Yarimada Siluet

31 Tem 2014

Saçmalamak Üzerine (4): Bir Olay İncelemesi Olarak Post-Modern Entelektüeller

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

türkyorum - saçmalamak üzerine 4Alan Sokal’in “Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity (Aşılan Sınırlar: Kuantum Kütleçekiminin Dönüşümsel Bir Betimlemesine Doğru)” adlı makalesi itibarlı bir akademik Amerikan kültürel çalışmalar dergisi olan “Social Text”in 1996 İlkbahar/Yaz sayısında neşredildi. Sokal’in bu makaleyi dergiye gönderirken ki niyeti; günümüz bilim dünyası içerisinde sorunlu olarak gördüğü aşırı “bilişsel göreceliliğin” ve post-modern entelektüellerin sıra dışı bir deneyle hicvedilmesiydi. Gönderdiği makale, popüler post-modern entelektüellere atıflarla son moda bir şekilde bezenmişti ancak esasa dair bilimsel bir argümanda bulunmuyor ve temelsizdi. İlgili “Social Text” editörleri bu gayri-bilimsel makaleyi sorunsuz yayınlayarak “kendi ayaklarına sıkmışlardı.”1 Daha sonra bu parodiden mülhem, Türkçeye de çevrilmiş olan “Son Moda Saçmalar: Post-modern Aydınların Bilimi İstismar Etmesi” isimli kitabı Jean Bricmont ile beraber neşrettiler. Bu kitapta, Jacques Lacan, Jean Baudrillard, Julia Kristeva, Luce Irigaray gibi “post-modern” entelektüellerin yazılarından parçaları alarak, bu tarz aydınların, muğlak bir anlatımla ve doğa bilimlerinden ödünç alınan terminolojinin asıl manalarına aykırı bir şekilde kullanılmasıyla bilimi nasıl istismar ettiklerini gözler önüne sermeye çalıştılar.  Bu istismarın dışında, aydınlanmacı geleneğe karşı tavır geliştirmenin dayanılmaz hafifliğine kapılan post-modern zihniyetin, tutarlı bir yöntem içerisinde karşı-argümantasyondan ziyade ekstrem bir göreceliliği, anlam bütünlüğü olmayan, “saçma”, ifadelerle ortaya koyması eleştirilmiştir. Kanaatimce, Sokal ve Bricmont’nun bu eleştirel duruşunun, anti-aydınlanmacı ideolojinin sapkınlık boyutuna varmasına bir cevap olarak okunması önemlidir. Bu post-modern tutum, ya dürüst düşünceyi saklamayı hedef alan entelektüel bir sahtekârlığa2 ya da yetersizliğe işaret etmektedir. Post-modern aydınların bilimsel bir pop-kültür oluşturarak ve kıymeti kendinden menkul dar bir entelektüel iktidar alanı yaratarak kendini sürekli yeniden üretmesi, sadece klasik aydın-toplum değer kopukluğuna değil, aydının gerçekliğin kendisine de yabancılaşmasını ifade eder (gerçeklik denen şeyin aslında o kadar da gerçek olmadığı, öznel duyuların ortaya çıkardığı izafiyet sebebiyle objektif gerçeğin tam olarak kavranamayacağı düşüncesi hali hazırda savunulan bir durumdur). Eğer mesele buysa, bunun entelektüellerin bilinçsiz bir zafiyeti ya da katılmadığımız bir yöntem ve düşünce biçimi olduğu kanaatine varabiliriz. Ancak, bu post-modern anlatının anlamsızlığını, mevzu bahis entelektüellerin bilinçli tercihi olarak kabul edersek ortaya “aydın namusu” sorunu çıkacaktır. İşte bu noktada “saçmalama” eylemi son derece işlevsel bir vasıta olarak belirmektedir.

Bilimciler (Scientism) objektif bilgiye ellerinden geldiğince ulaşmaya çalışsalar da, post-modern rölativistler böyle bir çabanın beyhude bir yanılsama olduğunu prensip olarak kabul ederek3 kendilerini bilimsel metodolojinin bağlarından kopararak sorumsuz addetmektedirler. Ancak doğru metot sadece bilimsel bilginin elde edilişinde değil günlük hayatta da sahip olduğumuz kanaatlerin zeminini oluşturur. Herhangi bir metotla edindiğimiz bilgi karşı çıkılamayacak bir güvenirliğe sahipse, aynı metotla kazandığımız gelecekteki bilgiler de güvenilir olacaktır.4  Bilimsel metodolojinin, tümevarım yönteminin ya da ampirik yaklaşımının fetişleştirilmesi her ne kadar eleştiriye açık olsa bile, doğru bilgiye ulaşma nihai hedefinin post-modern entelektüeller tarafından ontolojik bir sorun sayılmaması, bu entelektüellerin ifadelerini sorgulanabilirlik yükünden de kurtarmaktadır. İfadenin muhtevası sınanamaz hale gelince elimizde sadece biçim kalmaktadır. Bu durumunda ifade biçimi sofistike hale geldiği ölçüde değer kazanmaktadır. Örneğin, “çocuklar düştüğünde ağlar” yargısını; “olgunlaşmamış bireylerin sosyometrik davranış eğilimlerinin metodolojik gözlemi, yere doğru olan tropizm ile lakrimal davranış biçimi arasında bir nedensellik olduğunu kanıtlar” biçiminde de ifade edebilirsiniz.5 Bu örnek, alıntıladığım müellifleri tarafından akademik saçmalama örneği olarak kullanılsa da, post-modern entelektüelin tumturaklı ifadelerini de aksettirmektedir. Aydınlanmacı düşüncenin fonksiyonel yaklaşımı, şekilden ziyade ifadelerin içeriğinin anlaşılabilir olmasıyla ilgilenirken anti-aydınlanmacı post-modern düşünce karmaşıklığa/anlaşılmazlığa kıymet verdiği için, ifadelerinde bu minvalde olması daha makbul olmaktadır. Modern düşüncenin anlaşılma kaygısı, anlaşılamamayı başarmayla ikame edilmiştir. İfade biçiminin anlamdan bağımsız olarak değerli kabul edilmesi bilimsel düşünce ile edebiyatın ve şiirsel söylemin birbirine karışmasına yol açmıştır. Çünkü biçim temelde edebiyatın kaygısıdır. Analojiler her ne kadar bilim sahasında açıklamaya ve anlaşılabilirliğe yardımcı bir işlev görseler bile, bu analojilerin işlevsellikten uzak sadece şık gözükme kaygısından türemesi, kullanılan ifadelerin benzetildikleri şeylerle mantıki bir bağının olması sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Çünkü mühim olan ifadenin girift görünümüdür.  İyi bir şiir tam olarak anlaşılmaz olabilir ancak bilimsel ifadeler sarih olmakla mükelleftir.6 İşte bu şekilde karmaşıklığın/anlaşılmazlığın kendisi bir kıymet haline geldiği için “saçmalama” eylemi post-modern entelektüeller açısından mühim bir fonksiyon kazanmaktadır.

Aydınlanmacı düşünce hiçbir metinin kendinden menkul bir değere sahip olmadığı fikriyle kutsal metinlerin mutlak otoritesini bağlam dışına iterken, post-modern yaklaşım söylenenden ziyade söyleyene sorumsuz bir değer atfederek gerici bir sapmaya yol açmıştır. Bir takım post-modern aydınların karmaşık ifadelerinin bir nevi kutsal metin muamelesi görmesi bu sebepledir. Saçmalama eyleminin, yukarıda bahsettiğim şekilde, anti-aydınlanmacı ideoloji ile meşrulaştırılması, bir ifadenin saçma olarak nitelenmesi olasılığını da ortadan kaldırmaktadır. Bilişsel bir zemin olarak kendilerinin yarattığı bu fırsatı değerlendiren post-modern aydınlar muhatap oldukları eleştiriler karşısında “anlaşılamadıkları” iddiasını bir kaçış vasıtası olarak kullanabilirler. Bunun anlatımdaki yetersizlikten kaynaklanması bir entelektüel için hali hazırda sorun iken, bunun kasıtlı olması bir dürüstlük problemi haline gelmektedir. Bu durumda saçmalama eylemi karşı tarafın algısını manipüle etmek amacıyla kullanılır. Çünkü saçmalamayı fonksiyonel olarak kullanan bir post-modern aydının esas niyeti, Ronald B. Jacobson’ın kabadayılık konusunda H.G. Frankfurt’tan aldığı şekliyle7, çevrenin kendisi hakkındaki düşüncelerini manipüle ederek önemli, saygın bir konum kazanmak olarak değerlendirilebilir.

John Guillory, “Sokal Olayı” hakkında görüş bildirdiği makalesinde post-modernist diskur bloğu ile bilimsel çalışmaları birbirinden ayırmaktadır. Bilim adamlarının büyük çoğunluğunun post-modernizme yaklaşımı ile bilimin sol politik kritiği karıştırılmamalıdır.8 Her ne kadar sol gelenek uzun yıllar boyunca rasyonel ve ilerlemeci düşüncenin kalesi olsa da, özellikle Fransız yapı-sökümcülüğün etkisiyle aydınlanmacı geleneğe sırtını dönmeye başlamıştır.9 Post-modern aydınlar sol ve eleştirel geleneğin parçası/sonucu olarak arzı endam etseler de, sağ ideolojilerin genel anti-rasyonalist/elitist/entelektüelist tavrı bu post-modern argümanların muhafazakârlar tarafından da sahiplenebilmesine sebebiyet vermektedir. Bu tahavvülde Sokal ve Bricmont’un belirttikleri üzere; aydınlanmacı rasyonalizmin bir ürünü olarak ortodoks Marksist tezlerin pratik kifayetsizliği, siyah kurtuluş hareketi, feminist hareket, eşcinsel hak hareketleri gibi sol tarafından da ciddiye alınmayan sınıfsallık dışı kimlik merkezli sosyal özgürlük hareketleri, mutlak eşitlik idealinin imkânsızlığının ikrar edilmesi, kapitalizmin sol baskı karşısında kendisini yeniden üretebilmekteki kabiliyeti gibi etkenler10 rol almıştır. Sol gelenek (sol ve gelenek kelimelerinin beraber telaffuzu oksimoron gibi gelebilir ancak tarihsel perspektiften bakınca basbayağı bir gelenektir) kendi beceriksizliğini asosyal ve dar bir entelektüel cemaat içerisinde statik bir süreklilik yaratarak örtbas etmeye çalışmaktadır. G. A. Cohen, 1960ların Fransız Marksizm’ini okurken çok zorlandığını ancak bu zorluğun bu gelenek içerisinde eser verenlerin yüzünden değil kendi kabiliyetsizliğinden kaynaklandığını düşündüğünü söyler. Çünkü bu tip post-modern sol entelektüellerin düşünsel otoritesinin bir ön-kabul olması veyahut entelektüel mahalle baskısı aydın namzetlerini bu yola sokmuştur. Bunun dışında Cohen, suçu kendinde bulmasının sebebinin bu gibi anlaşılmaz metinleri okumaya çalışarak zaman kaybettiği gerçeğini kendine yedirememesi olduğunu ikrar eder.11 Tabi bu durumu sol geleneğin tamamına teşmil edemeyiz. Örneğin, dünyaca ünlü sol düşünür Noam Chomsky post-modernizme dair konuşmalarında bu yaklaşımı ağır şekilde eleştirmiştir ve onları anlamadığını ısrarla vurgulamıştır. Hatta Chomsky’e göre bu yaklaşım sol aktivizmin belini kırmaktadır.12  Ancak bizim konumuzun dahlinde olan post-modern sol, bir nevi ezoterik cemaat niteliğindedir ve saçmalama eylemi; kendini dar bir kalıpta yeniden üretme sürecinin bir vasıtasıdır. Post-modern solun anlamsız, gereksiz ve/veya tutarsız jargonu steril bir entelektüel tartışmanın önünü kesmekte ve sosyal hareketlere nüfuz şansını da azaltmaktadır.13 Bunlarla beraber, rasyonel düşünceye saldırı sol için kolay bir hedeftir çünkü kendine sağ, gelenekselci, muhafazakâr kesimlerden de çok rahat müttefik bulabilmektedir.14 Kendilerinin karşı cenahtan dahi alkışlanmalarını marifet sayan bu tarz entelektüeller müesses nizamın “kullanışlı aptalı” olmanın ötesine geçememektedirler. Post-modernizmin kasti olarak muğlak ve saçma ifadeleri entelektüel bir sahtekârlığın aleti haline getirmesi hem entelektüel hayatı zehirlemekte (Jon Elster’e göre anlamı muğlaklaştırma yaygınlaştıkça ve bunu yapan entelektüellere makalelerde referans vermek akademide var olabilmek için gerekli hale geldikçe bu durum entelektüel hayata zarar vermektedir.15) hem de yeterince anti-rasyonalist/elitist/entelektüelist olan “kitle-adamların” bu düşüncelerini daha da beslemektedir.16 Hal böyle olunca post-modern sol; değişimin, ilerlemenin, baskıya karşı mücadelenin bayraktarlığını yapan bir kesim değil düşün dünyasını gerçeklikten uzak soyut fantezilerle(John Rawls’ın kavramıyla “gerçekçi ütopya”lara zıt olarak) dolduran profesyonelce üretilmiş saçmalıkların sahibi ve geleneksel sağın, zımni ya da aşikâr, pasifist müttefiki olmaktadır.

Not: Yazı serisi boyunca istifade ettiğim İngilizce kaynaklardaki “bullshit” ve “nonsense” kelimelerinin kullanımı, Türkçe “saçma/saçmalık/saçmalamak” kelimelerinin karşılığı olarak alınmıştır.

______________________________

1- Alan Sokal and Jean Bricmont, Fashionable Nonsense: Postmodern Intellectuals’ Abuse of Science, Picador, New York 1998, s. 2

2- Richard Dawkins, Postmodernism Disrobed, Nature, 9 July 1998, vol. 394, s. 141-143

3- Sokal and Bricmont, a.g.e., s.52

4- Erik J. Olsson, Knowledge, Truth, and Bullshit: Reflections on Frankfurt, Midwest Studies in Philosophy, XXXII (2008), s. 98-99

5- Philip Eubanks and John D. Schaeffer, A Kind Word for Bullshit: The Problem of Academic Writing, College Composition and Communication, Vol. 59, No. 3 (Feb., 2008), s. 373-374

6- G. A. Cohen, Deeper into Bullshit, The Contours of Agency: Essays on Themes from Harry Frankfurt içerisinde, ed. Sarah Buss and Lee Overton, The MIT Press, Cambridge MA 2002, s.334

7- Jacobson “kabadayılık-bullying” yapan çocukların eylemlerinin herhangi spesifik bir amacı veya kişiyi hedef almadığını, sadece Frankfurt’un saçmalamayı kullandığı anlamda, saçmalayarak çevrenin algısını manipüle edip üstün bir konuma yerleşmeyi amaçladıklarını belirtmektedir. Ronald B. Jacobson, On Bullshit and Bullying: Taking

Seriously Those We Educate, Journal of Moral Education, 39:4, s.443-444

8- John Guillory, The Sokal Affair and the History of Criticism, Critical Inquiry, Vol. 28, No. 2 (Winter, 2002), s. 473-473

9- Sokal and Bricmont, a.g.e., s.199

10- Sokal and Bricmont, a.g.e., s.198-202

11- Cohen, a.g.m., s.322

12- “Chomsky about Neomarxist/Postmodernist pop-philosophers like Slavoj Zizek” – http://www.youtube.com/watch?v=nZIhHdpS61U

“More Chomsky on Postmodernism – June 6, 1997” – http://www.youtube.com/watch?v=s_c3cNG5ttk

“Chomsky on Science and Postmodernism” – http://www.youtube.com/watch?v=OzrHwDOlTt8

“Noam Chomsky on French Intellectual Culture & Post-Modernism (3/8)” – http://www.youtube.com/watch?v=2cqTE_bPh7M

13- Sokal and Bricmont, a.g.e., s.208

14- Sokal and Bricmont, a.g.e., s.203

15- Jon Elster, Hard and Soft Obscurantism in the Humanities and Social Sciences, Diogenes, 2011 58: 159, s.168

16- Sokal and Bricmont, a.g.e., s.207

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.