ada1

29 Kas 2011

Sivil İtaatsizlik ve Türkiye örneği

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ Sivil İtaatsizlik “ dünyanın pek çok  yerinde 19. asırdan beri değişik biçimlerde kendini gösteren ve – çoğunlukla- uygulayıcılarının taleplerini şaşırtıcı bir şekilde elde etmeleriyle sonuçlanan pasif bir direniş biçimidir.  Her ne kadar  sivil itaatsizlik kavramının temelleri bazı kaynaklarda milattan önceki yıllara dek götürülse de sivil itaatsizliğin ( civil disobidience) modern dönemde ki fikir babası ve ilk eylemcisi Henry David Thoreau’dur. 1817-1862 yılları arasında yaşayan Thoreau’nun klasik liberal söylemin ötesine taşan söylemi dikkat çekicidir. “Sivil İtaatsizlik “ kitabında klasik liberal kabul olan “ En iyi hükümet en az yönetendir.” ifadesini “ En iyi hükümet yönetmeyen hükümettir.” şeklinde formülize etmiştir. Thoreau’nun teorisyenliğine eylemciliği de eklemesi ABD-Meksika Savaşı (1846-1848) sırasında gerçekleşmiştir. Savaşın finansmanını karşılamak için ek vergi talep eden hükümetin bu isteğine karşı çıkmış ve vergi vermeyi reddetmiştir. Sivil İtaatsizliğin modern dönemde ki ilk örneği sayılan bu olay sonrasında hapse konulan Thoreau yakınlarının kefaletini ödeme  isteklerini de kabul etmemiştir. Bu noktada Thoreau’nun hem “Sivil İtaatsizlik” eserinde hem de bizzat sergilediği pasif direnişle anılan eylem türünün kıstaslarını belirlediği söylenebilir. Tamamını oku. »

26 Kas 2011

Macaristan’da 1600 Yıllık Canlı Şahit -1-

Yazan: SEMİH UŞAKLIOĞLU

Oğluma bir köpek almak için veteriner arkadaşım Hüseyin’den yardım istedim. Cumartesi Foça yolundaki birkaç köpek çiftliğine gitmeye karar verdik.

Sabah beni evden aldı, bir köpek çiftliğine gittik. Çiftlikte bulunan veteriner teknisyeni bize köpekleri tek tek özellikleri ile tanıttı.

- Eğer asil bir kangal düşünürseniz elimde bir tane Macar kangalı var dedi ve bizi tepenin en üstüne götürdü. Seslenerek köpeği çağırdı. Bu beyaz, iri bir kangaldı. Burada Macar kangalı ile karşılaşmak hiç aklıma gelmemişti ve bu beni yıllar öncesine götürdü…

Tamamını oku. »

25 Kas 2011

“Hücum ve Polemik”-[1]: Said Nursi, Said Nursi’den mi İbârettir?

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

Said Nursi’yi, Said Nursi’den ibâret zannedenlere ithaf olunur…

“…Elbette, tarihe gereksiniyoruz ama bilgi bahçesindeki şımarık bir aylağın gereksindiğinden farklı bir biçimde gereksiniyoruz; isterse böyle biri seçkin bir tavırla, bizim kaba ve zarafetten uzak gereksinimlerimize ve zorunluluklarımıza tepeden baksın. Yani, biz tarihe yaşam ve eylem için gereksiniyoruz, yaşamdan ve eylemden rahatlık içinde yüz çevirmek için değil, bencil bir yaşamı ve ödlekçe ve kötü bir eylemi güzel göstermek için hiç değil. Tarih yaşama hizmet ettiği ölçüde, hizmet etmek istiyoruz biz de tarihe…”[1]

Friedrich Nietzsche

“Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası”

1: Türk milliyetçileri, bir süredir Said Nursi’nin konumu ve önemi üzerine tartışıyor. Bu notlar, süregelen tartışmaya dâir bendenizin düşüncelerini içeriyor. Tartışmaya, daha doğrusu Said Nursi’ye ilişkin temel tezimse, özetle şu: Said Nursi –bugünün Türkiye’si için, sâdece ve sâdece Said Nursi’den ibâret değildir. Tamamını oku. »

22 Kas 2011

İlâve Notlar, Ya da: Bir ‘Sahih Tip’ Örneği

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

“…düpedüz bir insandı o. Hatta az önce bol sarımsaklı bir işkembe çorbası içmişti, ince kıyım şirdenden. Üstüne de su muhallebisi istemişti ya, “muhallebi kalmadı, sütlaç verelim” demişler de, “sütlaç kalsın” diye cevaplamıştı.” [1]

Mustafa Kutlu

“Hüzün ve Tesadüf”

1: Nihal Atsız’ın ‘Ruh Adam’ı ile Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ını birlikte-okuyarak kaleme aldığım ‘‘Ruh Adam’, ‘Aylak Adam’ ve Biz, Ülkücüler’ başlıklı yazı –maalesef, bâzı okurlarca eksik ve/ya yanlış yorumlandı. Eksik ve/ya yanlış olarak nitelediğim bu yorum biçimlerini, iki ana başlık altında değerlendirmeye tâbi tutmak mümkün: (i)Okurlardan kimisi, söz konusu yazının son notunda arz ettiğim gibi bir problemin [*] hakikatte var olmadığını ileri sürerken; (ii) kimi okurlarsa, yazıyı –meâlen, “sâdece ve sâdece verilmiş/gerçek tiplerden yola çıkarak inşa edilen bir Ülkücülüğün sahihliğinden şüphe duymamıza gerek yoktur”, diyerek, “gerçek olan, sahihtir de!” gibi, ancak bakar-görmez’lere ya da okur-anlamaz’lara mahsus bir koflukla yorumladı. Tabiî hâl böyle olunca, bendenize de –ilk yazıdaki notlara binâen- bir-iki ilâve not hazırlamak düştü. İşte bu notlar, o notlardır.

Tamamını oku. »

17 Kas 2011

Ne varsa bu topraklarda var!

Yazan: CEM SÖKMEN

Ama önce zihniyet…

Hayatı, dünyayı, Türkiye’yi nasıl algılıyoruz?

Bu soruyu, Türkiye’nin okumuş-diplomalı tabakası cevaplamalıdır. Öncelikle bu sorunun muhatabı, halk değildir. Halk; önünde ve yanında dünya görüşü kuşatıcı bir aydın tipi görene kadar, sosyalleşme tercihleri ve aile kanalıyla aktarılan geleneksel kültür ölçüleri etrafında hayatına devam edecektir. Evet, yaşadığımız süreçte halk için tehlike mevcuttur. Çünkü eski sözlü kültürün ölçüleri dinden, atasözlerinden, deyimlerden, türkülerden, Yunus Emre şiirlerinden gelirken, bugün televizyon ve internetin ürettiği sözlü kültürün kaynağı “stand-up’lardır.

Yine Türkiye’nin okumuş tabakasına dönecek olursak, Alev Alatlı’nın 2000 yılında verdiği bir röportajda sorduğu soruyla başlayabiliriz: “Türkiye’nin bir kültür felsefesi var mı?” Bu soruya bağlı olarak, Türkiye’nin eğitimli kitlesine hakim olan zihniyeti belirlemeden, doğru şeyler söylemek zor.

Tamamını oku. »

17 Kas 2011

‘Ruh Adam’, ‘Aylak Adam’ ve Biz, Ülkücüler

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

“İnsan meziyet sahibi olmaya mecburdur. Anormal olan: Kusurdur. Bir asker cesurdur diye alkışlanmaz ama korkarsa ayıplanır.” –Atsız, “Ruh Adam”[1]

“Gece yarısından çok sonra evine girerken, Nişantaşı’na yakın, yolun ortasında durdu. Geniş caddede ondan başka kimse yoktu. Tramvay rayının üstüne apışıp işedi. “Bir de bana deli sevgilim diyor. Nerem deli benim? Paçalarıma sıçramasın diye demirin oluklu yerine işemiyor muyum?”” –Yusuf Atılgan, “Aylak Adam”[2]

 1: Nihâl Atsız’ın ‘Ruh Adam’ı [: Selim Pusat] ile Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ını [: C.] bir birlikte-okumaya tâbi tutmak, ‘modern birey’ ile ‘postmodern birey’ arasındaki söylem ve eylem farklılıklarını netleştirmek açısından gâyet işlevseldir; Tamamını oku. »

16 Kas 2011

Türk Milliyetçiliğini Kemiren Kurt

Yazan: HİLMİ DEMİR

Kendi gibi inanmayanı Müslüman, kendi gibi yaşamayanı çağdaş, kendi gibi olmayanı Türk, kendi gibi düşünemeyeni demokrat saymayan bir “tahammülsüzlük” koca bir çınarı içten içe bir kurt gibi kemiriyor. Kendi gibi itaat etmeyeni hain sayan bir zihniyet kirlenmesi tüm ideolojileri mantar gibi sarmış durumda. Türkü söyledi diye başörtülüyü yurttan atan, başörtülü diye onu fakülteden atan zihniyet arasında nicel fark olsa da nitelik açısından hiçbir fark yoktur.

Müslüman ile Türk devletini birbirine hasım haline getirmek için laik-Müslüman çatışmasını beslediler. Kafamızı ne zaman ötelere çevirmeye kalksak Anadolu’da asker ile milleti birbirine düşman yaptılar. Sonra da Türk ile Kürdü birbirine düşman yaparak bir kardeşliğin intikam, kin ve kan kokusuyla bitirilmesi için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Bu yetmedi yanına Türk-Müslüman iftirakını koydular. Türklüğün kürde, dine, imana ters bir şey olduğunu bunların asla bir arada bulunamayacağını bu millete inandırmak için içimize etnik fitneyi ektiler.

Tamamını oku. »

13 Kas 2011

Türk Milliyetçileri ve Hassasiyetlerdeki Öncelikler

Yazan: İKBAL VURUCU

Bir Sorun Tespiti

Türk milliyetçiliği siyasi alandaki değişken gücüne göre simetrik olmayan derecede güçlü bir toplumsal etki alanına sahiptir. Bu etki farklı boyutlarda tezahür edebilme imkânına da maliktir. Etki ve güç arasındaki orantısızlık Türk milliyetçiliğinin tarihsel derinlikte anlamını bulan harekete geçirici meta-fizik güç kaynaklarına bağlıdır. Bu gücün harekete geçişi için belirli bir zaman ve mekân şartı söz konusu değildir. Zorunluluk milliyetçiliğin bizatihi kendisini yaratan “millet” denen sosyolojik olgunun varoluşu noktasında kendiliğinden doğan davranış örüntüleridir.

Sözünü ettiğimiz kendiliğinden davranış biçimleri modern kitle iletişim araçları vasıtası ve diğer farklı “algı yönetimi” teknikleri ile manipülasyona uğratılarak tepkinin kaynağı yönlendirilebilmektedir. Bazen bir takım kavramlar ve ifadeler duygusal nitelikli anlık tepkilere neden olabilmektedir. “Bölünme” bugün Türk milliyetçilerini kendiliğinden harekete geçirebilme kapasitesine sahip kavramlardan biridir.

Tamamını oku. »

9 Kas 2011

Halil Berktay’ın ‘Özgürlük Dersleri’ne Reddiyeler-[ I ]: Totalitarizm, Demokrasi ve“12 Eylül-Taraf” Düalizmi

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU


Ülküdaşım, Faruk Aydın’a ithaf olunur…

Taraf, sadece demokrasinin güdüklüğüne, askeri vesayet rejimine, darbeciliğe, resmi ideolojiye, diktatörlük heveslerine, her çeşit yekparelik veya “tek yol” nostaljisine, Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer fikriyatının 21. Yüzyıl başı Türkiye’sindeki izdüşümlerine karşı mücadele etmekle kalmadı. Bunu yaparken, esaslı bir gazetecilik dersi verdiği gibi bir solculuk dersi de verdi. Neyin, nelerin mümkün olduğunu gösterdi. Zekâyla, yaratıcılıkla, kıvraklıkla, tabusuz ve dogmasız düşünebilmesiyle, sorulmayan soruları sorabilmesi ve sorduğu anda cevaplarını da bulabilmesiyle, başlı başına bir mücadele sanatı, bir politika sanatı sergiledi. Yeni, demokratik sol anlayışları ve okuyucuyu kendinde topladı. Bu dönemde, Türkiye’nin gerçek solu oldu.” –“Önsöz Yerine”, s: 11. Halil Berktay Tamamını oku. »

4 Kas 2011

Yeni Türkiye’nin Yeni Demokrat Düşünce Biçimi

Yazan: İKBAL VURUCU

Günümüz iktidar mücadeleleri artık fiziki denetimden veya şiddetten ziyade zihinsel iktidar biçimleriyle kurulmaktadır. Bunun için de hegemonyanın en etkili ve güçlü unsuru mesabesinde “kavramlar” etkin şekilde kullanılmaktadır. Kavram despotizminin düşünce planında işlerliği söz konusu kavramın tekabül ettiği anlam ve işlevinin dışında bir araçsallaştırmaya maruz kalmasıyla mümkün kılınmaktadır: Demokra(si)tlık gibi.

Hiçbir birey salt “kendi” olarak toplumsal ilişkilerde rol almaz. Taktığı maskeler aracılığıyla ilişkiler siteminde kendi konumu belirler. Fakat artık maskeler bile aşılmıştır. Sihirli, büyüleyici, otorite ve şiddeti özünde taşıyan kavramlarımız daha tesirli. Demokrasi, barış, özgürlük, AB, çağdaşlaşma, çok kültürlülük, hoşgörü vs.

Tamamını oku. »

3 Kas 2011

İnorganik aydınlar ve mutlu azınlık

Yazan: CEM SÖKMEN

Seyyid Ahmet Arvasi’nin günlük gazete yazılarından oluşan kitaplarından birinin adı da “Sahte Dindarlar ve Sahte Laikler”dir. 20 yıl önce yazılmış olan bu yazılar Türkiye’nin bugünkü atmosferini anlamak için kılavuz gibidir. Arvasi Hoca bu yazılarda genel olarak çatışır gibi görünen iki mekanizmanın bu toprakların geleneğine ve tarihine “soğukluk” tavrında birleşmeleri üzerinde durur. Bugünün medyasına, yazarlarına baktığımızda aynı manzara daha da olumsuz bir şekilde devam ediyor. Fikirlerin değil, kliklerin hâkimiyeti sürüyor. Büyük çoğunluk, herhalde okuyucuya verebilecekleri bir şey olmadığı için sadece laiklik-dindarlık gerilimi üzerinden yazıp çizmeye devam ediyor. Mesela Fazıl Say bir açıklama yapıyor, sayısız köşe yazarı günlerce Fazıl Say üzerine tartışmalar yapıyor. Ortalık gündem olan bir konuya balıklama atlamayı ve sakız gibi uzatmayı meslek haline getirmiş köşe yazarından geçilmiyor.

Tamamını oku. »

« 1 ... 9 10 11 12 13 14 »