Ayasofya Camii

5 Eki 2011

Osmanlı nasıl yükseldi, neden çöktü?

Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

Bir ömrün adandığı soru:

Mehmet Genç, cevabı mutlaka bulmaya kararlı bir bilim adamı hüviyetiyle soruyor: Avrupa, kuruluş ve yükseliş devirlerinde Osmanlı’dan daha güçlü idi. Nüfusta güçlüydü, üretimde güçlüydü. Buna rağmen ve Avrupa devletleri sık sık Haçlı bayrağı altında birlikte hareket ettikleri halde Osmanlı, Avrupa aleyhine nasıl başarıyla büyüdü?

Fikir dağarcığımız henüz lise münazarası seviyesindeyken “Osmanlı niçin yıkıldı” sorusu sık sık karşımıza çıkardı. “Gerici oldukları için”den, “demokrasi olmadığı için”e kadar, her biri bir öncekinden saçma ve bazıları da “endüstrileşmedikleri için” gibi daha az saçma birçok cevabı vardı bu sorunun. Emin Oktay’ın dışında da biraz tarih okumuş olmanın avantajıyla ben şöyle düşünürdüm: Bunun cevabını bulmamız şart; Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatabilmek için. Fakat daha önce başka bir soruya da cevap vermeliyiz… Osmanlı İmparatorluğu nasıl altı asır yaşadı?

Tamamını oku. »

5 Eki 2011

Olacak ama…

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünya hızla değişiyor. Ve bu değişim önemli bir özelliği seçenek olmaktan çıkarıp iddia sahibi ülkeler için bir zorunluluk haline getirmekte. O özellik:  zamanın ruhunu okuyabilmektir. Soğuk savaş sonrasında önümüzde açılan yollardan yeterince yararlandığımızı söyleyemeyiz. Ama şunu da kabul etmemiz gerekir ki: çok daha iyisini yapabilecek kaynaklara da tam anlamıyla sahip değildik. Bugün daha geniş imkanlarla ve soğuk kanlı bir şekilde önümüzü görebilecek donanıma sahibiz. Evet, belki hala her şey dört dörtlük değil ama dünden çok daha ilerdeyiz ve yarın daha da ileride olacağız..

Geçen günlerde gazetelere yansıyan bir olay bu bakımdan hem dikkat çekici hem de umut vericidir. Karadağ Cumhuriyeti’nin Adriyatik Denizi kıyısında ki küçük bir kasabasında gerçekleştirilen nüfus sayımında ilk defa 104 kişi kendisini “Türk” olarak kaydettirmiş. Yüzyıllardır orada yaşayan ve yeni nesilleri Türkçe’yi unutmuş olan bu insanlar, kendilerini deşifre etmekten kaçınmışlar uzun yıllar. Tamamını oku. »

5 Eki 2011

Yarım doktor candan, yarım imam dinden, yarım devlet vatandan eder!

Yazar: AFŞİN SELİM

Bir istihbarat analizcisinin tespitiyle:  “Terörizm işletme gibidir, patron yapacağı işe göre eleman alır.” Devletlerin uyguladığı terör bir yana, zafiyet, terörü şiddetlendirir. Terör, tabiatı itibariyle, korkutur ve yıldırır. Fakat kendisini, toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamakla yükümlü “hizmet aracı” olarak addeden hakikî bir devlet, terör organizasyonunun aracısı konumunda olan teröristi yıldırmaya çalışırken, psikolojik tahribata uğramamak için çok yönlü stratejiler belirler; aksi takdirde günü kurtarmaya odaklı zafer nidalarıyla aldanmak kaçınılmazlaşır…

İnsan denilen varlığın varoluşu esnasında “devlet sahibi olması” hayatî ihtiyaçlarından biridir. Gerekliliktir bu… “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” prensibi bu çerçevede değerlendirilebilir. Fakat yaşanan çeşitli olumsuzluklara binaen oluşan devletsizlik hissi, kişiyi paryalaştırır. O esnada, devlet, düzen ve hükümet ayırt edilemez. Psikolojik sarsıntı, bir devlete sahiden sahip olunup olunamadığını sorgulatır insana…

Tamamını oku. »

5 Eki 2011

“Kürt Açılımında” Türk Milliyetçilerini Anlamaya Giriş

Yazar: İKBAL VURUCU

Hükümetin “Kürt açılımı”nın yöntem, strateji, amaç ve ilkeleri noktasında hiçbir ön görüşmeye gerek duyulmadan MHP tarafından reddedilmesi ve sert bir muhalif söyleme dönüşmesi, Türk kamuoyunun aksine basında çeşitli renklerdeki hükümet yanlısı, batıcı ve Kürtçü aydınlar nezdinde bir takım suçlamaları da beraberinde getirdi. Burada, “Kürt açılımı” görüşmelerini MHP’nin ve Türk milliyetçilerinin neden doğrudan reddettikleri ve bunun üzerine Türk milliyetçilerinin basında “simgesel şiddetin” odağı haline gelişini kısaca yorumlayacağız. Bu noktada hükümetten kaynaklanan ilk hatalar silsilesi açılımın adı ve meşrulaşırım araçlarını (Polis Akademisindeki Kürt Çalıştayı ve katılımcıları gibi) kullanış biçiminde olmuştur.

Kürt açılımı, Türk Milliyetçileri üzerinde görüş bildirenler bakımından iki farklı boyutun ortaya çıkışında tecessüm etti. Birincisi, yakın tarihteki ideolojik mensubiyetin katı zihinsel duruşuyla, MHP’yi algılamaktan kurtulamamış olan nominalist aydınların bu vasıfları Kürt Açılımı söz konusu olunca tekrar nüksetmiştir. Yani, kendilerini liberal olarak tanımlayan aydınların “özde Marksist” bir zihinsel yapıya sahip oldukları “içselleştirdikleri düşmanlıkları vasıtasıyla” bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Partileşme Sürecine Dair

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ “Bizler davayı Ağrı dağının zirvesine çıkaracaktık, yola koyulduk, bin bir zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu ama küçük(!) bir noksanımız olduğunu fark ettik: davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. “ Galip Erdem „
20. yüzyılın başlarında Türk entelektüelleri imparatorluğu ayakta tutmak amacına matuf çabalar içerisindeydiler. İttihat-ı Anasır adı verilen,  imparatorluktaki tüm unsurların birliğini savunan, köken ve inançlarına bakılmaksızın herkesi “Osmanlı” kimliğinin çatısı altında buluşturmayı hedefleyen bu akımın etkisini kaybetmesi Balkan Savaşı’nın başlamasıyla olmuş, gayrimüslimlerin yer aldığı bir birliğin fiilen var olamayacağı hususundaki tartışmaların alevlenmesiyle fikri ömrünü tamamlamıştır. Sonrasında İttihat-ı İslam adıyla anılan devletin etki sınırları içindeki tüm Müslümanların birlikteliğini hedefleyen siyasi akım dönemin iktidarının da benimsemesiyle öne çıkmıştır. Bu noktada İttihat-ı Anasır fikrine de başta İttihat Terakki olmak üzere ciddi bir desteğin, Balkan Savaşı’na kadar sürdüğünü belirtmek gerekir. Arap ve Arnavutların içinde başlayan ayrılıkçı hareketler İttihat-ı İslam fikrini de akamete uğratmıştı.
Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

“Hainlik” Türk Milliyetçiliğinin Şanındandır

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Malum-u âliniz bir süredir Türk milliyetçiliğinin meselelerine dair fikri bir tartışmayı ilgiyle takip etmekteyiz. Zaman zaman üslup sertleşse de bereketinden bir şeyler kaybetmediğini belirtmemiz gerekir. Zira tartışmada ki seviye ve üslupta ki müspet ya da menfi değişimler dahi oldukça öğreticidir. Uzun süredir eksikliğini hissettiğimiz öz eleştiri mekanizmasının yeniden vücuda gelmesi göz ardı edilemeyecek bir ilerleme kabul edilmelidir. Bu anlamda süreci başlatanlara kalbi bir teşekkürü vicdani bir sorumluluk kabul ediyorum.
Tartışma sürecinde görülmüştür ki; şahıslara indirgemeden fikri tartışmalar yapma hususunda ki eksikliğimiz devam etmektedir. Kelamı söyleyenin kimliği üzerinde düşünce beyanı kelamın bizatihi kendisinin önüne geçebilmektedir. Şüphesiz bu halde odaklanılması gerekenlere yeterince yoğunlaşamamayı beraberinde getirmektedir.
Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Tarihin Öznesi Olmuş Milletlerin Gelecek Algıları Üzerindeki Geçmiş İzleri *

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Tarihte bir kere özne olmuş milletler hiçbir zaman tarihin nesnesi yapılamazlar.”  Bu cümle 26 Mart’ta İstanbul Türk Ocağı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir toplantıda Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından, Türk dış politikasında oluşan yeni paradigmanın üzerinde durduğu zemini ifade ederken sarf edildi.1 Bu ifadeyi Davutoğlu’nun kadim medeniyetlere, tarihi etki alanlarına, özel misyonu öne çıkaran küresel diplomasi anlayışına vurgu yapan konuşmaları ve sahadaki çalışmalarıyla birlikte değerlendirdiğimizde zahirden batına bir yolculuğun ilk adımlarını atmış oluruz. Şimdilerde Davutoğlu’nun entelektüel ve diplomatik öncülüğünü yaptığı düşünce esasında Türk milletinin zihin kodlarında dönemsel olarak şiddeti farklılaşmakla birlikte daima taze kalmış bir amacı işaret etmektedir; Osman Turan’ın ifadesiyle “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi”.

Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Entelektüel Birikimine Dair Ya da Tefekkür-Teneffüs

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Bir süredir İskender Öksüz Hocamız ile İkbal Vurucu Bey’in başını çektikleri, Mete Aksoy gibi meseleye farklı bir boyut kazandırma hususunda istidadı yüksek bir kaleminde katkı sunduğu yarını pek verimli olma potansiyeli taşıyan bir tartışmayı memnuniyetle takip etmekteyiz. Malum-u aliniz bizim  “devletlular” için her dönem “olağanüstü zor”  sıfatını muhakkak mukaddes bir emanet gibi üzerinde taşıdığından, derin sözler etmek her dem riskli olmuştur, elanda olmaktadır. “Hainlik” ithamının sıradan bir kelammışçasına fütursuzca sarf edildiği, yaşı kemale erip de bu ithamla karşı karşıya kalmamış neredeyse kimsenin bulunmadığı bir camiada söz söylemek hakikaten zordur. Madem ki; bu meşakkate samimiyetlerine ve dahi münevverliklerine itimat ettiğimiz isimler katlanmaya talip olmuşlardır, fakirin de vicdani sorumluluğu gereği “hadsiz” kelam etme zarureti hasıl olmuştur.
Yaşadığı dönemin kutuplarından olmasına rağmen, belki uzun yıllar daha layıkı vechiyle idrak edilemeyecek olan Durmuş Hocamızın (D.Hocaoğlu) isabetle belirttiği üzere “… hakikaten düşünen bir kafa, karanlıkta bir kıvılcım çakmanın ne demek olduğunu, Nebîler Başbuğu’nun nasıl taşlanmış olması örneğinden bilir; bilir ve tevekkül ile baş eğer ki, cühelâ makûlesi tarafından taşlanmak bir peygamber san’atıdır ve dahi doğru yol üzere bulunmakta olunuşun da bir medârıdır.” 1
Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Pervasız Vatanseverliğin Sembolü: Giresunlu Topal Osman Ağa

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Yıl 1912, yer: Osmanlı tahrir defterlerinde adı Çepni İli diye geçen, Oğuz-Üçokların Çepni Türkleriyle meskûn Giresun. Gözleri çakmak çakmak bir yiğit, Hacı Hüseyin Mahallesinde ki dibek taşının üzerine çıkmış, kendisini heyecanla dinleyen gençlere: ‘Geride kalanlardan sıkılmayın. Endişe etmeyin. Vatan bizden görev bekler.’ diye haykırıyordu. Giresunlu delikanlılardan Balkan Savaşı için gönüllü asker olmalarını isteyen yiğit, Giresun eşrafından Hacı Mehmed’in oğlu Feridun zade Osman’dı. O Osman ki babasının askerden muaf olması için 54 altın lira ödediğini duyunca deliye dönmüş, hemen askerlik şubesine koşup gönüllü yazılmıştır. İşte o Osman’ın gür sesine kulak veren 63 vatan evladı, cepheye uçarcasına koşmuştu.


Cepheye vardıkların da Çatalca önlerine kadar gelmiş olan düşmanla ölesiye bir harbe tutuşmuşlar, cengin en şiddetli anında yanına düşen bir gülle kabına sığmayan Osman’ı vatan toprağının pak sinesine sermişti. Gözlerini Şişli Etfal Hastanesi’nde açan Osman’ın 10’dan fazla yarasının en vahimi sağ bacağındaydı. Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Aral Gölü ve Türk Milliyetçiliği

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünyanın en büyük dördüncü, Asya’nın en büyük ikinci gölüydü Aral. Özbekistan ile Kazakistan arasında, bereketiyle geçinenler için koca bir denizdi Aral. Lakin münbit sinesinden cömertçe verdikleri Sovyetleri tatmin etmeyecek, daha çok pamuk üretimi için Aral’ı besleyen nehirler sulama kanallarıyla Orta Asya’nın derinliklerine götürülecekti. Hep veren Aral’ın kaynaklarını daha çok kazanmak için alan bu acımasız politika neticesinde son 50 yılda Aral % 90 oranında küçülecekti. Artık Aral demek bereket, ferahlık, huzur demek değil çekilmiş suların ardından karaya oturmuş balıkçı tekneleri ve çölleşmiş toprak manzarasıyla kocaman bir hüzün demekti. Şimdilerde Aral çevresinde masum Türk çocukları Aral’ın tabanında açığa çıkan zararlı tuzun karıştığı havayı soluyor ve büyüklerinin Aral’ın güzel günlerine dair hatıralarını dinliyorlar.

Tamamını oku. »

« 1 ... 19 20 21 22 23 24 »