Galatadan Yarımada

10 Şub 2014

Saçmalamak Üzerine (1): Yanlışlanabilirlik, Yalan ve İnsan Olma

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

türkyorum saçmalamak üzerine 1“Saçmalamak” fiili; dilimizde menfi manada sarf edilen bir kelime. Umumiyetle bu fiili herhangi bir mana ihtiva etmediğini düşündüğümüz ifadeleri nitelemek maksadıyla kullanırız. Bir yargının “saçma” olması; o yargının “yanlış” olmasından bile daha kötü bir durumda olduğunu ifade eder. Bir önermenin “yanlış” olması o savın hiç olmazsa yanlışlanabilirlik zemininde olduğunu teyit eder. Bu durum, yanlışlanma olasılığı bulunmayan önermelere göre bilimsel manada daha müspet bir durumdur. Kuramsal fizikçi Wolfgang Pauli,  Alman filozof Moritz Schlick’i şu sözlerle eleştirmiştir: “ Senin söylediğin her şeye katılabilirim ancak söylediklerin itiraz etmek zorunda kalabileceğim şeyler olarak da yorumlanabilir. Kısaca, ortaya koyduğun önermeleri düzgün ve net olarak ifade etmiyorsun!”. Bu sözler Pauli’nin meşhur “ Bu iddia yanlış bile değil!” ifadesinin temeli olarak yorumlanabilir.1 Pauli’nin yanlışlanabilirliğe verdiği bu bilimsel hiyerarşik üstünlük; bilim felsefecisi Karl Popper tarafından herhangi bir önermenin ilmi olup olmadığını belirlemenin ön şartı olarak telakki edilmiştir.2 Bu varsayıma göre bilimsel bilginin varlığı yanlışlanabilir olması ile ölçülür. “Saçmalamak” fiili bu durumda yanlış olmaktan da daha menfi bir durumu ifade etmektedir çünkü herhangi bir kesinlik arz etme konumunda değildir.

Bu noktada şunu da belirtmeliyim ki; yanlışlanamaz olarak görünen her önerme “saçmalama” kategorisinde değerlendirilemez. Bunun sebebi; akli çıkarsamaların genellikle kendi içerisinde tutarlı, mantıki varsayımlar olmasıdır. Ampirik olarak müşahede edilemeyen ve edilmesi bilimsel açıdan da an itibariyle imkân dâhilinde olmayan durumlar; keşfedilmeyi bekleyen önermeler olarak gizemlerini korumaktadırlar. Bu hal kanımca olumsuz olarak tefsir edilemez. Akli istihracın deneysel olarak ispatına olan iştiha; ilmi terakkiye kuvvet ve motivasyon kazandıracak bir amildir. İspatlanamadığı halde akli olarak “şahadet” edilebilen en popüler misal yaratılış teorisidir. Deney ve gözleme dayalı olan bilimin yetersiz olarak addedildiği bazı kara delikler bu gibi akli çıkarsamalarla kapatılmaktadır. Stephen Hawking’in yaratıcının var olabilirliğine dair olan görüşü, bu varsayımın zamanımızın şartlarında ispatlanamasa bile bilimsel manada ihtimal sınırları ötesinde olmaması sebebiyledir. Buradaki problem, an itibariye, yaratılış teorisini ispatlayacak vasıtalara haiz olmamamızdır. Ampirik kanıta istinat eden bilimin sınırları madde ile bağlı olduğu için madde ötesi varsayımlar ve bu varsayımların inşa edildiği mantıki istihraçlar, maddi olarak tecrübe edilebilir olmamaları hasebiyle deney ve gözleme dayalı olan bilim anlayışının uğraş sahasının dışında durmaktadır. Bunun yaratılış teorisi bağlamında sebebi, Kadir Cangızbay’ın ifadesiyle; aydınlanmanın madde ötesi bir yaratıcının varlığı sorunsalını ontolojik bir mesele olmaktan çıkartmasıdır.3 Ancak böyle olsa bile bilim, teleolojik bir saplantıya bağlı kalmadan yarmaya çalışacağı meri gerçeklik anaforunu, zihnin bugünkü hudutlarının ötesine taşımak için gayret göstermeye devam edecektir. Madde ötesinin ispatlanamaz oluşu var olmadığının ispatı değildir. Ancak duyularımızca ispatlanamaz olan tutarlı çıkarsamalar, ne kadar mantıki bir bütünlük arz etseler de teori ya da inanç nitelemesinin ötesine geçemezler. Yaratılış teorisi veyahut akıllı tasarım, bilimsel yöntem açısından pek de itibarlı bir konumda olmasa da kesinlikle militan yeni ateistlerin iddia ettiği gibi saçmalama kategorisinde değerlendirilemez. Çünkü “saçmalama” durumu bu gibi bilimsel metodoloji açısından yanlışlanması an itibariyle imkân sınırları içerisinde olmayan akli çıkarsamaların dışındaki bir konudur. Ve “teori” kavramı zaten bu boşluğu doldurmak için de vardır.

Ahlaki olarak yalan söylemek saçmalamaktan daha kötü bir davranış biçimi olarak görülse bile kasti olarak saçmalandığında aralarında fark silikleşmektedir. Yalan doğruyu tespit edip aksini söylemek iken saçmalayanın doğrunun kendisiyle hiçbir işi olmamaktadır. Doğruyu bildiğini düşünmeyen kişi yalan söyleyemez ancak saçmalayabilir.4 Saçmalama eyleminin kasıtlı kullanımının, gerçeğin tahrifatı ve karşımızdaki kişiyi aldatma niyeti açısından yalan söylemekten çokta bir farkı kalmaz. Hatta Harry Frankfurt’a göre saçmalamak, gerçeğin yalandan daha büyük bir düşmanıdır. Çünkü saçmalama eylemi gerçeğin/doğrunun otoritesini kabul ettiği halde onu dikkate almazken, yalan, doğrunun otoritesine bilinçli bir karşı duruştur.5 Olav Gjelsvik’e göre ise saçmalamak gerçeğin/doğrunun ne olduğuyla ilgilenmekten ziyade bilgiye karşı kayıtsız kalma durumudur. Bilgi bilinen gerçeklik olduğuna göre gerçekliğe kayıtsızlık aslında bilgiye karşı kayıtsız olmayı ifade eder.6 Yalancı, doğru bilgiyi önemserken, saçmalayanın böyle bir kaygısı yoktur. Yalancı, doğru bilgiye sahip olduğu halde aksini iddia ederek karşısındakini bir defa kandırırken, saçmalayan, hem doğru bilgiyi bildiğini iddia ederek(aslında bu bilgiye sahip değildir) hem de ifadesinin içeriğindeki yanlış bilgiyle muhatabını iki defa kandırmış olur. Ayrıca yalancı, doğru bilgiyi bilinçli tahrifinin ortaya çıkma ihtimali riskinin sorumluluğunu üzerine alırken, saçmalayan, doğruyu aktarmadığı anlaşılması durumda, saçmalama eylemini sınırsız bir sorumsuzluk alanı olarak kullanmak isteyecektir.

Bunların dışında saçmalayabilme kabiliyetini insan olmanın ayırıcı bir özelliği olarak görenlerde mevcuttur. Thomas Hobbes saçmalama kabiliyetinin canlı türleri arasında sadece insana ait olduğunu söyler ve Cicero’nun en büyük saçmalıkların felsefe kitaplarında bulunduğuna dair sözüne referans verir.7 İnsanoğlu determinizme tabi bir makine olmadığına göre standart eylem ve söz kalıplarından sıra dışı bir şekilde sapması anlaşılabilir bir durumu oluşturur. İnsan aklının ve bilgisinin alternatif yollar icat edebilme yeteneğinin dışında, aklı ve bilgiyi tamamen devre dışı bırakarak söz ve eylem ortaya koyabilme istidadı, insan eylemini, kesin öngörülebilirlik dairesinden çıkarır. Bu özelliğin canlılar içinde sadece insana ait olduğu düşüncesi, Descartes’ın öteki canlıları, irade ve düşünceye sahip olmamalarından ötürü deterministik makinalar şeklinde gören önermesiyle paralellik arz etmektedir.8  Eğer insan eylemi determinizmle kaim değil ve diğer canlılar mekanik bir şekilde, kesin öngörülebilir eylem biçimlerine sahiplerse, saçmalayabilmek insan olmanın getirdiği bir ayrıcalık veyahut dezavantaj (nereden baktığınıza bağlı) olacaktır.

 


 

1- Karl von Meyenn, Wolfgang Pauli’s Philosophical Ideas Viewed from the Perspective of His Correspondence ; Harald Atmanspacher and Hans Primas, Recasting Reality, Springer-Verlag, Berlin 2009, s.18

2- William A. Gorton, Karl Popper and Social Sciences, State University of New York Press, New York 2006, s.26

4- Harry G. Frankfurt, On Bullshit, Princeton University Press, New Jersey 2005, s.51-55

5- Harry G. Frankfurt, a.g.e., s.61

6- Olav Gjelsvik, “Bullshit illuminated”, Understanding Choice, Explaining Behaviour:  Essays in Honour of Ole-Jørgen Skog  içerisinde, ed. Jon Elster, Olav Gjelsvik, Aanund Hylland and Karl Moene, Unipub Forlag Oslo Academic Press, Oslo 2006, s.105

7- Thomas Hobbes, Leviathan, Hackett Publishing Company Inc., Indianapolis 1994, s.24

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.