Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

30 May 2013

Ruhuna Bir Damla Bade Sunabilmek Adına

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

türkyorum-ruhuna bir damla bade sunabilmekKitaba Dair

İdealler uğruna verilen entelektüel uğraşın yol açtığı badireler karşısında kişilerin takındıkları tavrı iki şahıs üzerinden kategorize edebiliriz: Sokrates, “baldıran zehri” içmek pahasına kendi doğrularını, sadece dille bile reddetmeyi kabul etmezken Galileo; engizisyon mahkemesinin şerrinden korunmak adına kendi hakikatini, zihnen olmasa bile, pekâlâ inkâr edebilmiştir. Galileo hayatta kalarak hakikatini aramayı sürdürme imkânını muhafaza edebilirken, Sokrates hakikatinin uğrunda varlığından olmuştur. Bu iki tavrı rasyonel tercih perspektifinden muhakeme edecek olursak; pek tabi Galileo’nun badire karşısında aldığı pozisyon, Sokrates’in adanmışlığından daha doğru bulunacaktır. Hakikat yolundaki badireler karşısında Sokrates tavrı; gözü kara bir idealizmi, Galileo tavrı; işlevsel bir rasyonalizmi temsil eder.

“Kömen” adlı şiirinde “Ülkü uğrunda gönüller delidir / Kişiler ülkü için ölmelidir” diyen Hüseyin Nihal Atsız, bu manada Sokrates’in soyundan gelmektedir. Öyle düşünüyorum ki; Atsız Bey’i özel kılan şey, “delilik” boyutunda sayılabilecek, ülküsü uğrundaki uzlaşmaz tavrıdır. Siyaset, doğası gereği bir uzlaşma sanatı olduğuna göre, Atsız’ın siyasete olan tavrı da buradan kaynaklanmaktadır. Çilehanedeki bir dervişin içinde yaşadığı metafizik âlemi, dünya ile bağını koparmadan kendisine yaratan adamdır. Benim de içerisinde bir makalemin bulunduğu, dostum Fırat Kargıoğlu’nun editörlüğünde hazırlanan “Vaktiyle Bir Atsız Varmış” isimli eser; Atsız’ın yarattığı ve fikirlerinden etkilenen pek çok insanın gerçekliğini sorgulamadan, agnostik bir inanmışlıkla içinde yaşadığı metafizik âlemin yapısını çözmek adına bir uğraştır. Atsız’ın “uzlaşmaz” tavrına yakışır bir basım süreciyle “şereflenen” bu kitabın, Euripides’in “köle, düşüncesini söyleyemeyendir” sözü ile başlaması son derece manidardır. Galileo ve o tavır içerisinde bulunanlar rasyonel olsalar dahi Euripides’in penceresinden köledirler. İşte bu kitap da, fikri köleliği reddederek,  Atsız Bey ile beraber Sokratesgiller familyasının mensubu olma çabasının bir ürünü olarak değerlendirilebilir.

Makaleye Dair

Kitabın editoryal bir çalışma olması sebebiyle, makaleler hakkında teker teker bilgi vermek yerine kendi makalemin giriş bölümünden bir paragraf aktarmak istiyorum. Bilindiği üzere “faşizm” kavramı, memleketimizde muhatabınızı politik olarak aşağılamak ve meşruiyet zemini dışarısına itmek adına bol keseden kullanılan bir itham şeklidir. “Hüseyin Nihal Atsız, Türkiye’de faşist ithamına maruz kalmış pek çok münevverden biridir. Türkiye’de bu isnatlar ile karşılaşan insanlar özellikle üç varsayım üzerinden hedef tahtasına oturtulmuştur. Bu faraziyeler; şiddet yanlılığı, ırkçılık ve devlet kutsamasıdır. Ancak faşizmin tarihsel bağlamından koparılarak politik bir küfür haline gelmesi, mefhumun büyük oranda ırkçılıkla eş anlamda kullanılmasına yol açmıştır. Irkçılık ve faşizmin dimağlarda paralel hale gelmesinin Türkiye’deki politik kültürle de ilintili olduğunu düşünüyorum. Faşizm ithamlarını fonksiyonel olarak kullananların başında sol/sosyalist gelenek gelmektedir. Bu tabi sadece onlara has olduğu anlamına gelmez. İslamcılar da bu kavramı bir aşağılama aracı olarak kullanagelmişlerdir. Hatta faşizm ithamlarına en çok maruz kalan milliyetçiler dahi faşizme karşı mücadele yemini etmişlerdir. Ancak işlevsel faşizm kavramının büyük oranda mucidi diyebileceğimiz sol geleneğin Türkiye’de arzı endam ediş tarzı, bu kavramın asıl içeriğinden uzaklaşmasına yol açan sebeplerden biri olmuştur. Faşizm, yazı içerisinde uzunca anlatacağımız üzere, ırkçılığı değil devletçiliği ön plana alan bir akımdır. Kanaatimizce, faşizmin evrensel önermesine tekabül etmesi gereken devlet kutsamaları, milliyetçilerden veyahut genel olarak sağ kesimden ziyade özellikle Kemalizm ile ilişkiler bağlamında sol/sosyalist gelenek içerisinde teberrüz ettiği için, bu kavramın sol tarafından devlet karşıtlığı manasında kullanılması zorlaşmıştır.” İşte ben makalede; Faşizmin doktrinini yazan filozof olan Giovanni Gentile ile Atsız Bey’in fikirlerini ve yaşam serüvenlerini mukayese ederek, aradaki uzlaştırılamaz farklılıkları göstermeye çalıştım. Bunun dışında tarihsel faşizm pratiği ile Nihal Atsız Bey’in düşüncelerinin çakışma noktaları ve farklılıklarını ortaya koyarak, “faşizm” kavramının Türkiye’deki işlevsel kullanımının, Atsız Bey hakkında nasıl bir yanlış bilinçle sonuçlandığını ve kavramı tarihsel bağlamından kopararak içini boşalttığını ifade etmeye çabaladım. Bazı detayların en azından fark edilmesine bir katkı yapabileceğimi umut ediyorum.

Fırat’a Dair

Son olarak, kitabın editörü değerli dostum Fırat Kargıoğlu hakkında bir iki kelam etmek niyetindeyim. Aynı fakültede okuduğumuz halde Fırat ile ilk tanışmamız ikimizin de yazı gönderdiği “Almıla” dergisi vesilesiyle oldu. Daha sonra kişisel dostluğumuz, halen özlemini çektiğim uzun “Ardıç” sohbetleriyle gelişti. Türkçülük yaklaşımlarımız belli noktalarda ayrışsa da bu durum; “barika-i hakikati” arama yolundaki “müsademe-i efkâr” kabilinden verimli sohbetlere vesile oldu. Fırat’ın bir yazar olarak verimliliği ve entelektüel birikimi, özellikle Ankara’da bulunduğumuz süre zarfında, benim için kendimi geliştirmem açısından da itici bir güç oldu. Atsız Bey’in anlaşılmasına katkıda bulunarak, ruhunu sarhoş etmek namına ona bir damla bade sunmak için yola koyulduğunu düşündüğüm “Vaktiyle Bir Atsız Varmış” isimli eserin ve gelecekteki; gerek bireysel, gerek bu kitapta olduğu gibi kolektif çalışmaların, ileriki nesillere “Vaktiyle bir Kargıoğlu da varmış” dedirteceğinden kuşkum yok. Umarım daha nice çalışmalara beraber imza atabiliriz.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.