heather2

5 Eki 2011

Şehirli Bir Muhafazakar / Muhkem Duruşlu Bir Aydın

Yazan: CEM SÖKMEN

Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Ömer Lütfi Mete, entelektüelliği ve derviş ruhunu birleştiren kişiliğiyle tam kıvamında bir terkip (düşünce) adamıydı. O, insan ilişkilerindeki dikkati ve ufuk genişliğiyle “şehirli bir muhafazakar”; -mış gibi yapmadan her zaman doğru bildiğini söyleme iradesiyle “muhkem duruşlu bir aydın”dı. Şehirli muhafazakarlık ifadesiyle her türlü düşünce ve davranış biçiminde kendini gösteren bir “dünya görüşü”nü kastediyoruz. Önce “olamayanların” genel özelliklerinden başlarsak; meraksızlığıyla, yaptığı her davranışın doğru-yanlış demeden arkasında duruşuyla, geçmişini veya başından geçen herhangi bir olayı daima kendisini merkeze alarak anlatışıyla, ne algılayabildiyse hakikate karşı inatla algısını savunmasıyla, “dediğim dedik, çaldığım düdük” konuşma tarzıyla ve sorunları, konuları önem sırasına göre ele alamayışıyla ortada bir “şehirli olamayan muhafazakar” gerçeği vardır.

Ömer Lütfi Mete kaynaklardan beslenişindeki istikrarla, 1970’li yıllarda geldiği İstanbul’da yayın dünyasının içinde “pişmesiyle” bu çemberin dışında kalmış, sadece kendi kendisiyle meşgul bir insan tipinden çok ayrı bir yerde görülmeyi hak etmiştir. Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Partileşme Sürecine Dair

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“ “Bizler davayı Ağrı dağının zirvesine çıkaracaktık, yola koyulduk, bin bir zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu ama küçük(!) bir noksanımız olduğunu fark ettik: davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. “ Galip Erdem „
20. yüzyılın başlarında Türk entelektüelleri imparatorluğu ayakta tutmak amacına matuf çabalar içerisindeydiler. İttihat-ı Anasır adı verilen,  imparatorluktaki tüm unsurların birliğini savunan, köken ve inançlarına bakılmaksızın herkesi “Osmanlı” kimliğinin çatısı altında buluşturmayı hedefleyen bu akımın etkisini kaybetmesi Balkan Savaşı’nın başlamasıyla olmuş, gayrimüslimlerin yer aldığı bir birliğin fiilen var olamayacağı hususundaki tartışmaların alevlenmesiyle fikri ömrünü tamamlamıştır. Sonrasında İttihat-ı İslam adıyla anılan devletin etki sınırları içindeki tüm Müslümanların birlikteliğini hedefleyen siyasi akım dönemin iktidarının da benimsemesiyle öne çıkmıştır. Bu noktada İttihat-ı Anasır fikrine de başta İttihat Terakki olmak üzere ciddi bir desteğin, Balkan Savaşı’na kadar sürdüğünü belirtmek gerekir. Arap ve Arnavutların içinde başlayan ayrılıkçı hareketler İttihat-ı İslam fikrini de akamete uğratmıştı.
Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

“Hainlik” Türk Milliyetçiliğinin Şanındandır

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Malum-u âliniz bir süredir Türk milliyetçiliğinin meselelerine dair fikri bir tartışmayı ilgiyle takip etmekteyiz. Zaman zaman üslup sertleşse de bereketinden bir şeyler kaybetmediğini belirtmemiz gerekir. Zira tartışmada ki seviye ve üslupta ki müspet ya da menfi değişimler dahi oldukça öğreticidir. Uzun süredir eksikliğini hissettiğimiz öz eleştiri mekanizmasının yeniden vücuda gelmesi göz ardı edilemeyecek bir ilerleme kabul edilmelidir. Bu anlamda süreci başlatanlara kalbi bir teşekkürü vicdani bir sorumluluk kabul ediyorum.
Tartışma sürecinde görülmüştür ki; şahıslara indirgemeden fikri tartışmalar yapma hususunda ki eksikliğimiz devam etmektedir. Kelamı söyleyenin kimliği üzerinde düşünce beyanı kelamın bizatihi kendisinin önüne geçebilmektedir. Şüphesiz bu halde odaklanılması gerekenlere yeterince yoğunlaşamamayı beraberinde getirmektedir.
Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Tarihin Öznesi Olmuş Milletlerin Gelecek Algıları Üzerindeki Geçmiş İzleri *

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Tarihte bir kere özne olmuş milletler hiçbir zaman tarihin nesnesi yapılamazlar.”  Bu cümle 26 Mart’ta İstanbul Türk Ocağı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir toplantıda Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından, Türk dış politikasında oluşan yeni paradigmanın üzerinde durduğu zemini ifade ederken sarf edildi.1 Bu ifadeyi Davutoğlu’nun kadim medeniyetlere, tarihi etki alanlarına, özel misyonu öne çıkaran küresel diplomasi anlayışına vurgu yapan konuşmaları ve sahadaki çalışmalarıyla birlikte değerlendirdiğimizde zahirden batına bir yolculuğun ilk adımlarını atmış oluruz. Şimdilerde Davutoğlu’nun entelektüel ve diplomatik öncülüğünü yaptığı düşünce esasında Türk milletinin zihin kodlarında dönemsel olarak şiddeti farklılaşmakla birlikte daima taze kalmış bir amacı işaret etmektedir; Osman Turan’ın ifadesiyle “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi”.

Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Entelektüel Birikimine Dair Ya da Tefekkür-Teneffüs

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Bir süredir İskender Öksüz Hocamız ile İkbal Vurucu Bey’in başını çektikleri, Mete Aksoy gibi meseleye farklı bir boyut kazandırma hususunda istidadı yüksek bir kaleminde katkı sunduğu yarını pek verimli olma potansiyeli taşıyan bir tartışmayı memnuniyetle takip etmekteyiz. Malum-u aliniz bizim  “devletlular” için her dönem “olağanüstü zor”  sıfatını muhakkak mukaddes bir emanet gibi üzerinde taşıdığından, derin sözler etmek her dem riskli olmuştur, elanda olmaktadır. “Hainlik” ithamının sıradan bir kelammışçasına fütursuzca sarf edildiği, yaşı kemale erip de bu ithamla karşı karşıya kalmamış neredeyse kimsenin bulunmadığı bir camiada söz söylemek hakikaten zordur. Madem ki; bu meşakkate samimiyetlerine ve dahi münevverliklerine itimat ettiğimiz isimler katlanmaya talip olmuşlardır, fakirin de vicdani sorumluluğu gereği “hadsiz” kelam etme zarureti hasıl olmuştur.
Yaşadığı dönemin kutuplarından olmasına rağmen, belki uzun yıllar daha layıkı vechiyle idrak edilemeyecek olan Durmuş Hocamızın (D.Hocaoğlu) isabetle belirttiği üzere “… hakikaten düşünen bir kafa, karanlıkta bir kıvılcım çakmanın ne demek olduğunu, Nebîler Başbuğu’nun nasıl taşlanmış olması örneğinden bilir; bilir ve tevekkül ile baş eğer ki, cühelâ makûlesi tarafından taşlanmak bir peygamber san’atıdır ve dahi doğru yol üzere bulunmakta olunuşun da bir medârıdır.” 1
Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Pervasız Vatanseverliğin Sembolü: Giresunlu Topal Osman Ağa

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Yıl 1912, yer: Osmanlı tahrir defterlerinde adı Çepni İli diye geçen, Oğuz-Üçokların Çepni Türkleriyle meskûn Giresun. Gözleri çakmak çakmak bir yiğit, Hacı Hüseyin Mahallesinde ki dibek taşının üzerine çıkmış, kendisini heyecanla dinleyen gençlere: ‘Geride kalanlardan sıkılmayın. Endişe etmeyin. Vatan bizden görev bekler.’ diye haykırıyordu. Giresunlu delikanlılardan Balkan Savaşı için gönüllü asker olmalarını isteyen yiğit, Giresun eşrafından Hacı Mehmed’in oğlu Feridun zade Osman’dı. O Osman ki babasının askerden muaf olması için 54 altın lira ödediğini duyunca deliye dönmüş, hemen askerlik şubesine koşup gönüllü yazılmıştır. İşte o Osman’ın gür sesine kulak veren 63 vatan evladı, cepheye uçarcasına koşmuştu.


Cepheye vardıkların da Çatalca önlerine kadar gelmiş olan düşmanla ölesiye bir harbe tutuşmuşlar, cengin en şiddetli anında yanına düşen bir gülle kabına sığmayan Osman’ı vatan toprağının pak sinesine sermişti. Gözlerini Şişli Etfal Hastanesi’nde açan Osman’ın 10’dan fazla yarasının en vahimi sağ bacağındaydı. Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Aral Gölü ve Türk Milliyetçiliği

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünyanın en büyük dördüncü, Asya’nın en büyük ikinci gölüydü Aral. Özbekistan ile Kazakistan arasında, bereketiyle geçinenler için koca bir denizdi Aral. Lakin münbit sinesinden cömertçe verdikleri Sovyetleri tatmin etmeyecek, daha çok pamuk üretimi için Aral’ı besleyen nehirler sulama kanallarıyla Orta Asya’nın derinliklerine götürülecekti. Hep veren Aral’ın kaynaklarını daha çok kazanmak için alan bu acımasız politika neticesinde son 50 yılda Aral % 90 oranında küçülecekti. Artık Aral demek bereket, ferahlık, huzur demek değil çekilmiş suların ardından karaya oturmuş balıkçı tekneleri ve çölleşmiş toprak manzarasıyla kocaman bir hüzün demekti. Şimdilerde Aral çevresinde masum Türk çocukları Aral’ın tabanında açığa çıkan zararlı tuzun karıştığı havayı soluyor ve büyüklerinin Aral’ın güzel günlerine dair hatıralarını dinliyorlar.

Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Süleyman Çelebi Sendromu

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Emir Timur devasa ordusuyla Osmanlı mülkü üzerine yürürken, Yıldırım Bayezid Han’ın oğlu veliaht Şehzade Süleyman Çelebi Sivas’ta sancak beyi idi. Emir Timur’un ordusu Sivas’a yaklaşınca Süleyman Çelebi, pederi Bayezid Han’dan yardım sağlamak için Sivas’tan ayrılacağını duyurdu ahaliye. Elbette pederine kendisi gitmek yerine ulaklar salabilir, onlar vasıtasıyla durumun vahametini anlatabilirdi. Her ne kadar içlerine bir kurt düşse de üzerinde pek durmadı Sivaslılar. Ne de olsa veliaht şehzadeydi Süleyman, muhakkak bir bildiği, esaslı bir gerekçesi vardır dediler, sükût ettiler. Sessizlikleri Süleyman Sivas’tan ayrılmak üzere yola koyulduğunda bozuldu. Nasıl bozulmasın ki; babasından yardım alıp Sivas’ın imdadına koşacağını söyleyen Süleyman, veliaht şehzade Süleyman ayrılırken beraberinde ailesini, değerli eşyaları, soy atları da götürmekteydi.

Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Türk Milliyetçiliğinin Ufkunu Daraltan Sis Bulutu : ”Ulusalcılık”

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Bilindiği üzere tek başına iktidar dönemleri muhalefet gruplarını ortak eleştiri hedefine konsantrasyon nedeniyle yakınlaştırır. Türk milliyetçiliği de benzeri bir yakınlaşmayı 2004 sonrası süreçte gözle görünür hale geldiği üzere kendilerini  “Ulusalcı” olarak tanımlayan camia ile yaşadı ve elan yaşamakta. Bu meseleye dair 2005–2007 arası yazdığım birkaç makaleye göz atma fırsatım oldu geçenlerde. Ulusalcıların taze, medyatik güçler olarak iktidara karşı muhalefetimizi destekler aktif pozisyon almalarının şimdilik rahatsızlık oluşturmayan, müspet bir gelişme olduğunu belirtmişim. 2011’e yaklaştığımız şu demde konuyu aynı müspetlikte değerlendirmediğimi ifade etmek isterim. Zira ulusalcılarla kaderin bizi zaman zaman aynı safta buluşturması Türk milliyetçiliğin de adına “ufuk problemi” diyebileceğimiz bir sıkıntı oluşturdu.

Tamamını oku. »

19 Eyl 2011

Kıymet Bilme Özürlüyüz – Durmuş Hoca’nın Ardından

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

2004 yılıydı, yine taş üstüne taş koyma gayretiyle olsa gerek bir internet haber portalı kurmuş, bizim cenahtan fikirlerine ehemmiyet verdiğimiz isimlerin siteye özel yazı yazmalarını sağlamaya çalışıyorduk. Bu çerçeve de her makalesini hazmederek okumaya çalıştığımız Durmuş Hocaoğlu’nun telefonunu da bir yerlerden bulmuştuk. Hoca’nın fikri derinliğinden ve akademik üslubundan olsa gerek bir miktar endişeyle kendisini aradığımı hatırlıyorum. İlk defa o zaman duymuştum sesini. Türk milliyetçiliğinin en akil adamlarından Durmuş Hoca, bizim mütevazı projemizle çok yakından ilgilenmiş, başka irtibat numaraları da vermiş ve pek çok yazısını e-posta ile bendenize ulaştırma zahmetine katlanmıştı. Yeni tanıştığı genç bir Türk milliyetçisine telefonda 1 saatini ayıracak kadar tevazu sahibi ve fedakârdı. Zaten duruşundan, yazılarından seviyorduk hocayı ama beyefendiliğiyle ve layık olmadığımız ilgisiyle de pek bir etkilemişti bizi. Sonra birkaç telefon görüşmemiz daha oldu. Hep aynı ilgi ve samimiyeti gördük.

Tamamını oku. »

« 1 ... 6 7 8 9 10 11 »