istanbul yarimada

2 Ara 2015

Bir Aziz Sancar’ımız varmış bizim

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

türkyorum - aziz sancar varmışNe zamandır kaybettiğimizin peşindeyiz. Ararken kaybettiğimizi, can havliyle bir oraya bir buraya koşuşturduk. Aradan epey vakit geçti. Bulamadık yahut bulduk da tanıyamadık. Bir müddet “Aslında kaybetmedik ki!” diye avuttuk kendimizi, olmadı. Giden gitmişti ve o gittiği için biz artık eski “biz” değildik. Elbette kendimize eskisi gibi “biz” demeye devam ettik, zaten diğerleri de “siz” diyordu, bu da işimizi kolaylaştırıyordu.

Hal böyleyken bazen biri çıkıyor ve öyle bir anda, öyle bir yerden, öyle bir sada ile “Türküm” diyor ki; tazeleniyoruz, en tıkandığımız anda derin bir nefes alıyoruz. Yine böyle oldu. Oldurmayan oldurmuyor belki ama eski “biz”inhatrına öldürmüyor da. Bir Aziz Sancar’ımız varmış bizim. Hala söyleyecek sözümüzün, yapacak işimizin, taş üstüne koyacak taşımızın olduğunu cihana gösteren. Mardin’imizin Savur’undan. Nobel’i kazanan ilk Türk bilim insanı Aziz Sancar, bir de ülkücü, buram buram Türk milliyetçisi çıkmasın mı? Çıktı vallahi. Zihinleri etnik hikayelerin işgalindeki tayfanın haberi ilk aldıklarındaki sevinç çığlıkları yerini derin bir sessizliğe, sonrasında homurdanmalara bıraktı. Bizim hissemize ise kötü geçen sınavdan tam not almış talebe şaşkınlığı ve mutluluğu düştü. Aziz hoca Amerika’da imkanları ölçüsünde Türk öğrencilere kucak açıyor, memleketinde burslar dağıtıyor, Doğu Türkistan davasına omuz veriyor, üç hilalli anahtarlık taşıyordu. Türktü, ocaklıydı ve haliyle güzel bir adamdı. Pamuk gibi ödülüyle Manhattan’da ev almıyor, kurucusu olduğu Türkevi’ne bağışlıyordu. BBC’nin etnik köken sorusuna bir Anadolu Türkü hasbiliğinde “Allah’ın gavurları oraları karıştırdılar yüz yıl önce hala karıştırıyorlar.” diyordu. Aziz hoca veriyor, dağıtıyor, bağışlıyor, söylüyor ve bizi kendimize getiriyordu. Tamamını oku. »

19 Kas 2015

Düştüğümüz yerden kalkmak

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

türkyorum - düştüğümüz yerden kalkmak

Eski Türk hakanlıklarında çıplağı giydirmede, açı doyurmada sıkıntı baş gösterdiğinde Allah’ın hakana verdiği “kut” u geri aldığına kanaat getirilir ve başkasının hakan olmasının önü açılırdı. Türk töresindeki bu millet menfaatini gözeten, başarısızlığın sorumlularının bedel ödedikleri kaide uzun çağlar boyunca devam etti. Başarısızlığının bahaneleri değil bedelleri oldu ve mesuliyet sahipleri çoğunlukla asaletlerine yaraşır şekilde bedel ödemeye rıza gösterdiler. II. Viyana Kuşatması’nın ardından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın hakkındaki karar karşısında takındığı tavır bugün hala iftihar vesilelerimizdendir. Koca imparatorluk toprakları şahsi mülkü olan Osmanlı padişahlarının halkın tepkisini çeken icraatlarının ardından nasıl tepkilerle yüz yüze kaldıklarını, doğrudan maruz kaldıkları ağır tepkilerin pek çoğunu bugünün Batılı ülkelerinin yöneticilerininkine benzer bir soğukkanlılıkla karşıladıklarını da biliyoruz.

Bugün artık başka bir çağdayız, tarihler epey ilerledi ama pek çok bakımdan dünümüzün gerisindeyiz. Başarısızlıklarımızı telafi etmek için hep yeni şanslar istiyoruz, vermek istenmeyince cebren elde etmekten imtina etmiyoruz. Yazılıdan zayıf alan talebenin kurtarma sınavı istemesi, onda da olmayınca kurtarma sözlüsü istemesi, onda da olmayınca hocasına yüklenmesi gibi bir paradoksun içindeyiz. Kendimize büyük kıymet atfediyoruz, biz olmazsak dünya dönmeye devam etmeyecek, güneş bir daha doğmayacak gibi egosantrik bir haldeyiz. Bu hal hem bize, hem çevremize hem de nereye mensupsak oraya zarar veriyor. Uyarıları asla ve kat’a dikkate almıyoruz. Uyaranları ucuz itham çamurlarıyla sıvamaya gayret ediyoruz. Atalar ne güzel söylemiş, kim bilir nasıl canları yanmış da söylemiş; “Bu hal hal değildir” Tamamını oku. »

16 Eyl 2015

Aleviler: Dün, Bugün, Yarın

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

türkyorum - aleviler bugün yarınAnadolu coğrafyası Türkler tarafından vatanlaştırıldıktan sonra toplumsal manada en dikkat çekici hareketler, döneme göre yoğunluğu değişmekle birlikte, isyanlardır. Bilhassa 13. ve 16. Yüzyıllar arası bir nevi ayaklanmalar çağıdır. Siyasi ve askeri anlamda coğrafyaya hâkim iradenin en zayıf ve en güçlü olduğu zamanlarda  ayaklanmalar eksik olmamıştır. Bugüne ulaşan toplumsal fay hatlarında ayaklanma devirlerinin mühim etkisi vardır. İlki ve en büyüğü Babailer isyanı olarak kabul edilen bu nevi toplumsal hareketlerin oldukça geniş bir coğrafyada kitlesel hüviyette cereyan etmesi ve bastırılmaları sırasında toplumsal hafızaya kazınanlar tarihimizin en uzun soluklu sosyal fay hattını ortaya çıkarmıştır.

Bugün yaygın olarak adına Alevilik dediğimiz inanç biçimi geçen asra kadar “Kızılbaşlık” namıyla maruftu. İran’ı Şiileştiren Türk hükümdarı olan Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın başında bulunduğu tarikat uzun süre Sünni karakterli olarak varlığını sürdürmüştü. Talebelerinden, ayırt edici olsun diye, yaygın olan beyaz başlıklar yerine kızıl börkler giymelerini istediği için “Kızılbaşlık” zamanla söz konusu silsileyi takip edenlerin genel adı haline geldi.1

Tamamını oku. »

3 Ağu 2015

İnkâr Korkusundan Teslimiyete: “Sürecin” Çözücü Dili Üzerine

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

türkyorum - sürecin çözücü diline dair

Türkiye, yaklaşık son üç senede adı hususunda bile mutabık kalamadığımız “Sürec”i rafa kaldırırken bir muhasebe yapmaya da çalışıyor. Evlerimizi her gün yeni şehit haberleriyle mateme gark eden terör dalgası karşısında güvenlik kalkanını omuzlamak mecburiyetinde kalan Ankara’nın önce sıcak krizi atlatmasını sağlayacak bir krokiye, ardından ise “Sürec”i başarısızlığa sürükleyen sebeplerin kapsamlı tahliline dayalı ayrıntılı bir yol haritasına ihtiyacı var.

Nitekim, medya ve siyaset üzerinden yürüyen tartışmalara baktığımızda bu doğrultuda bir hareketlenmenin yaşandığını görüyoruz. Ancak, henüz duygusal/siyasi “reaksiyonların” ötesinde metodik derinliğe sahip önerilerin aleniyet kazandığını söylemek zor. Bu çerçevede, eski politikanın temel mantığını savunurken problemin yalnızca kötü uygulamadan kaynaklandığını  ileri sürenleri de reaksiyon parantezi içine yerleştirdiğimizi belirtelim. Mesela; İngiltere’nin IRA, İspanya’nın ETA vb deneyimlerine ait hatıra ve takvimleri referans alan kimi eleştiriler, “prosedür” düzeyinde sorunlar yüzünden Sürecin tıkandığı zannından hareket ediyorlar. Oysa ihtiyaç duyduğumuz şey; daha ileri bir derinlikten, bize mahsus “yapısal” özellikleri merkeze alarak bahse konu örnekleri sorgulayacak ve karşımızdaki problemle kıyaslanabilir sonuçlar çıkarmamıza imkan verecek bir zihnî süreç. Örneğin IRA meselesine baktığında; Türkiye ve İngiltere’nin dünya sisteminin güç hiyerarşisi içindeki birbirinden uzak konumlarını, Kuzey İrlanda’nın özel statüsünü ve çatışmanın iki taraflı değil üçlü karakterini vb de görüp değerlendirecek bir perspektife sahip olabilmeliyiz. Bu sayede, Süreç deneyimlerinin yüzeyden bakıldığında aktarılabilir gözükürken yakından incelendiğinde değişik meselelere ait bağlamlarda aksi istikamette neticeler doğuracağı anlaşılabilen tabiatlarını keşfedebiliriz. Tamamını oku. »

11 Tem 2015

RABİA KADİR İÇİN BİR MİLYON İMZA!

Yazar: TÜRKYORUM

türkyorum - rabia_kadir

Doğu Türkistan için, Rabia Kadir için, Özgürlüğe “VİZE” ver!

İmza Kampanyamızın amacı; Doğu Türkistan davasının sembol ismi Rabia Kadir’in Türkiye’ye girişinin önündeki vize engelinin kaldırılmasıdır.

RABİA KADİR İÇİN BİR MİLYON İMZA

Rabia Kadir Uygur Türklerinin haklarını müdafaa etmekte ve Çin gibi Türkiye’ye de giriş yasağı bulunmaktadır. Yasağın kaldırılması, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerinin Türk ve Dünya kamuoyunun gündemine daha örgütlü biçimde taşınmasını sağlayarak Uygur Türklerinin onurlu mücadelesini destekleyecektir.

Tamamını oku. »

11 May 2015

Boğazlıyan Kaymakamı: “Şehid-i Millî” Kemal Bey

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum - şehidi milli kemal bey10 Nisan 1919: İstanbul Bayezid Meydanı… Güneşin batışına az bir zaman kala, darağacındaki ceset, askerler tarafından, infiale uğrayan meydandaki kalabalığa teslim edilir. Ertesi gün, onbinlerce kişinin katıldığı bir merasimle, Kadıköy’e geçirilerek Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Mezarlığı’na yönelir kalabalık…

Evvel zaman içinde, Osmanlı topraklarında huzur ve güven içinde yaşayan ve “millet-i sadıka” olarak anılan Ermeniler, Osmanlı’nın zayıf düştüğü, Anadolu’nun ve Yozgat yöresinin içinde bulunduğu kötü durumdan da faydalanarak, yer yer yaşanan isyanlara ve katliamlara girişirler; Hınçak ve Taşnak mensubu olarak. Bu komitelere, “Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması” hedef olarak gösterilir. Maksat, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurabilmektir. Böylelikle, iktidardaki İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kendilerine yönelik uygulanan tehcir, bir tedbir olarak zorunluluk arzeder. Yozgat’ın Boğazlıyan Kazası ise o dönemde, 40 bin civarında Ermeni nüfusuna sahip bir yerleşim birimidir.

1885 Beyrut doğumlu olan Mehmed Kemal Bey; 1912’de Gebze, 1913’te Karamürsel, 1915’te de Boğazlıyan Kaymakamlığı görevlerinde bulunur. Son görev yeri Boğazlıyan’da memuriyetten azledilerek, mahkemeye sevkedilir. Çünkü dönemin Damat Ferit Paşa Hükümeti, 14 Aralık 1918’de Ermeni Tehciri sırasında suç işleyenlerin yurdun çeşitli bölgelerinde kurulacak Divan-ı Harp’lerde(Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan savaş mahkemeleri)yargılanmalarına karar vermiştir. Mehmed Kemal Bey için verilen karar: İdamdır! Birinci Dünya Savaşı’nda, Almanya’nın önderliğindeki İttifak Devletleri’ne karşı İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan savaş bloku olan İtilaf Devletleri tarafından, İstanbul’un işgal altında tutulduğu bir dönemdir bu. İdam kararı, fiilen müttefik işgalindeki İstanbul’da, Divan-ı Harb-i Örfi tarafından verilir. Nasıl mı? Bir kısım politikacıların, İngilizlerin ve Ermeni komitacılarının tesiri neticesinde… Tamamını oku. »

27 Nis 2015

Küresel İletişim Ağı Bağlamında Kimlik Fetişizmi: Castells’e Göre…

Yazar: HALİL İBRAHİM KOÇ

türkyorum - kimlik fetişizmiCastells sermayenin küreselleşmesi ve refah devleti anlayışıyla birlikte teknolojik ve ekonomik dönüşümlerin yanı sıra toplumsal yapıda da değişimlerin olduğunu savunmaktadır. Bu değişen toplumsal yapı ‘ağ toplumu’1 ve ‘enformasyonel toplum’2 kavramlarını tartışma konusu yapmıştır. Bu toplum türlerinin ortaya çıkmasındaki en önemli etken ise tekno-ekonomik dönüşümlerle birlikte bilgi-iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir. Ona göre, Soğuk Savaş sonrası kapitalizmin yeniden yapılanmasında dahi bilgi (enformasyon) teknolojilerinin globalleşmesinin payı vardır. Çünkü sermayenin küreselleşmesi ve dünyadaki bütün ekonomik birimlerin birbirine bağımlı hale gelmesi ancak yaygın bir enformasyon ağıyla mümkündür. Nitekim, Keynesçi model sonrası, sermaye birikiminin küresel ancak bağımlı, esnek ancak tek perspektiften (tüketim odaklı) yönetimi böyle bir ağın varlığı neticesinde gerçekleşebilirdi. Castells’in “ağ toplumu, stratejik olarak belirleyici ekonomik etkinliklerin küreselleşmesinin damgasını vurduğu bir toplumdur” şeklindeki tanımı da bu durumu özetler niteliktedir.

Tamamını oku. »

6 Nis 2015

Çağ içi uğultuları

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum - çağ içi ugultulariEvimde canlı bulunmuştum o gün, sabahtı. Kim bilir, “olayla ilgili soruşturma devam ediyor” diyecekti gazeteler, siluetimi gördüğüm için memnun olacaktım, canlılığımı pek önemsiyorlardı çünkü…

“Acaba” dedim, kendi kendime, “Uyumamış mıydım”, hatırlamıyorum. Daha rahat bir uyku için kitabı ve sayfalarını tavsiye ediyordu, uzmanlar. Gel de uyu!

Bir haftalık sakalımın yükünü taşıyordum suratımda. Boğazımda dün akşamdan kalma öksürükle… Cümlelerine gömüldüğüm kitabın sayfalarını soluyordum. İtinayla. Her bir cümle, zihnimde yığınak kurmuştu. Pişman mıydım, hayır.

Ben okurken oluyordu her şey: Bir köpeği topal bırakmış ve ilk gördüğü internet cafe’ye kaçmıştı çocuk, üst kattan silkelediği halının gazabına uğramıştı mahalleli, berber ne iş yaptığıyla meşguldü müşterisinin…

Sanki beni bana unutturacak bir rahatlık sinmişti üzerime. Yalnızca ben’imden mesuldüm; ne öz ne de söz, bırakınız yapsınlar dedim, bırakınız geçsinler.

Çok katlı betonarmelerimiz vardı, birbiri ardına sıralanmış bankamatiklerimiz, girişleri ve çıkışları kontrol altında tutan güvenlik kabinlerimiz… Mağaza vitrinlerimiz, reklam panolarımız, metrobüslerimiz, etsiz çiğ köfte salonlarımız…

  • Kim o?
  • Ben…

Rutin koşuşturmaca âdeta zombileştiriyordu beni, seni, onu. Esasında iki ayaklarının üzerinde durabilen her canlıyı insan olarak vasıflandırmış olmanın mutluluğu istila etmişti şehri ve zihinleri… Etrafta gördüğüm her şeyi çağrışımlarla algılayabiliyordum. Simgecikler uçuşuyordu zihnimde. Tamamını oku. »

10 Mar 2015

Normalleşmenin Anahtarı Karabağ

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

türkyorum-normalleşmenin anahtarı karabağAğdam’da, Azerbaycan- Ermenistan cephe hattında Ermenistan Hava Kuvvetleri’ne ait bir helikopter Azerbaycan Ordusu tarafından Kasım 2014’de düşürüldü ve 3 Ermeni pilot hayatını kaybetti. Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Yukarı Karabağ bölgesini işgaliyle başlayan savaş 1994’de tarafların ateşkes imzalamasıyla dondurulmuştu. Sık sık ateşkes ihlallerinin yaşandığı cephe hattındaki çatışmalar ateşkesin 20. senesinde zirveye çıktı.

Yukarı Karabağ kuzey-güney yönünde 120 km, doğu-batı yönünde 35-60 km genişliğinde, batısında Ermenistan güneyinde İran Azerbaycan’ı bulunan bir bölge. Karabağ’ın tarihi parçası olduğu Azerbaycan’ın Türkleşmesi, Küçük Asya’ya uzanan kadim göç yolumuzun üzerinde olduğu için Anadolu’dan önce gerçekleşti. Karabağ da bin seneyi aşkın zamandır bölgeye hakim olan farklı Türk devletlerinin egemenliği altında bulundu. 19. Yüzyılın ilk yarısında bu durum değişmeden önce de bölgede hüküm süren  Karabağ Hanlığı’na bağlı bulunuyordu. 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Rus Çarlığına bağlandı. Çarlık Rusya’sı bölgeyi egemenliği altına alır almaz nüfus yapısını değiştirmek için İran ve Anadolu’dan Karabağ’a Ermeni göçünü teşvik etti. Bu yoğun ve sistematik göçün başlarında 1832 yılında Karabağ’ın %64’ü Türk %34’ü ise Ermeni’ydi. Bir asır sonra bu oran tersine dönecek, 90’lara gelindiğinde ise Karabağ’daki Türk oranı %20’nin altına inecekti.

Tamamını oku. »

3 Mar 2015

Süleyman Şah Türbesi: Misâk-ı Millî’nin Sökülen Sınır Taşı

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

türkyorum-süleyman şah misakı milliSüleyman Şah Türbesi’ni sınırlarımızın hemen dibine taşıyan operasyonu övmek için yürütülen muazzam medya kampanyası ibretlik manşetlerle tarihe geçti. Türbe’nin taşınmasıyla herhangi bir millî ya da mânevî kıymetin zâyî olmadığının ileri sürülmesi ve yapılan işi meşrulaştırmak adına sıralanan incitici gerekçeler, gelecekte de ufkumuzun yüreklerimizle birlikte nasıl daraltıldığını gösteren işâretler olarak hafızalardan silinmeyecekler.

“Türbeler”, Türklerin tarih boyunca anlam coğrafyalarını hangi stratejilerle inşâ ettiklerini kavramak isteyenlerin öncelikle üzerinde düşünmeleri gereken bahisler arasında yer alıyor. İslâm’la tanışmadan evvel güçlü bir “atalar kültü”ne sahip olan Türkler, Müslüman olduktan sonra da velilerin ve önemli devlet adamlarının kabirlerini hürmetle muhafaza ettiler. Türbeler, hem topluma yön veren önemli şahsiyetlerin manevi miraslarını zihinlerde zinde tutarak kuşaklar arasında kültürel devamlılığın tesisine katkıda bulunuyor, hem de üzerinde yükseldikleri toprakları “bizim” adımıza işaretliyorlardı. Hürmet edilen zâtlara âit türbelerin bulunduğu beldelerin saldırılara karşı müdafaa edilmesi bir îmân meselesi gibi görülüyordu. Bu nitelikteki vatan topraklarının düşman eline geçmesi, mâşeri vicdanı kanatıyor ve yitirilen yerleri “kurtarma” ülküsü toplumsal seferberlik için gerekli mânevî enerjiyi üretiyordu. Yunanlıların Bursa’yı işgali üzerine Âkif’in yazdığı “Bülbül” şiiri, düşman tarafından türbelere yapılan hakaretlerin Türk ruhunda yarattığı ızdırabı aksettiren yakın dönemdeki en önemli edebî örnekler arasındadır. Tamamını oku. »

« 1 2 3 4 5 6 ... 26 »