topkasaray

12 Ara 2011

Türksüz Türkiye Anayasası

Yazan: İSKENDER ÖKSÜZ

1970’lerde bir gün, İstanbul’da, Türk Edebiyatı Vakfı’nın ince uzun salonunda Necip Fazıl Kısakürek’i dinliyorduk. Soru-cevap faslında ideolojiler hakkında ne düşündüğü soruldu. Necip Fazıl koltuğunda hafifçe diklendi, yüze yakın dinleyiciden her birine, sadece kendisine göz kırpılıyormuş intibaını veren tikinin birkaç kez tekrarlamasına izin verecek kadar bekledi. Sonra, her zamanki, söylediklerinin mutlak doğruluğundan şüphe etmeyen tavrıyla haykırdı: “İdeolojisiz insan hayvandır!” Bu söz ortada tokat gibi patladı. Gültekin Samancı’nın, ki rahmetli son derece sâkin bir insandı,  yerinden fırladığını, kapıyı öfkeyle çarpıp çıktığını hatırlıyorum.

Son günlerde hem ideolojilerin, hem de Necip Fazıl’ın ard arda gündeme gelmesi bu konuşmayı hatırlattı.

Tamamını oku. »

12 Ara 2011

Atsız ve Necip Fâzıl: Felsefe’ye Şâirane Şamarlar

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

“Türkler arasında şimdiye kadar az filozof yetişmesini, Türklerin muâkaleye yeteneksiz olmalarına yormamalıdır. Bu azlık, Türklerin henüz deneysel bilimlere, huzur ve rahatlık bakımından muâkeleyi olanaklı kılacak bir düzeye yükselmemeleriyle açıklanırsa, daha doğru olur.

Bununla birlikte, Türklerin felsefece geri kalmaları yalnız yüksek felsefe bakımından doğru olabilir: “halk felsefesi” bakımından Türkler, bütün uluslardan daha yüksektirler.” [1]

Ziya Gökalp

Felsefede Türkçülük

1: Malumunuz: Cumhuriyet döneminin Grand Theory’ci Türk aydınının felsefeyle münâsebet biçimi, kâhir ekseriyet îtibâriyle ‘dayanak toplayıcılığı’ niteliğinde olup, filozofluktan [: öğreti-üreticiliği] ziyâde, doksograflık [: öğreti-düzenleyiciliği] mertebesinde zuhûr eden bir münâsebet biçimidir. Tamamını oku. »

9 Ara 2011

Okur: Batının mutlak üstünlüğü sona eriyor!

Yazan: TÜRKYORUM

Okur: Batının mutlak üstünlüğü sona eriyor!

Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Mehmet  Âkif  Okur ile Türkyorum okuyucularının istifade edebileceği bir söyleşi gerçekleştirdik. Mehmet  Âkif Okur’un ana çalışma alanlarını; uluslararası ilişkiler teorileri, uluslararası politik ekonomi ve Amerikan dış politikası oluşturmakta… 

Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com

- “Emperyalizm, Hegemonya, İmparatorluk” adlı eserinizin 2. baskısı yayımlanacakmış, öncelikle hayırlara vesile olmasını dilerim hocam… Yeni kitap çalışmalarınız da olacak mı?

İnşallah hayırlı olur, çok teşekkür ederim. Yeni kitap hazırlıkları var. Aslında birden çok çalışma, kitaplaşma yolunda adım adım ilerliyor dersem daha doğru söylemiş olurum.

Batıdan doğuya doğru hızlı bir güç kayması yaşanıyor

- Bir müddet evvel, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlıklarının 20. Yılı dolayısıyla bir dizi etkinlik düzenlemiş. Siz ayrıca, hem Türk Ocakları Genel Merkezi’nde hem de Niğde Şubesi’nde “Yeni çağın eşiğinden Avrasya’nın kalbine bakmak” başlıklı konferanslar verdiniz, genel olarak hangi meselelere değindiniz, Avrasya’nın kalbinden nasıl gözüküyor dünyanın gidişatı?

-Bu konuyu birkaç yerde konuşma imkânı bulduk. Aynı başlığı taşıyan kitapçık, konferanslarda işlediğimiz konuların eksenini teşkil ediyor. Özetle şunları söylüyoruz; dünya tarihinde yaklaşık 150 yıllık bir dönemin sonuna geliyoruz. Batıdan doğuya doğru hızlı bir güç kayması yaşanıyor. Bu dinamik, dünyanın çehresini temelden değiştirecek. Yalnızca devletlerarasında oluşacak yeni güç dengelerinden bahsetmiyorum. Kültür hayatımız, düşünce dünyamız, geçmişe ve geleceğe bakışımız… Tamamını oku. »

5 Ara 2011

Cem Sökmen’den “Eski İstanbul Kahvehaneleri”

Yazan: TÜRKYORUM

Yazarımız Cem Sökmen Bey’in “Eski İstanbul Kahvehaneleri” isimli eseri çıkmıştır. Alanında önemli bir boşluğu dolduracak olan kitaba aşağıdaki adresten de ulaşılabilir:

“Gerçekten o devirde kahve akademinin, meslek cemiyetinin, kulübün, salonun, fikir ve sanat meclisinin bütün vazifelerini küçük tahta masalarının etrafında elinden geldiği kadar yapıyordu. O zaman anladım ki, biz bir kahve milletiyiz. Köyde kahve, mahallede kahve, mektebin önünde, cezvesinde bütün milli ve dini şuuru pişiren, ibriğinde kolektif vicdanı demlendiren, tezgahın dibinde halkı ve münevveri birbirine kenetleyen, iptidai olduğu için basit, fakat ananesi olduğu için derin ve canlı, tek ve tam bir cemiyet mihrakıdır.”
PEYAMİ SAFA

“Kıraathaneye gitmemiş bir üniversitelinin tahsilini yarım sayarım. Bu dekansız, doçentsiz, bütçesiz, fakültesiz tamamen muhtar üniversitelerin tavla şakırtıları arasında; gören bir göz, işiten bir kulak bir memleketin insanlarının nabzını tutabilir; o nabız hızlı mı atıyor, yavaş mı atıyor, yoksa ‘in­ter­mittance’ mı var, doktor olmaya pek hacet kalmadan müşahadelerini yapar.”
SAİT FAİK

“İnsanlar bugün toplu halde yaşamaktan ve birbirleriyle ilişki kurmaktan eskiden olduğu kadar zevk almıyor. Yaşamlarını daha çok ‘özel’ olarak sürdürmek istiyorlar. Her şeyi özel bir etkinlik olarak görmekten yanalar. Dostlarıyla görüşmek için partiler veriyorlar. İlişkilerini kahvelerin normalliği içinde yaşamaktan kaçınıyorlar. Böyle olunca da politize olmaları, ekonomiyle, toplumsallıkla iç içe geçmeleri güçleşiyor. Buna karşılık da çok hızlı bir şekilde yaşanıyor ve tükeniyor ilişkiler…”
GERARD GEORGE LEMAİRE

29 Kas 2011

Sivil İtaatsizlik ve Türkiye örneği

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ Sivil İtaatsizlik “ dünyanın pek çok  yerinde 19. asırdan beri değişik biçimlerde kendini gösteren ve – çoğunlukla- uygulayıcılarının taleplerini şaşırtıcı bir şekilde elde etmeleriyle sonuçlanan pasif bir direniş biçimidir.  Her ne kadar  sivil itaatsizlik kavramının temelleri bazı kaynaklarda milattan önceki yıllara dek götürülse de sivil itaatsizliğin ( civil disobidience) modern dönemde ki fikir babası ve ilk eylemcisi Henry David Thoreau’dur. 1817-1862 yılları arasında yaşayan Thoreau’nun klasik liberal söylemin ötesine taşan söylemi dikkat çekicidir. “Sivil İtaatsizlik “ kitabında klasik liberal kabul olan “ En iyi hükümet en az yönetendir.” ifadesini “ En iyi hükümet yönetmeyen hükümettir.” şeklinde formülize etmiştir. Thoreau’nun teorisyenliğine eylemciliği de eklemesi ABD-Meksika Savaşı (1846-1848) sırasında gerçekleşmiştir. Savaşın finansmanını karşılamak için ek vergi talep eden hükümetin bu isteğine karşı çıkmış ve vergi vermeyi reddetmiştir. Sivil İtaatsizliğin modern dönemde ki ilk örneği sayılan bu olay sonrasında hapse konulan Thoreau yakınlarının kefaletini ödeme  isteklerini de kabul etmemiştir. Bu noktada Thoreau’nun hem “Sivil İtaatsizlik” eserinde hem de bizzat sergilediği pasif direnişle anılan eylem türünün kıstaslarını belirlediği söylenebilir. Tamamını oku. »

26 Kas 2011

Macaristan’da 1600 Yıllık Canlı Şahit -1-

Yazan: SEMİH UŞAKLIOĞLU

Oğluma bir köpek almak için veteriner arkadaşım Hüseyin’den yardım istedim. Cumartesi Foça yolundaki birkaç köpek çiftliğine gitmeye karar verdik.

Sabah beni evden aldı, bir köpek çiftliğine gittik. Çiftlikte bulunan veteriner teknisyeni bize köpekleri tek tek özellikleri ile tanıttı.

- Eğer asil bir kangal düşünürseniz elimde bir tane Macar kangalı var dedi ve bizi tepenin en üstüne götürdü. Seslenerek köpeği çağırdı. Bu beyaz, iri bir kangaldı. Burada Macar kangalı ile karşılaşmak hiç aklıma gelmemişti ve bu beni yıllar öncesine götürdü…

Tamamını oku. »

25 Kas 2011

“Hücum ve Polemik”-[1]: Said Nursi, Said Nursi’den mi İbârettir?

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

Said Nursi’yi, Said Nursi’den ibâret zannedenlere ithaf olunur…

“…Elbette, tarihe gereksiniyoruz ama bilgi bahçesindeki şımarık bir aylağın gereksindiğinden farklı bir biçimde gereksiniyoruz; isterse böyle biri seçkin bir tavırla, bizim kaba ve zarafetten uzak gereksinimlerimize ve zorunluluklarımıza tepeden baksın. Yani, biz tarihe yaşam ve eylem için gereksiniyoruz, yaşamdan ve eylemden rahatlık içinde yüz çevirmek için değil, bencil bir yaşamı ve ödlekçe ve kötü bir eylemi güzel göstermek için hiç değil. Tarih yaşama hizmet ettiği ölçüde, hizmet etmek istiyoruz biz de tarihe…”[1]

Friedrich Nietzsche

“Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası”

1: Türk milliyetçileri, bir süredir Said Nursi’nin konumu ve önemi üzerine tartışıyor. Bu notlar, süregelen tartışmaya dâir bendenizin düşüncelerini içeriyor. Tartışmaya, daha doğrusu Said Nursi’ye ilişkin temel tezimse, özetle şu: Said Nursi –bugünün Türkiye’si için, sâdece ve sâdece Said Nursi’den ibâret değildir. Tamamını oku. »

23 Kas 2011

Ziya Gökalp’le “Dine doğru…”

Yazan: AFŞİN SELİM

Erol Güngör, 1976 senesine ait bir yazısında, “Ziya Gökalp ve Türkçülükte Din” meselesine değinir. Bilindiği üzere, dinin, “yeni Türk” hayatındaki yeri, Gökalp’in Türkçülük anlayışı açısından ayrıntılarıyla incelenmiştir. “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde, dini bir dil meselesi olarak algılaması ise, münakaşa konusu olmuştur. Kanaat, okuyucunundur. Fakat dünden bugüne değin varoluşunu sürdüren Türk milliyetçilerinin tamamı için, dinin bir dil meselesi olduğu, elbette söylenemez. Hattâ dinin bir dil meselesine indirgenmesi, Gökalp’e itikaden mesafeli yaklaşmaya sebebiyet vermiştir, çünkü Gökalp’in bir buçuk sayfa yer vermekle yetindiği(belki de geçiştirdiği) meseleden; kulağı ezanda olmayıp, namaz’ın nasıl’ına müdahale etmeye kalkışan “halka rağmen halkçı” laisist zümrenin ısrarla istifade ettiği görülmektedir. Güngör, o günkü siyasî atmosfer dolayısıyla, “dinî Türkçülük” konusunda, Tamamını oku. »

22 Kas 2011

İlâve Notlar, Ya da: Bir ‘Sahih Tip’ Örneği

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

“…düpedüz bir insandı o. Hatta az önce bol sarımsaklı bir işkembe çorbası içmişti, ince kıyım şirdenden. Üstüne de su muhallebisi istemişti ya, “muhallebi kalmadı, sütlaç verelim” demişler de, “sütlaç kalsın” diye cevaplamıştı.” [1]

Mustafa Kutlu

“Hüzün ve Tesadüf”

1: Nihal Atsız’ın ‘Ruh Adam’ı ile Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ını birlikte-okuyarak kaleme aldığım ‘‘Ruh Adam’, ‘Aylak Adam’ ve Biz, Ülkücüler’ başlıklı yazı –maalesef, bâzı okurlarca eksik ve/ya yanlış yorumlandı. Eksik ve/ya yanlış olarak nitelediğim bu yorum biçimlerini, iki ana başlık altında değerlendirmeye tâbi tutmak mümkün: (i)Okurlardan kimisi, söz konusu yazının son notunda arz ettiğim gibi bir problemin [*] hakikatte var olmadığını ileri sürerken; (ii) kimi okurlarsa, yazıyı –meâlen, “sâdece ve sâdece verilmiş/gerçek tiplerden yola çıkarak inşa edilen bir Ülkücülüğün sahihliğinden şüphe duymamıza gerek yoktur”, diyerek, “gerçek olan, sahihtir de!” gibi, ancak bakar-görmez’lere ya da okur-anlamaz’lara mahsus bir koflukla yorumladı. Tabiî hâl böyle olunca, bendenize de –ilk yazıdaki notlara binâen- bir-iki ilâve not hazırlamak düştü. İşte bu notlar, o notlardır.

Tamamını oku. »

17 Kas 2011

Ne varsa bu topraklarda var!

Yazan: CEM SÖKMEN

Ama önce zihniyet…

Hayatı, dünyayı, Türkiye’yi nasıl algılıyoruz?

Bu soruyu, Türkiye’nin okumuş-diplomalı tabakası cevaplamalıdır. Öncelikle bu sorunun muhatabı, halk değildir. Halk; önünde ve yanında dünya görüşü kuşatıcı bir aydın tipi görene kadar, sosyalleşme tercihleri ve aile kanalıyla aktarılan geleneksel kültür ölçüleri etrafında hayatına devam edecektir. Evet, yaşadığımız süreçte halk için tehlike mevcuttur. Çünkü eski sözlü kültürün ölçüleri dinden, atasözlerinden, deyimlerden, türkülerden, Yunus Emre şiirlerinden gelirken, bugün televizyon ve internetin ürettiği sözlü kültürün kaynağı “stand-up’lardır.

Yine Türkiye’nin okumuş tabakasına dönecek olursak, Alev Alatlı’nın 2000 yılında verdiği bir röportajda sorduğu soruyla başlayabiliriz: “Türkiye’nin bir kültür felsefesi var mı?” Bu soruya bağlı olarak, Türkiye’nin eğitimli kitlesine hakim olan zihniyeti belirlemeden, doğru şeyler söylemek zor.

Tamamını oku. »

« 1 ... 6 7 8 9 10 11 »