Rumeli Hisari

5 Eki 2013

Gemuhluoğlu

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

-5 Ekim 1977’de Hakk’a yürüyen Fethi Gemuhluoğlu’nun aziz hatırasına-

türkyorum - gemuhluoglu

 

Gemuhluoğlu

Nesiller mayalayan güzel, efsunlu bir el,

Bereket yüklü bir nehir, aşk üfleyen yel,

Maziden ecdat deseydi ki: Kafi artık gel,

Kanatlanacaktı yeditepeden Gemuhluoğlu

Tamamını oku. »

2 Eki 2013

BM için ‘sağlıklı’ bir gelecek mümkün mü?

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Milletler Cemiyeti bir gün olacak. Fakat, bugün henüz zamanı değildir. Çünkü Milletler Cemiyeti’nin vücuda gelmesi için çok kuvvetli bir cihan efkâr-ı ammesinin mevcut olması lâzımdır. Hâlbuki bugün cihan efkâr-ı ammesi, millî efkâr-ı ammelere nisbetle çok zayıftır. Bugün zavallı kadınlar ve çocuklar üzerine tayyarelerle bomba atılmasını kabul eden bir efkâr-ı ammeye, cihan efkâr-ı ammesi denilemez. Hür milletlerin manda altına alınıp esaret içinde ezilmesini kabul eden bir hey’ete de, milletler cemiyeti denilemez. Sâniyen, her devlet istiklâlinden ve hâkimiyetinden bir kısmını terk ederek, bir cihan devletinin tâbiyeti altına girmeyi kabul etmelidir. Bu cihan devleti, yalnız Avrupa olamaz. Zira Avrupa efkâr-ı ammesi, cihan efkâr-ı ammesi demek değildir. Avrupa âlemi tek başına insaniyeti temsil edemez. Ancak Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Okyanusyalı ve Amerikalı ne kadar iptidaî, mutavassıt, müterakkî aşiretler ve milletler varsa, bunların hepsinin mümessillerinden mürekkep bir meclise itimat edilebilir. Bugünkü Milletler Cemiyeti’nde böyle bir mahiyet var mıdır? Olmayınca, ona nasıl Milletler Cemiyeti nâmı verilebilir?” (Ziya Gökalp, Makaleler IX, İstanbul 1980, 134-135)

türkyorum - BM için sağlıklı bir gelecek mehmet akif okurBaşta BM olmak üzere, önemli uluslararası örgütlerin son dönemde yaşadığımız kanlı çatışmalar ve insani felaketler karşısındaki acziyetleri, yeni bir “kriz” tartışması başlatmış vaziyette. Kimileri, yaşananların çabuk unutulacağını ve küresel sistemin hiçbir şey olmamış gibi “kriz” öncesi hâle dönerek yoluna devam edeceğini düşünüyor. Bazıları ise olayların sıcaklığı ve yaşanan acının büyüklüğünün de tesiriyle, “krizin” yakın vadede alternatif bir düzene giden yolu açacağına dair ümitlerini yüksek sesle ifade ediyor.Meseleyi ele almaya “kriz”in etimolojisine kısaca göz atarak başlamak, bu iki yaklaşım biçiminin temel parametreleri üzerine düşünürken genel bir bakış açısı inşâ etmemizi kolaylaştırabilir. Kriz kelimesi “bir hastalığın dönüm noktası” manasındaki Yunanca “krisis”dan geliyor. İngilizce’ye 15. yüzyılın başlarında geçmiş. 1600’lerden itibaren ise ekonomi gibi tıp dışındaki alanlarda karşımıza çıkmaya başlıyor. Türkçe’ye “buhran” biçiminde çevrilişinin hikâyesini, Ahmet Cevdet Paşa Tezâkir’in ilk cildinde anlatır. İşin ilginci, Arapça kökenli buhran da tıp sözlüğünün parçası. Üstelik “krisis”la aynı anlamı taşıyor.Kelimenin köklerinde karşımıza çıkan “hâller” önümüze analitik bir pencere açıyor.

Tamamını oku. »

25 Eyl 2013

Yılanlar ormana akın etti, vatandaş piknik yapamıyor!

Yazar: AFŞİN SELİM

Günlerden Pazar. Her zaman ki gibi mi? Hayır. Diğer günlere nazaran daha dingin ve daha sıcak. Değişen bir şey yok, piknik pozisyonu almaktan başka… Dağlara savruluş. İhtiyaç: Boşaltımı gerçekleşmiş bir Pazar sessizliği… Hakkıdır, ne yapsın vatandaş. Hazlı ve hızlı bir türkyorum - afşin selim yılanlar ormana akın ettihafta içi sonrası nükseden bir günün tadı çıkartılmalı. Behemehâl… Fakat gerçekleştirmeyi planladıklarımıza rağmen hesapta olmayan bir plan arzı endam edebilmekte. Plan üstü plan! Kırılganlığımızın müsebbibi yanılgılarımızdır. Hazırlıklı olmalı; hayat kötü sürprizler açısından pek münasip. Nasıl mı? Ormanda görülen bir yılanın ortalığı karıştırması gibi… Modern zaman, ormanda görülen bir yılanın ortalığı karıştırmasından ibaret. Halbuki orman, ortalık yer olarak kabullenilmemeli. Ormandaki bir yılan, ortalığı karıştıramaz. Yalandır. Kafka’dan ilhamla: Yılanın biri, vatandaş aramaya çıktı! Yüreğine indi vatandaşın…

Farzımuhal, ortalık karışıyor. Doğal olarak mı? Yüzde yüz doğal, evet. Katkısız. Karışıklıktan mütevellit, polis ve itfaiye vazife başına çağrılıyor. Kimi çağıracağını bilmek, mesut ve bahtiyar kılıyor olmalı? Endişeye mahal var. Polis ve itfaiye, duyarlı vatandaşlar tarafından uyarılıyor. Biraz da, demedi demesinler hesabıyla… Eh, ensesi kalın olmayagörsün vatandaşın; kendi işini kendi yapacak. Herşeyi devletten beklememeli. Polisin ve itfaiyenin çağrılmış olması, hadiseye müdahale edilmeyeceği anlamına gelmemeli. Gecikmişlik, adrenalin arttırıcı. Ormanda, orman kanunları geçerli. Şehirli, yabancısı sayılmaz. Fakat panik de olmasa…

Yılan da yılanmış ha! Tamamını oku. »

5 Eyl 2013

Safa: Avrupalılaşmayı her şeyden evvel riyâzileşmek ve siteleşmek olarak anlıyorum

Yazar: EDİTÖR

türkyorum - peyami safa avrupalılaşmak 1

Evvel gidenlerle sohbet maksatlı, bahsi geçen isimlerin değişik eser, gazete ve dergilerde yer alan “kendi” ifadeleri derlenerek hazırlanmıştır.

“Türkyorum” için Peyami Safa ile gerçekleştirdiğimiz bu kurgu söyleşi, Peyami Safa’nın “Türk İnkılâbına Bakışlar” adlı eserindeki “medeniyet”, “Avrupalılaşma(k)” ve “Garb medeniyeti” ile “Şark medeniyeti” husûsunda tartıştığı makaleler kaynak kullanılarak  hazırlanmıştır.

Halil İbrahim Koç / halil.ibrahim.koc01@gmail.com

–           Kimine göre o, Asya kıtasının bir burnudur (Valery); kimine göre de bir kıta değil, Elbe’den Ural’a kadar yayılan bir ruhtur. (Suares) Kimine göreyse Avrupa bir hayat tarzıdır. (Thibaudet) Avrupa’yı ya da Batı’nın ana yurdunu târife girişmede çekilen bu güçlük noktasında size göre Avrupa nedir?

Bu târif çeşidi, Avrupa’yı sade bir fizik, coğrafya nizâmı veya sade bir kafa1 birliği içinde görerek onun iki mahiyetinden birini ötekinden daha fazla hesaba katmış olmanın neticesine benziyor. Avrupa hem bir kıta, hem de bir kafadır. Avrupa kafası, Avrupa kıtasını taşarak çok uzaklara gitmiş olduğu için sade bir coğrafya tarifi onu ifâde etmeye elverişli değildir; garb medeniyetinin en büyük laboratuarı bu kıta olduğu için onun mahsulleri üstünden Avrupa markasını silmeğe de imkân yoktur. Bütün yeni düşünce, bilgi, sanat ve ahlâk, ne varsa hepsini, bugünkü insanlığın hayatını, tek başına bu Avrupa ve klasik denizin kıyıları yaratmıştır.

Tamamını oku. »

2 Eyl 2013

Yurttaşlık Üzerine Kısa Notlar I: Antik Yunan’da Yurttaşlık Temelinde Demokrasi ve Özgürlük Üzerine

Yazar: NURİ CİVELEK

Antik Yunan’dan günümüze değişik çağlar ve coğrafyalarda farklı tezahür ederek ulaşmayı başaran yurttaşlık statüsü, hem tasavvur edilen bir ideale ve hem de yaşanan vakıaya işaret etmektedir. (Üstel,1999:51) Yurttaşlığın trajedisi yahut diyalektiği tarihsel olarak hep zaman ve mekan temelinde bir dışlama ve dahil etme keyfiyeti  ve bunun yanısıra yer küre üzerinde insanları hatta hayvanlara ve çevreye açma  idealizmi olarak ele alınmaktadır. (Yeğen,2005:72) Sosyo-politik bir kimlik biçimi olarak yurttaşlık çok kere rekabet halinde zaman zaman da uyum içinde varlık gösterdiği kimlik biçimleri; feodalite, monarşi, tiranlık ve ulus ile birlikte varolagelmiştir. (Heater, 2007:9)

türkyorum-antik yunanda yurttaşlıkPlaton ve Aristoteles’e göre, övgüye değer taraflarına rağmen Spartait yurttaşlık, sınıf ruhunu askerî müfredatla sağlayan, gençleri kuvvetli gözüken helotları tehdit oluşturmadan öldürmek üzerine yetiştiren  acımasız krypteia yüzünden hoş karşılanmamaktaydı. İlk numune olmasına rağmen, entellektüel ve sanat faaliyetlerine mesafeli durmalarına bağlı olarak tek bir siyaset kuramcısı çıkaramamakla malul olmaları da Spartalıları yurttaşlık literatüründe müspet bir yere sahip olmaması neticesini vermiştir. Meselâ, Antik Yunan’da siyaset üzerine yazan iki güzide filozof; Platon ve Aristoteles Atina menşeilidir. Bu yüzden  tarihin takallüb ve  tagayyüre gebe olması -belki de başka birşey olmaması- dikkate alınarak, tarihsel olarak yurttaşlık kavramı, klasik Yunan polis’lerinin gelişimine bağlı olarak temayüz etmiştir denebilir. (Üstel 1999: 53, Kadıoğlu 2008: 122)

Antik Yunan polisleri bir -bazen birkaç- kent merkezinden (asty) ve perifesindeki kırlardan (khora) oluşan yalnızca siyasî, sosyal değil; dinî, askerî ve iktisadî bütünlük arzeder. Polisler, kabileleri mal mübadelesi için pazar etrafına toplanmaları sayesinde teşekkül etmeye başlamış ve zamanla pazarın emniyeti için etrafı surlarla çevrilmesine rağmen ticaret ve zanaatle iştigal edenlerin sayısı arttıkça sur dışına taşma istidadı göstermiştir. Sur içi akropolis, pazar yeri ise agora olarak adlandırılmış daha sonraları pazar yeri -agora- mal mübadelesinin yanısıra siyasî faaliyetlerin icra edildiği mekân durumuna gelmiştir. Tamamını oku. »

16 Ağu 2013

Asimilasyon ve Ayaklanma Sarmalında Uygur Özerk Bölgesi

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Kaşgar, Turfan, Gulca, Barın, Urumçi… Tarihî ve daha çok bilinen adı Doğu Türkistan olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin son çeyrek yüzyılda ayaklanmalarıyla anılan şehirlerinden bir kaçı. Hem listeyi uzatmak hem de ayaklanmaların tarihini daha geriye götürmek mümkün. Geçtiğimiz Haziran ayının sonunda Turfan’a bağlı Lukçun’da aralarında polislerinde bulunduğu 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar1 kamuoyunun hafızasında hala tazeliğini koruyan 2009 Urumçi olaylarını yeniden gündeme getirdi. Çin resmi kaynaklarına göre Urumçi olaylarında 200 kişi hayatını kaybetmiş, 1700 kişi ise yaralanmıştı. Yerel Uygur kaynaklar can kaybının çok daha fazla olduğunu iddia etmişlerdi. 90’lı yıllarla birlikte artış gösteren Çin karşıtı Uygur ayaklanmalarının ilk örneklerini Çin’in bölgeyi ilk kalıcı işgali olan 1757 sonrasında görmekteyiz. Bu tarihten bağımsız Doğu Türkistan Emirliği’nin kurulduğu 1863’e kadar 42 ayaklanma vuku buldu. Sultan Abdülaziz döneminde personel ve silah yardımıyla desteklenen emirlik, 1878’deki işgalle sona ermesinin ardından Doğu Türkistan 1884 itibariyle yeni bölge anlamına gelen “Sincan” adıyla Çin hâkimiyetine girmişti. 1932-34 ve 1944-49’da yaşanan iki bağımsız cumhuriyet denemesinin de başarısız olmasıyla günümüze kadar süren Çin egemenliği dönemi başlamış oldu. Bu dönem aynı zamanda yakın tarihin en büyük demografik dönüşümlerinden birine de şahitlik etti. Ve halen etmeye devam ediyor. Çin nüfususun ana unsuru olan Han Çinlileri yoğun devlet teşvikleriyle bölgeye yerleştiriliyor.

1953’de Doğu Türkistan nüfusunun sadece %6’sını oluşturan Çinliler 2000 yılına geldiğinde nüfusun %40’ını oluşturur hale geldiler. Aynı aralıkta Uygur Türklerinin nüfusu ise %75’ten %45’e geriledi.2 Bölge yönetiminin başkenti olan Urumçi demografik değişimin en çok hissedildiği yer oldu. Tamamını oku. »

15 Ağu 2013

Umut ve Korku: Anka Kuşu’nun Yolculuğu

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Düşünün… Güneye doğru süzülen bir Anka kuşunun sırtındasınız. Üsküdar’dan başlayan muhayyel yolculuğunuz boyunca altınızdan şehirler akıyor: Şam, Halep, Kerkük, Bağdat, Kahire, İskenderiye, Tunus, Bingazi… Çok değil, üç yıl öncesinden cümleler var yedeğinizde. “Tarihe yeniden dönen coğrafyamız…”, “Bu topraklarda şafaklar, artık özgürlüğün üzerine söküyor…”, “Yeryüzünde geleceğin, esaret zincirlerini meydan meydan kıran şehirlerden daha parlak ışıldadığı hiç bir yer yok…” Oysa, karşınızdaki sahneler, zihninizde zonklayan türkyorum - umut ve korku anka kuşunun yolculuğukelimelerin vadettiklerinden o denli farklı ki! Ziya Paşa melâlinden fazlası çörekleniyor ruhunuza. Çünkü şahitlik ettiğiniz şey, yalnızca yüz yıl mahpus kalmış rüyaların yarıda kesilişi değil. Büyük bir kabusa da uyanıyorsunuz. Zümrüt yeşili bahçeler beklerken, gözünüzü açtığınız yer bir buz dağı. Alevden sorular sarıyor dört bir yanınızı. Bu fırtına ne zaman diner? Hangisi geçici, bahar mı kış mı? Endişe bulutları üzerinize hücum ederken efsun da bozuluyor… Anka’nın kanatları yanıveriyor…

***

Tarihe yön veren diyalektiğin keşfi peşinde ömür tüketenlerin aradığı şeylerden biri, umuda ihtiyaç duyduğumuz her büyük kırılma ânında Anka kuşunu küllerinden doğmaya davet edip sonra ellerimizle tekrar ateşe atışımızın sırrı olabilir mi? 90’lardaki coşkulu heyecanları izleyen derin hüsranlar, daha dün gibi hafızalarımızda. “Yeni Dünya Düzeni”nin parametrelerini belirleme kudretine sahip olan akıl, “çatışmaya” küresel dengelerin sürdürülmesine hizmet edecek strateji nazarıyla bakınca yaşadığımız çağın dinamiklerini barış paradigmasının içinde ehlileştirme fırsatı yitirilmişti. Huntington’un teziyle ünlenen tartışmanın önemli alt başlığı, kanlı boğuşmaların medeniyetler “arasında” mı, yoksa medeniyetlerin “içinde” mi gerçekleşeceği sorusuydu. İlkinin ürettiği kendilik/ötekilik ilişkisi, Batı ittifakını Sovyet sonrası dönemde dağılmaktan koruyacak yenilenmiş güvenlik mimarisinin inşâsına katkıda bulundu. Atlantiğin iki yakasında daİslam imgesini kolaylıkla korku/nefret duygularını tetikleyen bir öteki halinde diriltecek  tarihsel şemalar mevcuttu.Üstelik bu önyargı kalıplarının, ortak tehdit algısı yaratmaktaki benzersiz duygusal gücüne kıyasla harekete geçirdikleri“reel” tehdit potansiyeli hayli sınırlıydı. Tamamını oku. »

13 Ağu 2013

Medya Okuryazarlığı ve İşlevi: Özgürlük, Özgünlük, Düşünce Zenginliği

Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

“6. Kuşkulu şeylere inanmaktan sakınmamıza olanak tanıyarak aldanmamıza engel olan özgür bir tutumumuz vardır. (…) 32. Ancak yeterli ölçüde bilmediğimiz bir şey üzerine karar verdiğimiz zaman aldanırız.”

[Rene Descartes, ‘Felsefenin İlkeleri’]

türkyorum - medya okuryazarlığı ve işleviİnsanın olay ve olgularla -dolayısıyla ‘anlam’la- örüntülü hayatında neredeyse ‘medya’ gibi önemli ve etkili bir araç yok denilebilir. Zirâ kitle iletişim araçları, kitleleri sarıp sarmalamakta (medyanın ideolojisi!) ve anlamın ikizinin yaratılması yöntemiyle aslından koparılan ve görünümün yok oluşunun yaşandığı bambaşka bir dünyanın (=gösterge çağının!) kapısını aralamaktadır.1 [Sözü edilen durum, -içinde bulunulan çağ bağlamında adlandırılan- ‘sanayi toplumu’ndan ‘bilgi toplumu’ denilen bir üst-evreye geçiş sürecini yaşayan -veyâhut da yaşamış olan- toplumlar için geçerlidir. Çünkü postmodern çağda, ekonomi politiği farklı bir yapıya bürünmüş (=gösterge ekonomi politiği) ve modern toplumdaki üretim ve değişim ilişkilerinde nirengi noktası olan “mal üretimi”, postmodern toplumda yerini “tüketici kitle üretimi”ne bırakmıştır.]

İnsanların (ya da insanî olanın) içinde yuvarlandıkları bu kara deliğe, hatta kitlenin bizzat üreticisi olan medyaya “iletişim ortamı” demek kâbildir. -Üstelik lügâti (sözlüksel) karşılığı da ‘kitle iletişim araçları’dır. Ancak postmodern dönemde insanı simgesel bir düzen içerisine hapseden ve gerçeğin taklidi sarmalıyla çevreleyen -görünürde iyi niyetli ve namuslu olan- bu araçların bir kullanım kılavuzunun bulunması gerekliliği öne sürülebilir. Nitekim araçların kitleleri güdümleyebilme gücü ve caydırıcı (ikna) özelliği, modellerin yaşam tarzımıza anlam (= yeniden-anlam / anlam üzerine anlam) vermesinden bellidir. Tamamını oku. »

7 Ağu 2013

Kerkük: Zengin ve Huzursuz Şehir

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünya petrol rezervinin %10’u Irak’ta bulunuyor; Irak petrol rezervinin neredeyse yarısı ise Kerkük’te. Kerkük’ün bugün itibariyle heterojen hale gelmiş nüfus yapısı ve üzerinde hak iddia eden üç ana unsurun varlığı bu zenginlikle birleşince çatışma potansiyeli bakımından dünyanın en hassas şehri olarak tanımlanabilir hale geliyor.

türkyorum-kerkük zengin ama huzursuz şehirIrak nüfusunun %60’ını oluşturan Şiilerin iktidarındaki Bağdat’ın, 2003’teki desteklerinin karşılığını kuzeyde ve merkezde cömertçe alan Kürtlerle yaşadığı problemlerin de merkezinde yer alıyor Kerkük. Geçtiğimiz bahar aylarında merkezi hükümetin kurduğu Dicle Operasyonlar Komutanlığı birlikleriyle peşmerge kuvvetleri arasında yer yer çatışmaya varan gerginlikler yaşanmış, karşılıklı sert açıklamalarla tırmanan süreç Amerika’nın müdahalesiyle dondurulmuştu. 2005 Irak Anayasası’nın 140. maddesi uyarınca Kerkük ve çevresinin geleceği bölgesel referandumla belirlenecekti. Ayrıca ülke genelinde üç parçalı bir federatif yapı öngörülüyordu. Aradan geçen zaman zarfında sadece kuzeyde öngörülen federatif yapı oluştu, Bağdat ve Basra merkezli diğer yapıları meydana getirmeye dönük bir çalışma yapılmadı. Bunda Maliki yönetiminin merkeziyetçi politikalara ağırlık vermesinin payı büyük. Kürtlerin ısrarla istediği referandumla ilgili özgüvenlerinin arkasında ise son on yılda iki katına çıkan Kerkük nüfusu bulunuyor.

2003’te Kerkük’e ilk giren kuvvetler Celal Talabani’ye bağlı peşmergelerdi. İlk iş olarak şehrin nüfus, tapu ve adliye arşivlerini ele geçiren peşmerge kuvvetleri Türkiye’nin tepkisi üzerine şehir merkezinden geçici olarak ayrılmıştı. Kuzeydeki Kürtler için Kerkük anlamını Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin: “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir.” İfadesinde bulan romantik bir hedef değil sadece. Tamamını oku. »

1 Ağu 2013

Biz Büyük Bir Aileyiz

Yazar: AFŞİN SELİM

“Kökler sağlam olunca, dallar nereye uzansa vatandan ayrılmaz” diyor, Nihad Sami Banarlı: “Yaradılış efsânemizin dokuz dallı, dokuz köklü, iri gövdeli ağacı, bizim milliyetimizi ilk vatanımıza böyle bağlamıştı. Osman Gâzi’nin Şeyh Edebâlî’nin evinde rüyâsını gördüğü heybetli ve efsânevi ağaç da böyle idi: Kökü ana vatanındaydı.” (Devlet ve Devlet Terbiyesi, sayfa: 308)

türkyorum - biz büyük bir aileyizKökleri olmayan ağaç nereye tutunacak? Bırakın tutunmayı, ilk rüzgârda savrulacak. İnsan için de, geçerli bu; nereye tutunduysa, oradan yükselmekte. Fakat yeterince sağlam mı tutunduğu yer? Ötesi yok: Müsait olduğuna müstahak! Çınar veyahut plastik palmiye…

Banarlı’nın “ana vatan” bahsinde vurguladığı kök sağlamlığını, “Türk aile yapısı” başlığı altında değerlendirmek, pekâlâ mümkün. Tabiat, tehlikelerle dolu. Türk, haşerelere karşı köklerini ve gövdesini sağlam tutabildiği müddetçe varolmaya devam edecek. Şayet köksüzleşirse, vatansızlaşacak.

Muhakkak bir hikmetli olmalı: “Sönmeden tüten en son ocak” olarak vasıflandırılan ailemizin, dost ve düşman tarafından ne ile nasıl ve niçin tüttüğü bilinmekte. Sanıldığı ve tanındığı gibi… Sönmeden tütüyor çünkü saygı duymayı ve hürmet etmeyi millî terbiye olarak özümseyen bir millet barınıyor bünyesinde. İdealimizdeki nesillere ise yazılı olarak beyan edilmiyor bu; okuyarak değil, yaşayarak öğreniyorlar. Tamamını oku. »

« 1 ... 5 6 7 8 9 ... 26 »