başını çektiği 2011 Mart ayından beri fasılalarla devam eden “farklı” eylemlerin “sivil itaatsizlik” olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı tartışmalıdır. En azından planlama aşamasında yapılmak istenenin tam olarak “sivil itaatsizlik” olmasının amaçlandığına dair emareler bulunmaktadır. Ahmet Türk’ün Kürt sorununun çözümü, Kürtlerin talepleri konusunda adım atılıncaya kadar halkımızı meydanlara çağırıyoruz. Bizim eylemimiz tamamen demokratik bir eylemdir. Bizler bu konuda çok duyarlı davranacağız. Gelip panzerler bizi ezse de hiç bir karşılık vermeyeceğiz.” 2 sözleri bu noktada dikkat çekicidir.

Planlama aşamasında dünya kamuoyunun dikkatini Türkiye’ye çevirmesini sağlayacak geniş kapsamlı, kitlesel sivil itaatsizlik eylemleri olarak tasarlandığı anlaşılan BDP’nin sivil itaatsizlik iddiasında ki eylemleri, eylemleri ortaya koyanlar açısından istenen sonuçlara ulaşmaktan uzak görünüyor. Silahlı mücadele ile hemhal olmuş bir siyasal hareketin pasif direniş için gerekli donanımdan ve tecrübeden yoksun olmasından kaynaklı bir takım sıkıntılar söz konusu olmaktadır. BDP’nin tavan kadrosundan kimi isimlerin bile zaman zaman güvenlik görevlilerine fiili saldırıda bulunduğu bir eylem türünün “sivil itaatsizlik” olarak adlandırılması pek mümkün görünmemektedir. Geniş kitleleri pasif direniş noktasında mobilize etme iddiasındaki kadroların fikri ve fiili olarak demokrasiyi içselleştirmiş olmaları zaruridir. Demokratik olgunluğa sahip olunmaması geniş kitleleri pasif direniş sınırları içerisinde tutamama sorununu beraberinde getirmektedir.

BDP’nin meseleyi nasıl algıladığını kavramak için parti yöneticilerinin açıklamaları önem taşımaktadır. Partinin Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Ali Aydın: “ Kırk yıl önce Amerika’da beyazlar ve siyahlar birlikte yemek yiyemezlerdi. Şimdi ise ülkenin başkanı bir siyah. Aynı adımları takip etmeye çalışıyoruz.” 3 derken partinin genel başkanı Selahattin Demirtaş Arap Baharı’na atıfta bulunarak  ”Bizim Kaddafi’miz, Mübarek’imiz Başbakan Erdoğan’dır.” 4 demektedir. Şüphesiz otobüslerde beyazların önde siyahların ise arkada oturdukları 1950’lerin Amerika’sı ile Türkiye’yi benzeştirmek ya da seçilmiş bir başbakanı diktatörlerle özdeşleştirmek yapıcı bir retorik değildir. Bu yapıcı olmayan retoriğin oluşumunu tarihi birikiminden bağımsız değerlendiremeyiz.  Anılan hareketin siyaset sahnesinde olan legal kısmı ile terörü yöntem olarak benimsemiş silahlı kısmı arasında ki ilişki dünyada ki muadillerinden farklı bir yapıdadır. Siyasetin belirleyiciliğinden bahsedilemedıği, bununla birlikte silahlı yapının siyaset üzerinde söz sahibi olduğu söylenebilir. “Sivil itaatsizlik” gibi yasalara karşı gelmenin ancak karşılığındaki kanuni yaptırıma razı olma ile meşruiyet kazandığı, vicdani doğruluğun diğer insanlara zarar vermeme şartıyla desteklendiği bir eylem biçiminin bahsedilen siyasal hareket tarafından uygulanması sırasında yaşanan sıkıntılar bu bakımdan oldukça doğaldır. BDP geleneğinin şiddet ile olan ilişkisinden kaynaklı bu doğallık yapılan eylemleri sivil itaatsizlik vasfından çıkarmaktadır.

1
“ Suudi Kadınlardan Sivil İtaatsizlik”, http://www.timeturk.com/tr/2011/06/17/suudi-kadinlardan-sivil-itaatsizlik.html
2   
“ BDP Sivil İtaatsizlik Eylemlerini  Başlatıyor”, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1043849&Date=23.03.2011&CategoryID=78
3
“ Kurds Renew Their Movement for Rights and Respect in Turkey”, http://www.nytimes.com/2011/04/22/world/europe/22kurds.html?pagewanted=1&_r=1
4
“Demirtaş: Bizim Kaddafi’miz Erdoğan.”,  http://www.aa.com.tr/tr/demirtas-bizim-kaddafimiz-erdogan.html
***  2023 dergisinin Ağustos 2011 sayısında yayımlanmıştır.

hrasityilmaz@gmail.com

Etiketler: , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.