Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

5 Eki 2011

Olacak ama…

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Dünya hızla değişiyor. Ve bu değişim önemli bir özelliği seçenek olmaktan çıkarıp iddia sahibi ülkeler için bir zorunluluk haline getirmekte. O özellik:  zamanın ruhunu okuyabilmektir. Soğuk savaş sonrasında önümüzde açılan yollardan yeterince yararlandığımızı söyleyemeyiz. Ama şunu da kabul etmemiz gerekir ki: çok daha iyisini yapabilecek kaynaklara da tam anlamıyla sahip değildik. Bugün daha geniş imkanlarla ve soğuk kanlı bir şekilde önümüzü görebilecek donanıma sahibiz. Evet, belki hala her şey dört dörtlük değil ama dünden çok daha ilerdeyiz ve yarın daha da ileride olacağız..

Geçen günlerde gazetelere yansıyan bir olay bu bakımdan hem dikkat çekici hem de umut vericidir. Karadağ Cumhuriyeti’nin Adriyatik Denizi kıyısında ki küçük bir kasabasında gerçekleştirilen nüfus sayımında ilk defa 104 kişi kendisini “Türk” olarak kaydettirmiş. Yüzyıllardır orada yaşayan ve yeni nesilleri Türkçe’yi unutmuş olan bu insanlar, kendilerini deşifre etmekten kaçınmışlar uzun yıllar. Şimdi ise Türkiye’nin çevresinde yükselen etkisine paralel olarak artan özgüvenleriyle varlıklarını ortaya koyuyorlar. Tika’nın burada açtığı Türkçe kursuna dedeler torunlarını ellerinden tutup götürüyorlarmış. Aynı durumu farklı oranlarda diğer ülkelerde görmekte mümkündür. Arap baharının yaşandığı ülkelerde Türk asıllı olduklarını iddia eden kitlelerin ortaya çıkışı da bizi şaşırtmamalı. Yüzyıllarca kaldığımız coğrafyalarda arkamızda izler bırakmamamız elbette beklenemezdi. Lübnan’daki  Türkmen köyleri ya da Bingazi’deki Türkçe’yi unutmuş Türk asıllıları devlet aklı olarak yeni tanıyoruz. Bu gelişmeleri yok sayamayız.

Acaba Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerimiz de Orta Doğu ve Balkanlarla olduğu gibi hızla gelişiyor mu? Gelişme yok demek insafsızlık olur. Türksoy’u(Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı) ve Türkkon’u ( Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi) söz konusu gelişmelerin filizleri olarak görmek mümkün. Bu kurumsal yapılar Türk Dünyası’nın tarih boyu ilk defa “birbirini yenmeden” oluşturduğu birlikler. Malum sebeplerden Özbekistan’ın dahil olmadığı bu birliklerin en mühim misyonu Türk cumhuriyetlerinin liderlerinin aldığı kararların hayata geçirilmesi noktasında üstlenecekleri rol olacak.

2009’da Türk devlet başkanları tarafından Nahçivan’da alınan isabetli karar yeni bir dönemi açmıştır. İlişkilerin mütekabiliyet esasında geliştirilmesi ve ortak çalışmaların sayısının artırılması noktasında devlet başkanlarının ortaya koyduğu irade fevkalade önemlidir, yol göstericidir. 20 yıldır her toplantıda ortak alfabeye geçilmesine dair alınan kararlar ve dahi onlarcası artık Türk devletlerinin ortak iradesi ile kurulan resmi yapılar tarafından takip edilecektir.

Eğer bugün Türkistan’daki Yesevi’nin izdüşümünü Ankara’da Hacı Bayram’da görüyorsak, Orta Asya’da ki Korkut Ata  Anadolu’da Dede Korkut ise, Cengiz Aytmatov ile geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Cengiz Dağcı aynı kaynaktan akan nehirler gibi geliyorsa bize, devlet başkanlarının ortaya koyduğu iradenin yol göstericiliğinde kısa zamanda büyük mesafeler katedebiliriz. Bunun için iki şart var mutlaka yerine getirilmesi gereken: İstemek ve çalışmak. Sanıyorum biz ilkinde pek mahiriz ama ikincisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

hrasityilmaz@gmail.com

Etiketler: , ,

Geçmiş Yazılar

Yorumlar

  1. huseyin bu guzel tespit yazina ufuk bir eklemek yapmak isterim .Turkkon,Turksoy gibi bir diger olusumda Turkpa dir. Turk dili konusan ulkeler parlamenter asamblesi. parlamenterler duzeyindeki bu orgutte suan itibariyle; turkiye,kazakistan,azaerbaycan ve kirgizistan var. gecen seneki toplantisinda ortak alfabeye gecis icin calismalar yapilmasi yonunde fikirler began edildi.ama bu orgutte bile eksiklikler var. calisma,anlasmazliklar,isi yuruten burokratik mekanizmadaki ongorusuzluk ve yetersizlik en o.emli sorun. bu konusan daha ayrintili bilgi verebolirim. baki muhabbetle

     

    faith bahcivan