Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

23 Oca 2012

Sert Bakışlı Değil Sevgi Bakışlı Ülkücüler: Samsun Ülkü Ocaklılar

Yazar: İKBAL VURUCU

Ülkücülük Algısının Beslendiği Etkenler Üzerine Düşünceler

Ülkü ocakları Türkiye’nin en köklü sivil toplum örgütlerinden biridir.  Aynı zamanda üye sayısı bakımından da küçümsenemeyecek bir orana sahiptir. Ülkücü düşüncenin toplumsallaşmasında ve etkin bir hale gelmesinde her dönem belirleyici bir işleve sahip olmuştur. 1970’li yıllarda Ocağın belirgin özelliği güçlü bir dayanışma merkezi haline gelmesi ve ülkücülerin eğitimlerinin sağlandığı bir mektep olmasıdır. Seveni kadar sevmeyeni de vardır. Ülkü Ocakları ve ülkücüler on yıllarca vatanseverliğin, dostluğun, kardeşliğin bir mekânı olmasına rağmen 1980 darbesi sonrası bazı durumlar olumsuz bir algının inşasında belirleyici oldu. Zaman zaman mafyalaşmanın ve çeteleşmenin içinde bir kısım insanların kendilerine “ülkücü” sıfatını vermesi Ülkücü düşmanları tarafından karşı propagandanın merkezine yerleştirildi. Bu insanların Ahmet Arvasi’nin  “ülkücülükten geçinenler” kategorisine tekabül ettiği görülmektedir. Tamamını oku. »

22 Oca 2012

Öğretmeniniz kim?

Yazar: AFŞİN SELİM

Ömer Muhtar’ı bilirsiniz. “Çöl Aslanı” O’nu anlatır. Şöyle bir sahne vardır orada: İtalyan müfrezesi pusuya düşürülür, bütün unsurlarıyla etkisizleştirilir, yalnızca genç bir teğmen kalmıştır geriye, esir edilir ve kelepçeli olarak Ömer Muhtar’ın karşısına getirilir, genç teğmenin ellerini çözer, İtalyan bayrağını eline tutuşturur, bunu al ve git der, komutanlarına söyle, bu bayrak buraya ait değil, askerler şaşırırlar, itiraz ederler, esir öldürülmelidir, Ömer Muhtar şöyle cevap verir: Onlar bizim öğretmenimiz değil… Çünkü düşmanına benzeyen, düşmanı gibi davranır. Düşmanına benzemiş olanların adalet talebi olabilir mi? Olamaz. Davranışının çocuğudur insan… Düşmanına, düşmanından daha az zalim olduğu için düşman olanların düşmanlıkta haddi aştığı görülmektedir. Yaşamak, mesul olmaktır. Fenalığı ve azgınlığı yasaklayan Allah, kıyamet günü için adalet terazileri kuracağını bildirmektedir, -ilgilisine değil- tüm insanlığa… Ayrıca, düşmana karşı haddi aşmamak gerektiğini de! Haddini bilen varlığa insan diyoruz.
Tamamını oku. »

17 Oca 2012

“Tarihin Geleceği”: Yeni Sağ İçin Arayışlar

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Zaman her yeniyi eskitiyor. Elbette hayatın en yakıcı gerçeğini, “eskilerden” saygıya değer bularak seçtiklerine bahşettiği “kadim” sıfatıyla hafifleten bir insanî hafıza da mevcut. Ancak bu merhamet dokunuşunun, varlığını tüketmek üzerine inşâ eden kapitalizmin mirasına nasip olacağı hayli şüpheli. Bu yüzden, tarihin geleceğinde krizlerle solan geçmişin yenilenmiş yüzünü görmek isteyenler, hummalı bir faaliyete girişmek zorunda. Nitekim Fukuyama da, Foreign Affairs’te yayınlanan “Tarihin Geleceği” başlıklı son makalesinde bunu yapmaya çalışıyor.

Önce hafızalarımızı tazeleyelim. Yazarı şöhrete kavuşturan ve söylediklerine hâlâ kulak kabartmamıza sebep olan şey, Soğuk Savaş’ın ardından attığı ünlü zafer çığlığıydı. Ona göre Berlin Duvarı’nın yıkılışı, yalnızca stratejik bir başarı değildi. Çünkü yeryüzünde liberal kapitalizme alternatif teşkil edecek yaşayabilir hiçbir model kalmamıştı. Bir anti-tezin yokluğu, tarihin sonunu getirmekteydi. Tamamını oku. »

9 Oca 2012

Mesuliyet Bakımından İmha ve İhya Tasavvuru

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Üstad, siz imhaya memursunuz, ihyaya değil…” cümlesinin  Fethi Gemuhluoğlu tarafından Necip Fazıl’a hitaben sarfedilişinin üzerinden belki de kırk yıl geçti. Kırk sene evvel imha ve ihya kavramsallaştırması üzerinden merhum Gemuhluoğlu’nun derin  irfanıyla dile getirdiği hakikat elan üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken bir mesele olarak karşımızda bütün heybetiyle durmakta. İmha algısıyla dünyayı anlamak ve davranış biçimini bu kabule göre tasarlamak son üç yüzyılı batı medeniyeti karşısında hüzünlü mağlubiyetlerle geçiren bir millet için varlığının kalan kısımlarını savunma noktasında meşruiyet kıstasları içerisinde değerlendirilebilecek bir kavrayış olarak nitelendirilebilir. Taşer gibi Gemuhluoğlu’nunda kırk yıl evvel muştuladığı büyüme, ihya ve yeniden inşa dönemi imha algısından ihya algısına tekamülün zaruri olduğu bir demdir. İmha algısı ile programlanmış insan kaynağının geniş kapsamlı restorasyon ve yeniden inşa süreçlerinde milletin ihtiyaç duyduğu katkıyı sunamayacağı açıktır.

Tamamını oku. »

9 Oca 2012

Hilmi Demir’den “Mit Kozmos ve Akıl: Zerdüştlük, Maniheizm, Hıristiyan Gnostikler ve İslam”

Yazar: EDİTÖR

Yazarımız Hilmi Demir  Bey’in Mit Kozmos ve Akıl: Zerdüştlük, Maniheizm, Hıristiyan Gnostikler ve İslam isimli  eseri okuyucuyla buluşmuştur. Alanında önemli bir boşluğu dolduracak olan kitaba buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Mit, Kozmos ve Akıl adlı eser, Gnostik düşüncelerin İslam dünyasındaki varlığı Müslüman entelektüellerin bu düşünce sistemleri ile karşılaşmasını ele alan özgün bir araştırma. Gnostik düşünce insanlık tarihinin en kadim geleneklerinden biridir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında keşfedilen Nag Hammadi yazıtları bu kadim geleneğin köklerinin Hıristiyanlıktan çok önce olduğunu kanıtlamıştır. Tarihte Hıristiyanlık gibi birçok dinin yalnızca rakibi değil aynı zamanda onları derinden etkileyen bir sitem olmuştur. İslam hızla İran, Irak ve Orta Asya’nın içlerine doğru yayılmaya başladığında Müslümanlar gnostik düşüncenin temsilcileriyle karşılaşmışlardır. Eserde Mecusilik, Markinyonculuk, Deysâniyye ve Maniheizm gibi akımları gnostik düşüncenin Müslüman coğrafyadaki temsilcileri olarak kabul edilmektedir.

Hilmi Demir eserinde, insanlık tarihinde dini ve felsefi düşünce sistemlerini etkileyen gnostik düşüncenin Müslüman coğrafyadaki etkilerini ve Müslüman Entelektüellerin onlarla mücadelesinin izlerini büyük bir titizlikle takip etmiş. Batı düşünce tarihinde gnostik düşünce üzerine birçok eser kaleme alınmıştır. Hatta gnostik düşüncenin Müslümanlarla karşılama hikayesi de her zaman akademik ilgiyi hak etmiştir. Fakat bu konuda Türkiye özgün bir eser kaleme alınmamıştır. Bu haliyle bu eserin önemli bir boşluğu doldurduğu ve bundan sonrada gelecek araştırmalara ışık tutacağını söylemek yanlış olmayacaktır Tamamını oku. »

7 Oca 2012

Cengiz Han’ın İmrendiği Genç: Son Harezmşah Mengüberdi

Yazar: OZAN BODUR

Hazar Denizinin doğusunda Ceyhan nehrinin aşağı mecrasının her iki tarafında bulunan ülkeye Harezm[1] denilmekteydi.[2]

1218-1220 tarihleri arasında ki Moğol istilası[3] sonucunda aniden çöken büyük Harzem Devletinin, hâkim olduğu ülkeler dışında Azerbaycan ve Doğu Anadolu gibi bölgelerde de bir hükümet kuran Celaleddin, Harzem silsilesi içinde son Harezmşah olarak kabul edilmektedir.[4]

Devrin büyük âlim ve askerlerinin elinde yetişen[5] ve Mengüberdi[6] lakabıyla anılan Celaleddin, Sultan Alâeddin’in büyük oğlu ve veliahtı idi.[7] Celaleddin, döneme ait birinci el kaynakların aktardığına göre çok uzun boylu değildi hatta kısa sayılırdı. İri ve kaslı bir vücuda sahipti. Teni çok esmerdi. Saç ve göz rengi siyahtı. Dış görünüşü klasik Türk tipiydi.[8]

Türk’ün ve Türkçenin Aşığı

Yine birinci el kaynakların özellikle Muhammed Nesevinin Siret-i Sultan Celaleddin Mengüberti isimli eserinde naklettiği üzere Celaleddin iyi derece de Arapça ve Farsça bildiği halde Türkçe konuşmayı tercih ederdi.[9] Kaldı ki bu dönemde Harzem sarayında ki hâkim diller Arapça ve Farsçaydı…[10] Tamamını oku. »

4 Oca 2012

Yılın En İyi Araştırma Ödülü Cem Sökmen’in

Yazar: EDİTÖR

Yazarımız Cem Sökmen, “Eski İstanbul Kahvehaneleri” adlı kitabıyla, Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin(ESKADER) her yıl düzenlediği kültür-sanat ödülleri arasında yer alan “araştırma ödülüne ” lâyık görülmüştür. Kendisini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz…

Ayrıntılı bilgi için:

http://www.eskader.net/2011/12/30/2011-eskader-odulleri-aciklandi/

4 Oca 2012

Yeni Yılı Karşılarken: Tarihin Gözleriyle Gelecekten Bakabilir miyiz?

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Zaman üzerine tarih boyunca yürütülen tartışmalarla biraz ilgilenirseniz, saat tik-taklarının bu muazzam meselede sadece bir alt başlık teşkil ettiğini hemen anlarsınız. Diğerlerini fark etmek için ise daha yakından bakmalısınız. Örneğin merceğinizi uygun bir açıya ayarladığınızda, gök cisimlerinin hareketlerini esas alan aralıklara göre belirlenmiş “objektif” zamanın, özel takvimlerle nasıl anlam kazandığını görürsünüz. Ard arda dizilen ânların soğuk akışını, bireysel ve toplumsal takvimlerimiz sayesinde insani bir renge boyarız. Doğumlar, ölümler, evlilikler, mezuniyetler…  Çok uzatabileceğimiz bir “özel” günler listesi, kişisel hafızamızın koordinatlarını belirler. Benzer bir biçimde toplum olarak paylaştığımız takvimimiz de zamanı, kültüre/medeniyet çevresine tercüme ederek yerelleştirir.

Yazımızda bu hayli girift ve uzun konunun derinliklerine dalmak niyetinde değiliz. Kısa girizgâhımızın sebebi, âdet olduğu üzere her yılbaşında yapılan “muhasebeler” hakkında düşünmeyi kolaylaştıracak bir bakış açısı sunmak. Şimdiye kadar söylediklerimiz, astronomik zamanın bireysel/toplumsal/kültürel bağlamlarla ilişkisine işaret ediyor. Biz de geride bıraktığımız seneyi zorunlu olarak belirli referanslar etrafında değerlendireceğiz. Bir yıllık zaman dilimini hangi kriterle gözden geçireceğimiz sorusunun cevabı ise, yazının başlığına taşıdığımız “hatırlama” fiilinde gizli. Bugün yaşadıklarımızın tamamı, yarın bizim için “geçmiş”e dönüşür. Geçmişle tarih arasındaki önemli çizgiyi de hatırlayarak çizeriz. Tamamını oku. »

3 Oca 2012

“Arap Baharı” na “Türk Baharı” da Katılır mı?*

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Eski dünya tabir edilen coğrafyalarda yaşanan halk isyanlarıyla başlayan dönüşüm süreci, sınırları genişleyerek devam ediyor. Temelde diktatörlerin ülke kaynaklarını halkın istifadesine yeterince sunmaması ve halk iradesiyle otoriter rejimlerin iradesinin çatışması kaynaklı bir gelişme yaşanıyor eski dünyanın kadim bölgelerinde. Sürecin orta vadede tüm Arap ülkelerini kapsaması artık kaçınılmaz gibi görünüyor. En muhkem görünen Suudi Arabistan’da dahi birkaç on yıl sonra, sembolik bir monarşinin devamı mümkün olsa bile, parlamenter sistemin ayak sesleri uzaktan da olsa duyulmaya başlandı. Bu ayak seslerini başta Suud kraliyet ailesi olmak üzere tüm Körfez ülkeleri duyuyor olacak ki, son bir yıldır devasa çapta sosyal paketleri birbiri ardına açıklıyorlar. Tamamını oku. »

3 Oca 2012

Başer: Türklüğün tarihî rolü, insanlığın vicdanı olmaktır!

Yazar: EDİTÖR

Sait Başer, 1957 Isparta doğumlu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu olan Başer, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nın neşriyat müdürlüğünü ve yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. Türk Edebiyatı, Türk Yurdu, Doğu Türkistan’ın Sesi, Kültür Dünyası gibi çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. Genellikle, Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Halen kadrosu Sakarya Üniversitesi Felsefe Bölümünde olup, misafir öğretim üyesi olarak Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde görevine devam ediyor.

Eserleri: Türk Münevverinin Müşterek Fikir ve İman Zemini, Gök Tanrı, Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre, Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı, Toplumsal Aklı Anlamak, Türk İnanma ve Anlama Modeline Dâir, Düştüğü Yerden Kalkmak, Yitik Yurdun İçinde, Simurgun Kanadında…

Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com

– Eserleriniz İrfan Yayınları tarafından toplu halde tekrar yayınlandı. Hayırlara vesile olmasını diliyoruz. 

Teşekkür ederim.

– Çağımızı, katıldığınız bir TRT TV programında, “imaj çağı” olarak adlandırmış “Muhtevalar değil, görüntüler konuşuluyor” demiştiniz. Sonrasında İstiklal Marşı üzerinden çerçevelemiştiniz meseleyi, İstiklal Marşı’na yeterince muhatap olabiliyor muyuz hocam?

Türkiye’de ideolojik çarpıtmalar üst üste yığıldıkça meselelerin köklerini görmek, doğru analizler yapmak da güçleşiyor. Türk kültürü sahip olduğu derinlik sebebiyle zengin unsurlarını önemli ölçüde sembollere bağlamış bir kültürdür. Kültürün yapısındaki azametin hakkından gelemedikçe, Cumhûriyet’in sığ eğitiminden geçen aydınlar, karşılarındaki muazzam sistemi anlayamadıkça ya basitleştirme çabasına düşüyor yahut reddetme kolaycılığını tercih ediyorlar. Tamamını oku. »

« 1 ... 19 20 21 22 23 24 »