ada2

18 Eki 2011

Devleti Âliye’yi bitiren illet: Başarı hastalığı

Yazan: İSKENDER ÖKSÜZ

Osmanlı’nın değişen Avrupa’ya geç uyanması, Avrupa’dan önemli bir şeylerin çıkacağına inanmamasındandır.

“Devleti Âliye” aslında dünyadaki tek devlet demektir. Diğerleri onun seviyesinde değildir. Nitekim klasik dönemde Büyük Türk (Grand Turk) ikili anlaşma yapmaz. Tek taraflı “ahidname” verir.

Osmanlı altı asır yaşadı. Böyle bir ömür, Avrupa’da başka hiçbir hanedana nasip olmamıştır.  Bu olağanüstü performansa, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi”nin yazarı Mehmet Genç, “Osmanlı problematiği” adını veriyor ve “Devleti Âliyeyi Ebed Müddet”in ekonomi politikalarını araştırıyor.

Tamamını oku. »

16 Eki 2011

Şehirli muhafazakârlık üzerine…

Yazan: CEM SÖKMEN

Cemil Meriç’in “her değere dost, her sahteye düşman” şeklinde ifade ettiği tavır öncelikli olmalıydı. Fakat şehirli muhafazakârlığı özümseyemeyenlerin siyah-beyaz dünyalarında böylesi bir hesapsız-ön yargısız duruşu bulmak çok zordur. Toptan ret ve toptan kabullerle örülü dünyalarında pek çok önemli konu yorumlanabilme ve araştırılabilme imkanını kaybetmiştir. Pek çok konuyu tek cümlelik hükümlerle kafalarında halletmişlerdir. Onların her zaman birinci vazifesi “bir veya daha fazla suçluyu” aramaktır. Nefslerinden taviz vermeyi şahsiyetlerinden taviz vermek gibi algıladıkları için, üzerinde yıllarca çalışılmış yeni bilgiler ve yorumlarla karşılaşsalar dahi basmakalıp hükümlerine sarılmaya devam edebilirler. Çünkü onların, en önemli özellikleri kendi kendileriyle aşırı meşgul olmalarıdır. Bu meşguliyet “bilmediğim ne kadar çok şey var” diyen bir gelişme çizgisini değil, son derece kaba bir ben-merkezciliği esas alır. Tamamını oku. »

13 Eki 2011

“Hepimiz Artin Penik’iz” diyebilmek

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Mesele” bizler için lügat manasından pek ötelerde, derin anlamlar barındıran ve tarihi referansları muhkem bir kavramdır. “Mesele sahibi olmak”  başlı başına bir varlık sebebi, bu varlık sebebinin altını doldurmakta yaşam kaynağıdır bizler için. Nasıl formülize edilirse edilsin “mesele sahibi olmak” zalim ile mazlum ilişkisinde mazlumdan yana taraf olmaktır. Taraf olmanın bir anlam taşıması da ancak taraf olanın kudret sahibi olmasıyla mümkündür. Bu babda denilebilir ki: milletimiz adına arzu ettiğimiz güzel gelecek yalnız milletin menfaati için değil, milletin taraf olduğu meselelerde tavrının belirleyici olabilmesi içindirde. İşte bu düşünce yapısı Türk’ü sıradan bir etnisite olmaktan çıkarıp evrensel iddia sahibi bir millet yapmaktadır. Türk’ün sıradanlaşarak, etnisitenin, ırkın dar kalıplarına girmesi Türk’ün binlerce yıllık birikimini yok sayarak Türklüğünden kaybetmesi anlamını taşır. Türk’ün evrensel iddiasını ve meselesini görmezden gelerek Türkçülük yaptığını iddia edenlerin hali kendileri için bireysel bir yanlışlık olarak tanımlanabilirse de millet için bir trajedidir. Erol Güngör’ün kadim dostu Dündar Taşer’e Tamamını oku. »

13 Eki 2011

Terörist Breivik’in Türkiye’deki Muadilleri Kim?

Yazan: İKBAL VURUCU

Geçen haftanın en çok konuşulan olaylarından biri Norveç’te meydana gelen katliamdı. Adı, Anders Behring Breivik. 32 yaşında ve bir Norveçli. Oslo’daki bombalı saldırının ve Utoeya Adası toplu katliamının faili. Bu olay Türkiye’de sağlıklı analizlerden ziyade bu katilin zihniyetinin farklı bir versiyonu olarak “düşman”ın sınırlarını çizen ve kim olduğunu tanımlayan yorumlara sebep oldu.

Katilin siyasi kimliğinden, Norveç katliamının sunuluş biçimine kadar bir dizi algılama ve bize yansıtış niteliği üzerinde durulması gerekir. Bu olay, Türkiye’deki potansiyel tehlike olan zihniyetin kaynağını göstermesi açısından önemli. Olayın tarihsel, kültürel ve ekonomik nedenleri öncelenerek bir yorum geliştirmektense aynı Breivik tarzı kin ve nefret suçlarını teşvik edici bir dilin yaygın olarak kullanılması dikkatimizi çekti.

Tamamını oku. »

10 Eki 2011

Hocam S. Ahmet Arvasi – 2

Yazan: SEMİH UŞAKLIOĞLU

Türk milliyetçiliğini şamanizmle eşdeğer gören, İslam’da milliyetçiğin olmadığını iddia eden ham softa ve kaba yobazlar olmuştur. Arvasi Hoca ırk kavramını açıklarken, İslam’ın ırk gerçeğini inkar etmediğini, ancak bu gerçeğin istismarına karşı olduğunu belirtir. İslamiyet biyolojik ırk gerçeğini kabul ve fakat biyolojik ırkçılığı reddeder. İnsanlar farklı renk ve yapıda olmasına rağmen bir tek köktendirler. Biyolojik ırkçılığı reddederken Türk milliyetçiliğinin ictimai ırk gerçeğini inkar ve ihmal etmemesini ister. Biyolojik ırk biyolojinin, ictimai ırk sosyolojinin konusudur. Bu bir milleti teşkil eden fertlerin, ailelerin, sınıf ve tabakaların soy birliği şuurudur. Ortak bir şuur tarzında beliren mensubiyet duygusunun soy ve kan birliği şuuru biçiminde duyulmasıdır. Türk Milliyetçisi Türk ictimai (sosyolojik) ırkını benimser, sever ve sevdirirken ailesini de bu espri içinde kurmaya çalışır. Kozmopolitlikten hoşlanmaz. Bununla beraber başka ictimai ırkları da Allh’ın birer ayeti olarak değerlendirir. Biyolojik ırkçılık parçalayıcı ve bölücü bir karakter taşıdığı halde ictimai ırk birleştirici ve bütünleştirici  bir özellik taşır. Kimse biyolojik verasetini tayin iradesine sahip değildir ama ictimai ırk tercihe açıktır.

Tamamını oku. »

5 Eki 2011

Osmanlı nasıl yükseldi, neden çöktü?

Yazan: İSKENDER ÖKSÜZ

Bir ömrün adandığı soru:

Mehmet Genç, cevabı mutlaka bulmaya kararlı bir bilim adamı hüviyetiyle soruyor: Avrupa, kuruluş ve yükseliş devirlerinde Osmanlı’dan daha güçlü idi. Nüfusta güçlüydü, üretimde güçlüydü. Buna rağmen ve Avrupa devletleri sık sık Haçlı bayrağı altında birlikte hareket ettikleri halde Osmanlı, Avrupa aleyhine nasıl başarıyla büyüdü?

Fikir dağarcığımız henüz lise münazarası seviyesindeyken “Osmanlı niçin yıkıldı” sorusu sık sık karşımıza çıkardı. “Gerici oldukları için”den, “demokrasi olmadığı için”e kadar, her biri bir öncekinden saçma ve bazıları da “endüstrileşmedikleri için” gibi daha az saçma birçok cevabı vardı bu sorunun. Emin Oktay’ın dışında da biraz tarih okumuş olmanın avantajıyla ben şöyle düşünürdüm: Bunun cevabını bulmamız şart; Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatabilmek için. Fakat daha önce başka bir soruya da cevap vermeliyiz… Osmanlı İmparatorluğu nasıl altı asır yaşadı?

Tamamını oku. »

5 Eki 2011

Hocam Seyid Ahmet Arvasi – 1

Yazan: SEMİH UŞAKLIOĞLU

Sanırım Ağustos ayı sonları idi. Beş arkadaş İstanbul Tıp Fakültesi’ne ( Çapa Tıp )  geçiş yapmış, diğer üç arkadaşım yurtta kalmayı tercih etmişti. Ben biraz da mecburiyetten ev bulmak zorundaydım. Babamla beraber İstanbul’a gittik, Erzurum’dan sınıf ve oda arkadaşım, dünya ve ahiretteki kardeşim, can dostum, gönüldaşım Sabri ve rahmetli babası Nedret Amca her işimize koşuyorlar, ellerinden geleni yapıyorlardı. Ali Seydi  beraber gelen arkadaşlarımdandı. Malatya Darende’li  vatanını, bayrağını, milletini, devletini canından aziz bilen güzel ahlaklı, çok sevdiğim bir Türk milliyetçisi idi. Yurtta kalmayacağını, beraber evde kalabileceğimizi söyleyince,  ev arayışımızı birlikte yapmaya başladık. Sonunda fakülteye yürüme mesafesinde Şehremini’ de iki oda bir mutfağı olan bir ev kiralayıp eşya getirmek için memleketlerimize döndük.

İlkokul ve ortaokulu Bergama’da bitirip İzmir Atatürk Lisesi’ne kaydolmuştum. Lisede okurken Kemal Fedai Coşkuner ve Doğu Türkistan’lı Burhanettin Semerkantlı Amca’yı tanımak şerefine erişmiştim. İkisinin de üzerimde büyük tesirleri olmuştu, onlardan çok şey öğrenmiştim. Burhanettin Amca’nın bizim neslin üzerinde büyük emeği vardı. Kendisi o yıllarda altmış beş yaşlarındaydı. Tamamını oku. »

5 Eki 2011

Olacak ama…

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünya hızla değişiyor. Ve bu değişim önemli bir özelliği seçenek olmaktan çıkarıp iddia sahibi ülkeler için bir zorunluluk haline getirmekte. O özellik:  zamanın ruhunu okuyabilmektir. Soğuk savaş sonrasında önümüzde açılan yollardan yeterince yararlandığımızı söyleyemeyiz. Ama şunu da kabul etmemiz gerekir ki: çok daha iyisini yapabilecek kaynaklara da tam anlamıyla sahip değildik. Bugün daha geniş imkanlarla ve soğuk kanlı bir şekilde önümüzü görebilecek donanıma sahibiz. Evet, belki hala her şey dört dörtlük değil ama dünden çok daha ilerdeyiz ve yarın daha da ileride olacağız..

Geçen günlerde gazetelere yansıyan bir olay bu bakımdan hem dikkat çekici hem de umut vericidir. Karadağ Cumhuriyeti’nin Adriyatik Denizi kıyısında ki küçük bir kasabasında gerçekleştirilen nüfus sayımında ilk defa 104 kişi kendisini “Türk” olarak kaydettirmiş. Yüzyıllardır orada yaşayan ve yeni nesilleri Türkçe’yi unutmuş olan bu insanlar, kendilerini deşifre etmekten kaçınmışlar uzun yıllar. Tamamını oku. »

5 Eki 2011

Yarım doktor candan, yarım imam dinden, yarım devlet vatandan eder!

Yazan: AFŞİN SELİM

Bir istihbarat analizcisinin tespitiyle:  “Terörizm işletme gibidir, patron yapacağı işe göre eleman alır.” Devletlerin uyguladığı terör bir yana, zafiyet, terörü şiddetlendirir. Terör, tabiatı itibariyle, korkutur ve yıldırır. Fakat kendisini, toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamakla yükümlü “hizmet aracı” olarak addeden hakikî bir devlet, terör organizasyonunun aracısı konumunda olan teröristi yıldırmaya çalışırken, psikolojik tahribata uğramamak için çok yönlü stratejiler belirler; aksi takdirde günü kurtarmaya odaklı zafer nidalarıyla aldanmak kaçınılmazlaşır…

İnsan denilen varlığın varoluşu esnasında “devlet sahibi olması” hayatî ihtiyaçlarından biridir. Gerekliliktir bu… “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” prensibi bu çerçevede değerlendirilebilir. Fakat yaşanan çeşitli olumsuzluklara binaen oluşan devletsizlik hissi, kişiyi paryalaştırır. O esnada, devlet, düzen ve hükümet ayırt edilemez. Psikolojik sarsıntı, bir devlete sahiden sahip olunup olunamadığını sorgulatır insana…

Tamamını oku. »

5 Eki 2011

“Kürt Açılımında” Türk Milliyetçilerini Anlamaya Giriş

Yazan: İKBAL VURUCU

Hükümetin “Kürt açılımı”nın yöntem, strateji, amaç ve ilkeleri noktasında hiçbir ön görüşmeye gerek duyulmadan MHP tarafından reddedilmesi ve sert bir muhalif söyleme dönüşmesi, Türk kamuoyunun aksine basında çeşitli renklerdeki hükümet yanlısı, batıcı ve Kürtçü aydınlar nezdinde bir takım suçlamaları da beraberinde getirdi. Burada, “Kürt açılımı” görüşmelerini MHP’nin ve Türk milliyetçilerinin neden doğrudan reddettikleri ve bunun üzerine Türk milliyetçilerinin basında “simgesel şiddetin” odağı haline gelişini kısaca yorumlayacağız. Bu noktada hükümetten kaynaklanan ilk hatalar silsilesi açılımın adı ve meşrulaşırım araçlarını (Polis Akademisindeki Kürt Çalıştayı ve katılımcıları gibi) kullanış biçiminde olmuştur.

Kürt açılımı, Türk Milliyetçileri üzerinde görüş bildirenler bakımından iki farklı boyutun ortaya çıkışında tecessüm etti. Birincisi, yakın tarihteki ideolojik mensubiyetin katı zihinsel duruşuyla, MHP’yi algılamaktan kurtulamamış olan nominalist aydınların bu vasıfları Kürt Açılımı söz konusu olunca tekrar nüksetmiştir. Yani, kendilerini liberal olarak tanımlayan aydınların “özde Marksist” bir zihinsel yapıya sahip oldukları “içselleştirdikleri düşmanlıkları vasıtasıyla” bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Tamamını oku. »

« 1 ... 6 7 8 9 10 11 »