11
Oca
2012
Yazan: CEM SÖKMEN

- Beyazıt Kütüphanesi Üyelik Kartı
Ahmet Ersin Yücel 1942 yılında Yozgat’ta doğar. Dedesi Şeyh Ahmet Efendi’nin tedrisatında yetişir. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra lise öğrenimi için İstanbul’a Haydarpaşa Lisesi’ne gider. Burada Mahir İz Hoca ile tanışır ve onun sohbet halkasına dahil olur. Liseden sonra 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlar, burada bir yıl okuduktan sonra Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Bölümü’ne kaydolur. Zaptiye Ahmet aynı dönemde bir süre Haydarpaşa Lisesi’nde etüt öğretmeni olarak görev yapar. Zaptiye Ahmet çocukluk yıllarından itibaren ciddi bir okuma disiplini kazanır. Osmanlı Türkçesi öğrenir ve bu bilgilenme süreci onun Osmanlı tarihine yönelmesine sebep olur.
Zaptiye Ahmet’in tarihi kültür birikimimize duyduğu sevgi onu bu alanda çalışmalar yapmaya sevk eder. Bu minvalde Zaptiye Ahmet, Namık Kemal’in “Yavuz Sultan Selim” kitabını Ötüken Neşriyat için Latinize eder ve basılmasına ön ayak olur. Ayrıca Şehbenderzade Ahmet Hilmi’ye ait “İslam Tarihi”nin yayına hazırlanmasında büyük emeği geçer. Tamamını oku. »
9
Oca
2012
Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ
“Üstad, siz imhaya memursunuz, ihyaya değil…” cümlesinin Fethi Gemuhluoğlu tarafından Necip Fazıl’a hitaben sarfedilişinin üzerinden belki de kırk yıl geçti. Kırk sene evvel imha ve ihya kavramsallaştırması üzerinden merhum Gemuhluoğlu’nun derin irfanıyla dile getirdiği hakikat elan üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken bir mesele olarak karşımızda bütün heybetiyle durmakta. İmha algısıyla dünyayı anlamak ve davranış biçimini bu kabule göre tasarlamak son üç yüzyılı batı medeniyeti karşısında hüzünlü mağlubiyetlerle geçiren bir millet için varlığının kalan kısımlarını savunma noktasında meşruiyet kıstasları içerisinde değerlendirilebilecek bir kavrayış olarak nitelendirilebilir. Taşer gibi Gemuhluoğlu’nunda kırk yıl evvel muştuladığı büyüme, ihya ve yeniden inşa dönemi imha algısından ihya algısına tekamülün zaruri olduğu bir demdir. İmha algısı ile programlanmış insan kaynağının geniş kapsamlı restorasyon ve yeniden inşa süreçlerinde milletin ihtiyaç duyduğu katkıyı sunamayacağı açıktır.
Tamamını oku. »
9
Oca
2012
Yazan: TÜRKYORUM
Yazarımız Hilmi Demir Bey’in Mit Kozmos ve Akıl: Zerdüştlük, Maniheizm, Hıristiyan Gnostikler ve İslam isimli eseri okuyucuyla buluşmuştur. Alanında önemli bir boşluğu dolduracak olan kitaba buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
“Mit, Kozmos ve Akıl adlı eser, Gnostik düşüncelerin İslam dünyasındaki varlığı Müslüman entelektüellerin bu düşünce sistemleri ile karşılaşmasını ele alan özgün bir araştırma. Gnostik düşünce insanlık tarihinin en kadim geleneklerinden biridir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında keşfedilen Nag Hammadi yazıtları bu kadim geleneğin köklerinin Hıristiyanlıktan çok önce olduğunu kanıtlamıştır. Tarihte Hıristiyanlık gibi birçok dinin yalnızca rakibi değil aynı zamanda onları derinden etkileyen bir sitem olmuştur. İslam hızla İran, Irak ve Orta Asya’nın içlerine doğru yayılmaya başladığında Müslümanlar gnostik düşüncenin temsilcileriyle karşılaşmışlardır. Eserde Mecusilik, Markinyonculuk, Deysâniyye ve Maniheizm gibi akımları gnostik düşüncenin Müslüman coğrafyadaki temsilcileri olarak kabul edilmektedir.
Hilmi Demir eserinde, insanlık tarihinde dini ve felsefi düşünce sistemlerini etkileyen gnostik düşüncenin Müslüman coğrafyadaki etkilerini ve Müslüman Entelektüellerin onlarla mücadelesinin izlerini büyük bir titizlikle takip etmiş. Batı düşünce tarihinde gnostik düşünce üzerine birçok eser kaleme alınmıştır. Hatta gnostik düşüncenin Müslümanlarla karşılama hikayesi de her zaman akademik ilgiyi hak etmiştir. Fakat bu konuda Türkiye özgün bir eser kaleme alınmamıştır. Bu haliyle bu eserin önemli bir boşluğu doldurduğu ve bundan sonrada gelecek araştırmalara ışık tutacağını söylemek yanlış olmayacaktır Tamamını oku. »
8
Oca
2012
Yazan: MEHMET KAAN ÇALEN

- Yusuf Akçura’nın, 1928 Türk Yılı’nda kendisini anlattığı kısım
Yusuf Akçura ve Üç Tarz-ı Siyaset
Üç Tarz-ı Siyaset, 1904 yılında, Ali Kemâl’in Kahire’de çıkardığı Türk isimli gazetede, üç bölüm hâlinde yayımlandı ve Yusuf Akçura böylece günümüze kadar devam eden bir tartışmanın ilk fitilini yakmış oldu. Akçura’nın bizzat kendisinin de belirtmiş olduğu üzere, Osmanlı Devleti’ndeki siyaset tarzlarını isimlendirip; tasnif, tayin ve tahlil etmesi bakımından eser bir ilk olma özelliğini taşımaktadır[1]. Eser ile sahibinin, Volga kıyısındaki Simbir şehrinde başlayıp Osmanlı İstanbul’unda devam eden, daha sonra Trablusgarb, Fransa, Kırım ve Kazan’a kadar uzanan hayat hikâyesi arasında mutlak surette bir bağ olmalıdır. Farklı dünyalara ait tecrübeler, Akçura’ya Osmanlı-Türk aydınlarında olmayan bir bakış açışı kazandırmıştı. Nitekim bir Osmanlı aydını olan Ali Kemâl’in, Üç Tarz-ı Siyaset’i tarihî hakikâtlere muvafık bulmaması ve eseri zihnî bir eksersizden ibaret görmesi bu bağlamda manidardır[2]. Tamamını oku. »
8
Oca
2012
Yazan: FIRAT KARGIOĞLU
Osman Akgül ve Hasan Çağlayan’a…
“Zoolojikleştirme aslında antropolojikleştirmedir.”
Walter Euchner
“Bir felsefî fikrin uygulanmaya konması ve örgütlenebilmesi için en önce , bu felsefî fikrin açık bir tarifini yapmak gereklidir. Mezhepler, inanç için ne diğer ifâde ediyorsa, bir toplumun ilkeleri de, kurulmak üzere olan siyasal parti için aynı değeri ifâde eder.” [1]
Adolf Hitler
1: Bu yazıda –meraklısına, Alman siyaset bilimi profesörü Walter Euchner imzalı, Kaan H. Ökten tarafından Türkçeleştirilmiş olan ‘“Baba Ben Niye Faşist Oldum?” Biyo-Politikanın Temelleri ve Sınırları Üzerine’ [2] adlı yapıttan –herhangi bir yorumlama sürecine girmeksizin, doğrudan- bâzı bölümler takdim ediyorum. “Meraklısına” diyorum; zirâ biyo-politika/sosyo-biyoloji, kimilerince hiç ciddiye alınması gereken bir araştırma sahası değilken, kimilerinceyse hâlâ önemini muhâfaza eden, İnsan’ı anlamak/anlanlandırmak nâmına işlevsel bir saha. Tamamını oku. »
7
Oca
2012
Yazan: OZAN BODUR
Hazar Denizinin doğusunda Ceyhan nehrinin aşağı mecrasının her iki tarafında bulunan ülkeye Harezm[1] denilmekteydi.[2]
1218-1220 tarihleri arasında ki Moğol istilası[3] sonucunda aniden çöken büyük Harzem Devletinin, hâkim olduğu ülkeler dışında Azerbaycan ve Doğu Anadolu gibi bölgelerde de bir hükümet kuran Celaleddin, Harzem silsilesi içinde son Harezmşah olarak kabul edilmektedir.[4]
Devrin büyük âlim ve askerlerinin elinde yetişen[5] ve Mengüberdi[6] lakabıyla anılan Celaleddin, Sultan Alâeddin’in büyük oğlu ve veliahtı idi.[7] Celaleddin, döneme ait birinci el kaynakların aktardığına göre çok uzun boylu değildi hatta kısa sayılırdı. İri ve kaslı bir vücuda sahipti. Teni çok esmerdi. Saç ve göz rengi siyahtı. Dış görünüşü klasik Türk tipiydi.[8]
Türk’ün ve Türkçenin Aşığı
Yine birinci el kaynakların özellikle Muhammed Nesevi’nin Siret-i Sultan Celaleddin Mengüberti isimli eserinde naklettiği üzere Celaleddin iyi derece de Arapça ve Farsça bildiği halde Türkçe konuşmayı tercih ederdi.[9] Kaldı ki bu dönemde Harzem sarayında ki hâkim diller Arapça ve Farsçaydı…[10] Tamamını oku. »
6
Oca
2012
Yazan: SEMİH UŞAKLIOĞLU
Mondaki Kongur’la birkaç kez daha görüştüm. Sanırım ramazan ayının ortalarına doğru bir gün telefon edip hafta sonu ziyaret etmek istediğimi söyleyince;
- İftardan bir saat önce gel dedi.
Şaşırmıştım, çünkü ezan sesinin duyulmadığı Budapeşte’ de beni iftara çağırıyordu. Ramazan’ın geldiğini demek biliyordu.
Zamanında evine gittim, beni yine o has misafirlerini aldığı odasına aldı. Biraz sonra içeriye çekik gözlü Orta Asyalı olduğu belli olan bir hanım içeriye girdi ve anlaşılabilir bir Türkçeyle
- Hoş geldiniz dedi. Mondaki Kongur;
- Karım, Ayça diyerek tanıştırdı.
Hanımının Kazak Türkü olduğunu söyledi.
- Elhamdülillah Müslümanız. Biz de oruçluyuz. Tamamını oku. »
4
Oca
2012
Yazan: TÜRKYORUM

Yazarımız Cem Sökmen, “Eski İstanbul Kahvehaneleri” adlı kitabıyla, Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin(ESKADER) her yıl düzenlediği kültür-sanat ödülleri arasında yer alan “araştırma ödülüne ” lâyık görülmüştür. Kendisini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz…
Ayrıntılı bilgi için:
http://www.eskader.net/2011/12/30/2011-eskader-odulleri-aciklandi/