topkasaray

4 Oca 2012

Yeni Yılı Karşılarken: Tarihin Gözleriyle Gelecekten Bakabilir miyiz?

Yazan: MEHMET AKİF OKUR

Zaman üzerine tarih boyunca yürütülen tartışmalarla biraz ilgilenirseniz, saat tik-taklarının bu muazzam meselede sadece bir alt başlık teşkil ettiğini hemen anlarsınız. Diğerlerini fark etmek için ise daha yakından bakmalısınız. Örneğin merceğinizi uygun bir açıya ayarladığınızda, gök cisimlerinin hareketlerini esas alan aralıklara göre belirlenmiş “objektif” zamanın, özel takvimlerle nasıl anlam kazandığını görürsünüz. Ard arda dizilen ânların soğuk akışını, bireysel ve toplumsal takvimlerimiz sayesinde insani bir renge boyarız. Doğumlar, ölümler, evlilikler, mezuniyetler…  Çok uzatabileceğimiz bir “özel” günler listesi, kişisel hafızamızın koordinatlarını belirler. Benzer bir biçimde toplum olarak paylaştığımız takvimimiz de zamanı, kültüre/medeniyet çevresine tercüme ederek yerelleştirir.

Yazımızda bu hayli girift ve uzun konunun derinliklerine dalmak niyetinde değiliz. Kısa girizgâhımızın sebebi, âdet olduğu üzere her yılbaşında yapılan “muhasebeler” hakkında düşünmeyi kolaylaştıracak bir bakış açısı sunmak. Şimdiye kadar söylediklerimiz, astronomik zamanın bireysel/toplumsal/kültürel bağlamlarla ilişkisine işaret ediyor. Biz de geride bıraktığımız seneyi zorunlu olarak belirli referanslar etrafında değerlendireceğiz. Bir yıllık zaman dilimini hangi kriterle gözden geçireceğimiz sorusunun cevabı ise, yazının başlığına taşıdığımız “hatırlama” fiilinde gizli. Bugün yaşadıklarımızın tamamı, yarın bizim için “geçmiş”e dönüşür. Geçmişle tarih arasındaki önemli çizgiyi de hatırlayarak çizeriz. Tamamını oku. »

3 Oca 2012

Poetika ve ‘Muhafazakâr-Biçim’: Tanpınar’ın “Sen ve Ben” Şiiri Üzerine İki Not

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

‘Muhafaza edebilmek’ ümidi ve kaygısıyla,
İrem Kargıoğlu’na…

Şiir için seçilen müzik:
Frédéric Chopin
“Prelude in E-Minor (op. 28 no. 4)” [*]

Derkenar-I: “Fikir manzumede, bir meyvenin gıda hassası gibi gizli bulunmalıdır. Meyve yiyen adam kuşkusuz ki, bir gıda almış olur. Fakat bunu gıda halinde değil, lezzet halinde alır.” –Ahmet Hamdi Tanpınar [1]

Derkenar-II: “Bugün sanat meseleleriyle yakından alâkadar olmuş bir zekâ için artık münakaşasına imkân görünmeyen hakikatlerden biri de şiirin her türlü menfaat endişesinden uzak, gayesini yalnız kendisinde bulan bir mükemmeliyet olmasıdır. Bu böyle olduğu hâlde, maalesef memleketimizde mutlak derecede bir ekseriyet hâlâ sanatkârda büyük insanî mefkûrelerin bir peygamberini, cemiyet hayatının ateşli havarisini görmek arzusundadır. Asaleti nispetinde sakat olan bu arzuda, şiir hakkında yerleşmiş, kök salmış batıl zanların, yanlış telakkilerin mühim bir hissesi vardır.” –Ahmet Hamdi Tanpınar [2] Tamamını oku. »

3 Oca 2012

“Arap Baharı” na “Türk Baharı” da Katılır mı?*

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Eski dünya tabir edilen coğrafyalarda yaşanan halk isyanlarıyla başlayan dönüşüm süreci, sınırları genişleyerek devam ediyor. Temelde diktatörlerin ülke kaynaklarını halkın istifadesine yeterince sunmaması ve halk iradesiyle otoriter rejimlerin iradesinin çatışması kaynaklı bir gelişme yaşanıyor eski dünyanın kadim bölgelerinde. Sürecin orta vadede tüm Arap ülkelerini kapsaması artık kaçınılmaz gibi görünüyor. En muhkem görünen Suudi Arabistan’da dahi birkaç on yıl sonra, sembolik bir monarşinin devamı mümkün olsa bile, parlamenter sistemin ayak sesleri uzaktan da olsa duyulmaya başlandı. Bu ayak seslerini başta Suud kraliyet ailesi olmak üzere tüm Körfez ülkeleri duyuyor olacak ki, son bir yıldır devasa çapta sosyal paketleri birbiri ardına açıklıyorlar. Tamamını oku. »

3 Oca 2012

Başer: Türklüğün tarihî rolü, insanlığın vicdanı olmaktır!

Yazan: TÜRKYORUM

Sait Başer, 1957 Isparta doğumlu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu olan Başer, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nın neşriyat müdürlüğünü ve yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. Türk Edebiyatı, Türk Yurdu, Doğu Türkistan’ın Sesi, Kültür Dünyası gibi çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. Genellikle, Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Halen kadrosu Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümünde olup, misafir öğretim üyesi olarak Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde görevine devam ediyor.

Eserleri: Türk Münevverinin Müşterek Fikir ve İman Zemini, Gök Tanrı, Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre, Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı, Toplumsal Aklı Anlamak, Türk İnanma ve Anlama Modeline Dâir, Düştüğü Yerden Kalkmak, Yitik Yurdun İçinde, Simurgun Kanadında…

Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com

- Eserleriniz İrfan Yayınları tarafından toplu halde tekrar yayınlandı. Hayırlara vesile olmasını diliyoruz. 

Teşekkür ederim.

- Çağımızı, katıldığınız bir TRT TV programında, “imaj çağı” olarak adlandırmış “Muhtevalar değil, görüntüler konuşuluyor” demiştiniz. Sonrasında İstiklal Marşı üzerinden çerçevelemiştiniz meseleyi, İstiklal Marşı’na yeterince muhatap olabiliyor muyuz hocam?

Türkiye’de ideolojik çarpıtmalar üst üste yığıldıkça meselelerin köklerini görmek, doğru analizler yapmak da güçleşiyor. Türk kültürü sahip olduğu derinlik sebebiyle zengin unsurlarını önemli ölçüde sembollere bağlamış bir kültürdür. Kültürün yapısındaki azametin hakkından gelemedikçe, Cumhûriyet’in sığ eğitiminden geçen aydınlar, karşılarındaki muazzam sistemi anlayamadıkça ya basitleştirme çabasına düşüyor yahut reddetme kolaycılığını tercih ediyorlar. Tamamını oku. »

3 Oca 2012

Ülkücüler, Bir ‘Şiir Cemaati’ Olarak Okunabilir mi?

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

Ülküdaşım, Murat Yılmazer’e ithaf olunur… 

“Edebiyat neyi bilir? Edebiyat metinlerinin neyi açığa vurduğu yahut gizlediği sorusu öylesine enine boyuna tartışılmıştır ki, bundan sonra ne yorum yapılsa, haleflerin sonradan aklına gelen sistemsiz düşünceler yahut şerhler olmaktan öteye geçmesi güç gibidir.” [1]

Rita Felski

‘Edebiyat Ne İşe Yarar?’ 

1: Ülkücüler, bir ‘şiir cemaati’ olarak okunabilir mi? Ya da bu soruyu, şöyle de sorabiliriz: Türk şiiri içerisinde, bir ‘Ü tipi yapılanma’dan dem vurmak mümkün müdür? Tabiî ki böylesi bir sorunun sorulabilmesi ve cevaplandırılabilmesi için de –çağrışımlarla yetinmeyerek, evvelâ ‘şiir cemaati’ kavramıyla ne kastettiğimizi açımlamak gerekir. [2] Bu açımlamanın odak noktasıysa, şiir’den ziyâde, cemaat’tir. Bilindiği üzere cemaatler –ya da topluluklar, hakikat vehurafeleri [3] olan beşerî yapılardır. [4] Bir başka deyişle; bir ‘ben’ ve/veya bir ‘öteki’ tarifi, adı cemaat olan her beşerî yapının çelik çekirdeğidir. Dolayısıyla bir ‘şiir cemaati’nden söz açmak demek,  ilk etapta bir ‘ben’e ait’ ya da ‘ben’i anlatan’ şiirlerden/şâirlerden ve/veya bir ‘öteki’ye ait’ ya da ‘öteki’yi anlatan’ şiirlerden/şâirlerden söz açmak demektir. Öte yandan bu basit tasnif, işlevsel olmakla birlikte yeterli değildir; Tamamını oku. »

3 Oca 2012

Türkiyelilik, Türkiye Halk(lar)ı, Türklük Ve Vatandaşlık (*)

Yazan: NURİ CİVELEK

Nazik bir davete icabet etmenin huzuruyla merhaba dostlar;

“Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla.” diyen Gaspıralı İsmail Bey’in ikazını dikkate almamak benim için mevzuu bahis olmadı. Ancak hiçbir zaman “ağzı olan konuşuyor” deyimi tedai ettiren had bilmezliğin ve seviyesizliğin kol gezdiği bu âlemde çala kalem yazmak da tasvip ettiğim iş olmadı. Bu yüzden sizlerle berâber olduğum müddet zarfında belirli fasılalarla bâzı fikir yazıları kaleme alacağım. Memnû aşkıyla tenhada nadiren gizli gizli  buluşan çapkınlar gibi olmaması için de elimden geleni yapacağım. Ancak her şeyden evvel biraz geciktim, nazik davet sahiplerine özür borcum var; ve onu da îfâ etmeliyim.

Esâsen, yüz yüze tanışıyor olmasak da ben de aynı denize akan farklı renk, tat ve rayihadaki ırmaklar olduğumuz zannındayım. Yakın vâdede sadık kaarîlerim olacağınızı ümit ettiğim sizlerin sabrını çok zorlayıp cinleri tepesine çıkartmadan sadede gelelim. Tamamını oku. »

29 Ara 2011

Diyanet’in Koruculuk Sistemi ya da “mele” Meselesi

Yazan: HİLMİ DEMİR

PKK terör örgütünün din kartına karşılık Diyanet kendi senaryosunu piyasa sürdü. 12 Aralık’ta Diyanet İşleri Başkanlığı‘ndan (DİB) sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kürt illerinde dinî kanaat önderi “mele” olan kişilerin DİB kadrolarına alınacağını duyurdu. Yeni mekanizmaya göre, bölgeden yaklaşık 1000 mele, DİB’in yapacağı personel sınavını geçerlerse, 4/B statüsünde sözleşmeli imam-hatip olarak istihdam edilecekler.

Atatürk dil tarih yüksek kurumunun yeni üyesi Türköne de engin ve dingin ilahiyat bilgisi ile  “Cumhuriyet’in resmî ideolojisine”  karşı bu proje sayesinde devletin kendisi vatandaşları nezdinde meşruiyet kazanacaktır diye, fetva veriyor. Bu proje ile devletin vatandaşları gözünde meşrulaşıp meşrulaşmayacağına gelmeden önce şu resmi ideoloji meselesinde birkaç kelam etmekte fayda görüyorum. Tamamını oku. »

29 Ara 2011

Grebene’den Sarıkamış’a Hilal’e Adanan Bir Ömür: Bekir Fikri Bey

Yazan: OZAN BODUR

Nedir Grebene?

Bir masal kahramanı mı?

Hayır!

Batı dünyasında yayın yapan bir mecmuanın adı mı?

Hayır!

Peki, ismini hiç duymadığımız bir ülkede yetişen tropikal bir bitki mi?

Hayır!

Nedir öyleyse?

Türk insanının kalbi ile teni arasına ilahi bir rötuşla yerleştirilen, bir direniş bir mukavemet ruhudur Grebene…

Kuttul Ammare’nin, kaynağı, Çanakkale’nin cevheri, Dua tepenin madeni, membasıdır Grebene…  Tamamını oku. »

27 Ara 2011

Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’in Üçlü Tasnifleri: Üç Tarz-ı Siyaset ve Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muâsırlaşmak-1*

Yazan: MEHMET KAAN ÇALEN

Meselenin Takdimi

Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset”i ve Ziya Gökalp’in “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muâsırlaşmak”ı hiç şüphesiz modern Türk düşüncesinin en önemli metinleri arasındadır. Söz konusu iki metnin taalluk ettiği kimlik meselesi, bugün hâlâ bütün şiddetiyle -hatta çekiciliğiyle-  kamuoyunu meşgûl etmeye devam etmektedir. Kaleme alındıkları tarihten günümüze kadar aşağı yukarı bir asırlık zamanın geçmiş olmasına rağmen, sık sık geriye dönerek bu iki esere yeniden bakma ihtiyacı duymak zorunda kalmamız, meselenin süreklilik istidadı göstermesinde saklı olmalıdır. “Üç Tarz-ı Siyaset” ve “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muâsırlaşmak” artık düşünce tarihimizin ilgi sahasına ait iki yaşlı eser gibi gözükse de yaşamaya ve güncelliklerini muhafaza etmeye devam etmektedir. Tamamını oku. »

26 Ara 2011

Turgut Uyar’ın Profan Duâ’sı, “Söyle Küçük Saadetini”: Pek Kalender, Pek Kibirli

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

“Gözü dâima tok, karnı dâima aç” bir Ocak’ta 

“Buğday konuştuğumuz” günlerin anısına,

Ağabeyim, Ömer Kerman’a…

Bu şiir için seçilen müzik:

Frédéric Chopin, “Nocturne 20 in C Minor Sharp”. [1]

“…Tarih, bir arı kovanı gibi inşa edildiği için, bize kandan ve işkenceden ve ziyandan başka bir şey bırakmadı –şimdi, 2.000 yıllık Hıristiyan kültüründen sonra bile, sokaklar ayyaşlardan ve yoksullardan ve açlardan ve katillerden ve polisten ve sakat yalnızlardan ve Toplum denen bokun içine daldırılan yeni doğmuşlardan geçilmiyor. Dünyanın bir gün kurtarılabileceğinden emin değilim; müthiş ve neredeyse olanaksız bir değişim gerekli. Fakat dünyayı kurtaramasak bile, ne olduğunu bilelim hiç olmazsa, nerede durduğumuzu. Bu da bizi ŞİİR denen müstehcen sözcüğe getirir.” [2]

Charles Bukowski Tamamını oku. »

« 1 2 3 4 5 6 ... 11 »