Ayasofya

8 Nis 2013

Ölülerle Yaşamak

Yazan: AFŞİN SELİM

türkyorum - ölülerle yaşamakYahya Kemal’e İstanbul’un nüfusu sorulduğunda, milyarlarla ifade ediyor. Yani dirilerle yetinmiyor. Ölülerle yaşamak dedikleri bu olmalı…

Pekiyi, her kavim ölüleriyle mi yaşamakta?

Binlerce yıl boyunca ölülerini uğurlayan Türklerin, ölüm karşısındaki tavrının ayrıcalıklı olduğunu düşünüyoruz; hissî bir ayrıcalık… Münasebet devam ediyor. Usul ve uslup gözeterek. Mümeyyiz vasıflarla…

Ölenler ve Yaşayanlar adlı makalesinde, meseleyi şöyle örneklendiriyor Erol Güngör: “Saraylarını, konaklarını ve dergâhlarını türbe ve mezarlarıyla aynı yerlere koyan insanlar, hayat ile ölüm arasında bir tezat görmüyorlar demektir.” (Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 1975) Böylesi bir yaklaşım açısından ölüm, korkunç sayılabilir mi?

“Öldü” bile diyemiyoruz mesela, dilimiz varmıyor.

İslam ahlak ve faziletiyle hareket eden Müslüman Türkler, doğal bir hadise olan ölümü, “hakka yürüdü, rahmete kavuştu, sır oldu, vefat etti” gibi ifadelerle anlamlandırmakta. Sıkça telaffuz edildiği gibi: “Hayat devam ediyor” çünkü…

Sonrasında ise, gelenek icabı matem yaşanıyor, ağıt yakılıyor, mersiye yazılıyor:

  • Bu dünya hayatının nasılını anlamlandırmak,

  • Ölümün acısını bir nebze hafifletmek

  • İnsana fani olduğunu bildirmek için…

“Aşırı sevinç gösterisi kadar aşırı üzüntü de bizim kültürümüzde olmayan bir şeydir” diyor Erol Güngör ve Kanuni’nin ölümünü hatırlatıyor: “Kanuni öldüğü zaman ona yapılan cenaze töreni mahşeri andırıyordu, fakat herkes gözyaşlarını içine akıttı ve o büyük padişaha yakışır bir ağırbaşlılık gösterdi.”

Ölüm, ne paşa ne de padişah dinliyor…

“Er kişi niyetine” uğurluyoruz; vakit tamamlanıyor. Netice: Kim neyi hak ettiyse, ona kavuşuyor. Nasıl uğurlandıysa. “Er kişi” olarak. Rütbesizce… İki cihan saadeti yaşayan da var, iki cihan felaketi de. İnsanın en büyük düşmanı yine kendisi…

Ölülerinin mezarı başında dua eden Türkler, Allah’ın ölümsüz olduğunu bildiren “Hüvelbakî” sözünü yazıyorlar mezarlarının taşına.

Fakat ölüler, ölüyorlar mı? Ölülerin sesi, yerüstündeki dirilerin sesinden daha gür yankılanabiliyor. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” anlayışı üzerinden yaşamayı “hayatın gerçeği” olarak kabullenen diriler, sahiden de hayattalar mı? Meçhul…

Ölmemeye örnek teşkil etmesi açısından görmüş, duymuş, bilmiş dirilerin birinden, Bilge Kağan’dan nakledecek olursak: “Kardeşim ve beğlerimle birlikte çalıştım, göçmüş ve dağılmış halkı topladım, yoksul ve bitkin halkı toparladım; çıplak halkı giydirdim, aç halkı doyurdum, fakir halkı zengin ettim, az milleti çoğalttım.”

Ölüler; gördükleri, duydukları, bildikleri için halen daha yaşıyorlar. Günümüzün ilerlemiş, kalkınmış ve gelişmiş(!) dirileri ise, adeta diri diri gömülüyorlar. Hafızasız ve hatırasız olarak… Bu, milli karakterini yitirenler üzerinde rahatlıkla gerçekleşebilmekte. Böylelikle şartlar, hükümsüzleştirmek için olgunlaştırılıyor.

Ümitvar olmalı ve yeise kapılmamalı. Mehmet Eröz uyarıyor: “Türklerin her devirde evi-barkı, yeri-suyu vardır.”(Türk Kültürü Araştırmaları, 1977)

Ölüyorsak nasıl, yaşıyorsak niçin?

Büyük ölülere sahip olmakla övünen bir millet, dirileriyle imtihan ediliyor. Süreç esnasında mensup olmakla yetinenlerin diriliği ise “yaşayan ölü” olarak adlandırılmalarını mümkün kılıyor. Mensubiyet ne kadarsa mesuliyet de o kadar… Hal böyle iken, ölülerinin büyüklüğüyle övünen bu millet, tarihin neresine layık?

Teşkilatçılığı sayesinde kesintisiz bir devamlılıkla yaşayışını sürdüren Türklerin “ülke büyüklüğü” ne yüzölçümüyle ne de dirilerinin dünyevi başarılarıyla değerlendirilmemeli. Şayet “tarihin öznesi” olmak “maceracılıkla” ilişkilendirilmiyorsa…

Ölülerimiz ve dirilerimiz meselesini, gitmeye ve kalmaya indirgemiyoruz elbette. Ölümle birlikte fizikî bir ayrılık söz konusu olsa da, emek ve eser ölüleri diri tutuyor. Gidiyorlar ama aramızda yaşayarak… Şöyle: “Herkes bir Sinan değildir, arkasından herkes bir Süleymaniye bırakamaz.”(Remzi Oğuz Arık, Meseleler, 1974)

Ölülerinin kemiklerini sızlatmayı alışkanlık haline getiren bir toplumda ise, Allah’ın rahmetini, ölülerini öldürmekle meşgul olan dirilere dilememiz gerekiyor artık. Hangi ölüler mi öldürülüyor? Meziyetleriyle, evvel zaman içinde, azılı düşmanlarını bile imrendirenler:

  • Sözleri dünyanın en sağlam senet ve imzası kadar muteberdir,

  • Ne harpte, ne sulhta hile yapmazlar, fırsattan istifadeye tenezzül etmezler,

  • Her türlü gayri meşru kazancı yasak sayarlar,

  • Dindar, şefkatli ve insaniyetlidirler,

  • Birbirlerini aldatmazlar, emniyeti suistimal etmezler, muhataplarının saflığından faydalanmazlar,

  • Kötülere ve kötülüklere karşı sert ve ağır cezaları vardır, bu cezaları adilane bir şekilde uygularlar…

Ölümü tatmış dirilerin ruhaniyetine selam olsun!

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.