Yarimada Silueti

16 Ağu 2013

Asimilasyon ve Ayaklanma Sarmalında Uygur Özerk Bölgesi

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Kaşgar, Turfan, Gulca, Barın, Urumçi… Tarihî ve daha çok bilinen adı Doğu Türkistan olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin son çeyrek yüzyılda ayaklanmalarıyla anılan şehirlerinden bir kaçı. Hem listeyi uzatmak hem de ayaklanmaların tarihini daha geriye götürmek mümkün. Geçtiğimiz Haziran ayının sonunda Turfan’a bağlı Lukçun’da aralarında polislerinde bulunduğu 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar1 kamuoyunun hafızasında hala tazeliğini koruyan 2009 Urumçi olaylarını yeniden gündeme getirdi. Çin resmi kaynaklarına göre Urumçi olaylarında 200 kişi hayatını kaybetmiş, 1700 kişi ise yaralanmıştı. Yerel Uygur kaynaklar can kaybının çok daha fazla olduğunu iddia etmişlerdi. 90’lı yıllarla birlikte artış gösteren Çin karşıtı Uygur ayaklanmalarının ilk örneklerini Çin’in bölgeyi ilk kalıcı işgali olan 1757 sonrasında görmekteyiz. Bu tarihten bağımsız Doğu Türkistan Emirliği’nin kurulduğu 1863’e kadar 42 ayaklanma vuku buldu. Sultan Abdülaziz döneminde personel ve silah yardımıyla desteklenen emirlik, 1878’deki işgalle sona ermesinin ardından Doğu Türkistan 1884 itibariyle yeni bölge anlamına gelen “Sincan” adıyla Çin hâkimiyetine girmişti. 1932-34 ve 1944-49’da yaşanan iki bağımsız cumhuriyet denemesinin de başarısız olmasıyla günümüze kadar süren Çin egemenliği dönemi başlamış oldu. Bu dönem aynı zamanda yakın tarihin en büyük demografik dönüşümlerinden birine de şahitlik etti. Ve halen etmeye devam ediyor. Çin nüfususun ana unsuru olan Han Çinlileri yoğun devlet teşvikleriyle bölgeye yerleştiriliyor.

1953’de Doğu Türkistan nüfusunun sadece %6’sını oluşturan Çinliler 2000 yılına geldiğinde nüfusun %40’ını oluşturur hale geldiler. Aynı aralıkta Uygur Türklerinin nüfusu ise %75’ten %45’e geriledi.2 Bölge yönetiminin başkenti olan Urumçi demografik değişimin en çok hissedildiği yer oldu. Tamamını oku. »

15 Ağu 2013

Umut ve Korku: Anka Kuşu’nun Yolculuğu

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Düşünün… Güneye doğru süzülen bir Anka kuşunun sırtındasınız. Üsküdar’dan başlayan muhayyel yolculuğunuz boyunca altınızdan şehirler akıyor: Şam, Halep, Kerkük, Bağdat, Kahire, İskenderiye, Tunus, Bingazi… Çok değil, üç yıl öncesinden cümleler var yedeğinizde. “Tarihe yeniden dönen coğrafyamız…”, “Bu topraklarda şafaklar, artık özgürlüğün üzerine söküyor…”, “Yeryüzünde geleceğin, esaret zincirlerini meydan meydan kıran şehirlerden daha parlak ışıldadığı hiç bir yer yok…” Oysa, karşınızdaki sahneler, zihninizde zonklayan türkyorum - umut ve korku anka kuşunun yolculuğukelimelerin vadettiklerinden o denli farklı ki! Ziya Paşa melâlinden fazlası çörekleniyor ruhunuza. Çünkü şahitlik ettiğiniz şey, yalnızca yüz yıl mahpus kalmış rüyaların yarıda kesilişi değil. Büyük bir kabusa da uyanıyorsunuz. Zümrüt yeşili bahçeler beklerken, gözünüzü açtığınız yer bir buz dağı. Alevden sorular sarıyor dört bir yanınızı. Bu fırtına ne zaman diner? Hangisi geçici, bahar mı kış mı? Endişe bulutları üzerinize hücum ederken efsun da bozuluyor… Anka’nın kanatları yanıveriyor…

***

Tarihe yön veren diyalektiğin keşfi peşinde ömür tüketenlerin aradığı şeylerden biri, umuda ihtiyaç duyduğumuz her büyük kırılma ânında Anka kuşunu küllerinden doğmaya davet edip sonra ellerimizle tekrar ateşe atışımızın sırrı olabilir mi? 90’lardaki coşkulu heyecanları izleyen derin hüsranlar, daha dün gibi hafızalarımızda. “Yeni Dünya Düzeni”nin parametrelerini belirleme kudretine sahip olan akıl, “çatışmaya” küresel dengelerin sürdürülmesine hizmet edecek strateji nazarıyla bakınca yaşadığımız çağın dinamiklerini barış paradigmasının içinde ehlileştirme fırsatı yitirilmişti. Huntington’un teziyle ünlenen tartışmanın önemli alt başlığı, kanlı boğuşmaların medeniyetler “arasında” mı, yoksa medeniyetlerin “içinde” mi gerçekleşeceği sorusuydu. İlkinin ürettiği kendilik/ötekilik ilişkisi, Batı ittifakını Sovyet sonrası dönemde dağılmaktan koruyacak yenilenmiş güvenlik mimarisinin inşâsına katkıda bulundu. Atlantiğin iki yakasında daİslam imgesini kolaylıkla korku/nefret duygularını tetikleyen bir öteki halinde diriltecek  tarihsel şemalar mevcuttu.Üstelik bu önyargı kalıplarının, ortak tehdit algısı yaratmaktaki benzersiz duygusal gücüne kıyasla harekete geçirdikleri“reel” tehdit potansiyeli hayli sınırlıydı. Tamamını oku. »

13 Ağu 2013

Medya Okuryazarlığı ve İşlevi: Özgürlük, Özgünlük, Düşünce Zenginliği

Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

“6. Kuşkulu şeylere inanmaktan sakınmamıza olanak tanıyarak aldanmamıza engel olan özgür bir tutumumuz vardır. (…) 32. Ancak yeterli ölçüde bilmediğimiz bir şey üzerine karar verdiğimiz zaman aldanırız.”

[Rene Descartes, ‘Felsefenin İlkeleri’]

türkyorum - medya okuryazarlığı ve işleviİnsanın olay ve olgularla -dolayısıyla ‘anlam’la- örüntülü hayatında neredeyse ‘medya’ gibi önemli ve etkili bir araç yok denilebilir. Zirâ kitle iletişim araçları, kitleleri sarıp sarmalamakta (medyanın ideolojisi!) ve anlamın ikizinin yaratılması yöntemiyle aslından koparılan ve görünümün yok oluşunun yaşandığı bambaşka bir dünyanın (=gösterge çağının!) kapısını aralamaktadır.1 [Sözü edilen durum, -içinde bulunulan çağ bağlamında adlandırılan- ‘sanayi toplumu’ndan ‘bilgi toplumu’ denilen bir üst-evreye geçiş sürecini yaşayan -veyâhut da yaşamış olan- toplumlar için geçerlidir. Çünkü postmodern çağda, ekonomi politiği farklı bir yapıya bürünmüş (=gösterge ekonomi politiği) ve modern toplumdaki üretim ve değişim ilişkilerinde nirengi noktası olan “mal üretimi”, postmodern toplumda yerini “tüketici kitle üretimi”ne bırakmıştır.]

İnsanların (ya da insanî olanın) içinde yuvarlandıkları bu kara deliğe, hatta kitlenin bizzat üreticisi olan medyaya “iletişim ortamı” demek kâbildir. -Üstelik lügâti (sözlüksel) karşılığı da ‘kitle iletişim araçları’dır. Ancak postmodern dönemde insanı simgesel bir düzen içerisine hapseden ve gerçeğin taklidi sarmalıyla çevreleyen -görünürde iyi niyetli ve namuslu olan- bu araçların bir kullanım kılavuzunun bulunması gerekliliği öne sürülebilir. Nitekim araçların kitleleri güdümleyebilme gücü ve caydırıcı (ikna) özelliği, modellerin yaşam tarzımıza anlam (= yeniden-anlam / anlam üzerine anlam) vermesinden bellidir. Tamamını oku. »

7 Ağu 2013

Kerkük: Zengin ve Huzursuz Şehir

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünya petrol rezervinin %10’u Irak’ta bulunuyor; Irak petrol rezervinin neredeyse yarısı ise Kerkük’te. Kerkük’ün bugün itibariyle heterojen hale gelmiş nüfus yapısı ve üzerinde hak iddia eden üç ana unsurun varlığı bu zenginlikle birleşince çatışma potansiyeli bakımından dünyanın en hassas şehri olarak tanımlanabilir hale geliyor.

türkyorum-kerkük zengin ama huzursuz şehirIrak nüfusunun %60’ını oluşturan Şiilerin iktidarındaki Bağdat’ın, 2003’teki desteklerinin karşılığını kuzeyde ve merkezde cömertçe alan Kürtlerle yaşadığı problemlerin de merkezinde yer alıyor Kerkük. Geçtiğimiz bahar aylarında merkezi hükümetin kurduğu Dicle Operasyonlar Komutanlığı birlikleriyle peşmerge kuvvetleri arasında yer yer çatışmaya varan gerginlikler yaşanmış, karşılıklı sert açıklamalarla tırmanan süreç Amerika’nın müdahalesiyle dondurulmuştu. 2005 Irak Anayasası’nın 140. maddesi uyarınca Kerkük ve çevresinin geleceği bölgesel referandumla belirlenecekti. Ayrıca ülke genelinde üç parçalı bir federatif yapı öngörülüyordu. Aradan geçen zaman zarfında sadece kuzeyde öngörülen federatif yapı oluştu, Bağdat ve Basra merkezli diğer yapıları meydana getirmeye dönük bir çalışma yapılmadı. Bunda Maliki yönetiminin merkeziyetçi politikalara ağırlık vermesinin payı büyük. Kürtlerin ısrarla istediği referandumla ilgili özgüvenlerinin arkasında ise son on yılda iki katına çıkan Kerkük nüfusu bulunuyor.

2003’te Kerkük’e ilk giren kuvvetler Celal Talabani’ye bağlı peşmergelerdi. İlk iş olarak şehrin nüfus, tapu ve adliye arşivlerini ele geçiren peşmerge kuvvetleri Türkiye’nin tepkisi üzerine şehir merkezinden geçici olarak ayrılmıştı. Kuzeydeki Kürtler için Kerkük anlamını Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin: “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir.” İfadesinde bulan romantik bir hedef değil sadece. Tamamını oku. »

1 Ağu 2013

Biz Büyük Bir Aileyiz

Yazar: AFŞİN SELİM

“Kökler sağlam olunca, dallar nereye uzansa vatandan ayrılmaz” diyor, Nihad Sami Banarlı: “Yaradılış efsânemizin dokuz dallı, dokuz köklü, iri gövdeli ağacı, bizim milliyetimizi ilk vatanımıza böyle bağlamıştı. Osman Gâzi’nin Şeyh Edebâlî’nin evinde rüyâsını gördüğü heybetli ve efsânevi ağaç da böyle idi: Kökü ana vatanındaydı.” (Devlet ve Devlet Terbiyesi, sayfa: 308)

türkyorum - biz büyük bir aileyizKökleri olmayan ağaç nereye tutunacak? Bırakın tutunmayı, ilk rüzgârda savrulacak. İnsan için de, geçerli bu; nereye tutunduysa, oradan yükselmekte. Fakat yeterince sağlam mı tutunduğu yer? Ötesi yok: Müsait olduğuna müstahak! Çınar veyahut plastik palmiye…

Banarlı’nın “ana vatan” bahsinde vurguladığı kök sağlamlığını, “Türk aile yapısı” başlığı altında değerlendirmek, pekâlâ mümkün. Tabiat, tehlikelerle dolu. Türk, haşerelere karşı köklerini ve gövdesini sağlam tutabildiği müddetçe varolmaya devam edecek. Şayet köksüzleşirse, vatansızlaşacak.

Muhakkak bir hikmetli olmalı: “Sönmeden tüten en son ocak” olarak vasıflandırılan ailemizin, dost ve düşman tarafından ne ile nasıl ve niçin tüttüğü bilinmekte. Sanıldığı ve tanındığı gibi… Sönmeden tütüyor çünkü saygı duymayı ve hürmet etmeyi millî terbiye olarak özümseyen bir millet barınıyor bünyesinde. İdealimizdeki nesillere ise yazılı olarak beyan edilmiyor bu; okuyarak değil, yaşayarak öğreniyorlar. Tamamını oku. »

21 Tem 2013

Gidenler Kalanlar

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Son iki asrımızda “neyi kaybettiğimiz” üzerine,  şiddeti dönemine göre farklılık arz eden, bir fikir mesaisi yürüttü düşünenlerimiz. Bazı uçları değerlendirme dışında tutarsak münevverlerimizin kısm-ı âzamının zikredilen meselede ortak kanaate sahip olduklarını ifade edebiliriz. Dile getirişlerindeki farklılıklara aldanıp ortada bir teşhis karmaşası olduğunu söylemek kolaya kaçmak olur. Üslupların üzerine bir nefesçik üfleme zahmetine katlananlar görecektir ki; hem kaybın büyüklüğü hem de bize nelere mal olduğu hususunda açık bir mutabakat vardır. Açık olan bir diğer konu ise zikredilen mutabakatın gideni geri getirmeye yetmediğidir.

türkyorum - gidenler kalanlarEvet, kaybettik; kimi zaman peyderpey kimi zaman süratle, bazen anestezi altında bazen feryat figan ile. Gidenler gitmekle kalsalardı belki de bu kadar özlemle anılmazlardı. Gidişleri kalanı ızdıraba gark edince, kalan eksiğini bir daha tamamlayamayınca asırlara yayılan bir millet trajedisi sahneye konulmuş oldu. Başka şeyler ikame edilmeye çalışıldı yerine ama nafile. Bedenin hayatını devam ettirmesi için ruhtan fedakârlık yapma kararının bile bedeni bütünüyle muhafaza etmeye yettiğini söyleyemeyiz. Demek ki bir iksirmiş gidenle kalanın birliği. Birken mana ifade ediyor, ayrılınca kalanın yalnız adı kalıyormuş. Gidenin “biz” i meydana getiren iksirin olmazsa olmazı olduğu, kalanın “biz” olmaya yetmediği ortada.

Bir yüzyılcık geriye gittiğimizde nazar ettiğimiz memleket iktisadiyat, siyaset ve tefekkür hayatındaki gerileyişi başlayalı bir asırdan fazla zaman geçmiş bir coğrafyadır. O haliyle bile sosyal dokunun muhkemliği bugünden bakıldığında hayran bırakır insanı. Dönemin batılı seyahatnameleri  “Türk” güzellemeleriyle doludur. Tamamını oku. »

18 Tem 2013

Demokrasi var demokrasi var

Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

Bu yazı 31 Ekim 2009 Pazar günü Star’ın Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır. Tahmin edeceğiniz gibi “ben dememiş miydim?” her zaman keyifle söylenebilen bir söz değildir.  

türkyorum - demokrasi var demokrasi varDemokrasi kelimesiyle demagoji kelimesinin aynı kökten geldiğini yeni öğrendim. Kontrol etmek isterseniz, etimolojik sözlüklere, meselâ merriam-webster.com sitesinde Webster’e bir bakın.

Fakat tahmin etmeliydim. Abdullah Öcalan, “eskiden sosyalisttim ama şimdi demokratım” deyince bir ışık yanmıştı. Sonra demokratik ülkelere, özellikle “demokratik cumhuriyet” sıfatını taşıyanlara göz atınca uyandım.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, yani Kuzey Kore. Bu demokrasinin başında, hayatında bir kez golf oynayan ve o oyunda topu her deliğe tek atışta sokan, bestelediği mükemmel operayla, dünya opera tarihini sona erdiren Kim İl Sung vardı. O ölünce, bu olağanüstü genler kaybolmasın diye herhalde, oğlunu, muhakkak yine demokratik usullerle, başa geçirdiler.  Sonra Demokratik Kongo Cumhuriyeti… Bir zamanların Erich Honecker’inin, Stasi’nin Demokratik Alman Cumhuriyeti- diğer adıyla Doğu Almanya.

Demokrasisi eksik bir ülkeye demokrasinin nasıl getirileceğini de ABD’nin Irak işgalinden öğrendik. Bir buçuk milyon ölüm, tecavüz, hırsızlık, ve ülkenin –şimdilik– üçe bölünüşü… Tamamını oku. »

15 Tem 2013

Mısır darbesi üzerine notlar: Galip sayılır bu yolda mağlup!

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Yaşadığımız çağda, uluslararası toplumun örtülü/açık desteği arkanızdayken darbe yapma fırsatını tepmek kolay olmasa gerek! Körfez sermayesinin Arap Baharı fobisi, demokratik meşruiyetin zırhını bu geniş koalisyon sayesinde delebildi.

türkyorum - Mısır darbesi üzerine notlar Galip sayılır bu yolda mağlupİçinde ‘kriz’ kelimesi geçmeyen Ortadoğu analizleri okumayalı ne kadar zaman oldu? Doğrusu hatırlamıyoruz… Ancak Kahire sokaklarında dolaşan tanklar gerilim, çatışma ve belirsizliği normalleştiren bu atmosfer için bile sıradışı. Yaşadığımız zamanlara tarihin gözleriyle bakacak olanlar, Mısır darbesini şimdiden bütünüyle öngöremeyeceğimiz gelişmelerin kavşağı kabul ederlerse şaşırmamalıyız. Örneğin, “Demokratik Darbe” cambazlığı nelere kadir olabilir? Batı, niçin varoluşsal anlamlar yüklediği değerlerin tepetaklak edilişini alkışlarla izliyor? Ortadoğu’daki değişim dalgası, sırtı sıvazlanan statüko bloğunun hamlelerine karşı cevaplar üretebilecek mi? Darbe anından itibaren bu zorlu soruların pek de içimizi açmayan cevapları üzerinde konuşuyoruz. Anlaşılan o ki, tartışmaya da devam edeceğiz.

İlk günlerdeki hızlı gelişmelerin kaldırdığı toz bulutu, Mursi’yi deviren tarihsel bloğun bünyesindeki çelişkileri dikkatlerden gizledi. Şimdi artık sis perdesinin ardına daha kolay nüfuz edebileceğimiz bir mesafede, darbenin “başarısı” kadar, tutarsızlıklarını da görebileceğimiz bir uzaklıktayız. Etrafımızı buradan kolaçan edince, Mısır’ın yeni iktidar koalisyonunun hiç de ahenkli bir yapı olmadığını farkediyoruz. Müslüman Kardeşler yönetimine karşı değişik sebeplerle kabaran öfkenin, geleceği kuracak bir enerjiye dönüşmesi hayli zor. Tamamını oku. »

12 Tem 2013

Çile’nin Eseri: “Vaktiyle Bir Atsız Varmış”

Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

“Bir devlet, hiç olmazsa dışarıdan görüldüğünde, belli bir yılda yıkılıp ortadan çekilebilir; ama geçmiş, aşılmış düşünüşler anılarda daha uzun zaman yaşamlarını sürdürürler.”

[Mâcit Gökberk – Felsefe Tarihi]

türkyorum - Çile'nin Eseri Vaktiyle Bir Atsız VarmışHüseyin Nihâl Atsız… Hakkında çok az şeyin bilinip çok fazla şeyin söylendiği insan. Aynı şekilde çok fazla şeyin söylendiği, ama söylenen şeylerin içinin doldurulamadığı  vehimler silsilesi… Kimilerince Yamtar, Sançar gibi roman kahramanlarının yaratıcısı olarak bilinir, kimilerince de Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluş tarihini kendi mecmuâsında neşrettiği bir makâleyle kamuoyunu ve tarih otoritelerini etkileyerek ‘M.Ö. 209’ şeklinde değiştirilmesine sebep olan Türk tarihçisi olarak hatırlanır. Galât-ı meşhûr da olsa “kafatasçı, faşist” olarak yaftalanır ve ithâm edilir Atsız. -Hâlbuki o, bu sâkil yaftayave şuursuz ithâma rağmen Türkiye’nin Dreyfus Davası minvâlinde nitelendirilebilecek olan 3 Mayıs 1944 Irkçılık-Turancılık Davası’nın başını çeken entelektüeli. Yaşadığı dönemin hakîkat nebîsi. Yanlışın gazâbı, muktedirlerin başbelâsı. Hodbinliğin ve dalkavukluğun giyotini. İdeolojinin fikir işçisi, fildişinin öncü üyesi. Kâh Albert Camus’nun ‘Yabancı’sı, kâh Nietzsche’nin “kulaklara göre ağız olmayan” üst-insanı! Bu kısır sıfatlarla onu anlatabilecekleri [ Kelimeleri, cümleleri!] sınırlamak, Atsız adı husûsunda yetersizdir; biliyorum! Ama şu apaçık bir gerçek: Devinimlerini ‘iktidara’ odaklayan -günümüz- Türk milliyetçiliği ile ‘entel’in en âdisinden de âdi olan aydınlarımızın bir türlü anla(ya)madığı, ve dolayısıyla anlatamadığı Ruh Adam. Başlı başına kanayan bir vicdân… Tamamını oku. »

5 Tem 2013

Bir Entelektüel Olarak Atsız’ın Siyâsete Yaklaşımı: Hocaoğlu İle Bir Mukâyese -3

Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

‘Türkçülük ve Siyâset’ İlişkisi Açısından Birkaç Atsız Notu

Türkçülük, bir ‘ülkü’ olduğu için bir ‘ana-inanç’ ve ‘ana-düşünce’ mesâbesindedir; siyâset ise, ‘Nefs-î Emmâre’ şeklinde zikredilen üreme-beslenme-korunma teslisinin teşkil ettiği beşerî kötülüklerin ana-kaynağından mülhemdir1; -siyâset, ‘insanlar arasındaki bilumum beşerî münâsebetleri tanzîm eder’ gibi görünse de, esâsında ‘iktidar hırsı’na dayanır. Mâhut esas da Atsız’ın bu konudaki haklılığına delil teşkil eder: “Türkçülük bir ülkü, siyâset ise iktidara geçme taktiğidir.”2 Hakezâ: “Türkçülük, sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile ‘biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık’ gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük, makam hırsı ile bağdaşamaz.”3Makam hırsı ile bağdaşmayan Türkçülük, Atsız’ın öznel yorumunda siyâset-üstü bir meseledir: “Bu birliğin [: ‘Türk Birliği’ kastediliyor. – HİK] nasıl olacağı meselesi bizi ilgilendirmez. Bizim Turancılığımız ve ırkçılığımız, yâni Türkçülüğümüz ise siyâsetin üstünde bir meseledir.”4

türkyorum - Bir Entelektüel Olarak Atsızın Siyasete Yaklaşımı Hocaoğlu İle Bir Mukâyese 3(Derkenar: Atsız’ın siyâsete yüklediği birbirinden farklı anlam vardır. “Millî siyâset” ile “particilik anlamındaki siyâset” -yâni aktif siyâset, onun nazarında büyük farklılıklar arzeder: “Millî Savunma Bakanlığı kaldırılmalı, onun bütün görevi Genelkurmay’a devrolunmalıdır. Ordunun siyâsetle ilgisi yoktur; ama bu, particilik anlamındaki siyâsettir. Ordunun millî siyâsetle ilgisi vardır. (…) Genelkurmay Başkanları gerektiği zaman kabine toplantılarında bulunmalıdır.”5 İşbu bölümde özellikle ‘particilik mânâsındaki siyâset’ ile Türkçülük ilişkisini tartışıyoruz.)

Türkçülüğün, -dolayısıyla bir ideolojinin, siyâsetten üstünlüğü, siyâset kurumunun fikir ve zikirde ihtilafa yol açmasında tebellür eder. Nitekim siyâseti ‘iktidar hırsı’nın temel kaynağı olarak kabûl etmiştik. İhtirasların, genelde çıkarlara dayandığı ve ‘iktidarı elde etmenin’ de bir çıkar olduğu gerçeği dikkate alındığında, insanların hodbinleşme derecesinin tahmini de zor olmasa gerek. Tamamını oku. »

« 1 ... 5 6 7 8 9 ... 24 »