Ayasofya

22 Ara 2011

Bir Sakıncalı (!) Adam: Ömer Naci

Yazan: OZAN BODUR

Ömer Naci

Üstlerinde çapraz fişek, altında siyah renkli avcı ceketleri ,başlarında astragan tipi kara kalpak,ayaklarında dokuz boğumlu körüklü çizme…

Ve o çizme altından kayan vatan toprağı; kaşları çatık,yüzleri traşsız,sakalları dert tonunda yapmış…

Bıyıklar kaytan ve sarkık hem de tütün renginde…

Koyunlarda payitaht damgalı idam fermanları kuşaklarda çifte su yemiş bir bıçak,birde zulada altı patlar…

Osmanlı’nın yaşam savaşı verdiği duldalarda,kan kokuları içinde barut öksüren  sakıncalı adamlardı onlar…

Kimi Olimpos Gazinosunun anason kokulu  akşamlarında, gramofonda ki ince saz taksimi birde ney eşliğinde efkar çekiyordu ciğerlerine vatan aşkından yana…

Kimi de Essalatü hayrin minen nevm diyen ezanları sinmişliğin,tükenmişliğin,bitmişliğin ortasında usul-usul umut olarak işliyordu memleket kadar yüreklerine…

Budin’den Estergon’a,Priştene’den Hersek’e ,Selanik’ten Manastır’a…

Gül Baba’lar ,Sarı Saltuklar,Barak Babalar,bir omuzda kırıp asırlık sandukalarını ihtiyar cübbelerinden sızan ışığı gözlerine akıtmıştı onların…

Korkusuzdular…

Evet her diledikleri,her istedikleri olmadı ama onlar Türk tarihinin en deli,en idealist kuşağıydılar…

Onlar  bin yıllık devlet kapısının has teberdarı…

Manevi bir anlam yükledikleri geçmişin hüzün yüklü türbedarıydılar…

Dedim ya sakıncalı adamlardı diye…

İttihatçıydılar!

İşte o deli/veli kuşağın en ele avuca sığmayan hatibinin tarihte ki hatırasına ziyaret edeceğiz şimdi…

Kan ve barut kokuları içinde sarsılan Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafını gezeceğiz,sıkı durun Ömer Naci’nin peşinden gidiyoruz…

TUTANA AŞK OLSUN

‘’Naci’’…

Arapça da selamete ulaşmış kurtulmuş demek…

‘’Naje’’…

Çerkezce de iri ve güzel gözlü demek…

Adı Ömer Naci,ya da torunlarının iddiası üzerine Ömer Naje…

Askeri künyesi 1878 Beylerbeyi olarak gösterse de 1880 doğumluydu diyenlerde var…

Asıl doğum yeri,tarihi ve ailesi tam olarak  aslında bilinmiyor…

Bilinen gerçek ‘’Çerkez’’etnisitesinden gelme bir Türk olduğudur…

Anne ve babasını büyük göçte kaybettiği için yine Çerkez kökenli olan Beylerbeyi Defterdarı Cemal Efendi tarafından evlatlık alınmıştı…

Çocukluğu boyunca annesi olarak bildiği Hayriye hanım onun üzerine ayrı titremişti…

Babası Cemal Efendi ‘’büyük adam’’ olmasını istediğinden  çok iyi bir eğitim almasını sağlamıştı…

Aldığı özel dersler ile Arapça,Farsça ve Fransızca öğrenmişti…

Babası Cemal Bey pek istemiyordu ama Ömer Naci eğitimini askeri alanda devam ettirmeyi düşünmüştü…

Sonunda Bursa Işıklar Askeri İdadisine kaydoldu…

İlk siyasal fikirleri de burada oluştu.Jöhn Türklerden etkilenmişti.Belagat ve hitabet alannında eşsiz bir yeteneğe sahipti.Bu özelliği kısa süre de O’nu ön plana çıkarttı.Ancak fikirleri başını belaya sokmaya başlamıştı,defalarca uyarıldı,babası Cemal Efendi’nin himmeti olması okuldan atılması an meselesiydi.Ama O vazgeçecek gibi değildi.Sanki inat eder gibi bir gün okulun duvarına aslında kendisini anlatan ateş gibi bir beyit yazdı:

Zillet ile yaşayamam…

Çünkü namus gerektir merde…

Uçacak ruh-i nizarım diyerek…

Gösterin mahşer-i Kübra nerde?

Bu bardağı taşıran son damla oldu.Okul yönetiminin zapt etmek konusunda güçlük çektiği Ömer Naci, Manastır Askeri İdadisine sürgüne gönderildi…

SAVAŞTAN KAÇAN DEĞİL SAVAŞA KAÇANLAR

Ömer Naci,Manastır’a geldiğinde yolu ilginç bir isimle kesişmişti.Altın rengi saçları,masmavi gözleri ile dikkat çeken bu askeri öğrenci Mustafa Kemal’den başkası değildi.Fikirlerinden zerre kadar taviz vermeyen ve çok okuyan Ömer Naci bir gün Mustafa Kemal’den okumak için kitap istediğinde verilen kitapların hiçbirisini beğenmemişti.Çünkü içlerinde edebiyata,şiire ve çok sevdiği hürriyet aşkına dair hiçbir şey yoktu.Verdiği kitapların Ömer Naci tarafından beğenilmemesi aslında Mustafa Kemal’in de hiç hoşuna gitmemişti ama bu hoşnutsuzluk O’nun yeni isimlerle ve fikirlerle tanışmasına vesile olacaktı…

Sonrasında sıkı dost oldular…

Mustafa Kemal’i Namık Kemal ve Tevfik Fikret gibi isimlerle tanıştıran hürriyet siyaseti konusunda Ona mihmandarlık yapan Ömer Naci’den başkası değildi…

Takvim yaprakları 1897’i gösterdiğinde Osmanlı,Girit Sorunu nedeniyle Yunanistan’la kıyasıya bir mücadeleye girmişti…

Savaş tamtamları Dömeke de çalmaya başladığında bu iki dost, gönüllü olarak Yunan Ordusuna karşı savaşmak için Dömeke’ye kaçmaya karar vermişlerdi.Bütün hazırlıklarını yapmışlardı ki askeri öğrenci oldukları son anda anlaşıldığından savaşa gidememişlerdi…

BİR AZILI MUHALİF

Ömer Naci,1902de Harbiye’den mülâzım teğmen olarak mezun oldu ve Üsküp’te bulunan bir kıtaya tayin edildi.1903te, kumandanı olan Edirneli Binbaşı Mehmet Ali Beyin kızı Emine Hanımla evlendi. 1905’te Jandarma teşkilâtını düzenlemek üzere vazifelendirilen İtalyan Generali George Paşanın yaveri ve tercümanı olarak tayin edildi. Mücadele’nin ve kavganın şehri Selanik’e gelerek yerleşti…

Çete takipleri ve askerlik mesleğinden arta kalan zamanlarını muhalifliğe ayırdı…

“Çocuk Bahçesi “adlı haftalık mecmuada yazılar neşretmeye ve padişaha karşı aykırı faaliyetlerde bulunmaya başladı. Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin 4 kurucsu iinde O da vardı. Faaliyetleri sebebiyle takibe uğrayınca, 1907’de Paris’e firar etti…

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ana gövdesinin oluşmasında baş rollerde yer aldı. İran da ki gelişmeler sonunda İranlı ihtilalcilere  yardım etme kararı aldılar. Ömer Naci 1908 yılında Makedonya dağlarında ki çete takiplerine ara vererek  gizlice İran’a gitti. Türklerin yoğun olduğu Hoy kentine yerleşti. Sırat-ı Müstakim adında dergi çıkardı. Ama İran’daki karışıklıklar Hoy şehrine de ulaşınca Azerbaycan aydınlarından Mirza Said  ve 50 adamıyla birlikte dağa çıktı. O gerçek kimliğine İran da kavuşmuştu köylere gidip propaganda yapan şahın adamlarına karşı bazen bir savaşçı bazende halkı aydınlatan bir hatip oluyordu.Yakalandı, esir düştü ama diplomatik temaslarla kurtuldu.II.Meşrutiyetin ilanından sonra Anadolu da İttihat ve Terakki’nin Doğu Anadolu teşkilatlanması için çalıştı.Trabzon,Muş,Erzurum gibi şehirleri karış-karış gezdi,çoşkulu söylevleri ile binlerce kişiye hitap etti.Vazgeçmedi ortam normale dönünce İran’a tekrar girdi ama bu seferde 1909 da 31 Mart Ayaklanması üzerine İstanbul’a döndü.1910 da İttihat ve Terakki’nin merkez teşkilatına seçilen Ömer Naci,Kırklareli milletvekili seçilerek meclise girmişti.Hatta adı bakan adaylarının içinde geçiyordu.Ancak O oturup siyaset yapacak durağan bir kişi değildi bir operasyon adamıydı…

TRABLUSGARP MÜCAHİDİ

1911 de İtalyanlar Trablusgarp’ı işgal etmeye başlayınca bir avuç gönüllü arkadaşıyla birlikte Enver Paşa’nın öncülüğünde Feda-i Zabıtan teşkilatını kurarak özel görevli olarak çölün kızgın kumlarına doğru yol almıştı…

Bu özel görev;Çölde İtalyanlara karşı direniş mücadelesi verecek olan mücahitler için toplanan paranın Trablusgarp’e götürülmesiydi.Ne kadar ilginç ve ibret vericidir ki dönemin şartlarında yüklü bir para yola çıkan Ömer Naci başka bir arkadaşından borç para alarak Trablusgarp’in yolllarına revan olmuştu…

Ne İtalyanlarla baş edecek silahları vardı onların ne de çöl şartlarında dayanacak teçhizatları…

Ömer Naci günlerce süren zorlu bir yolculuktan sonra Mustafa Kemal,Kuşçubaşı Eşref,Yakup Cemil,Fuat Bulca gibi isimlerinde içinde olduğu Trablusgarp Mücahilerine katılmıştı…

Eşref Sencer Kuşçubaşı

Yaklaşık 110 kadar gönülü Türk subayı aşairi örgütleyerek bölgeyi İtalyanlara dar etmişti…

Direnişi örgütleyip devamlılığına sağlama adına ;okul açan,barut fabrikası kuran,hatta posta teşkilatı kurup birde gazete basan Türk subayları Trablusgarp ve On İki Adanın elimizden çıkışının ardından Balkanlardan gelen kötü haberlerle Balkan Savunmasına koşmuşlardı…

BAB-I ALİ BASKINI

8 Ekim 1912 de  Balkan Savaşı başlamıştı…

Osmanlı Ordusu subaylarının siyasete karışıp cephelere ayrıldığı ve siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bir dönemde ordu savaşa hazır değildi. Sonuç korkunç boyutlara ulaştı ve Rumeli’nin büyük bir kesimi Osmanlı Devleti’nin elinden çıktı. Alınan yenilgiler Gazi Ahmet Muhtar Paşa’yı istifaya zorladı. Bunun üzerine 29 Ekim 1912’de Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa kabinesi kuruldu.

Bulgar ordusu Trakya’da ilerleyerek, Çatalca önlerine vardı. Osmanlı ordusunda şiddetli bir kolera salgının başlaması ve Rumeli’den kaçan binlerce göçmenin İstanbul sokaklarında sersefil bir duruma düşmesi, her gün açlıktan ve hastalıktan birçok insanın ölmesine neden oluyordu…

Balkan Savaşı’ndaki yenilgiler ve Edirne’nin Bulgaristan’a terk edilişinde ki zillet  İttihatçıları adeta çıldırtmıştı.. Birşeyler yapılmalıydı ama ne?

Cemiyet merkezinde toplanan İttihatçılar Bab-ı Aliyi basmayı kafalarına koymuşlardı…

Enver Paşa, Talat Paşa, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı, Mithat Şükrü Bleda, Yakup Cemil, Mustafa Necip, Kara Kemal, Doktor Nazım, İzmitli Mümtaz, Silahçı Tahsin, Samuel Israel ve Ömer Naci baskını planlayıp düzenleyen kişilerdi.Kabine toplantı halindeyken Enver Paşa ve yanındakiler Babıali’ye girdiler…

Sadaret  yaveri Ohrili Nafiz Bey müdahale etmek isteyince kurşunların hedefi oldu ardından Harbiye nazırının yaveri Kıbrıslızade Tevfik Bey de vuruldu. Bu arada Tevfik Bey’in tabancasından çıkan kurşunla ittihatçılardan Mustafa Necip’in ölmesi ortamı iyiden iyiye gerdi…

Bir kurşunda Bab-ı ali kapısnı bekleyen polis komiseri Celal Bey’e isabet etti,oracıkta öldü…

Harbiye Nazırı Müşir Nazım Paşa gürültü üzerine kabine toplantısından balkona çıkıp baskıncılara karşı bağırıp çağırdı tam bu esnada olanlar oldu.İttihatçıların en önünde ilerleyen bir adam silahına sarıldı…

Gri pelerini,üstüne hilal damgası vurulmuş kırmızı fesi ile dikkat çekip, iri yarı cüssesi ile ortalığı adeta yaran bu fedai Yakup Cemil’den başkası değildi…

Silah sesleri üzerine kabine üyeleri dağılmıştı. Enver Paşa, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’nın makamına zorla girdi, çok soğukkanlıydı,Paşa’nın kafasına tabanca dayayıp, sert bir ifadeyle milletin kendisini istemediğini ve istifa etmesi gerektiğini bildirdi…

Kamil Paşa buğum buğum terliyordu,eline aldığı kalem kağıtla asker tarafından gelen teklif üzerine istifaya mecbur kaldığını padişaha hitaben yazdı. İenver hemen itiraz etti,haykırdı; buna ahali sözcüğünü de ilave ettirdi. Böylece istifa gerekçesi ahali ve asker tarafından gelen teklife dönüştü.

Bu sırada iki kişi çoşkulu nutukları ve atırdıkları sloganlar ile kalabalığa yön veriyorlardı;’’.Yaşasın Millet!.. Yaşasın İttihat ve Terakki! ‘’diye avazı çıktığınca bağıran bu hatipler Ömer Seyfettin ve Ömer Naci’ydi…

Baskın Avrupa dada büyük yankı uyandırdı;Fransız Le Petit Journal Dergisi 9 Şubat 1912 de ki sayısında Bab-ı ali baskınını bir manşetle birlikte kapağına taşımıştı…

ÖMER NACİ BEY MÜFREZESİ

1914 de başlayan Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı Devleti bir çok cephede vuruşmaya başlamıştı…

Bu süreçte Ömer Naci,Enver Paşa’nın özel önem verdiği Teşkilat-ı Mahsusa da görev aldı…

Yeni vazifesi;Azeri Türkleri ile münasebet kurmak ve onları Ruslara karşı teşkilatlandırarak,Rusları Azerbaycan toprağından atmak…

Ömer Naci Bey ayrıca Musul da bulunan XII.Kolordu Kumandanlığı ile Tahran Türk Ataşeliği arasında ki bağlantıyı sağlayacaktı…

600 kadar er 1 dağ topundan müteşekkil Ömer Naci Bey Müfrezesi 26 Eylül 1915’te Erzurum’dan hareket etti ancak fokur-fokur kaynayan bölgede ters giden işler vardı.Müfreze İran sınırına dayanmıştı ki Nesturi İsyanı patlak verdi…

Ayrıca Cizre’nin Hezek Köyünde toplanan 1000 kadar silahlı Ermeni,saldırıya geçerek Müslüman köylerini basmış ve ahaliyi katlettikten sonra da Cizre-Diyarbakır arasında ki iletişimi sağlayan telgraf hatlarını kesmişlerdi…

İsyan dalga-dalga büyüyordu;bu seferde Midyat’ta bulunan Süryaniler isyan etmişti.Amaç;Nesturi,Ermeni ve Süryani isyanlarını birleştirerek Osmanlı’yı zor duruma sokmaktı.Bütün kuvvetleriyle bölgeye gelen Ömer Nci Bey’in imdadına 500 kadar adamıyla Çerkez Ethem yetişti.

Hezek köyünde ki isyancıların sayısı 10.000’e kadar çıkmıştı.Bütün köyü duvarlarla çevirmişlerdi.Ömer Naci Bey köyü toplarla muhasara ettikten sonra teslim olmaları yönünde telkinlerde bulunsa da isyancıların cavabı sert oldu.Çıkan çatışmada Osmanlı kuvvetleri 38 yaralı 3 şehit verdiler…

Bu arada bir kötü  haberde  Musul’dan gelmişti:Bölge de yaşayan Yezidi Kürtler Ermenilerle birleşerek isyan etmişti…

Ömer Naci bir süre bölgede ki isyanları bastırdıktan sonra gelen emir üzerine tekrar İran sınırına doğru yol almıştı ki 20 Ocak 1916 da Meyanduab’ın Rusların eline geçtiği haberi gelmişti.Yapılan muhabere sonucunda Ömer Naci Bey müfrezesi 60’ı donarak olmak üzere 65 şehit,35’i ciddi olmak üzere 265 kadar yaralı idi.Üstelik yerli aşiretlerin çoğu savaştan kaçmıştı…

Yaşanan bozgun Ömer naci’yi çılgına çevirmişti…

Osmanlı yönetiminin İran politikaları konusunda blöften başka bir şey yapmadığını düşünen Ömer Naci,sayıları çok olan kuvvetler karşısında yaşanan bozgunların bölge halkında Osmanlı Devletine karşı olan güveni sarstığını,sayıları az olup geri çekilen Osmanlı kuvvetleri yüzünden bölgede yaşanan katliamlarda 20.000’e yakın insanın katledildiğini ve bu yüzden kendisine acilen Anadolu eratından 1000 kadar askerin gönderilmesini istemişti…

Ancak isteği Kuttul Amare bölgesinin daha mühim olduğu gerekçesi ile VI.Ordu Kurmay Başkanı Kazım Karabekir tarafından reddedilmişti…

Mücadeleler,zaferler,mağlubiyetler,zayiatlar ve ölümler günlerce sürdü…

Ancak ardında ;

Emrindeki fedailerle Tebriz’e girmek..

Hüveyse ve Ahraz’daki petrol borularını havaya uçurmak…

Urumiye civarında ki Ruslara büyük kayıplar verdirip 4 ocak 1915’te Urmiye’yi almak…

Ve hatta  Bahtiyar aşiretini İngilizlere karşı ayaklandırmak gibi efsanevi başrılar bırakan            Ömer Naci 31 Temmuz 1916 da Tifüs hastalığından dolayı Kerkük’te aniden vefat etti…

‘’MİLLETİN ŞAHLANMIŞ İMANIYDI O!’’

38 yıl boyunca kelimenin tam anlamıyla dolu-dolu yaşanan bir hayattan sonra gelen ani ölüm en çokta şair Ziya Gökalp’i yaraladı…

Ünlü şair vedasını kalem ve kağıtla yaparak dostunu şu dizelerle uçmağa ugurladı:

 

O bir kalbdi, şen bir fikirdi!
Sevdiği vatandı, sevgisi birdi,
Şairden ziyade o bir şiirdi,
Yaşayan bir gaza destanıydıO!
***
Sözleri Kuran’dı, gözleri miraç,
Halk onun Tanrı’sı, o halka yalvaç,
Doymadı ölmeğe, ah, gitti aç
Aşkının bin kere kurbanıydı O!..
***
O, yalnız bir hatîb, bir merd değildi!
O, yalnız milletle hem-derd değildi!
Ferd olsa yanmazdım, bir ferd değildi,
Milletin şahlanmış îmânıydı O! 

bodurozan@gmail.com

Etiketler: , , , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.