istanbul yarimada

9 Ara 2011

Okur: Batının mutlak üstünlüğü sona eriyor!

Yazar: EDİTÖR

Okur: Batının mutlak üstünlüğü sona eriyor!

Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Mehmet  Âkif  Okur ile Türkyorum okuyucularının istifade edebileceği bir söyleşi gerçekleştirdik. Mehmet  Âkif Okur’un ana çalışma alanlarını; uluslararası ilişkiler teorileri, uluslararası politik ekonomi ve Amerikan dış politikası oluşturmakta… 

Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com

– “Emperyalizm, Hegemonya, İmparatorluk” adlı eserinizin 2. baskısı yayımlanacakmış, öncelikle hayırlara vesile olmasını dilerim hocam… Yeni kitap çalışmalarınız da olacak mı?

İnşallah hayırlı olur, çok teşekkür ederim. Yeni kitap hazırlıkları var. Aslında birden çok çalışma, kitaplaşma yolunda adım adım ilerliyor dersem daha doğru söylemiş olurum.

Batıdan doğuya doğru hızlı bir güç kayması yaşanıyor

– Bir müddet evvel, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlıklarının 20. Yılı dolayısıyla bir dizi etkinlik düzenlemiş. Siz ayrıca, hem Türk Ocakları Genel Merkezi’nde hem de Niğde Şubesi’nde “Yeni çağın eşiğinden Avrasya’nın kalbine bakmak” başlıklı konferanslar verdiniz, genel olarak hangi meselelere değindiniz, Avrasya’nın kalbinden nasıl gözüküyor dünyanın gidişatı?

-Bu konuyu birkaç yerde konuşma imkânı bulduk. Aynı başlığı taşıyan kitapçık, konferanslarda işlediğimiz konuların eksenini teşkil ediyor. Özetle şunları söylüyoruz; dünya tarihinde yaklaşık 150 yıllık bir dönemin sonuna geliyoruz. Batıdan doğuya doğru hızlı bir güç kayması yaşanıyor. Bu dinamik, dünyanın çehresini temelden değiştirecek. Yalnızca devletlerarasında oluşacak yeni güç dengelerinden bahsetmiyorum. Kültür hayatımız, düşünce dünyamız, geçmişe ve geleceğe bakışımız… Tamamını oku. »

5 Ara 2011

Cem Sökmen’den “Eski İstanbul Kahvehaneleri”

Yazar: EDİTÖR

Yazarımız Cem Sökmen Bey’in “Eski İstanbul Kahvehaneleri” isimli eseri çıkmıştır. Alanında önemli bir boşluğu dolduracak olan kitaba aşağıdaki adresten de ulaşılabilir:

“Gerçekten o devirde kahve akademinin, meslek cemiyetinin, kulübün, salonun, fikir ve sanat meclisinin bütün vazifelerini küçük tahta masalarının etrafında elinden geldiği kadar yapıyordu. O zaman anladım ki, biz bir kahve milletiyiz. Köyde kahve, mahallede kahve, mektebin önünde, cezvesinde bütün milli ve dini şuuru pişiren, ibriğinde kolektif vicdanı demlendiren, tezgahın dibinde halkı ve münevveri birbirine kenetleyen, iptidai olduğu için basit, fakat ananesi olduğu için derin ve canlı, tek ve tam bir cemiyet mihrakıdır.”
PEYAMİ SAFA

“Kıraathaneye gitmemiş bir üniversitelinin tahsilini yarım sayarım. Bu dekansız, doçentsiz, bütçesiz, fakültesiz tamamen muhtar üniversitelerin tavla şakırtıları arasında; gören bir göz, işiten bir kulak bir memleketin insanlarının nabzını tutabilir; o nabız hızlı mı atıyor, yavaş mı atıyor, yoksa ‘in­ter­mittance’ mı var, doktor olmaya pek hacet kalmadan müşahadelerini yapar.”
SAİT FAİK

“İnsanlar bugün toplu halde yaşamaktan ve birbirleriyle ilişki kurmaktan eskiden olduğu kadar zevk almıyor. Yaşamlarını daha çok ‘özel’ olarak sürdürmek istiyorlar. Her şeyi özel bir etkinlik olarak görmekten yanalar. Dostlarıyla görüşmek için partiler veriyorlar. İlişkilerini kahvelerin normalliği içinde yaşamaktan kaçınıyorlar. Böyle olunca da politize olmaları, ekonomiyle, toplumsallıkla iç içe geçmeleri güçleşiyor. Buna karşılık da çok hızlı bir şekilde yaşanıyor ve tükeniyor ilişkiler…”
GERARD GEORGE LEMAİRE

29 Kas 2011

Sivil İtaatsizlik ve Türkiye örneği

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ Sivil İtaatsizlik “ dünyanın pek çok  yerinde 19. asırdan beri değişik biçimlerde kendini gösteren ve – çoğunlukla- uygulayıcılarının taleplerini şaşırtıcı bir şekilde elde etmeleriyle sonuçlanan pasif bir direniş biçimidir.  Her ne kadar  sivil itaatsizlik kavramının temelleri bazı kaynaklarda milattan önceki yıllara dek götürülse de sivil itaatsizliğin ( civil disobidience) modern dönemde ki fikir babası ve ilk eylemcisi Henry David Thoreau’dur. 1817-1862 yılları arasında yaşayan Thoreau’nun klasik liberal söylemin ötesine taşan söylemi dikkat çekicidir. “Sivil İtaatsizlik “ kitabında klasik liberal kabul olan “ En iyi hükümet en az yönetendir.” ifadesini “ En iyi hükümet yönetmeyen hükümettir.” şeklinde formülize etmiştir. Thoreau’nun teorisyenliğine eylemciliği de eklemesi ABD-Meksika Savaşı (1846-1848) sırasında gerçekleşmiştir. Savaşın finansmanını karşılamak için ek vergi talep eden hükümetin bu isteğine karşı çıkmış ve vergi vermeyi reddetmiştir. Sivil İtaatsizliğin modern dönemde ki ilk örneği sayılan bu olay sonrasında hapse konulan Thoreau yakınlarının kefaletini ödeme  isteklerini de kabul etmemiştir. Bu noktada Thoreau’nun hem “Sivil İtaatsizlik” eserinde hem de bizzat sergilediği pasif direnişle anılan eylem türünün kıstaslarını belirlediği söylenebilir. Tamamını oku. »

13 Kas 2011

Türk Milliyetçileri ve Hassasiyetlerdeki Öncelikler

Yazar: İKBAL VURUCU

Bir Sorun Tespiti

Türk milliyetçiliği siyasi alandaki değişken gücüne göre simetrik olmayan derecede güçlü bir toplumsal etki alanına sahiptir. Bu etki farklı boyutlarda tezahür edebilme imkânına da maliktir. Etki ve güç arasındaki orantısızlık Türk milliyetçiliğinin tarihsel derinlikte anlamını bulan harekete geçirici meta-fizik güç kaynaklarına bağlıdır. Bu gücün harekete geçişi için belirli bir zaman ve mekân şartı söz konusu değildir. Zorunluluk milliyetçiliğin bizatihi kendisini yaratan “millet” denen sosyolojik olgunun varoluşu noktasında kendiliğinden doğan davranış örüntüleridir.

Sözünü ettiğimiz kendiliğinden davranış biçimleri modern kitle iletişim araçları vasıtası ve diğer farklı “algı yönetimi” teknikleri ile manipülasyona uğratılarak tepkinin kaynağı yönlendirilebilmektedir. Bazen bir takım kavramlar ve ifadeler duygusal nitelikli anlık tepkilere neden olabilmektedir. “Bölünme” bugün Türk milliyetçilerini kendiliğinden harekete geçirebilme kapasitesine sahip kavramlardan biridir.

Tamamını oku. »

4 Kas 2011

Yeni Türkiye’nin Yeni Demokrat Düşünce Biçimi

Yazar: İKBAL VURUCU

Günümüz iktidar mücadeleleri artık fiziki denetimden veya şiddetten ziyade zihinsel iktidar biçimleriyle kurulmaktadır. Bunun için de hegemonyanın en etkili ve güçlü unsuru mesabesinde “kavramlar” etkin şekilde kullanılmaktadır. Kavram despotizminin düşünce planında işlerliği söz konusu kavramın tekabül ettiği anlam ve işlevinin dışında bir araçsallaştırmaya maruz kalmasıyla mümkün kılınmaktadır: Demokra(si)tlık gibi.

Hiçbir birey salt “kendi” olarak toplumsal ilişkilerde rol almaz. Taktığı maskeler aracılığıyla ilişkiler siteminde kendi konumu belirler. Fakat artık maskeler bile aşılmıştır. Sihirli, büyüleyici, otorite ve şiddeti özünde taşıyan kavramlarımız daha tesirli. Demokrasi, barış, özgürlük, AB, çağdaşlaşma, çok kültürlülük, hoşgörü vs.

Tamamını oku. »

29 Eki 2011

Bu da gelir, bu da geçer…

Yazar: AFŞİN SELİM

Ben bu yazıyı yazarken ve siz bu yazıyı okurken, cılız bedeni enkaz altında kalmaktan kurtulan o çocuk, depremin uğultusunu işitmeye devam edecek kulaklarında, yağmur damlacıkları sızacak vücuduna, belki oyuncak da gönderirler diye bekleyecek, olanı biteni anlamaya çalışacak, endişeyle soracak sıkı sıkıya sarıldığı annesine: “Şimdi de soğuktan mı öleceğiz?”

Bakalım, bu depremden hangi dersleri çıkaracağız… Konum itibariyle, deprem bölgesinde yaşadığımız, depreme alışmak mecburiyetinde olduğumuz, sarsıntı günlerinin kaosunda bilhassa hatırlatılır insanımıza, sonra bir sürü komplo teorisi, teknotik saldırı ve saire… Herhalde kontrol edemedikleri bir kıyamet kaldı ellerinde?

Tamamını oku. »

26 Eki 2011

Türk Milliyetçiliği Hatırlayarak Varolabilir

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Hakiki Türklerde zulmetme damarı yoktur.” diyor bir İslam alimi. Pek isabetli pek sarsıcı bir tespit. Fıtraten ve harsi kabuller bakımından “zulmetmeye” karşı bir davranış biçiminin milletimizin temel vasıflarından olduğunu, bir hakkın teslimi kabilinden, ortaya koymak gerek. Denilebilir ki; binlerce yıldır kanla yoğrulan coğrafyalarda varlığını devam ettirmiş bir milletin, hem de anılan zaman diliminin ekseriyetinde hükümran olmuşken “zulmetme” den azade olması mümkün müdür? El-cevap: mümkündür. Zira bahsi olunan mesele Türk’ün yalnız bir etnisite adı olma halinden, bereketlenip taşarak kamil bir insan prototipine dönüşmesi ve elan bu hali bir şekilde devam ettirme iradesini hesaba katarak değerlendirilmelidir. Zihnimizdeki “Türk” algısını ufacıkta olsa ifade ettikten sonra esas meseleye odaklanabiliriz.

Tamamını oku. »

18 Eki 2011

Devleti Âliye’yi bitiren illet: Başarı hastalığı

Yazar: İSKENDER ÖKSÜZ

Osmanlı’nın değişen Avrupa’ya geç uyanması, Avrupa’dan önemli bir şeylerin çıkacağına inanmamasındandır.

“Devleti Âliye” aslında dünyadaki tek devlet demektir. Diğerleri onun seviyesinde değildir. Nitekim klasik dönemde Büyük Türk (Grand Turk) ikili anlaşma yapmaz. Tek taraflı “ahidname” verir.

Osmanlı altı asır yaşadı. Böyle bir ömür, Avrupa’da başka hiçbir hanedana nasip olmamıştır.  Bu olağanüstü performansa, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi”nin yazarı Mehmet Genç, “Osmanlı problematiği” adını veriyor ve “Devleti Âliyeyi Ebed Müddet”in ekonomi politikalarını araştırıyor.

Tamamını oku. »

13 Eki 2011

“Hepimiz Artin Penik’iz” diyebilmek

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Mesele” bizler için lügat manasından pek ötelerde, derin anlamlar barındıran ve tarihi referansları muhkem bir kavramdır. “Mesele sahibi olmak”  başlı başına bir varlık sebebi, bu varlık sebebinin altını doldurmakta yaşam kaynağıdır bizler için. Nasıl formülize edilirse edilsin “mesele sahibi olmak” zalim ile mazlum ilişkisinde mazlumdan yana taraf olmaktır. Taraf olmanın bir anlam taşıması da ancak taraf olanın kudret sahibi olmasıyla mümkündür. Bu babda denilebilir ki: milletimiz adına arzu ettiğimiz güzel gelecek yalnız milletin menfaati için değil, milletin taraf olduğu meselelerde tavrının belirleyici olabilmesi içindirde. İşte bu düşünce yapısı Türk’ü sıradan bir etnisite olmaktan çıkarıp evrensel iddia sahibi bir millet yapmaktadır. Türk’ün sıradanlaşarak, etnisitenin, ırkın dar kalıplarına girmesi Türk’ün binlerce yıllık birikimini yok sayarak Türklüğünden kaybetmesi anlamını taşır. Türk’ün evrensel iddiasını ve meselesini görmezden gelerek Türkçülük yaptığını iddia edenlerin hali kendileri için bireysel bir yanlışlık olarak tanımlanabilirse de millet için bir trajedidir. Erol Güngör’ün kadim dostu Dündar Taşer’e Tamamını oku. »

13 Eki 2011

Terörist Breivik’in Türkiye’deki Muadilleri Kim?

Yazar: İKBAL VURUCU

Geçen haftanın en çok konuşulan olaylarından biri Norveç’te meydana gelen katliamdı. Adı, Anders Behring Breivik. 32 yaşında ve bir Norveçli. Oslo’daki bombalı saldırının ve Utoeya Adası toplu katliamının faili. Bu olay Türkiye’de sağlıklı analizlerden ziyade bu katilin zihniyetinin farklı bir versiyonu olarak “düşman”ın sınırlarını çizen ve kim olduğunu tanımlayan yorumlara sebep oldu.

Katilin siyasi kimliğinden, Norveç katliamının sunuluş biçimine kadar bir dizi algılama ve bize yansıtış niteliği üzerinde durulması gerekir. Bu olay, Türkiye’deki potansiyel tehlike olan zihniyetin kaynağını göstermesi açısından önemli. Olayın tarihsel, kültürel ve ekonomik nedenleri öncelenerek bir yorum geliştirmektense aynı Breivik tarzı kin ve nefret suçlarını teşvik edici bir dilin yaygın olarak kullanılması dikkatimizi çekti.

Tamamını oku. »

« 1 ... 19 20 21 22 23 24 »