9
Şub
2012
Yazan: MEHMET KAAN ÇALEN
12 Mart 1925 tarihli Zaman Gazetesi, Yusuf Akçura’nın vefât haberi
Netice: Akçura ve Gökalp’i Birlikte Düşünmek
Kanaatimize göre Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp iki ayrı proje, iki farklı üçlü model kurgulamamışlardır. İlk plânda Yusuf Akçura’nın “Batıcılık”, Ziya Gökalp’in ise “Osmanlıcılık” fikrine üçlemelerinde yer vermemesi, Akçura’nın Batılılaşmak/Muâsırlaşmak fikrinin “Üç Tarz-ı Siyaset” başlığı altında topladığı projelerin hepsinde değişen dozajlarda bulunduğunu düşünmesiyle, Gökalp’in de “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muâsırlaşmak”ı kaleme aldığı dönemde Osmanlıcılık fikrinin varlık zeminini kaybettiğini görmesiyle açıklanabilir ki bu yüzeysel değerlendirme yanlış değildir. Nitekim “Üç Tarz-ı Siyaset”in “Memâlik-i Osmâniyye’de, Garb’dan istifâza ile iktisâb-ı kuvvet ve terakkî arzuları uyanalı, belli başlı üç meslek-i siyasî tasavvur ve ta’kîb edildi sanıyorum…”[1] şeklindeki giriş cümlesi, Akçura’nın siyasî fikirlerin neşet etmesiyle garplılaşma arzuları arasında bağlantı kurarak Muâsırlaşmak fikrini üç siyasî meslek için de başlangıç noktası, dolayısıyla Gökalp’in deyimiyle “aslî bir akide hükmünde” kabul ettiğini göstermektedir. Gökalp de Akçura ile hemen hemen aynı fikirdedir. Üç fikir cereyânı içinde kronolojik olarak ilk sıraya koyduğu, dolayısıyla bir başlangıç noktası olarak kabul ettiği Muâsırlaşmak, Gökalp’e göre “mütefekkirlerce aslî bir akide hükmünde olduğu için, muayyen bir nâşire mâlik değildi. Her mecmûa, her gazete bu fikrin az çok müdâfiiydi.”[2]
Hilmi Ziya Ülken, Ziya Gökalp’in üç fikir cereyânını içtimâiyatçı görüşüyle birleştirdiğini iddia eder[3]. Şahsi kanaatimize göre Gökalp’in üç cereyânı birleştirdiğini söylemek güçtür. Onun sistemi bu mânâda bir sentez veya uzlaşma değildir. Tamamını oku. »
8
Şub
2012
Yazan: TÜRKYORUM
Kahvehaneler toplumumuzun hayatında nasıl bir işlev görmüştür?
1) Kahvehaneler, bu toplumun hayatında 460 yıla yakın bir zamandır varlığını sürdürüyor. Halk arasındaki adı mekteb-i irfan… Kahvehanelerin yayılmasından önce ev-cami/tekke-çarşı üçlemesinin en önemli hayat alanları olduğunu görüyoruz. Berber dükkânları, hamamlar ve bozahaneler de sosyalleşme ortamları olarak sayılabilir fakat kahvehanenin etkisi bu mekânların çok üzerinde. Bunu 25 yıllık bir zaman diliminde sayının 600’e çıkmasından ve geçen asırlar içinde meslek gruplarına göre türlerinin oluşmasından anlıyoruz. Bunlarla kalmıyor, 19. yüzyılın modernleşme atmosferinde dergi ve gazete gibi süreli yayınların ve yeni eğitim kurumlarından çıkan okur-yazar tabakasının gelişimi “kıraathane” olarak anılan yeni bir formu üretiyor. Ve o günden 1980’lere, Osmanlı-Türk modernleşmesinin meseleleri birinci madde olarak kahvehane ve kıraathanelerde konuşuluyor. Kahvehaneler Peyami Safa, Sait Faik, Haldun Taner, Tarık Buğra gibi literatürün oluşmasında katkıları bulunan isimlerin ortak görüşüyle; çok çeşitli işlevler gören ve çok çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapan mekânlardı. Kitle iletişim araçlarının olmadığı dönemlerde Türkiye’nin bilgi ve haberleşme şebekesi işlevini görüyor. En yaygın örnek olan ve bugün de yaşayan mahalle kahveleri –özellikle geçmişte- bir mahallenin bir vücut gibi oluşuna ciddi katkı sağlıyor.
Dikkat çektiğiniz Aydın Kahvehanelerinin kaybolma sebepleri nelerdir?
2) Şehrin ölçeğindeki büyüme karşılaşmaların doğallığına ve bir mekânın müdavimi olma pratiğine büyük darbe vurdu. Bu değişim 1980’lerden sonra olağanüstü hız kazandı. Tamamını oku. »
8
Şub
2012
Yazan: AFŞİN SELİM
Soğuğu sevmez. Yüksek yerlerde yetişmez. Sağlam ve kuvvetli kökleriyle toprağa sıkı sıkıya bağlı olarak yaşar. Toprak, asitli olmamalı. Nehir kıyıları gibi potasyumca zengin topraklarda verimi artar. Gövdesi de, en az kökleri kadar kuvvetlidir. Kökünden koparmak mı? Bozulurlar. Bir müddet suda bekletilseler bile… Işığa karşı duyarlıdır. Güneşin bir anlık hareketi mühimdir onun için, yüzü güneşe dönüktür çünkü… Yüzünü güneşe döndüğü müddetçe, sureti güzelleşir. Güneşinden alır güzelliğini… İstikametinden sapmaz. Canavar otlarına ve kargalara rağmen… Dadanırlar. Canavar otları sömürgendirler, köklerine yapışırlar ayçiçeğinin, beslenmesine zarar verirler. İşbu yüzden uzmanlar, uygun tarım koruma ilaçlarının kullanılması gerektiğini tavsiye ederler. Fakat zamanında, eksiksiz ve aksatmadan… Belli bir olgunluğa eriştikten sonra, hastalığa yakalanabilme ihtimali vardır, ayçiçeğinin. İlk belirti, yapraklarının üzerindeki lekeler şeklinde ortaya çıkar. Kısa zaman içinde çoğalan lekeler, yaprağın pek çok yerinde dağınık vaziyette görülürler. Tamamını oku. »
6
Şub
2012
Yazan: TÜRKYORUM

Dr. Mustafa Aksoy, 1959 Kadirli doğumlu… Uzmanlık alanı Uygulamalı Sosyoloji ve Kültür Sosyolojisi olan Aksoy, bugüne kadar kendi imkânlarıyla, Tuva’dan Kosova’ya olan Türk kültür coğrafyasında, 14 ülkede saha araştırmaları yaptı. (Araştırmalarını için bakınız: www.mustafaaksoy.com) Halen Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Tarih Eğitimi Anabilim Dalı’nda akademik görevini sürdürüyor. Kültür sosyolojisi, Türk kültürü ve sanatı, Türk damgaları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İslam öncesi Türk inancı, Alevilik-Bektaşilik, sosyal bilimlerde yöntem gibi konu ve araştırma alanlarında çalışmaları bulunan Aksoy’un; geçtiğimiz günlerde, uzmanlık alanı genel Türk tarihi ve Rusya tarihi olan arkadaşı Doç. Dr. Osman Yorulmaz ile birlikte hazırladıkları “Mehmet Eröz Armağanı” adlı kitap, Ötüken Neşriyat aracılığıyla okuyucularla buluştu. “www.turkyorum.com” için Mehmet Eröz ve kitap hakkında Mustafa Aksoy ile bir söyleşi gerçekleştirdik…
Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com
- Bu armağan eserin, Prof. Dr. Mehmet Eröz’ün hatırasına uygun olarak, Türk tarihinin farklı dönemlerini konu alan çalışmalardan oluştuğunu öğrendik. Kitap nasıl hazırlandı, zorluklarla karşılaştınız mı?
Kitabın hazırlanmasında öncelikle rahmetli Eröz’ün çalıştığı konularla ve araştırdığı alanlarla alakalı yazıların olmasına dikkat ettik, bunun için seçici davranmak gerekiyordu. Armağan kitapları hazırlanırken en büyük sıkıntı, istenilen konulara ve kurallara uygun makalelerin gelmemesidir. Tamamını oku. »
6
Şub
2012
Yazan: FIRAT KARGIOĞLU
“Milliyetçiliğin sorgulandığı, özellikle de suçlandığı yerde, dâimâ başkalarının milliyetçiliğine yarayan sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. […] Herkesin şu veya bu dereceden milliyetçiliği, bir başka milliyetçi için sorundur. ‘Yok efendim, ben milliyetçiliğe, başka bir milliyetçilik mensubu olduğum için değil, sâdece enternasyonalci, sâdece hümanist düşünceye sahip bulunduğum için karşı çıkıyorum.’ İstediğiniz kadar böyle bir tepki gerekçesi gösterin; milliyetçilik karşıtı her kişinin altını eşelediğiniz zaman, bir şekilde yine milliyet sorunu ile yüzleşiriz. Büyük bir tarihî geçmişe, büyük bir millî kültüre, büyük bir küresel hedefe sahip, iddialı bir milletin mensubû değilseniz, milliyetçilik size tabiî ki itici gelecektir. Bu da yine ‘milliyet sorunu’ değil midir?” [1]
Ömer Lütfi Mete
Türk Milliyetçiliğini Kritik Bir Yaklaşım Üzerinden Yeniden Düşünmek
1: ‘Milliyetçi’ olmak ile ‘Filozof’ olmak arasında doğrudan ve mutlak mânâda bir gerekircilik köprüsü kurmak ne derece yanlış ise; yine aynı ikili arasında, yine doğrudan ve mutlak mânâda bir ilişiksizlik uçurumu kazmak da, yine o derece yanlıştır. Yâni ‘Milliyetçilik[ler]’, ‘[Yüksek] Felsefe’yi ne gerektirir, ne de dışlar. Hani Üstad Hocaoğlu, “Felsefe hiç kimseyi münkîr yapmadığı gibi mü’min de yapmaz” diyor ya [2], işte öyle bir şey! Tamamını oku. »
3
Şub
2012
Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ
Bağımsızlığının 20. Yılını kutlayan Kazakistan, Sovyetlerden ayrılan Asya ülkeleri arasında, doğal kaynaklarının avantajlarını tabana yayma hususunda daha başarılı olmasıyla öne çıkmaktadır. Demokratikleşme ile ilgili bölge ülkelerinin neredeyse tamamında görülen ciddi sıkıntıların Kazakistan’da da var olduğunu söyleyebiliriz. Lakin bu sıkıntılar bölgenin bir diğer önemli ülkesi Özbekistan’la kıyaslandığında hayli küçük kalmaktadır. Şöyle ki; Özbekistan’da muhalif siyasal yapılar üyelerini devlete bildirme zorunluluğu olduğu için partileşmekten bile kaçınırken, Kazakistan’da muhalif partilere üye yüz binlerce Kazak bulunmaktadır. Nazarbayev’in muhalefete yaşam hakkı tanıyan ama yönetme iradesine ulaşımına set çeken tavrı cumhuriyetin ilk yıllarında ki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası tecrübelerimizi de anımsatmaktadır. Önceki seçimlerde Nazarbayev’in kızının da parti kurarak seçimlere katılması ve %20 bandında oy alması sonrasında partinin siyasal yaşamdan ayrılması da bu bağlamda değerlendirilebilir. Tamamını oku. »
31
Oca
2012
Yazan: TÜRKYORUM

Esat Kabaklı, 1954 Elazığ doğumlu. Elazığ Devlet Mühendislik-Mimarlık Akademisi ve İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı mezunu… Elazığ Musiki Cemiyeti’nde kurduğu Türk Halk Müziği Topluluğunu uzun yıllar yönetti. TRT Erzurum Radyosu Türk Halk Müziği Ses Sanatçılığı Sınavını birincilikle kazanarak, Erzurum Radyosu’nda bir yıl süreyle yetişmiş sanatçı statüsünde yer aldı. 1983 yılında, İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Halk Müziği İcra Heyeti’nde ses sanatçısı olarak çalışmaya başladı. TRT İstanbul Radyosu’nun Türk Halk Müziği emisyonlarında bulundu. TRT İstanbul Radyosu’nda on iki yıl süre ile görev yaptı. 1998 yılında, İ. Ü. Devlet Konservatuarına geçti. Halen bu kurumda, sanatçı öğretim görevlisi statüsünde, Türk Halk Müziği Topluluğunun Şefliğini yürütmektedir. Türk Halk Müziği genel repertuarına derlemeleri ile kaynak sağlayan ender sanatçılardan birisi olan Kabaklı, ses sanatçısı olarak yurdun pek çok yöresinde ve yurtdışında konserler vermektedir.
Oğul (1997) , Kirve Memi (2000) , Yalnız Türküler / Göç (2002) ve Siyah Beyaz Türküler-Sürgün (2005) adlı dört albümü bulunan Esat Kabaklı, ayrıca “Şeyhül Muharririn” Ahmet Kabaklı’nın yeğeni ve gazeteci-yazar Servet Kabaklı’nın amcaoğludur.
Afşin SELİM / afsinselim@gmail.com
- Esat Kabaklı’nın gündeminde şu sıralar neler var?
Bu günlerde yeni bir albüm için çalışmalara başladım. Elazığ folkloruna yönelik bazı beste çalışmalarım var. İnşallah yakında çıkartırız. Tamamını oku. »
30
Oca
2012
Yazan: TÜRKYORUM
Yazarımız Mehmet Akif Okur’un Emperyalizm Hegemonya İmparatorluk isimli önemli eserinin ikinci baskısı Ötüken Neşriyat’tan çıkmıştır. Emperyalizm, Hegemonya, İmparatorluk, uluslararası politik ekonomi literatürünün en önemli başlıklarını, Irak’ın ABD tarafından işgalini merkeze alarak tartışıyor. Kitapta bu üç kavram, önce sırtlarında taşıdıkları zamandışılık zırhlarından Gramscigil/Coxgil tarihselciliğin nezaretinde sıyrılıyorlar. Ardından da Braudel’i hatırlayarak bir buçuk asrı aşan uzun vade boyunca ardışık dünya düzenlerinin başlıca karakteristiklerini özetliyorlar. Bu yolculuk sırasında Batı yayılmacılığının kolonyalist ve emperyalist evreleri, Marksist ve Liberal geleneklerin eleştirisi etrafında inceleniyor. Daha rafine iktidar mekanizmalarının mercek altına yatırıldığı hegemonya ve imparatorlukla ilgili kısımlarda da, kuruluş döneminden başlayarak Amerikan hâkimiyet mantığının temel kodları ve içine düştüğü kriz üzerinde duruluyor. Yapılan tüm değerlendirmelerin ışığında, fikirler ve çıkarların işgal kararında nasıl buluştuğu sorusu ise son bölümde cevaplanıyor. Burada yalnızca Avrupa’nın özgürlük arayışı, Batı dışı dünyanın yükselişi ve ulusaşırılaşmadan oluşan dinamikler demetiyle “emperyal eylem” arasındaki bağlantı sorgulanmıyor. Söz konusu sistemik çerçeveyi anlamlandıran tarihsel bloğun ana bileşenleri de tahlil ediliyor. Hristiyan Sağı, Hristiyan Siyonistler ve Yeni Muhafazakârlar gibi grupların oluşum ve koalisyon kurma süreçleri, kendi alt zamanlarına odaklanılarak anlatılıyor.Mehmet Akif Bey’in bu kıymetli eserini okuyucularımıza hararetle tavsiye ederiz.
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=594764&sa=101120448
30
Oca
2012
Yazan: FIRAT KARGIOĞLU
Bu yazı; bana ve ben misali nice Türkçü çaylağa kılavuzluk ve ağabeylik eden,
Yasin Şehitoğlu’na ithaf olunur…
“Batılılaşma ya da modernleşme girişimleri, Osmanlı entelektüellerini, Aydınlanma sonrasında Avrupa siyasal düşüncesiyle ilişki kurmaya götürmüştür; ama buna benzer bir ilişki Avrupa iktisat düşüncesiyle kurulamamıştır. Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar, bırakınız Yeni Osmanlılar’ı Jön Türkler’in bile ‘ne teorik iktisattan anladıklarını, ne de bizatihi iktisadî süreci anlayabildiklerini’ öne sürmenin mümkün olmadığını bildirir; Adam Smith ve Ricardo’nun iktisadî fikirlerinin ‘Yeni Osmanlıların teorik esaslarına kaynaklık ettiğini’ öne süren Bernard Lewis’in bu iddiasının ‘bir fanteziden öteye’ geçmediğini vurgular.” [1]
Hilmi Yavuz
‘Davut Bey ve Turgut Bey’ Tamamını oku. »