Yarimada Siluet

3 Haz 2014

Saçmalamak Üzerine (3): Gereksizlik ve Tutarsızlık

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

türkyorum - gereksizlik ve tutarsızlık(2) Gereksizlik: “Saçmalama” fiilini niteleyen bir diğer husus ise bir eylemin veyahut ifadenin, mana ihtiva etse dahi, içinde bulunulan bağlam içerisinde işlevsel bir konumda olmaması ile ilgilidir. Bu durumda, eylemin böyle algılanmasının sebebi; sahibinin bağlam dışılığı olabileceği kadar fiili algılayanın; eylemin alaka seviyesini idrak edebilmesini sağlayacak bilgi kapasitesine sahip olmaması olabilir. Ancak buradaki bağlam dışılık daha önce bahsettiğimiz hermenötik yaklaşımı gerektiren mana içi bir sorun değildir. Gereksizlik bir ihtiyaç dışılığa tekabül ettiğine göre bir ifadenin anlamlı veya anlamsız olması belirleyici değildir. Çünkü burada esas olan ifadenin veya hareketin ihtivası değil bağlam içerisindeki işlevidir. Son derece anlaşılır bir mana bütünlüğü olan söz ve eylemler fonksiyonel olmaması sebebiyle saçmalık olarak nitelenebilir. Bir eylem veya sözün gereksiz ve bundan dolayı saçma olduğu iddiası anlamsız olduğu iddiasından daha zor ortaya atılabilir. Çünkü bir fiil veya ifadenin gereksizliğine kani olabilmek, içerisinde bulunulan bağlamın ve gereksiz olarak nitelenen işin tamamen ilintisiz olduğunu bilmek ile mümkün olur ki bu da, bağlam ile mevzu bahis olan söz veya eylem hakkında her açıdan mutlak bilgi sahibi olmayı gerektirir. Gereğin olup olmamasına dair olan bir saçmalık yargısı sadece geçmişle ilgili olan bilgiye değil gelecekteki olasılıkların analizine de muhtaçtır. Çünkü gereklilik zaman ile sınanacak bir olgudur. Ayrıca, “geyik muhabbeti” olarak adlandırılan iletişim şekli içerisindeki ifadeler gerekli olmakla sınanamazlar. Çünkü bu tarz bir muhabbetin ayırıcı özelliği bağlamsızlığıdır. “Geyik muhabbeti” içerisinde bireyler, kullandıkları ifadelerin bağlayıcı, ciddi ve gerçek düşünceleriyle bir rabıtası olmadığını bildikleri için saçmalamakta beis görmezler.1 Bunun dışında gereksizlik durumu bağlam ile sınırlı bir itham da değildir. Örneğin bu yazı serisini okuyan bazı değerli insanlar müellifin bağlamdan azade olarak gereksiz bir iş yaptığı fikrinde olabilirler. Bunu bağlam sınırlaması olmadan yapabilirler çünkü bu yazıya olan ihtiyaç kendi bağımsız öznel durumlarından kaynaklanmaktadır. Yazının genel olarak fonksiyonel olmadığı önermesinde bulunabilirler. Ancak fiil ve sözler her zaman bir gereksinimin ürünü olmakla sorumlu değillerdir. Bu sebeple gereksizlik hali muhatabın sübjektif durumu ve beklentileriyle ile ilintilidir. Bunun dışında, “gereksizlik” ve “saçmalamak” durumu, namüsait bir ortamda uygunsuz bir ifadenin veya fiilin ortaya konması olarak da anlaşılabilir. Ortama uygun olmadığı varsayılan davranışlar da eylem sahibi ve eyleme maruz kalanlar arasındaki iletişim, denge veya denklik aralığının sonucunun ifadesi olabilir. Gereksizliğin şartlara uygunsuzluktan ortaya çıktığı için saçmalama olarak nitelenmesi konformist baskının bir aracıdır. Bizi zihnen “rahatsız etmeye gelenlerin” fikir ve eylemlerini gereksiz/saçma olarak niteleyerek akli konforumuzu muhafaza etmiş oluruz. Marjinal şahısların üzerindeki psikolojik içtimai baskı, söylemsel düzeyde, saçmalama ithamının işlevsel kullanımıyla oluşturulur. Aykırı söz ve fiillerin “saçmalama” olarak nitelenmesi “kitle-adamın” en karakteristik özelliklerinden biridir. Çünkü kitle her zaman farklı ve bireysel olanları ezme eğilimdedir.2 Farklı olan, kitlenin genel normlarıyla tezat oluşturduğu için gereksizlik ve saçmalık suçlamalarının her an potansiyel hedefidir. Bununlar beraber, sırf entelektüel bir anti-konformizm adına tutarlı bir argümantasyon olmadan ortalığa saçılan marjinal önermeler, farklılıklarının getirdiği kendinden menkul bir dokunulmazlığa da haiz değillerdir. Savunulan aykırı fikirler insicamlı bir bütünlükte olma sorumluluğunu omuzunda genel-geçer bilgilerden daha çok taşımaktadır. Çünkü eğer genel anlayışın aksine bir kanı paylaşılıyorsa, bu yeni fikrin kendini topluluğa kabul ettirmesi için eski kalıpları yıkacak bir tutarlılık ilk şart olacaktır. Buradan “saçmalamak” fiiline atfedilen üçüncü özelliğe geçebiliriz.

(3) Tutarsızlık: Bir söz veya eylemin bütün parçaları tek başlarına bir anlam ifade etse ve bağlam içerisinde gerekliliğine kani olunsa bile bu parçaların birbirleriyle tutarlı bir ilişki halinde bulunmaması ifadenin saçmalık olarak nitelenmesine sebep olabilir. Aynı bütünlük içerisinde kullanılan ve bir birleriyle çelişen, birbirlerini çürüten ifadeler tutarsızlık olarak değerlendirilir. Tutarsızlık kasti bir eylem olarak ortaya çıkabileceği gibi bilinç dışı şekilde de gerçekleştirilebilir. Bireyin içerisinde bulunduğu zihni karmaşa kendini dış dünyada tutarsız/saçma söz ve eylemlerle ortaya koyar. Düşünen ve okuyan insan için bu durum fikri bir doğum sancısıdır diyebiliriz. Paradigmatik bir öğrenmeden ziyade diyalektik bir yöntem ile düşünce dünyasını oluşturmaya çalışan şahıslarda bu duruma sıkça rastlayabiliriz. Edinilen mütekabil antagonistik bilgilerin ve yorumların zihin içerisindeki savaş alanında gerçekleştirdikleri dinamik çarpışmanın kıvılcımları kendini dışarıya bir biriyle insicam göstermeyen ifadeler olarak yansıtır. Kanımca, bu hususiyet otomatikman menfi bir durum olarak kabul edilmemelidir. Çünkü bireylerin entelektüel gelişimi bu tutarsızlıkların çözümü sonucu ortaya çıkabilmektedir. Şunu da eklemeliyiz ki tutarsızlık iddialarına muhatap olacak sözlerin yargı belirtmesi gerekir. Tanımlayıcı, açıklayıcı ifadeler zaten karşıtlıkların ortaya konulması için vardır. Bunlarla beraber tutarsızlığı kasti şekilde bir meslek haline getirmenin fikri tekâmülle bir rabıtası yoktur. Tutarsız ifadeler farklı saiklerle muhatabı manipüle etmek için kasıtlı olarak kullanılabilir. Bunun önemli sebeplerinden bir tanesi, söz ve eylem sahibinin kendi yetersizliğini karmaşıklık ve bu vasıtayla derinlik görüntüsü ile geçiştirmek istemesinden kaynaklanır. Bir şahıs aynı anda hem birçok şey söyleyip aslında hiçbir şey söylemiyor olabilir. Burada tutarsız eylem ve sözleri birbirinden ayırt etmek gerekir. Çünkü birbirleriyle tutarsız eylemleri, karşımızdakini eğer mümeyyiz bir kişi olarak kabul ediyorsak, genel de kötü ya da art niyetin bir sonucu olarak değerlendiririz. Bu durumda tutarsız eylem bir saçmalama değil bilinçli bir manipülasyondur. Tutarsız eyleme saçmalama denebilmesi; karşıdaki öznenin saçmalamaya meyilli ya da akli kapasitesinin insicamlı eylemler gerçekleştirmeye yeterli olmaması ön varsayımına dayanır. Bu sebeple gündelik ve normal şartlardaki özneler arası ilişki içerisinde tutarsız eylem saçmala olarak değil dürüst olmama olarak mülahaza edilecektir. Saçmalama eylemine, bireyin, hakkında fikri olmadığı bir konuda konuşmak zorunda kaldığı durumlarda sıkça rastlanır. Bu durum, modern demokrasilerin vatandaşının her konuda az çok bilgi sahibi olan birey olarak tasavvur edilmesi ve bunun toplumsal gerçeklikte izdüşümü olmamasıyla ilgilidir.3  Vatandaş, ilgisi ve bilgisi dâhilinde olmayan şeylerle muhatap olduğunda tabii olarak tutarsız davranacak ve saçmalayacaktır. Fakat sözler içerisindeki tutarsızlığın, özellikle günlük somut ilişkiler açısından değil soyut fikirler bağlamında kasıt açısından değerlendirilmesi bu kadar kolay olmayacaktır. Çünkü karşılaştığımız filozofik metinlerdeki tutarsız görüntünün çok farklı sebepleri olabilir. Bilgi yetersizliği, yanlış veya eksik bilgi, yukarıda bahsettiğimiz fikri karmaşa hali gibi durumlar tutarsızlığın kasti olmayan nedenleri olabilir. Ancak bu durum söz sahiplerini sorumsuz kılmaz. Söz söylemek, irade beyan etmek ciddi bir iştir ve fail bu işin sorumluluğunu üzerine almak zorundadır. Mananın muğlaklaştırılmasının (anlamsızlık), lüzumsuz laf kalabalığının (gereksizlik) ve birbiriyle çelişkili ifadelerin (tutarsızlık) bilimsel ve filozofik bağlamda işlevsel olarak kullanılması bir kısım entelektüelin de dikkatini çekmiş ve bu konu üzerine fikirlerini ortaya koymuşlardır.

 


 

1- Harry G. Frankfurt, On Bullshit, Princeton University Press, New Jersey 2005,  s.36

2- Jose Ortega y Gasset, The Revolt of the Masses, W. W. Norton Company, New York 1993, s.18

3- Harry G. Frankfurt, On Bullshit, Princeton University Press, New Jersey 2005,  s.63

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.