istanbul yarimada

3 Oca 2013

İğneyi Buldun mu?

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum - iğneyi buldun muAlain, Mutlu Olmak Sanatı’nda(Çeviri: Muzaffer Reşit, Varlık, Aralık 1970) anlatıyor: “Boukefal adındaki meşhur at, Büyük İskender’e getirildiği zaman, bu tehlikeli hayvanın üstünde duracak bir tek binici çıkmamıştı. Gelişigüzel bir adam buna bakarak: ‘Bu hayvan huysuzdur’ deyip, işin içinden sıyrılırdı. Ama İskender iğneyi aradı ve çabucak buldu: Boukefal’in kendi gölgesinden fena halde korktuğuna dikkat etmişti; korku, gölgeyi de şahlandırdığı için, bunun bir türlü sonu gelmiyordu. Fakat o, Boukefal’in başını güneşe doğru çevirdi, onu hep bu doğrultuya sürerek, hayvanı yatıştırmayı ve yormayı başardı. Böylece Aristo’nun öğrencisi biliyordu ki, gerçek sebeplerini bilmedikçe, huylarımıza asla hükmümüz geçmez.”

İğneyi de başkasına batırmak arzusundayız, çuvaldızı da. Bulduğumuz an, yüzleşeceğiz. Bu yüzden aramıyoruz. Nefsimize ağır geliyor. Kaçınıyoruz. Doğrular acı olduğu kadar acıtıcı da… Pekala, doğruya erişmek ne ile mümkün? Öz eleştiriyle; iğneyi bulabilmek pahasına…

Malum cepheleşme, çekişme ve çatışma kıyasıya sürüyor. Herkes, yükü nispetinde yaşıyor bu hayatı. Kimden bahsediyoruz? İnsandan… Fakat hangisinden? İyiliklerle ve kötülüklerle donatılmış olandan… Gökleri, yerleri ve dağları korkutan emaneti üstlenenden… Tamamını oku. »

2 Oca 2013

Karakoç: Güzellikler her zaman samimiyet ehliyle beraber olsun…

Yazar: EDİTÖR

Abdurrahim Karakoç

Evvel gidenlerle sohbet maksatlı, bahsi geçen isimlerin değişik eser, gazete ve dergilerde yer alan “kendi” ifadeleri derlenerek hazırlanmıştır.

Abdurrahim Karakoç; 1932, Kahramanmaraş doğumlu. Şair olan dedesi ve babasının etkisiyle küçük yaşlardan itibariyle şiire ilgi duydu. Kardeşleri de kendisi gibi küçük yaşlarda şiir yazdı. Karakoç’un şiirlerden bazıları bestelenerek birçok sanatçı tarafından seslendirildi. Bestelenen eserlerinden “Mihriban’”, unutulmaz türküler arasında yerini aldı. Şiirleri, birçok araştırmaya konu oldu. Şimdiye kadar 12 şiir kitabı ve makalelerinden derlenen bir nesir kitabı yayımlanman Karakoç, günümüz halk şiirinin en büyük ozanlarındandır. Kendisinin gazete yazılarından derlediğimiz bu kurgu söyleşiyi “Türkyorum” okuyucularının istifadesine sunuyoruz.

 Afşin Selim / afsinselim@gmail.com

– Sizin dilinizden nakledecek olursak, Abdurrahim Karakoç kimdir?

Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti. Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, “Özlenecek neresi var?” diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıştım. Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.  Tamamını oku. »

25 Ara 2012

Ertesi Gün: Oryantalizm, Korku Stratejisi ve “Yeni Suriye”nin İlk Büyük Sınavı

Yazar: MEHMET AKİF OKUR

Türkyorum-Ertesi Gün Oryantalizm, Korku Stratejisi ve Yeni Suriyenin İlk Büyük SınavıSuriye krizinde son kavşağa girildiğini düşünmek için makul sebeplerimiz var. Güney komşumuzdan gelen haberler, çatışan taraflar arasındaki askeri dengede önemli değişimler yaşandığına işaret ediyor. Nitekim başta Rusya olmak üzere gelişmeleri içerden izleyebilen uluslararası aktörler, attıkları adımlarla Şam’daki iktidar değişiminin ufukta belirdiğini teyit ediyorlar. Ayaklanmanın ilk aşamasından itibaren kenarda durmayı seçen ABD’nin de, son karede güçlü biçimde yer alabilmek için hamlelerini hızlandırdığını görüyoruz.

Peki, karşımızdaki bu manzarayı nasıl yorumlamalıyız? Eğer, Esed’ın gidişinin krizi sona erdireceğini düşünenlerdenseniz, rahat bir nefes alabilmek için beklemeniz gerekecek. Çünkü Baas rejiminin tasfiyesi ikinci yılına doğru ilerleyen “Suriye krizi”ne nokta koysa bile, “Suriye meselesi”yle daha uzun müddet yaşamaya devam edeceğiz. Tıpkı, işgal ve iç savaş süreci geride kalmasına rağmen istikrarını hâlâ sağlayamayan Irak’ın gündemimizden düşmeyişi gibi.

Suriye meselesi ise perdelerini “ertesi gün” endişesi ile açıyor. Esed rejiminin devrildiği andan itibaren ülkede neler yaşanacak? Şu günlerde, hemen herkesin aklında bu soru var. Sesli düşünülen cevapların büyük kısmı, Oryantalizmin klasik kalıplarıyla Esed’in krizin ilk günlerinden itibaren sarıldığı korku stratejisini buluşturuyor. Ancak aynı zamanda da “Yeni Suriye”nin rüştünü ispat için vereceği büyük sınava işaret ediyor. Tamamını oku. »

25 Ara 2012

Yaşamak ve Yaralanmak

Yazar: AFŞİN SELİM

türkyorum-yaşamak ve yaralamakİnsan, tercihleriyle yaşıyor. Daha iyi sonuç alabilmesi, daha iyisini tercih edebilmesiyle mümkün ancak… Tercih ediyor, çünkü ihtiyacı var. Dolayısıyla, ihtiyaçları üzere yaşayan insan, tercihlerinin bedelini ödemekle yükümlü… Kimisi açısından bu hal, “yaşamaya mahkûm” olmakla anlamlandırılıyor. “Her bidayetin, bir nihayeti vardır” diyor ve inanıyoruz ki, imtihan dünyasında yaşamanın sevincini kuşanabilmeli… Fakat maksat uğruna her yolu yürünebilir kabul etmeden. Bir diğer ifadeyle, “her koşula uyum sağlayan tarife” tipine dönüşmeden…

Mesele çerçevesinde, “usul erkân bilmek” deyimini hatırlayalım. Dikkat edilmesi gereken gereklilikleri… İnsanı değerli kılan ne? Yaşadığı ve yaşattığı hayat… Değerli kılan o hayat karşısında alınan duyuş tarzı ise, üslup dediğimiz şeyin ta kendisi. Hayat, insanı muammalarıyla kucaklamakta… Peki, ama gerekeni gerektiği yerde yapabilmek, yaşanan ve yaşatılan hayat bahsinde mecburiyet değil mi?

Göz, neyi görmek istiyorsa oraya bakıyor.

Biliyoruz ama bilmemekle yükümlüyüz âdeta. Karşılaştıklarımıza katlanamadığımız için kayıtsız kalmamız, mesut ve müreffeh kılmıyor bizi. En büyük tepki, tepkisizlik olamayabiliyor. Tamamını oku. »

21 Ara 2012

Suriye Muhalefetinin Yeniden Yapılanması ve Dengeler

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

türkyorum-sriye-muhalefetinin-yeniden-yapılanması-ve-dengelerGeçtiğimiz ay Katar’ın başkenti Doha’da geniş katılımlı bir toplantı ile bir araya gelen Suriye’li muhalifler uzun görüşmelerin ardından faaliyetlerini “Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu” isimli yeni bir yapının çatısı altında yürütmeye karar verdiler. Bu kararın alınmasında bir süredir ABD başta olmak üzere önemli aktörlerin son bir yıldır rejim karşıtlarının çatı kuruluşu hüviyetini taşıyan “Suriye Ulusal Konseyi” nin yetersizliğine işaret eden açıklamalarının mühim bir etkisi oldu. ABD Dışişleri bakanının belirttiği üzere Suriye Ulusal Konseyi’nin(SUK) önde gelen isimleri uzun yıllardır Suriye dışında yaşayan ve sahadaki direnişçilerle irtibatında sıkıntılar olan kişilerden oluşmaktaydı. SUK’un ilk başkanı Burhan Galyun’da, Galyun’dan sonra görevi üstlenen Abdulbasit Seyda’da muhalefetin tek elden koordine edilmesinde beklenen başarıyı sağlayamadı. Rejime karşı yürütülen mücadelede batı ülkelerinin aktif desteğini alma konusunda da başarılı oldukları söylenemez. İlaveten SUK, batı ülkelerinin rejim aleyhtarlarının arasında yer alan El Kaide bağlantılı grupların ve Selefilerin önemli bir etkiye sahip olduğu ve Esed sonrası süreçte batı karşıtı bir iktidarın Suriye’de işbaşına geleceği yönündeki endişesini de gideremedi. Bununla birlikte Doha toplantısından hemen önce önemli bir hamle yaparak yönetimini değiştiren SUK’un başkanlığına Suriye solunun önemli muhalif isimlerinden hristiyan George Sabra seçildi. Bu hamle ile Türkiye’nin de başından beri yoğun desteğini alan SUK Suriye muhalefetinin “batı karşıtlığı” ile ilgili endişeleri olan ülkelere kuvvetli bir mesaj vermeyi ve oluşturulması planlanan yeni çatı kuruluş sonrası süreçte etkisini sürdürmeyi umuyordu.  Tamamını oku. »

3 Ara 2012

San Marino’ya Selam, Yenilgiye Devam!

Yazar: AFŞİN SELİM

“Batı cephesinde değişen bir şey yok.” O soru, hafızamızın en müstesna yerinde hâlâ, beynimizi kemiriyor, cevap arıyoruz: “San Marino nasıl kurtulur?” Heyhat! San Marino’yu sevmiş bulunmak, aklı fikri hep San Marino’da olmak ıstırabı. Kerkük türküsündeki gibi: “Sevmiş bulundum efendim gayrı ne çâre…”

San Marino’ya geçit vermiyorlar yine. “Zirveden” diyorlar, “Hayli uzaklaştı takım…” Son 30 yılın neredeyse en kötü sezonu. Hem de onca şaşaalı transfere rağmen… Daha da kötüsü: Kendisini gidişattan mesul hisseden yok. Herkes kötüden şikayetçi… Hepimiz iyiysek bunca kötünün müsebbibi kim? Bilinçli mensubiyet, mesuliyet gerektirmekte… Fakat ne gam! Canlılar âlemi işte: Dışkı üzerinde düşüp kalkmanın adı da yaşamak…

Biz mi?

“Beğenmeyen stada gelmesin” diyen teknik direktöre rağmen, züğürdün tesellisine aşinayız. “Bir bildiği vardır” dediğimiz büyüklerimizin başımızı azıcık okşaması kâfi… Her birini o çok böbürlendiğimiz tarihin içinden süzülen kahramanlar olarak kabullendiğimizden olsa gerek bu.

Tamamını oku. »

30 Kas 2012

Hayatı Öldürmek

Yazar: AFŞİN SELİM

Âriflerden bir zat, talebesine, “Bu bahçeye meyve ağaçları dik” demiş. Talebe, söyleneni hemen yapmış. Hızla büyümüş ağaçlar, gelişmişler, bol bol meyve vermeye başlamışlar. Bahçe sahibi talebe, ağaçlara ve dallara âdeta hürmet eder olmuş. O ârif zat, talebesini ziyarete gitmiş. Bakmış ki, sürekli bahçeyle meşgul oluyor… Birdenbire, ağaçların dallarını kırarak yere atmış. Şaşırmış talebe, ne olduğunu anlayamamış. Dehşet içinde, “Aman hocam, bir hata mı yaptık” diye sormuş. O da, “Ben sana, ağaçları bahçeye dik dedim, kalbine değil” diye sitem etmiş. 

Dikkat: Hırslanmayı başarı için gerekli görüyoruz ama mahiyetini sorgulamak mecburiyetiyle… İçtimaî ve iktisadî hayatta başarılı olarak vasıflandırılmak her insana nasip olmuyor. Malum, derecelendirilmiş bir yeryüzünde yaşıyoruz. Fakat bu, sınıf ve zümre tahakkümünün meşrulaştırılması anlamına gelmemeli. Bilenle bilmeyenin bir olmaması karşısında takınılan tavır, sınıf ve zümre tahakkümünün sığıntısı yapmamalı insanı.

İktisadî yapıyı gayeleştirenler, ahlâkı vasıtalaştırdığı için mesele afişe oluyor: Kitleleşmek… Sonrası, insanın insan olarak değil, üretim tüketim girdisi olarak algılanması.

Tamamını oku. »

21 Kas 2012

Medeniyet İnşasında Tarihi Tecrübe: Bizleştirmek

Yazar: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Son dönemde medeniyet bahsinin lisanen sıklıkla gündemde oluşunu, bir hakkı teslim etmek kabilinden, hatırı sayılır bir kıpırdanış olarak kabul etmek lazımdır. Medeniyet bahsinin mahiyet kazanması ve lisandan fiile yansıması içinse biraz daha zaman gerekiyor. Nihayetinde emeklemeden yürünmüyor, yürümeden koşulmuyor. Bugünlerde mürekkep yalamış ağızlara pelesenk olan medeniyet inşası, ihyası ve restorasyonu kavramlarını “kaybettiğimizi hatırlama” babında bir emekleme olarak tanımlamak mümkün. Medeniyetimizin hayata ve insana dokunan en mühim unsurlarından olan vakıfların ve tarihi etki alanımıza yayılan eserlerin büyük bir ihya hamlesiyle yeniden ayağa kaldırılması çalışmaları da bu “hatırlama” nın tezahürüdür. Dündar Taşer’in ve Erol Güngör’ün “yetimhanedeki çocuğa mirasını bildirme” metaforuyla açıkladığı mesele, hatırlamada güçlük çektiğimiz dönemde “yerli” bütün münevverlerimizin ana uğraş alanı olagelmiştir. Bu uğraşın temsil kabiliyeti olan seçkin örneklerini elan görmekteyiz. Denilebilir ki; uzun bir aradan sonra medeniyet bahsini zemine yayılan bir şekilde konuşabiliyor, birkaç asırlık kireçlenmeden sonra yeniden emeklemeye başlıyorsak bu meseleyi uğraş alanı kabul edenlerin himmetiyledir. Almadan vermeyi sıradanlaştırmış, Türk milletinin medeniyet davasının burçları hükmündeki binlerce münevverimizin en müşkül demlerde dahi kalplerinden ve zihinlerinden millete dirlik üflediklerini görürüz şöyle bir ardımıza baksak. Bu manada aynı zincirin son yarım asırdaki halkaları olduklarında şüphe olmayan Ziya Nur Aksun, Fethi Gemuhluoğlu, Ömer Lütfi Mete ve diğer binlercesinde aynı ruh ve mesuliyeti görebiliriz.

Tamamını oku. »

18 Kas 2012

Derviş Meşrepli Ağabeyimiz: Ömer Lütfi Mete

Yazar: AFŞİN SELİM

Ölüm demiş biri, “Hayatın sonu değil sonucudur.” Dolayısıyla ölüm olgusu, en nihayetinde buluverir insanı. Hattâ bu gerçekle yüzleşmek istemese de, doğuş anından itibaren hissettirir kendisini ölüm… Bir geçiş ânı olarak adlandırılır; bir yanıyla da küçük kıyametidir yeryüzünün. Allah, ölülerimize ve dirilerimize, rahmetiyle muamele etsin. Herkes gidiyor ama nasılı mühim. Ömer Lütfi Mete’nin, vefatından bir müddet evvel, “Ölüm ve İhtişam” başlıklı bir yazısında okumuştum. Diyordu ki: “İmaj derdi, dini bile geriye itiyor, ölüm susuyor, cenazecilik konuşuyor.” Sonrasında ise şöyle noktalandırıyordu bu eleştirel yazısını: “İster kadın, ister erkek, ister sıradan er, ister tarihin akışını değiştiren mareşal; her ne olursak olalım, ölümde eşitlendiğimiz tartışılmaz.”(1)

Canlılıktır ve diriliktir, Ömer. Güzellik ve hoşluktur, Lütfi…

Çağından mesul bir duruş sergileyen bu diri ve hoş adam, 2009 Kasım’ında fizikî bir ayrılığı tattırdı hepimize. Meşhur tabirle, “gök kubbemizde hoş bir seda” bırakarak, ayrıldı aramızdan. Doksan ve iki bin kuşağı üzerindeki tesiri yadsınabilir mi? Edebi yönünden ziyade, fikri olgunluğuyla da “diğerlerinden” farklıydı. Meselelere karşı, makul bir çözümleme yapabiliyordu. Soğuk savaş yıllarının kalıntılarıyla bu çağı anlamlandırmaya kalkışan çağdaşlarından olmadı asla…

Tamamını oku. »

12 Kas 2012

Kürt Sorunu ve Eşit Yurttaşlık Söylemi

Yazar: İKBAL VURUCU

Kürt sorunu tartışmalarının özü yurttaşlık tartışmalarında tecessüm eder. Milli yurttaşlık kurumunun anayasal yurttaşlık/çokkültürlü yurttaşlık/eşit yurttaşlık biçimine dönüştürülmesi muhatapları tarafından sorunun çözümü için elzem görülür. Milli devletin dönüştürülmesi ve egemenliğin paylaşılması ancak anayasal yurttaşlık ile mümkündür. Yurttaşlık tartışmaları milli ve üniter yapının korunmasında bu denli önemli olmasına rağmen Türkiye’de yurttaşlık kuramı üzerinde çalışan aydınların nerdeyse tamamı liberal ve sosyalist akımdan gelen aydınlardan müteşekkildir. Bu durum da Türkiye’nin varoluşunun tartışıldığı bu zaman dilimde tek bir yaklaşım biçiminin hegemonyasının kurulması anlamına gelmektedir. Sol, liberal ve İslamcı aydınların dışında milliyetçi aydınların konuya olan ilgisizliği sorunun sadece güvenlik merkezli almanın yanında sloganların kolaycılığına ve indirgemeciliğine esir olmasından kaynaklanmaktadır. Hukuk fakültesindeki milliyetçi anayasa profesörlerinin dahi anayasal yurttaşlık dendiğinde “anayasayla ilgili yurttaşlık” gibi garipliklerden bahsetmesi ve teknik anlamından bihaber olması düşündürücüdür. Bu ilgisizlik aynı zamanda karşı karşıya olduğumuz tehlikenin farkında olmamaktır.

Tamamını oku. »

« 1 ... 9 10 11 12 13 ... 24 »