Tarihi Yarimada

21 Şub 2014

Sefertaslı Başbakan!

Yazan: OZAN BODUR

Türkyorum - Mehmet Talat PasaEtrafa aslen çingene olduğu yönünde dedikodular yayılan Talat, hatıralarında soyunu incelikle anlatır; Eylül 1874’de Kırcaali’nin Çepleci Köyü ahalisinden sorgu hâkimi Ahmet Vasıf Efendi ve aslen Kayseri’li olan Hürmüz Hanım’ın oğlu olarak doğar. Uzun uzadıya anlattığı tüm detaylardan sonra net tavır koyar;  “halis Türk ailelerine mensubum!”

Babasını çok küçükken kaybeder. Annesi İstanbul’a göçer. Yoksulluk ve kimsesizlikten dolayı başkentte barınamazlar.  Kısa sürede Edirne’ye geri dönerler. İlkokulu Vize’de okur. Edirne Askeri Rüştiyesine girmeyi başarır. Ancak yaşadıkları O’nu asabileştirir. Mezun olmasına birkaç gün kala hocası olan bir subayı feci şekilde döver, okuldan atılır. Araya girenler olur, diplomasını alsa da kayıt kabul zamanı geçtiğinden liseye kaydı yapılamaz. Zaten ekonomik durumu yetersiz olduğu için hayata erken atılır. Kâğıt üzerinde eğitim durumu zayıf İttihatçılarından biri olduğu düşünülse de kendisini yetiştirme fırsatlarını değerlendirmeye çalışır. Mesela vekaleten Türkçe Öğretmenliği yaparak ilk memuriyete başladığı Edirne Alyans İsraelite Musevi Okulunda akşamları Fransızca derslerine kalır. Kendisine Fransızca öğreten kişi okul müdürü Mösyö Lupa’nın kızıdır, Ona âşık olduğu söylense de bu bir yalandır ama genç memur Talat’ın, hayatına dair ilginç ayrıntılar bu kızla tanışıklığından sonra ortaya çıkmaya başlar.

Bunda Yahudi kızın payı var mıdır bilinmez ama İspanyol Yahudilerinin konuştuğu Ladino’yu bilir! Bu okulda yapılan toplantılar da ünlü Yahudi bilim adamı Avram Galanti ile Kudüs’teki tarihi Yahudi Devleti üzerine sohbetler yapar! 

Talat’ın dünya görüşü Alyans İsraelite okuluna gelen Fransızca dergilerle şekillenmeye başlar. Avrupa’yı ve dünyayı bu yazılarla anlamlandırır. İlerleyen yıllarda Selanik Hukuk mektebine kaydolur ama ikinci sınıftan sonra devam edemez. Daha sonra Edirne Posta Telgraf İdaresi’ne stajyer memur olarak girer. Hayatı boyunca ayrılmayacağı ve Başbakan olduğu günlerde bile masasının üzerinden ayırmayacağı sihirli alet, telgrafla tanışır. Her yerden haberler alır. Eniştesi İsmail Yürük Efendi’nin etkisi ile ihtilalci hareketlere karışır.

Yargılanır, hafiyeler tarafından önüne  “işler iyi gidiyor” şeklinde bir not bırakılır. Manası sorulur. Kötü yakalanmıştır. Abdülhamit’e karşı verdiği mücadeleyi ilgilendiren not aslında hafiyeler tarafından doğru anlaşılmıştır. Tam sıkıştığı zaman aklını o Yahudi kız gelir. “Arkadaşlar Mösyö Lupa’nın kızına karşı zaafımı biliyorlar ve aşk işlerinin nasıl gittiğini soruyorlar” der. Yahudi kız sorguya alınır. İşi çabuk kavrar ve evet der “ben de Talat’a  aşığım!’’, iş çözülür.  Bir yıl boyunca Manastır ile Selanik arasında seyyar postacılık yapar. Aslında onu siyasetten ayırmak isteyenler bu ceza ile geleceğin Başbakanının (Sadrazam) güçlü bir çevre kurmasına yardımcı olur. Sonra Selanik’e Başmüdürlüğe kâtip olarak çekilir. Amirleri arasında yaşanan yumruklu bir kavganın şahidi olarak haklı olan tarafı tutunca üst amiri tarafından Saray’a jurnal edilir.

Anadolu’ya sürgün kararı çıkar ama gitmez, memuriyet hayatına nokta koyar. 1906’da arkadaşlarıyla birlikte kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyetinde lider rol oynar. Tüm gizli teşkilatların birleştiği adamdır.

İttihatçıdır, Bektaşi’dir ve hatta masondur!

O dönemde Selanik’te biri İtalyan Büyük Locasına bağlı Macedonia Risorta   diğeri de Fransız Büyük Locasına bağlı L’Avenir de l’Orient adlı iki loca vardır.

Talat, Macedonia Risorta Locasında uyanır! Daha sonra Fransız büyük maşrığına bağlı Veritas Locası kurulacak ve Talat’ta oraya kayacaktır. Masonlukta 33.dereceye kadar yükselir!  1908’de İstanbul’a gelip cemiyeti teşkilatlandırmaya başladığında yanında yakın dostu olan bir isim vardır; Emmaunel Carosso!

Bizde bilinen adı ile Emanuel Karasu olan bu kişi Macedonia Risorta Locasının üstad-ı azamıdır! Hakkındaki bilinen gerçekler neredeyse yok hükmündedir. Yani bir nevi karanlıklar prensidir! 1908 Devriminin alt yapısını hazırlayan bu ikili, devrim sonrasında ilginç gelişmeler yaşar. Emmaunel Carosso çok tartışılan bir servetin sahibi olurken Talat, siyaset merdivenlerini hızla çıkarak, Cemiyetin gücünü arkasına alıp Babıali Baskını sonrasında İçişleri Bakanı ve sonra Başbakan olur!

Geniş göğsünü destekleyen geniş omuzları, pulat ve kalın kolları, siyah saçlarla süslenmiş büyük başı, sevimli çehresi, delici kudrete sahip iri siyah gözleri ile nezaret makamında oturan ve tarihimize Talat Paşa diye geçen adam işte budur!

Masonluğu, Bektaşiliği, ve ittihatçılığı dışında anlatılmayan özellikleri de vardır. Mesela eşi Hayriye Hanım, “hiç içki içmezdi, dindardı !’’ der. İlginç şekilde bu konuda ısrarcıdır da ; “Ben Paşa’nın ağzına alkol koyduğunu görmedim. Hatta evimize bir şişe rakının girdiğini bilmem. Aksine dindardı. “Yarın kandil çocuklar” der ve hep beraber oruç tutardık. Her sabah abdestini alır,  namazını kılar, “innafetahnaleke” okur öyle işe giderdi. Cuma namazlarını da hiç kaçırmazdı!’’

Halil Menteşe O’nu anlatırken vatanseverliğine vurgu yapar. Bir at tutkunu olması az bilinen bir özelliğidir. Zarif, kibar ve neşelidir. Hatip değildir, belki çok güzel konuşamaz ama muhatabını hiç kırmaz.

Mason locası üstadı olan en yakın arkadaşının O’nun bakanlık yaptığı bir ülkede ne şekilde müthiş bir servetin sahibi olduğu, ittihatçı kadroların yaptığı vurgunlara nasıl göz yumduğu, ittihatçı olsun da çamurdan olsun mantığı ile yapılan terfi ve taltif işlerine neden sessiz kaldığı hususu tek kelime ile bir partizan olmasına bağlayabiliyoruz. Âmâ O ilginç bir şekilde makamda bulunduğu süre içinde dürüst bir bürokrat izlenimi verir.

Lüks ve israfın düşmanıdır. İçişleri bakanı olduğunda bile kendisi için tahsis edilen yalıya taşınmaz. Sultanahmet’teki o eski evde kiracı olarak oturmaya devam eder. Amerikan Büyükelçisini bile burada misafir eder. Makam aracı kullanmaz, gideceği yere uygunsa tramvayı kullanır eğer değilse halkın arasında yürür.

Örtülü ödeneğe elini sürmez! Arkadaşlarından borç isteyen sayılı bakanlarımızdandır hatta tek başbakanımızdır! Eşinin istediği bir şeyi alamadığında “ne yapayım ben zengin bir adam değilim” der. Resmi ziyaretler sonrasında cebinde kalan parayı sadaretin veznesine iade eder. Hâlbuki böyle bir uygulama yoktur. İtiraz eden memuru bir güzel paylar. İkram almayı sevmez ama etmeye bayılır…

Dünya Savaşı’nın zor günlerinde evinde süpürge tohumu ile karıştırılan undan yapılan ve karne ile dağıtılan ekmek yenir. Kendisine bu durumdan vazife çıkaran bir subay evine beyaz ekmek gönderdiğinde o ekmekleri kırıntılarına kadar eşine toplatıp, Levazım Komutanlığına iade eder. Postacı olarak görev yaptığında memur masasında ne yiyorsa Başbakan olduğunda da onu yer. Domates ve peynirden oluşan mütevazı menüsü sefer tasında eşi tarafından Başbakanlığa gönderilir.

Her şey bir yana O’nu iyi anlamak için bir ihtilal adamı olduğunu unutmamak gerekir!

Korkak, pısırık bir adam değildir. Cüretkâr ve cesurdur. Teşrifattan ve törenden hoşlanmaz. Devrimle gelen siyasilerin namlunun ucunda olduğu gerçeğini çok iyi bilir ve ona göre davranıp belinde çift tabancayla gezer. Hiç çekinmeden adam harcar. Kullandığı adamın son kullanma tarihi geldiğinde, Talat için çöp hükmünde olan o adamı tarihin bilinmezler varoşuna savuruverir. Nitekim Çerkez Ahmet ve Yakup Cemil gibi tehlikeli isimlere acımayacaktır!

Bernard Lewis O’nun için Türk Devrimi’nin Danton’u diyecektir. İleri de Almanya Dış İşleri Bakanlığına gelecek olan von Kühlmann’ın üzerinde unutulmayacak bir etki bırakır!  Kühlmann ‘’eğitimi yoktu’ ’der ama ekler:’’ tüm savaş boyunca karşılaştığım en enteresan simaydı! ’

Herkes güler yüzlü ve tatlı dilli olmasına atıf yaparken en çarpıcı vurgu bir İngiliz İstihbarat Subayı olan Aubrey Herbert’tan gelir; “Talat, güçlüdür, acımasızdır, neredeyse kaba bir huya sahiptir; gözlerinde insanlarda pek ender görülen, sadece gün batımında vahşi hayvanlarda rastlanan bir ışık vardır!’’

Talat, I. Dünya Savaşı sırasında Ermenileri tehcir etmek için Tehcir Kanununun çıkarılmasında etkin rol oynar. Devrim sonrası savaştan çekilen Rusya ile Brest Litovsk Barış Antlaşması imzalanır. Talât, Osmanlı resmi temsilcisidir. O’nun çabaları neticesinde Rusya,  93 Harbi sırasında işgal ederek aldığı tüm toprakları (Ardahan, Kars, Artvin ve Batum) Osmanlı’ya geri verir…

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile ayrılacağı görülünce, İttihat ve Terakki’nin bir kısım ileri gelenleri ile birlikte, 3 Kasım 1918’de İstanbul limanında bekleyen bir Alman denizaltısı ile Berlin’e kaçar. Sadece bir hafta sonra Osmanlı Devleti müttefiklere teslim olur ve Mondros Mütarekesi imzalanır. Bu dönemde Osmanlı Devleti Talat’ı yargılar…

Çok sıkıntılı günler geçirir…

15 Mart 1921 tarihinde, Berlin’nin Charlottenburg semtindeki Hardenbergstrasse’deki evinden dışarı çıktıktan sonra, bir Ermeni komitacı ve Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi olan Soğomon Tehliryan tarafından öldürülür…

SoğomonTehliryan cinayeti işlediğini açıkça itiraf eder ama soykırım boyunca geçirdiği ruhi sarsıntı nedeniyle ve cinnet geçirdiği gerekçesiyle (!) Alman mahkemesi tarafından suçsuz bulunur. Katil, Alman Mahkemesinde 1,5 günlük hızlı bir yargılama sonrasında beraat eder…

TBMM’nin 1926 yılında kabul ettiği bir kanunla ailesine ev tahsis edilir ve şehit aylığı bağlanır. Ölümünden sonra Berlin’de Türk Mezarlığına gömülen Mehmet Talat Paşa’nın mezarı, 1943 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye’ye taşınır ve Abide-i Hürriyet şehitliğine gömülür…

O Türkiye’nin sefertaslı Başbakanı’dır…

Ve ilginç hayatı ibretlerle doludur…

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.