istanbul yarimada

23 May 2013

İskender Öksüz’den “Türk’üm Özür Dilerim”

Yazar: EDİTÖR

türkyorum-türküm özür dilerim

Yazarımız Prof. Dr. İskender Öksüz  Bey’in “Türk’üm Özür Dilerim” isimli eseri neşredilmiştir. İskender Öksüz’ü (Ayhan Tuğcugil’i) tanıyanlar onu Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi eserinden hatırlarlar. Prof. Öksüz aynı üslup ve aynı sistemli bakışını, Türk Milliyetçiliği’nin bugününe ve ona yöneltilen saldırılara çeviriyor. Türk Milliyetçiliği’nin bugünkü meselelerini kitabın beş bölümünde irdeliyor: Millet, “Türk’üm Özür Dilerim”, Fikir Savaşları, Tek Yol ve Kültür.  Kitaba aşağıdaki adresten de ulaşılabilir:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=651857&sa=140734625

22 May 2013

Dirilere Ağıt

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum - dirilerea ağıtRivayete göre Rimbaud, bir gün arkadaşıyla şehir mezarlığını geziyormuş.  Mezar taşlarının üstünde, toprağın altında yatanlara ilişkin övücü sözlerin yazılı olduğunu görünce, dayanamamış, sormuş: İyi de, benim tanıdığım bütün o alçaklar nerede yatıyor?

Meselemizin kritiğini yapabilmemiz için, insanın ne ile yaşayacağını bilmemiz icap ediyor. Bedeline sahiden de razı mıyız? Doğruya, iyiye ve güzele ulaşmak niyeti sonrasında; yanlış, kötü ve çirkin, olanca ağırlıyla hissettiriyor kendisini…

Hayat, tezatlarıyla yığılıyor üstümüze…

Nasıl yaşıyorsak, öyle düşünüyoruz. Nasıl düşünüyorsak, öyle kabulleniyoruz.

Savaş, kafalarda ve kalplerde devam ediyor; şiddetiyle…

Hz. Hüseyin ve beraberindeki mustazaflara Fırat’ın sularını dahi çok gören zulüm, artık başka suretler altında sürdürüyor varlığını…

Tamamını oku. »

7 May 2013

Dr. Tevetoğlu: Politikada en büyük ahlâkîlik haddini bilmektir…

Yazar: EDİTÖR

türkyorum - fethi tevetoglu1

Evvel gidenlerle sohbet maksatlı, bahsi geçen isimlerin değişik eser, gazete ve dergilerde yer alan “kendi” ifadeleri derlenerek hazırlanmıştır.

“Türkyorum” okuyucuları için hazırladığımız bu kurgu söyleşi, Dr. Fethi Tevetoğlu’nun, 1965 yılının Ocak ayından itibaren yazdığı “Yeni İstanbul” gazetesindeki bazı yazılarından oluşmaktadır. İstifadenize sunuyoruz…

Afşin Selim / afsinselim@gmail.com 

–          Politikanın bir sanat mı, yoksa bir ilim mi olduğu halen daha münakaşa edilirken, siz nasıl değerlendiriyorsunuz politikayı?

Bu araştırıcılar, gerçek bir politikanın ancak tarih, felsefe, hukuk ve ekonomi temelleri üzerine kurulabileceği; sosyoloji ve sosyal-psikoloji yardımı ile yükselip gelişeceği kanısında birleşmektedirler. Milletlerin idaresi, sanatı ve ilmi demek olan politika ile insanları ve cemiyetleri ayakta tutan, yaşatan ahlâk müesseseleri arasında derin ve kuvvetli bağlar mevcuttur. 

Geçmiş yüzyıllarda Doğu illerinde, özellikle Türk ve İslâm dünyasında “tedbir-i memleket”, “siyaset-i devlet” ve “umur-u siyasiye” diye adlandırılan politikanın o zaman henüz dinamitlenmemiş temeli, millî tarih ile dinî ahlâktan ibaretti. Tamamını oku. »

30 Nis 2013

MHP, süreç ve tedirgin Türkler

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

türkyorum-mhp süreç ve tedirgin turklerMHP’nin Güneydoğuda profilini yükseltmeye, göç alan Batı illerinde de yeni siyasi stratejilere başvurmaya ihtiyacı var. Kürt kökenli vatandaşlarla artan temas, daha büyük bir seçmen havuzunu MHP’nin terör meselesi ve etnik sorunların çözümü yolunda gerçekçi adımlar atabileceğine ikna edebilmek için elzem.

Türkiye, tarihinin en gergin dönemlerinden birini yaşıyor. Toplumsal tansiyonun fırladığı, siyaset denizinin hırçınlaştığı zamanlardayız. Kabaran dalgaların ne kadar yükseleceğini, hangi sahilleri nasıl bir hızla döveceğini önceden bütünüyle kestirmek zor. Ancak yine de, Türkiye’nin yakın vadedeki dinamiklerini etkileyecek önemli siyasi aktörler üzerine bazı değerlendirmelerde bulunmak gerekiyor. PKK’yla başlatılan sürece ilk aşamasından itibaren en keskin biçimde muhalefet ederek dikkatleri yeniden üzerinde toplayan Milliyetçi Hareket Partisi, hiç şüphesiz bunlardan biri.

Siyasi yelpazedeki yeri ve hitap ettiği sosyolojik havza, MHP’yi mevcut konjonktürün “veto” potansiyeline sahip güç merkezleri arasına yerleştiriyor. MHP, kendi oyununu kurmak için gerekli kaynaklardan yoksun olmasına rağmen, itirazıyla sürecin siyasi maliyetini hayli yükseltebilecek bir yerde duruyor. Veto kartını sonuna kadar ve kararlılıkla kullanacağı ise çok açık. MHP’nin mevcut şartlarda ciddi bir değişim yaşanmadığı müddetçe ikna olabileceğini yahut CHP’ye benzer bir tavır takınabileceğini bekleyenler yanılıyor. Aksine, yakın geçmişinde olmadığı kadar enerjik bir MHP’yi alanlarda görmek kimse için şaşırtıcı olmamalı. Tamamını oku. »

26 Nis 2013

Doğru dava, yanlış arkadaş

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum - doğru dava yanlış arkadaşKanun değişmemişti: Teşkilatlı azınlık, teşkilatsız çoğunluğu yönetiyordu yine… Fakat mensubiyetini teşkilatlanmış bir şekilde yaşayan azınlık da, nihayetinde insanların biraraya gelmesiyle oluşuyordu. İnsan varsa, zaaf vardı. Eksiklik, her zaafın kaynağıydı…

Yanlışlar, zaaflar üzerinden kabul gördü. Bulaştı, çoğaldı ve yayıldı. Sorgulamak kaçınılmazlaşıyordu artık:

  • Dava doğru, ama arkadaşlar da doğru mu?

Kuşku kuşattığı için bünye, altüst olmuştu:

  • Doğru dava, yanlış arkadaşlarla yaşanabilir mi?

İmkanlar, iddialar ve ilişkiler kutuplaşıyordu böylece…

Roller değişmişti: Teşkilatsız çoğunluğun disiplinsizliği, teşkilatlı azınlığa nüfuz etmişti. “Birlik ve beraberlik” vurgulanıyordu sıkça. Geriye kalan tek şey, tabelaydı…

İnsan, bulduğunu kaybetti. Tamamını oku. »

19 Nis 2013

Arık: Dostluk sevgiye dayanır…

Yazar: EDİTÖR

türkyorum-remzi oğuz arık

Evvel gidenlerle sohbet maksatlı, bahsi geçen isimlerin değişik eser, gazete ve dergilerde yer alan “kendi” ifadeleri derlenerek hazırlanmıştır.

1974 yılında “Meseleler”(Hareket Yayınları) adıyla makaleleri kitaplaştırılan Remzi Oğuz Arık’ın “Dostluk Üzerine Düşünceler” makalesinin ilk yayım yeri “İleri Yurt” dergisi(1945), ikinci yayım yeri ise Gurbet dergisi(1954)…

Dostluk üzerine gerçekleştirilen bu kurgu söyleşiyi, “Türkyorum” iftiharla sunar.

Afşin Selim / afsinselim@gmail.com 

–          Dostluk üzerine düşüncelerinizle biliniyorsunuz. Dostluk bağını niçin önemsiyorsunuz?

Dostluk, tıpkı ahlak, hukuk, sanat gibi, cemiyet insanının, cemiyet içinde gerçekleştirdiği realitedir. Yani tek insan için, dostluk mevzuu olamaz. Cemiyet adamında dostluk bir zaafla başlar. Zaten bütün sevgiler bir zaafın ifadesi, değil midir? Seven ile sevileni bağlayan bir zaaf, galiba cemiyetlerdeki iç disiplinin yaratıcısıdır. Çünkü bu zaaf kendiliğinden bir hiyerarşi, bir sıra kurmakta, topluluğun kendiliğinden bir nizama kavuşmasını sağlamaktadır.  Tamamını oku. »

16 Nis 2013

Karaca: Türk milliyetçiliği temel strateji olarak Türk kültürüne dayanır…

Yazar: EDİTÖR

türkyorum-kurt karaca söyleşi

1971 yılında, Kurt Karaca müstear ismiyle yazılan “Milliyetçi Toplumcu Düzen” adlı kitap çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz bu kurgu söyleşiyi, “Türkyorum” okuyucularının istifadesine sunuyoruz.

Afşin Selim / afsinselim@gmail.com

–         Kitabınızda, Liberal-Kapitalist ve Marksist-Sosyalist sistemlere karşı Milliyetçi-Toplumcu sistemi savunuyorsunuz. Öncelikle Milliyetçi-Toplumcu sistemin esas aldığı değer bakımından millet olmayı nasıl tanımlıyorsunuz? 

Her sistem kendisine hareket noktası olarak belirli bir değeri esas alır. Milliyetçi-Toplumcu Doktrinde ise esas alınan değer millettir. Bu doktrinde her şey millet içindir. Burada sınıflar yoktur. Milliyetçi-Toplumcu görüş, Liberal-Kapitalizmin ve Marksist-Sosyalizmin aksine, manevî bir dünya görüşüne sahiptir, insanı sadece ekonomik bir değer olarak gören materyalizme inanmaz.

Çağımızda devletlerin yapıcı unsuru millettir. Millet, ortak dil, yurt, soy, ülkü, kültür ve tarih birliği gibi ayırıcı nitelikleri haiz, bağımsız olarak birlikte yaşama bilincine varmış insan topluluğudur.

Bağımsızlık ise bir milletin vazgeçilmez unsurudur. Tamamını oku. »

8 Nis 2013

Ölülerle Yaşamak

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum - ölülerle yaşamakYahya Kemal’e İstanbul’un nüfusu sorulduğunda, milyarlarla ifade ediyor. Yani dirilerle yetinmiyor. Ölülerle yaşamak dedikleri bu olmalı…

Pekiyi, her kavim ölüleriyle mi yaşamakta?

Binlerce yıl boyunca ölülerini uğurlayan Türklerin, ölüm karşısındaki tavrının ayrıcalıklı olduğunu düşünüyoruz; hissî bir ayrıcalık… Münasebet devam ediyor. Usul ve uslup gözeterek. Mümeyyiz vasıflarla…

Ölenler ve Yaşayanlar adlı makalesinde, meseleyi şöyle örneklendiriyor Erol Güngör: “Saraylarını, konaklarını ve dergâhlarını türbe ve mezarlarıyla aynı yerlere koyan insanlar, hayat ile ölüm arasında bir tezat görmüyorlar demektir.” (Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 1975) Böylesi bir yaklaşım açısından ölüm, korkunç sayılabilir mi?

“Öldü” bile diyemiyoruz mesela, dilimiz varmıyor.

İslam ahlak ve faziletiyle hareket eden Müslüman Türkler, doğal bir hadise olan ölümü, “hakka yürüdü, rahmete kavuştu, sır oldu, vefat etti” gibi ifadelerle anlamlandırmakta. Sıkça telaffuz edildiği gibi: “Hayat devam ediyor” çünkü… Tamamını oku. »

2 Nis 2013

Buralar hep tarla mıydı? Nasıl Türkiye oldu?

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Büyük Türk Muhaceretine Motivasyon Kaynakları Temelli Bir Bakış

Bitlis/Ahlat - Selçuklu Mezarlığı

Bitlis/Ahlat – Selçuklu Mezarlığı

Türkler gibi tarihi yolculukları boyunca dünyanın seyrini pek çok defa değiştirmiş, değiştiremediği demlerde de değiştirme azminde olmaya gayret etmiş bir milletin etki potansiyelinin kendine mahsus vasıflarla temayüz etmesi tabiidir. Bu tabiiliğin çoğu zaman bir ahenk ve harmoni şeklinde görüldüğünü ifade etmekte de bu manada bir beis olmasa gerektir. Bilinen tarihlerinin en başından itibaren Türklerin sosyal hayatlarında görülen intizamın diğer alanlarda da belirleyici olduğunu, anılan intizamın yalnız zorlu coğrafyalarda yaşamanın beraberinde getirdiği bir zaruret olarak izahının yeterli olamayacağını ifade edebiliriz. Büyük medeniyet havzaları vücuda getirmiş olan Türklerin sosyal hayatlarındaki intizamın varlığı ve intizamın maşeri iddia ile buluşmasının ortaya çıkardığı sinerji tarihe yön verebilen beşeri kudretin ana kaynağıdır. Şüphesiz bu beşeri kudrete şekil veren, muhteva kazandıran amillerin başında da kültürel kodlar gelmektedir. Kültürel kodlarda Türklerin binlerce yıllık yolculuğunun izleri bulunmaktadır. Kültürel kodlar bahsinde iki mesele hemhal olmuş ve milletin tarihin ana aktörlerinden olmasının temel belirleyenleri olarak tezahür etmiştir: “İntizam” ve “Maşeri iddia”. Bu iki noktayı dâhil etmeden Türklerin tarihi serüvenini izaha kalkışmak beyhude bir çaba olur. Bu kabulden hareketle biz dahi Anadolu’nun vatanlaşma sürecini, özelde XI. yy. ve XIII. yy. arasındaki devasa nüfus hareketlerini idrak etmeye çalışırken bu iki büyük motivasyon kaynağını, mücerret-müşahhas yönleriyle, göz önünde bulundurarak izaha gayret edeceğiz. Bu gayret esnasında tarihi hadiseleri ortaya koyarken “ne olmuştur?” sorusunun cevabı olabilecek nakilci aktarımların sınırlarını aşma cehdi göstermek ve “niçin olmuştur?” sualinin peşinden gitmek arzusundayız. Tamamını oku. »

1 Nis 2013

Bütün bunlar Orta Asya efsaneleri mi?

Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

türkyorum-orta asya efsanesi miOlmayan bir milleti var etmek ne kadar zorsa olan bir milleti yok etmek de o kadar yokuş yukarı bir çabadır. Türkmeniyle, Kürdüyle, Çerkezi ile ve en büyük çoğunluk olan, etnisitesini artık hatırlamayan, etnisitesi umurunda bile olmayan çağdaş halkıyla Türk Milleti bu topraklarda hükümrandır.

Türkiye’nin memurları bir adada barış görüşmeleri yapıyorlardı. Sonunda silahlar susacak, sulh olacak ve analar artık ağlamayacaktı. Nihayet anlaştılar, işlerini bitirdiler, bir gemiye bindiler, yüksek bir moralle, neşeyle rıhtıma çıktılar ve coşkuyla karşılandılar. Başkentte bayram havası esiyordu. Pek de taviz verilmeden barışa ulaşılmıştı. Silahların susmasını, anaların ağlamamasını, barışı istememek için hasta veya sapık olmak gerekiyordu. Yine de kuşkulu davranan birkaç kişi vardı. Böyleleri hep vardır zaten. O günün havasına göre bunlar hastalıklı ruhlardır veya sabotörler…

Döndükleri tarih nedir dersiniz? 1 Kasım 1918! Siz ne sanmıştınız? Adanın adı Limni’dir ama biz bu barış görüşmelerini Mondros veya Mondros Mütarekesi adıyla tanırız. Tamamını oku. »

« 1 ... 7 8 9 10 11 ... 24 »