10 Mar 2022

Moša Pijade “Balkan Federasyonu Meselesi Üstüne” Çeviri Çalışması – I

Yazar: EMRE DESOVALI

Moša Pijade ya da Janko Amca, 4 Ocak 1890’da Belgrad’da doğmuş 15 Mart 1957’de Paris’te ölmüştür. Yugoslav Halkın Kurtuluş Mücadele’sinin bir katılımcısı, devrimci, ressam, gazeteci ve sanat eleştirmeni, Federal Cumhuriyet’in sosyo-politik işçisi olmuştur. Yugoslavya Halk Cumhuriyeti ve Sırbistan Halk Cumhuriyeti, Yugoslavya Halkın Kurtuluşunun Anti-faşist Meclisi’nin İkinci Oturumu ve Federal Yugoslav Halk Cumhuriyeti’nin ilk Anayasasının kararlarının oluşturulmasına katılmış, Yugoslav Halk Ordusu’nun Tümgenerali ve Yugoslavya’nın ulusal kahramanıdır. Gençliğinde ressam, sanat eleştirmeni ve yayıncı ile bilinen Pijade aynı zamanda Karl Marx’ın Das Kapital’ini Sırp-Hırvatçaya çevirmesiyle de tanınmaktaydı

Yugoslavya Krallığı’ndaki eski rejim sırasında açığa çıkan Marksist ideoloji üzerinde büyük bir etkisi olduğu düşünmüş, temelleri 1920’de atılan Yugoslav Komünist Partisi’ne 1920’de katılmıştır. 1925’te yani I. Dünya Savaşı’ndan sonra devrimci faaliyetleri nedeniyle 20 yıl hapis cezasına çarptırılmış, 14 yıl sonra yani  1939’da terhis olmuş ancak 1941’de Bileća kampında tekrar hapsedilmiştir. Yugoslavya’nın işgalinden sonra serbest kalmış, Tito liderliğindeki Komünist Direniş Hareketi’nin partizanlara katılmıştır. 1941 yazında işgal altındaki Karadağ’da İtalyan işgalcilere karşı ayaklanmanın liderlerinden biri olmuş, Komünistler daha sonra muhaliflere ve inatçılara karşı terör kampanyaları ve yargısız infazlar yürütmesiyle tanınmıştır. Tamamını oku. »

8 Mar 2022

Etno-Seküler Tasarımdan Etno-Dinsel Tasavvura: Mahzun Mabedden Camii Kebire Ayasofya’nın Dönüşümü – IV

Yazar: YUSUF ZİYA BÖLÜKBAŞI

SONUÇ

Ayasofya, İstanbul’un fethinden sonra fethin nişanesi olarak camiye çevrilen, Roma ve Bizans’la birlikte Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde İstanbul’un simgesi olmuş, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan tarihi bir yapıdır. Ancak bunun ötesinde, ihtiva ettiği anlamlar ya da bu anlamları inşa eden yaklaşımlar vasıtasıyla sembolleşmiştir. Bu sembolün kimlik tasavvuruna ilişkin nitelikleri ise hangi açıdan inşa edildiğine bağlı olarak değişir. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı neticesinde elde kalan Anadolu ve küçük bir Rumeli toprağı üzerinde Türk tarihinin ilk ulus-devleti olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyeti kuranlar, eldeki insan malzemesiyle bir Türk ulusunu inşa etti. Bağımsızlığın kazanılması, Cumhuriyetin kurulması ve Türk ulusunu inşa eden fikir sistemi Türk milliyetçiliği olup, çağdaşlarına uygun bir şekilde, yani Batı’da olduğu gibi seküler bir niteliğe sahipti. Özellikle otuzlu yıllardan itibaren, zaman boyutunu Türk Tarih Tezi, mekân boyutunu Anadolu coğrafyasının oluşturduğu etno-seküler bir Türk kimliği inşa edilmek istenmiş, bu minvalde Osmanlı’nın cihanşümul devlet tasavvurundan vazgeçilerek teritoryal, Batılı tarzda biçimlenmiş bir ulus-devlet ortaya çıkmıştır. Yeni Türk kimliği için ise öteki olarak Osmanlı-İslam kimliği konulmuştur. Bu biyografik hikâyeden bahsedilmesinin sebebi Ayasofya’nın bahsedilen dönemde müzeye dönüştürülmüş olmasıdır. Sembol ve mekân kodu bakımından yeni rejim Ayasofya’ya seküler bir nitelik katmak istemiştir. Burada erken Cumhuriyet dönemindeki uygulamaları yermek ya da övmek gibi bir anlam çıkmamalıdır. Neticede Ayasofya’nın tapusu ve tasarruf hakkı, zamanın ruhuna uygun bir şekilde yeni bir devlet kuran ve milli kimlik inşa eden Türk devletine aittir. Tamamını oku. »

7 Mar 2022

Etno-Seküler Tasarımdan Etno-Dinsel Tasavvura: Mahzun Mabedden Camii Kebire Ayasofya’nın Dönüşümü – III

Yazar: YUSUF ZİYA BÖLÜKBAŞI

2.2. Ayasofya’nın İdeolojik Konsolidasyonunda Öteki İmajı: Negatif Batı Tasavvuru ve Onun Yerli İşbirlikçileri

Bütün kimlik inşalarında, “ben kimim?” sorununun cevabı aranırken, cevap “öteki”nin kim olduğu üzerinden kurgulanmaktadır. Yani bir kimlik inşası için öncelikle “öteki”yi belirlemek, “biz” olgusunun ne olduğunun anlaşılması için elzemdir. Kemalizm’in kimlik paradigması için öteki Osmanlı-İslam unsurları olmuş, böylece Batılı-seküler Türk kimliği bu unsurlara karşı inşa edilmişti. Türk sağını oluşturan fikir akımları ise ötekiyi Kemalist uygulamalar olarak kurgulamışlar, “biz” unsurunu Osmanlı-İslam kimliği çerçevesinde şekillendirmişlerdir. Ayasofya, Türk sağı için kimlik tasavvurunda kullanılan bir sembol olmasının yanında, kendi ötekisini üretebilme niteliğine de haizdir. Bu üretimin başlangıç noktası Ayasofya’nın müzeleştirilmesine ilişkin komplo teorilerinde görülmektedir. Türk Sağı tarafından Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin açıklamalara hiçbir zaman itibar edilmemiş, yeni rejimin seküler mekân algısı ise yeterli bir neden olarak görülmemiştir. Ayasofya’nın cami hüviyetinden çıkarılmasına ilişkin çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları Batı’nın Bizans’ı yeniden diriltme ve misyonerlik faaliyetleri olarak ifade edilirken, bazıları da Yunanistan’la gizli bir anlaşma yapıldığı ya da Lozan’da zabıtlara geçirilmeyen bir söz olarak Ayasofya’nın cami olmaktan çıkarıldığına ilişkindir. Masonlar ise bu konuda suçlanan bir diğer yapıdır. Daha ileri boyuttaki komplo teorisine göre Ayasofya’daki duvarlarda mozaikler bulunmamaktadır, bunlar daha sonra Ayasofya’nın restorasyonunda çalışan Hristiyanlarca yapılmıştır. Ancak bu komplo teorileri bazen yaşanan gelişmelerin etkisiyle daha çok güçlenmekte ya da taraftar bulabilmektedir. Papa IV. Paul 1967 yılında Türkiye’yi ziyaret etmiş, bu esnada Ayasofya’ya gitmiş ve orada diz çöküp dua etmiştir. Bu durum milliyetçi-mukaddesatçı camianın tepkisini çekmiş, Ayasofya’nın müzeleştirilmesinin temel gayesinin onun tekrar kiliseye döndürmek olduğu düşünülmüştür. Bu durum Türk sağının değişik kesimlerince protesto edilmişti hatta Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) üyesi öğrenciler Ayasofya’nın önünde namaz kılmışlardı (Özekmekçi, 2020: 284-285, 296). Tamamını oku. »

3 Mar 2022

Etno-Seküler Tasarımdan Etno-Dinsel Tasavvura: Mahzun Mabedden Camii Kebire Ayasofya’nın Dönüşümü – II

Yazar: YUSUF ZİYA BÖLÜKBAŞI

2.1. Fetih ve Fatih: Devlet-i Ali’nin Ayasofya’sı

Türk sağını oluşturan fikir akımları içinde Ayasofya temasının en fazla işleniş biçimi, onun Osmanlı mirası olarak üstlendiği roldür. Bu bağlamda İstanbul’un fethi ve Fatih Sultan Mehmet figürü, Ayasofya’yı milliyetçi-mukaddesatçı camia açısından ideolojik yapılarına uygun bir sembol haline gelmesini sağlamaktadır. Azak (2014: 248-249), Ayasofya konusu özelinde yapılan İstanbul’un fethi, Fatih ve şanlı Osmanlı geçmişi vurgularını “Osmanlıcı milliyetçilik” olarak nitelemekte ve Türk sağını oluşturan fikir akımlarının tarih telakkisinde Osmanlı’nın ön plana çıkarılmasının sebebi olarak İslam’ın Hristiyanlık karşısında elde ettiği zaferlerin en çok bu dönemde görülmüş olduğunun altını çizmektedir. Ayasofya’nın açılmasına yönelik talepler ve dini söylemlerin arkasında İslamcı bir çıkıştan ziyade, yukarıda da ifade edilen –Fetih ve Fatih temaları- Türklük ve İslamiyet’in sentezinden oluşan bir milliyetçilik tasavvuru etkilidir. Bu yüzden Ayasofya’nın sembolik olarak işaret ettiği önemi, rejim karşıtlığı ya da irtica olarak adlandırmaktan ziyade, milliyetçilik olarak değerlendirmek yerinde olur. Nitekim Türk sağı için bir dava olan Ayasofya meselesinin itici gücünde ise Fatih figürünün ilham verdiği fetihçi zihniyet bulunmaktadır. Ancak burada Azak’ın ifade ettiği görüşleri değerli olmakla birlikte “Osmanlıcı milliyetçilik” kavramı sorunlu bir kavramdır çünkü bu söylem Osmanlı’yı ayrı bir milliyet olarak inşa etmektedir. Ayrıca kimliğin zamansal boyutunu oluşturan tarih anlayışı, her bir hanedanlık için ayrı bir milliyetçilik anlayışı ifade etmez, eğer bu yaklaşım geçerli olsaydı Türk tarihini oluşturan her bir devlete göre farklı milliyetçilik anlayışlarına sahip olmamız gerekecekti –Selçuklu milliyetçiliği, Göktürk milliyetçiliği ya da Hun milliyetçiliği gibi-. Bunun yanında Türk sağını oluşturan ideolojilerin kimlik algısında Osmanlı dönemini daha çok ön plana çıkarmaları, onların Osmanlıcı milliyetçilik yaptıklarını gösteriyorsa, Kemalist milliyetçiliği de Hitit milliyetçiliği biçiminde değerlendirme sonucunu doğurur. Tamamını oku. »

27 Şub 2022

Etno-Seküler Tasarımdan Etno-Dinsel Tasavvura: Mahzun Mabedden Camii Kebire Ayasofya’nın Dönüşümü – I

Yazar: YUSUF ZİYA BÖLÜKBAŞI

24 Temmuz 2020 tarihinde 86 yıllık müze statüsü sona eren Ayasofya, Cuma namazına müteakip yeniden ibadete açıldı. Bu olay, her ne kadar Covid-19 salgını devam ediyor olsa da, devlet ricalinin de katılımı ve teşvikiyle yüz binlerce kişi tarafından coşkuyla kutlandı. Bu kutlamalara yurdun dört bir tarafından ve Avrupa’da yaşayan gurbetçilerden katılım gerçekleştiği görüldü. Ayasofya’nın yeniden ibadete açıldığı gün yapılan sokak röportajlarından birinde –CNNTÜRK kanalında yayınlanmıştı- uzatılan mikrofona vatandaş şöyle bir açıklama yaptı: “Türklüğümüzle, milliyetçiliğimizle, İslamcılığımızla gurur duyuyoruz.” İşte bu çalışmanın ortaya çıkmasını sağlayan söylem bu oldu. Daha doğrusu bu söylemin işaret ettiği kimlik paradigması. Nitekim Ayasofya’nın müzeye dönüştürüldüğü tarih ile yeniden cami olarak ibadete açıldığı tarih ve bunları yapan iktidarlar mukayese edilecek olursa, kimliksel bağlamda yaşanan çatışma ve dönüşüm daha rahat anlaşılmış olacaktır. Böylece mevcut çalışmada şu sorunun cevabı aranacaktır: “Ayasofya’nın bir sembol olarak Türk siyasal biyografindeki kimliksel dönüşümle ilişkisi nedir?” Bu sorunun cevabını verebilmek için, mevcut çalışmanın kavramsal, teorik ve metodolojik çerçevesini belirtmek gerekir.

Tamamını oku. »

23 Şub 2022

Makedonya Özelinde Balkan Kültür ve Dilinde Türk İzleri

Yazar: EMRE DESOVALI

“Kültür” sözcüğü Latince “colere” sözcüğünden gelmekte, Türkçede, günümüzde pek kullanılmayan “ekin” karşılığında anlamını bulmaktadır.[1] Latincede “toprağı verilendirmek için çalışma” anlamına gelen kültür, daha sonraları Avrupa dillerindeki “yüksek umumi bilgi” manası ile dilimize girmiştir.[2] Bu haliyle kültür toplumun ana unsuru, insan gelişiminin önemli bir üretimidir.

Toplulukların kolektif tecrübelerinin bir ürünü olan kültür aynı zamanda toplumların kimliğini oluşturan, gerek ulusal gerek uluslararası toplumların köprüsü olması açısından önemli bir yer tutar. Alija İzetbegovic’in “medeniyetler gibi kanla yaşatılmaz”  cümlesiyle öne çıkardığı kültür; toplum üzerinde yansımalar bulunduran, kabul gören, bitmeyen problemlerin bitmeyen cevaplarını aramaya çalışan, toplumun kendinden gelen ürünüdür. Maddi ve manevi mirasları açısından iki ayrı kolda inceleyebileceğimiz kültür, tezimize konu olan iki toplumun birbiri arasındaki görüşlerin ve algıların değerlendirilmesi açısından önemli bir yer tutar. Kültürün yaşatılmasında ve aktarılmasında mühim ve toplumların kimliklerin kaçınılmaz parçası olan dil toplumların analizinde önemli bir parçasıdır. Tamamını oku. »

11 Şub 2022

Karanlıkta Fısıldaşanlar – Stalin Rusya’sında Özel Yaşam*

Yazar: HALUK KAYICI

Orlando Figes[1]’in The Whisperers-Private Life in Stalin’s Russia özgün adı ile ilk defa 2007 yılında yayımlanan belgesel niteliğindeki kitabı, 2008 baskısı[2] temel alınarak Nurettin Elhüseyni tarafından Karanlıkta Fısıldaşanlar-Stalin Rusya’sında Özel Yaşam başlığı ile Türkçe’ye çevrilmiş, 2011 yılında da Yapı Kredi Yayınları tarafından 741 sayfa olarak yayımlanmıştır.

Rusya tarihinin bilhassa Stalin’in iktidarda olduğu yılların anlatıldığı kitabın temel konusu, Büyük Temizlik ya da Büyük Terör adı verilen, açık sosyalist muhalefetin mümkün olmadığı dönemde, Stalin’e ve onun rejimine muhalif olanların veya muhalif olmakla suçlananlar ile onların aile ve yakın çevresinin yaşadıklarının anlatıldığı gerçek yaşam hikâyeleri. Kitaba konu olan bu gerçekler, Stalin teröründen sağ kurtulanların sakladığı mektuplara, günlüklere, fotoğraflara, kişisel belgelere ve sözlü tanıklıklara dayanmakta olup, bununla birlikte bazı Sovyet ailelerinin kendi ailelerinden dahi yıllarca sakladıkları geçmişleri de bu çalışma ile sır olmaktan çıkmış.

Esere geniş manada konu olan veyahut haklarında en çok bilgi, belge temin edilen ailelerin soy ağaçları giriş kısmında yer almakta. Bunlar; Simonov, Laskin, Buşuyev, Golovin, Fursey-German, Golovniya-Babitski, Konstantinov, Nizovtsev-Karpitskaya, Slavin, Delibaş-Liberman aileleri. Bunların içerisinde kitapta da oldukça geniş yer bulan en önemli isim ise Konstantin Simonov. Tamamını oku. »

7 Şub 2022

Örneklerle Makedon Tarih Yazımında Türk – Osmanlı İmajı

Yazar: EMRE DESOVALI

Modern tarihin en temel olgularından biri olan kimlik ve benlik gibi kavramlar üzerinde gelişen milliyetçiliğin içinde bulunduğu doğal, ekonomik, siyasal ve kültürel ortamlar tarih yazımında “ben” ve “öteki” kavramlarının ortasına neden olmuş, “kimlik” ile şekillenmiştir. Amin Maalouf kimlik için “kimliğim beni başka kimseye benzemez yapan şeydir… ve öyle bir çırpıda verilmez, yaşam boyunca oluşur ve değişir” der.[1] Zygmunt Bauman ise  “Kimsin sorusunun sorulması, insanı bir an için de olsa başka biri olabileceğine inanmaya sürükler” hatırlatmasını yapar.[2] Nitekim Makedon tarih yazımının dönemden döneme çeşitlilik gösterse de önce kimliğini bulmaya çalışmış ve tarih içerisinde başkası olmaya çabalamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu ya da Türkler Makedon tarih yazımının önemli bir yerini işgal etmektedir. Öyle ki Makedon tarihçi Biljana Ristovska-Josifovska Makedonya’nın etno kültürel tarihini antik dönemden günümüze kadar yedi bölüme ayırmış, 3 bölümünde Türkler yer almıştır. Tanas Vrazhinovski’nin temellendirdiği dönemlendirme ise Antik Dönem ve Hıristiyanlaşmanın haricindeki  tüm dönemlerde Osmanlı Devleti Dönemi yerini almıştır. [3]

Tamamını oku. »

1 Şub 2022

Şiir Yapmaya Dair Notlar

Yazar: MEHMET KAAN ÇALEN

“O zaman şiire doğru dönmemek elde mi?

Onun da, tıpkı hayat gibi, hiçbir şey kanıtlamama mazereti var.”

Cioran / Çürümenin Kitabı

I. Şiir “yapılan bir şeydir” diyor Edip Cansever. Buradan, şiir yazamayanlara en azından kendi şiirlerini yapabilme imkânı çıkar mı? Bu imkânın biraz da olsa araladığı kapıdan, bu küçük çatlaktan, yok denecek kadar kıt poetika bilgisi ve yok denecek kadar az şiir yeteneği ile şiire sızabilir miyim?

II. Şiir yapmanın muhtelif yolları olabilir. Şiir gibi yaşayarak, gibisi fazla bir şiiri yaşayarak, yaşamıyla bir şiiri yaparak, yaşamını bir şiir yaparak, şiiri yaşama yaşamı şiire katarak, yaşamla şiiri hemhâl kılarak, her insanlık durumunu şiirsel bir yorumla karşılayarak, bizatihi yaşayarak, sadece ve sadece yaşayarak, sadece ve sadece anlamlı bir hayatı, anlamını arayan bir hayatı yaşayarak şiir yapmak mümkün. Poetik yaşam, hayranlık ve imrenme sebebi lakin benim mevzumun dışında. Tamamını oku. »

27 Oca 2022

Tarihi Bir Sorun; Makedonya ve Makedonlar

Yazar: EMRE DESOVALI

Makedonya isminin tarih sahnesinde bir problem olarak ortaya çıkması Osmanlı Devleti’nin 19’uncü yüzyılda başlayan otorite boşluğunun Balkanlar’da, bilhassa “Doğu Sorunu” olarak adlandırılan durumun 20’nci yüzyılda Makedonya’da “Makedonya Mes’elesi” adı altında hissedilmesi ile başlar. Kemal Beydilli’nin tarihin en eski zamanlarından beri üzerinde pek çok ırkın yaşadığı, çeşitli dillerin konuşulduğu, ayrı ayrı medeniyetlerin yükseldiği, farklı din ve mezheplerin barındırdığı bir yer olarak tanımladığı Makedonya’da ortaya çıkan bu meseleyi Osmanlı’nın zayıflaması ve tasfiyesi ile birlikte Arnavut, Bulgar, Sırp ve Ulahların tarih içindeki uzun uykularının sona ermesi olarak belirtmiştir.1

Uyku olarak adlandırabileceğimiz ikinci dönemse Yugoslav lider Josip Broz Tito’nun Makedonya’yı Nazilerle mücadelenin bir ödülü olarak görüldüğü düşüncesine sebep olacak yaklaşımları ve özerk cumhuriyet haline getirmesiyle olmuştur. Komşu Yunanistan ve Bulgaristan, Bükreş Anlaşmasıyla geçmişte paylaşılan bu toprakların yeni bir ulus ve devlet olarak tanımlamasından hoşlanmasa da Soğuk Savaşın etkisiyle tepki gösterememiş, Osmanlı’nın Mes’elesi Bükreş Anlaşmasıyla tekrar ortaya çıkmışsa da Josip Broz Tito ile beraber yaklaşık 50 yıl boyunca Makedonya sorunu tekrar uykuya girmiştir.2 Osmanlı’nın sınavlarından biri olan Makedonya, sadece Osmanlı’nın ve Balkanların değil tarihin de bir problemi olmaya devam etmiştir. Tamamını oku. »

« 1 2 3 »