25
Ara
2011
Yazan: OZAN BODUR

- Grafik Çalışma: İsmail Kandemir
Birinci Dünya Savaşı sona ermişti…
Bu savaş esnasında Hicaz Cephesinde bulunan ve Medine Müdafaasını çıplak gözlerle seyreden Feridun Kandemir, Babıâli’de bir gazete idaresinde tüm gördüklerini Süleyman Nazif ve Yahya Kemal’e anlatmaktaydı…
Loş odanın içinde kesif bir duygu seli yaşanıyordu…
Feridun Kandemir, şanlı müdafaaya dair hangi anı hatırlasa sesi titriyor, ruhunda volkanlar oluyordu. Anlatılanlar karşısında Yahya Kemal’in dudakları büzüşmeye, gözleri nemlenmeye başlamıştı, Bu sıcağı sıcağına bir anlatıştı, okuyan, öğrenen değil bizzat yaşayan anlatıyordu. Anlatılanlar karşısında gözlerini pür dikkat açıp, sessizce oturan Süleyman Nazif, bir süre dinledikten sonra bir ok gibi yerinden fırlayarak haykırdı;
“…Çoçuk! Çocuk!
Tamamını oku. »
23
Ara
2011
Yazan: CEM SÖKMEN
45 yıllık ömrüne çok önemli eserler sığdıran Erol Güngör, Türkiye’de sosyoloji denince ilk akla gelecek isimlerden biridir. O, hem şahsiyetiyle hem de entellektüel birikimi ve fikri derinliğiyle medeniyet krizi yaşayan 20.yy Türkiyesinde örnek bir münevver olmuştur. Onu yakından tanıyanlar “Erol Güngör gibi 15-20 akademisyen daha yetiştirebilsek Türkiye’nin fikri atmosferi bambaşka olurdu” görüşünde birleşiyorlar. A.B.D.’de bulunduğu iki yıl süresince birlikte çalıştığı Prof. Kenneth Hammond ise, “Erol Güngör’ü dünyanın herhangi bir birinci sınıf üniversitesine tavsiye etmekte hiçbir tereddüt göstermem” diyordu. Hakkında bu sözler sarf edildiğinde Erol Güngör’ün henüz 29 yaşında olduğunu düşünürsek, bu büyük kapasiteli ilim adamının, varlığı ve eserleriyle Türkiye’deki akademik çevrelerin performansını ölçebileceğimiz bir kilometre taşı vazifesini gördüğü ortaya çıkar. Erol Güngör hem eserleriyle kendini kanıtlamış bir profesör olarak hem de Konya Selçuk Üniversitesi rektörlüğü görevini yürütürken tirajı 1000’i bulmayan dergilerde dahi yazmaya devam etmiştir. Hem akademisyen hem idareci olarak içinde yaşadığı toplumun meselelerine müthiş bir canlılık ve üretkenlikle yaklaşmıştır. Tamamını oku. »
23
Ara
2011
Yazan: AFŞİN SELİM
Yazdıklarının yakılmasını vasiyet eden Kafka’nın, kendi deyimiyle, hortlakların önünde soyunduğunu görüyoruz. Hayat, daha başından kaybedilmiş bir savaş, değil mi zaten? İçinde yaşadığı çağın ve toplumun yabancısı bir adam, geride tedirgin edici izlenimlerini bırakarak, ayrılıyor aramızdan… Yazıları en yakın dostu tarafından piyasaya sızdırılıyor ve kendine özgü Kafkaesk serüven başlıyor. Bir rüya iken kâbusu dönüşen varoluş; bazen bir şatoda, bazen bir dâvâda, bazen bir böcekleşmişlikte anlamlı hale geliyor orada. Para, borsa, döviz işlerinden ibaret görmediği hayatın içinden sesleniyor okuyucusuna Kafka; dinmeyen yaralarını muhafaza ediyor bünyesinde. Mutsuzluklarıyla kucaklıyor hayatı. “Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla” diyor ya hani, Milena’ya… Büsbütün dibe çekmek isteyen yerçekiminin pusu kurduğu bir ilişki bu!
Tamamını oku. »
22
Ara
2011
Yazan: OZAN BODUR

- Ömer Naci
Üstlerinde çapraz fişek, altında siyah renkli avcı ceketleri ,başlarında astragan tipi kara kalpak,ayaklarında dokuz boğumlu körüklü çizme…
Ve o çizme altından kayan vatan toprağı; kaşları çatık,yüzleri traşsız,sakalları dert tonunda yapmış…
Bıyıklar kaytan ve sarkık hem de tütün renginde…
Koyunlarda payitaht damgalı idam fermanları kuşaklarda çifte su yemiş bir bıçak,birde zulada altı patlar…
Osmanlı’nın yaşam savaşı verdiği duldalarda,kan kokuları içinde barut öksüren sakıncalı adamlardı onlar…
Kimi Olimpos Gazinosunun anason kokulu akşamlarında, gramofonda ki ince saz taksimi birde ney eşliğinde efkar çekiyordu ciğerlerine vatan aşkından yana…
Kimi de Essalatü hayrin minen nevm diyen ezanları sinmişliğin,tükenmişliğin,bitmişliğin ortasında usul-usul umut olarak işliyordu memleket kadar yüreklerine…
Tamamını oku. »
22
Ara
2011
Yazan: İKBAL VURUCU
Gazetelerde son günlerde PKK’ya karşı şimdiye kadarki en büyük darbenin indirildiğini ve PKK karşısında tarihinin en başarılı mücadelesinin yürütüldüğü yönünde yorumlar sık sık yer almaya başlamıştır. PKK ile mücadelede iletişim eksenli yeni bir konseptin kabul edildiği yönündeki yorumlarda gözle görülür bir artış söz konusu. “Terörle mücadelede yeni silah: iletişim” diye başlıklar atılıyor. Bu doğrultuda “insaniliğe” vurgu yapan görüntüler medyada yer almaya başladı. Görüntüler içinde, etkisiz hale getirilen teröristlere güvenlik kuvvetlerinin davranışını gösteren mesela, üşüyen bir teröriste askerin parkasını vermesi, mağarada saklanan teröristlerin teslim olmalarını sağlamak maksadıyla ikna edilmeye çalışılması, bir terörist çocuğa babacan tavırlarla şefkatle davranması dikkat çekici ve etkileyici olmuştur. Haberlerin sunuluş biçiminde gözlerden kaçmayan nokta ise “eskiden yapılmayan” bu “yeni mücadelenin” şimdiye kadarki en “kararlı” ve “etkili” biçimi olduğuna yapılan vurgudur.
Tamamını oku. »
21
Ara
2011
Yazan: MEHMET AKİF OKUR
2003’teki işgalin hafızalarda kalan en sembolik görüntülerinden birinde ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın gönderden indirilişine nezaret ettiği o bayrak vardı. Bağdat’ın göbeğindeki Saddam heykeline tırmanan deniz piyadesi, devrilen diktatörün yüzünü Amerikan bayrağı ile örtmeye çalışıyordu. Dünya bu çarpıcı manzarada ABD’nin kendi suretinde bir Arap ülkesi yaratma arzusunu görmüştü. Şimdi ise bu yanlış hesabın, önce harabeye çevrilip sonra inşası için uğraşılan Bağdat’tan dönüşünü izliyoruz.
En çok merak ettiğimiz şey ise bundan sonra neyle karşılaşacağımız. Merakımızı giderecek sağlam bir tahlil için işe geçmişin kısa da olsa muhasebesiyle başlamalıyız. Sorumuz şu; ABD Irak’a niçin gelmişti? 2003’ten bu tarafa ortaya çıkan belgeler ve yayınlanan hatıratlar, bu soruyu bir sebepler listesi etrafında cevaplamamız gerektiğini söylüyor.
Tamamını oku. »
21
Ara
2011
Yazan: TÜRKYORUM

Mahmut Çetin, 1963 Ankara doğumlu. Erzurum A.Ü. Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu… 1989 yılında İstanbul’a gelen yazar; çeşitli gazete, dergi ve televizyon kuruluşlarında çalıştı. “Çağdaş Osmanlı Ekseni” iddialı Beyan dergisini ve Biyografi Analiz dergilerini çıkardı. Halen “biyografi.net” yayınevinin editörlüğünü yapmakta…
Biyografi Net yayınevi tarafından neşredilen ve üzerinde dört yıl çalıştığı Biyografi Kitabı, biyografiyi bütün yönleriyle ele alıyor. Türkyorum okuyucuları için kitap çerçevesinde bir söyleşi gerçekleştirdik.
Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com
- Niçin biyografi?
Gerek yazı hayatım gerekse iş hayatım boyunca biyografi eksenli işler yaptım. Yazı faaliyetimin ana omurgası biyografinin bir alt dalı olan aile tarihçiliğidir. Başta Boğaz’daki Aşiret olmak üzere, bu sahada yazdığım eserler belirli bir boşluğu doldurmuştur.
Tamamını oku. »
20
Ara
2011
Yazan: TÜRKYORUM
Yazarımız İkbal Vurucu Bey’in Nominalist Aydınların Soy Kütüğü isimli iki ciltlik eseri okuyucuyla buluşmuştur. Derinlemesine tahlil ve tespitleri barındıran eser alanında önemli bir boşluğu doldurmaya namzettir.
“Türkiye’de uzun zamandır etnik temele dayalı bir Kürtçülük ve bunun sebep olduğu bölücü Kürt terör örgütü mevcuttur. Bu örgüt genel olarak; Türk Devleti’nin, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Kürtleri inkâr ve imha siyaseti yürüttüğünü, soykırım uyguladığını, Kürtlerin en temel insanî, demokratik siyasi ve kültürel haklarını vermediğini iddia etmektedir. Bölücüler, özerklik, federasyon gibi süreçlerle tedricen bir bağımsızlık talepleri olduğunu iç ve dış platformlarda her zaman dile getirmişlerdir.
Şiddet ve terörün eylem ve düşünce bazında her zaman diyalektik bir karakteri vardır. Silahlı gücün yanında entelektüel bir beyin takımı da bu grupları tamamlar. Türkiye’de, terörü meşru bir çerçeveye oturtan, amaçlarına ideolojik destek üreten, bu eksende görüşler geliştiren ve bunun için çalışan akademi, basın ve ekonomi çevrelerinden etkin bir aydın grubu, işlevsel bir varlık göstermektedir. Bu yaklaşım sahipleri, zihniyet kalıpları bakımından genel olarak şiddet ve terör geleneğini güçlü bir damar olarak bünyesinde bulunduran Marksist-Sosyalist bir bilişsel ve ideolojik evrenden gelmektedirler. Türk kimliği ile sorunlu olan veya Türk kimliğine mesafeli bir duruş sergileyen kozmopolit İslamcılar da bu eksende değerlendirilmelidir.”
16
Ara
2011
Yazan: FIRAT KARGIOĞLU
Müziksiz şiirin ve şiirsiz müziğin âcizliğinden dem vuran Alman müzisyen Richard Wagner’e kulak vererek, bu şiir için seçilen müzik: Antonio Vivaldi, “La Follia”. [1]
“Şimdi soğuk bölgeye gelmiş bulunuyoruz. Gece, bitti gibi; ama sabah yok, tan vakti yok. Felsefe denildiğinde, Türk şâirlerinin içine girdikleri hâli bu vakte benzetebiliriz. Damardaki kanın donmasından çok, “Herkesin uyumakta olduğu bir vakitte neden ayakta duralım ki?” der, gibidirler.”[2]
“Edebiyat yapma, deriz. Keşke adamını bulsak da, “edebiyat yap, ne olur” diye rica etsek. Tek tek insanlar için ne söylesem boş; ama sıra toplum denen şeye geldi mi, gerçek ortada: Edebiyatını kaybeden ve edebiyat yapamayan bir toplum her şeyden umudunu kesmelidir.” [3]
Tamamını oku. »
14
Ara
2011
Yazan: AFŞİN SELİM
Ahmet Mithat Efendi, “Vatan bir milletin evidir” derken, haksız sayılmaz. Demek ki vatan büyük evimiz, millet ise büyük ailemizin adı… Çünkü “biz” duygusu nakşedilmekte vatana; vatanda solunan hava, içilen su, yenilen ekmek bambaşka… En azından ehli vatan için! Bu “bambaşkalık” ister istemez aidiyet duygusu oluşturuyor insanda…
Görüldüğü üzere; toprak ekilmiş, vatan biçilmiştir, toprak insana tabi olmuştur. Sonrasında kupkuru toprak, üstündekilerin maddî ve manevî katkısı ile yoğrulmuştur; aynı vatan üzerinde yaşayan vatandaşlar, dünün toprak parçasını, müşterek unsurlarda buluşarak bir nevî özelleştirmişlerdir, mahremiyet oluşuvermiştir böylece… İnsan; vatanını sakınır, göğsüne namahrem eli değmesine müsaade etmez.
Tamamını oku. »