Galatadan Yarımada

12 Ara 2013

Müslüman ülkeler güven indeksinde neden geride?

Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

Yalan, İslâmiyet’te çok ama çok ciddî bir günahtır. O kadar ki doğrunun cennete, yalanın cehenneme götüreceği ifade edilir. Bu kuvvetli yasak niçin kültürümüzde yok? Niçin biz de Müslüman ülkeler de Güven İndeksi’nde, Yolsuzluk İndeksi’nde diplerde geziniyoruz?

İliştirilmiş”. Bu tabiri ilk defa Amerikanlar, Çöl Fırtınası harekâtında cephede görev yapan gazeteciler için kullandılar*. Amerikan gazetecilerinin sivil kıyafetlerle ortalıkta dolaşmalarından hoşlanmadılar, onlara üniforma giydirip birliklere “iliştirdiler”. Bizde de bir hayli zamandır siyasîlere ve bürokratlara iliştirilmiş “iş adamları” vardır. Bürokrat ve siyasi nereye, iş adamı oraya. Tayin İzmir’e mi, o da İzmir’dedir. Sonra Adana’ya mı? O da Adana’dadır… Ahmet Bey orman işlerine mi bakıyor? Bizim iş adamı derhal odun müteahhidi olur. Sonra Ahmet Bey denizciliğe tayin edilir. Aynı anda bizimkinin tersane işine girdiğini görürsünüz.

Bunlar -belki de insafsız- anekdotlar. Anekdotla eğlenilir ama bilim yapılmaz. Bu işin bir ispatı, bir istatistiği yok mu? Rüşvetin belgesine ulaşamaz mıyız?

Ulaşılması gayetle kolay bir araştırma var. Dünyanın birçok ülkesinde her yıl “Uluslararası Şeffaflık (Transparency International)” denilen bir SKT, bürokrasilerdeki yolsuzluğu ölçüyor. Bu ölçmeleri, 0’dan 100’e değişen bir indekse vurup yayınlıyor. İnternet’te bulabilirsiniz. (Bu İnternet hakikaten başa bela!) İndeksin adı “Algılanan Yozlaşma İndeksi” veya “Algılanan Yolsuzluk İndeksi” diye tercüme edebileceğimiz “Corruption Perception Index”. Tamamını oku. »

29 Kas 2013

Mehmet Kaan Çalen’den “II. Meşrutiyet Döneminde Türk Tarih Düşüncesi”

Yazar: EDİTÖR

türkyorum - mehmet kaan çalen türk tarih düşüncesi

Yazarımız Dr. Mehmet Kaan Çalen  Bey’in  “II. Meşrutiyet Döneminde Türk Tarih Düşüncesi” isimli eseri neşredilmiştir.

Bir dönemin tarih düşüncesini bilmek, o dönemi anlayabilmek adına çok önemlidir. “II. Meşrutiyet Döneminde Türk Tarih Düşüncesi” ismini taşıyan bu kitap, tarih düşüncesi gibi önemli bir kriterden yola çıkarak, Cumhuriyet’in laboratuvarı şeklinde tanımlanan bir dönemin daha iyi anlaşılmasına mütevazı bir katkı yapabilmek arayışının ürünüdür.

II. Meşrutiyet pek çok alanda olduğu gibi tarihçilikte de Cumhuriyet dönemi için bir temel vazifesi görmüştür. Tarihe ilginin arttığı, tarihin konu, zaman ve mekân plânında genişlediği, popüler ve ilmî düzeydeki yayınların muazzam ölçüde artış gösterdiği, ilk kurumsal tarih çalışmalarının ve belge neşirlerinin yapıldığı, Batılı usûllerin önem kazandığı, tarih felsefesine ve tarih yazımına ait çeşitli meselelerin ilk defa tarihçiliğimizin gündemine girdiği, geleneksel tarihçiliğin devrettiği mirasın eleştirel bir gözle değerlendirildiği, Cumhuriyet döneminde de temsil edilen Anadolucu, Türkçü, İslâmcı vs. tarih telâkkilerinin ilk örneklerinin vücuda getirildiği bir dönem olarak II. Meşrutiyet, modern Türk tarihçiliğinin üzerinde yükselebileceği zemini hazırlamıştır. Kitap, dönemin tarihçilerinin ve düşünürlerinin; tarih, tarihçilik, tarih yazımı, tarihin epistemolojisi, tarih metodolojisi, tarih eğitimi, tarihin faydası, millî tarih, millî kimlik gibi konularda ne düşündüklerini anlamak suretiyle II. Meşrutiyet dönemi Türk tarih düşüncesinin vücuda getirdiği birikimi ortaya koymaya çalışmıştır. Tamamını oku. »

29 Kas 2013

İskender Öksüz’den “Niçin? Tarih – Devlet – Ekonomi – Yönetim”

Yazar: EDİTÖR

türkyorum - iskender öksüz niçin tarih devlet ekonomi yönetim

Yazarımız Prof. Dr. İskender Öksüz  Bey’in “Niçin? Tarih – Devlet – Ekonomi – Yönetim” isimli eseri neşredilmiştir.

Prof. Dr. İskender Öksüz, “Niçin?”i anlatıyor:
Türk’üm Özür Dilerim‘de odak, daha ziyade teorik açıdan millet idi: Sosyoloji ve siyaset bilimine göre millet; Türk milliyeti aleyhtarlarının fikir taarruzu karşısında millet; nihayet kültür ve millet. Dolayısıyla otuz yıl önce Ayhan Tuğcugil adıyla yazdığım Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi- Teori’deki “Teori” uzantısı,Türk’üm Özür Dilerim kitabı için de geçerlidir. Elinizde tuttuğunuz bu kitap ise bir bakıma o teorinin uygulama denemesidir. Tamamını oku. »

26 Kas 2013

‘Kürdinsan’ın şartı Türksüzleştirme mi?

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

İstersek, semboller üzerinden savaşmak yerine kurucu motiflerimizi mutabakat yaratacak/tazeleyecek formlarda yorumlayabiliriz. Böylece, çok emek sarfettiğimiz demokratik dönüşümün ruhuna da uygun davranmış oluruz.

Padişah Hazretleri dahi eytti: “Lala, dediğin gerçekdir. Amma kaçan bu denlü Türkçe bilmemek ne âlemi vardır? Bunları bari cem’eyledikden sonra Türk üzerine verüb Türkçe’yi öğrense ve belâya mu’tâd olub ba’dehû ulûfeye yazdırub ve ba’dehû kapuya çıkarsalar, dahi sefer-i zafer?âsâra gönderseler olmaz mı? idi” Fatih Sultan Mehmet (Kanunnâme)

türkyorum - kürdinsanın şartı türksüzleştirme miAndımız ve Türkiye bayrağı tartışmaları, Diyarbakır’da indirilen tabela, Barzani ziyaretiyle yükselen Kürdistan vurgusu…  Bunlar, başlıca özellikleri arasında Türklükle ilgili ifade ve sembollerin kamusal görünürlüklerinin azaltılmasını ve vatandaş kimliğini temsil yeteneği reddedilen Türklüğün etnik sınırlara çekilmeye zorlanmasını sayabileceğimiz “Türksüzleştirme” sürecinin gerilimli kilometre taşlarını oluşturuyorlar. Eğer çözümden beklenen, başörtüsü meselesinin son karesinde gördüğümüze benzer biçimde toplumun genelinin nihayetinde kabul edebileceği bir değişim ise, Türksüzleştirme ters istikâmette sonuçlara gebe. Demokratikleşme sürecinin önceki uğraklarından farklı olarak yalnızca hak kaybı yaşamış kitlelerin mağduriyetlerinin giderilmesi meselesiyle değil bütüne atfedilecek kimliğin nasıl tanımlanacağı sorusuyla da yüzyüzeyiz. Semboller evreninde çoğunluğa ortak kimliğin kaybı duygusunu yaşatan düzenleme ve mesajlar, zannedilenin aksine, cevabı zorlaştırıyor.

Tamamını oku. »

25 Kas 2013

Ahlakın gerekmediği yer var mı?

Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

“Bilimsel Sosyalizm”in, yani Komünizmin SSCB desteğinde Türkiye’yi kasıp kavurduğu günlerdi. Hani en yüksek makamlardan birindeki bir zâtın, “Solcu olmak adam olmaktır” vecizesini ettiği günler. Sol partimizin ve solcu belediye başkanımızın şehrimizde iktidar olduğu günler. “Zabıta!” çığlıkları arasında işportacılar dağılırken, onbeş-onaltı yaşlarında simitçi bir genç istifini bozmamış, sessiz ve sâkin kaldırımda yürüyüşüne devam etmişti. Zabıta memuru ona yaklaştı, durdu, bir şeyler konuştular ve memur onu bırakıp zabıtalığına devam etti. Arkadaşımla çocuğun yanına gittik ve ne olduğunu sorduk. “Ağabey” dedi çocuk, “bizim haracımızı falanca alır. Zabıta gelince onun ismini söyleriz, bize dokunmazlar.

Sonra arkadaşımla bunun felsefesini yaptık. “Sosyalist” geçinen bir belediyenin sosyalist geçinen bir meclis üyesi nasıl oluyor da on beş yaşındaki çocuktan, çocuk işçiden haraç alabiliyordu! Bu yaptığını ideolojisiyle, değerleriyle nasıl bağdaştırıyordu?

türkyorum - ahlakın gerekmediği yer var mıBen sağcıydım ya. Bir zamanlar bütün ahlâklıların sağda, bütün ahlâksızların da solda bulunduğuna inanırdım. Günler geçip saçlarım ağardıkça şunu öğrendim: Ahlâklı-ahlâksız, namuslu-namussuz, yalancı-doğrucu dağılımıyla sağ-sol, milliyetçi-kozmopolit, dindar-pek-de-dindar-değil çizgilerinin pek bir bağlantısı yoktur. Her fikirde, her ideolojide ve inançta gayet eşit miktarda ahlâksız, namussuz, yalancı bulunmaktadır. Gayetle eşit ve gayetle laik bir dağılım vardır.

Bu buluş benim hayretimi gidermedi. Nasıl olurdu da muhafazakâr veya sosyalist veya milliyetçi veya dindar bir adam aynı zamanda hırsız, yalancı, ahlâksız olabilirdi? Bunu havsalam almıyordu. İtiraf edeyim ki hâlâ almıyor. Belli ki insanların kafasında kompartımanlar var. Hayatlarının şu şu şu bölümlerinde savundukları, inandıklarını ifade ettikleri değerle göre davranıyorlar. Fakat şu şu ve öteki bölümlerinde ise yalan, dolan ve hırsızlığın mubah olduğunu düşünüyorlar.  Tamamını oku. »

25 Kas 2013

Vatikan’ın gizli arşivi ve Dede Korkut

Yazar: AFŞİN SELİM

Prof. Dr. Muharrem Ergin’in Dede Korkut Kitabı’ndan(Ankara, 1958) nakledecek olursak, Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü, “Bütün Türk Edebiyatı’nı terazinin bir gözüne, Dede Korkut Destanı’nı öbür gözüne koysanız, yine de Dede Korkut ağır basar” diyor. Bu tespit edebiyatımız açısından ne derece önemli olduğunu işaret ediyor olmalı Dede Korkut’un. Fakat yalnızca edebiyatımız açısından mı?

türkyorum - vatikanın gizli arşivi ve dede korkutTarih boyunca hikâyeleri dilden dile aktarılan Dede Korkut’un 16. asırda yazıya geçirilen eseriyle(Kitâb-ı Dedem Korkud Alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân) birlikte Vatikan’ın 1940 yılına kadar -genel olarak- Türk tarihini arşivlemesi, tarihimizin aynı zamanda bir “dava tarihi” olduğunu ispatlamakta. Meraklandıkları her ne ise, korkuları da oradan kaynaklanıyor. Çünkü içinde Türk’ün olmadığı bir dünya tarihi yazılamamakta…

Dede Korkut’un Vatikan’da işi ne?

Türk tarihini ilgilendiren 1 milyonu aşkın gizli belge, yazışma ve mektubun Vatikan’da bulunduğu biliyoruz.  Gizli arşiv mahiyetinde olan bu belge, yazışma ve mektubun yanı sıra, Dede Korkut yazılarının en eski nüshaları da orada. Hattâ geçen sene, Vatikan’daki bu gizli arşivin gün yüzüne çıkması için Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde “Vatikan Araştırmaları Birimi” dahi kurulmuş. Birimin başındaki isim Türkiye Katolik Epsikoposlar Kurulu Basın Sözcüsü Rinaldo Marmara, Vatan gazetesinde yeralan habere göre, Türk tarihini ilgilendiren bu arşivlerle katalog çalışması yapacaklarını söylüyor.( 10.12.2012) Tamamını oku. »

7 Kas 2013

İletişim ve Toplumsal Yapı: Sözlü, Yazılı ve Görsel Kültür

Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

“Nereye baksanız toplumsallaşmanın iletişim araçlarının gönderdiği mesajlarla ilgilenme düzeyiyle doğru orantılı bir şekilde ölçüldüğünü görürsünüz. İletişim araçları ve gönderdikleri mesajlarla ilgilenmeyenler gücül ya da gerçek düzeyde toplumsallaşmamış insanlar olarak kabul edilmektedir.”

[Jean Baudrillard – ‘Simülakrlar ve Simülasyon’]

türkyorum - iletişim ve sosyal yapıİnsan, varoluşsal bağlamın dışında, empirik anlamda toplumsal bir varlıktır. Çünkü “düşünce (içsel iletişim)” dışında, “dışdünya” ve “dil ilişkileri (iletişim)” bağlamında insan toplumsal bir varlık olarak dünyaya gelir.  Nitekim: “Kişioğlu önce ‘sen’ olur, sonra ‘ben’ olur, ardından da ‘biz’ olur.” [Dücane Cündioğlu] Toplumsal bir varlık olan bu insan, içinde bulunduğu toplumsal yapının öğeleri çerçevesinde hayatını anlamlı hale getirir ve bu öğeler ona bir anlam dünyası yaratma imkanı tanır. İnsanı ‘insan’ yapan toplumsal yapının temelini ise, sosyal ilişkiler, sosyal değerler ve sosyal normlar üçlüsü teşkil etmektedir. Bunu da diğer bir sosyal gerçeklik olan iletişim ile beraber anlamak gerekir -ki, birisi olmadan diğer ol(a)maz. Nitekim, yapısalcı açıdan bakacaksak eğer, insanın etkileşimde bulunabilmesi iletişmesiyle mümkündür.

Bu toplumsallaşma (/etkileşim), insanın düşünsel tasarımlarını dilde açığa vurma haline biçim vermektedir. Neticede insan, iletişim süreçlerinde aynı zamanda kültürel ve tarihsel bir varlık olma durumunu yansıtır. Bu sebepten ötürü kişi, ilk iş olarak içinde bulunduğu toplumsal yapı uyarınca bir anlam dünyası oluşturur ve bu yapının kodlarıyla bir değer yargısı mizanseni meydana getirir. Çünkü toplumsal yapı, değer yargılarının sistematik bir biçimde işlev gördüğü olgusunu ifade eder. Misalen; Neolitik dönem insanının ölülerini evlerinin altına gömmesi, Ortaçağ insanının kutsallarıyla arasında bir aracının bulunması, Aydınlanma dönemindeki sorgulayıcı ve yargılayıcı insan modeli ve son olarak postmodern dünya insanının “bireyselleşme” (= bencileşme) deviniminin maksimum seviyede olması vb. durumlar, birbirinden farklı toplumsal ilişkiler yapısının insan prototipi tekvin etmekteki etkisine örnektir. Bunun gibi iletişim biçimleri de toplumsal yapı içerisindeki insanın zihinsel ve fiziksel süreçlerini, genel olarak kültürünü etkileyebilmektedir. Tamamını oku. »

16 Eki 2013

Nevzat Ağabey

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Cahil cesaretiyle, neşredilmiş ilk karalamalarımı götürdüğümde inceleme zahmetine katlanıp “İstikamet doğru ama derinleşmek lazım.” demişti. Bir süre sonra yeni bir karalamamı hediye ettiğimde muziplik yaparak “Ağabey bu diğerlerine nazaran daha türkyorum - nevzat ağabeytahammül edilebilir.” deyince ben, epey gülmüştü. Nevzat Ağabey dirhem adamlardandı, onu bir ölçü birimi gibi terazinin bir kefesine koyup anlı şanlı “adam”ların kaç gram olduklarını anlayıverirdiniz. Belki çok daha sık ziyaret edebilir, dizinin dibinde daha çok vakit geçirebilir, bir ömür “keşke” azabına gark olmayabilirdik. Aklımızda çetin sorular olmadan da gitmeliydik ona, büyüklüğü tevazu ile en tabi şekilde birleştirmiş haliyle gülümseyerek karşılardı ve Ötüken’den karşısındakine değil cihana söz söylerdi. Değil mi ki o Ötüken Neşriyat’ta oturuyordu, millet için tefekkür ediyor, okuyor, yazıyordu; rahattık. O rahatlığın ne muazzam bir nimet olduğunu gidişiyle idrak ettik.

Akif hocayla yeni bir projeden bahsettiğimizde gözlerindeki ışıltı, desteğindeki coşkunluk nesline yaraşırdı. Nevzat Ağabey bugün anladığımız manada “ülkücü” olan ilk nesildendi. Baştan ayağa idealizmdi. Ülkücülüğü Türk milliyetçiliğinin ahlaki duruşu olarak tarif eder, bu hal üzere nefes alırdı. Hastalığının ilk günlerinde ziyaretine gittiğimizde bir ağabeyimiz Hamamönü’nde, Nevzat Ağabey’in Hacettepe Onkoloji’deki odasından rahatlıkla duyabildiği Ramazan eğlencelerindeki yakışıksızlıklardan bahsedecek olduğunda “Zamanla üslubunu bulur böyle şeyler endişelenmeyin” demişti. Esasında onun bu tespiti ondaki halin tezahürüydü. İkaz edilmesi gerektiğinde ikaz vazifesini eda eder ama bunu yaparken milli özgüvene zarar gelmemesine azami dikkat gösterirdi. Sadece zamanla yoluna girebilecek aksaklıkların farkındaydı ve bu zamanı hesaba katmada olabildiğine hoşgörülüydü. Onun bu hoşgörüsünde hem öğrencisine derslerini düzeltmesi için süre tanıyan hocanın anlayışının izleri okunur hem de milletine imanı tam bir münevverin kemali. Tamamını oku. »

14 Eki 2013

Nesillerin yalnızlığı

Yazar: AFŞİN SELİM

1969 yılındaki bir makalesinde, Nesillerin Yalnızları’ndan* bahseder, Nevzat Kösoğlu. Başucumuzda olsalar bile, gönül körlüğüne tutulmuşuzdur. Görmeyiz, göremeyiz, görmek istemeyiz onları. Gördükçe mesul olduğumuz için belki, bakmak tercihimizdir. Çünkü iğfal edilerek, kirletilmiş her zihin yabancısıdır onların dünyasına. Uzaklardan o malûm ses işitilir. Biteviye, muhatabını aramakla meşguldür: “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” Maalesef. Meselemizin hem sanığı hem de tanığıyızdır artık…

türkyorum - nesillerin yalnızlığıHalbuki, sarsıntılı hayatlarıyla büyütürler yalnızlıklarını onlar; nesiller boyunca yalnız kalarak. Sırf, yaşanmaya değer bir hayata kavuşmak niyetiyle. Fakat vaziyetin vahameti kuşatmaya devam eder: “Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli…” Sonrası yakınma ve yabancılaşma. Çünkü fiziken ve ruhen yakınlaştıkça feda gerçekleşir, bu başlangıçla birlikte başka bir hayat sona erer, hesap gününden evvel hesaba çekilir nefs. Göz görmüş, gönül sevmiştir ve ama her türlü ezaya ve cefâya rağmen razı olunabilecek midir?

İlgili makalesinde, “İnanmışlığın gizli neşesi ve bir mukaddes davaya hizmetin huzurundan gayri, hangi ikbâl, hangi şöhret, O’nun kapısını çaldı?” diye sorar Kösoğlu. “Neslinin üstünde ve kendi mefkûreci yalnızlığı ile geleceğe uzanmış bir aydınlık” dediği, Nurettin Topçu için…

Bedel için muhatabını arzulayan yalnızlık, meşakkatlidir. Eğilmek bükülmek, bilmez. Her karşılaştığına katlanabilir mi, insan? Nesillerin yalnızları, bu sayede zamanlarını ve dönemlerini aşabilmişlerdir ancak. Umutsuzluğa ve ümitsizliğe yer yoktur yalnızlıklarında. Günü geldiğinde ise aramızdan, yürek dolusu selâm ve ebedi şükran ile uğurlasak da onları, yaşamaktadırlar halen. Diridirler. Sesleri yankılanır; yeter ki aradıkları kulağı bulabilsinler… Tamamını oku. »

10 Eki 2013

Kösoğlu

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

-Nevzat Kösoğlu Ağabeyin Aziz Hatırasına-

türkyorum - nevzat kösoğlu

.

Hakkını verirdi büyüklüğün, yürek dolusu ağabey derdik,
Keşke mümkün olsa idi, Azrail ile arasına girebilseydik.

.

Ne mecal var tarif etmeye teessürümüzü, ne de imkan,
Sanki viran oldu has bağımız, uçmağa vardı bir bağban.

.

Hakka’l- yakin öğrendik ölür imiş alim ile birlikte alem de,
Terekesi ab-ı hayat, acaba derman olabilir mi bu derde?

.

Parçalandık; öte aleme doğru göç etti onunla bir yanımız,
Büyükler meclisine girdi Kösoğlu, yanında Enver Paşamız.

Tamamını oku. »

« 1 ... 4 5 6 7 8 ... 26 »