Ayasofya Camii

14 Eki 2013

Nesillerin yalnızlığı

Yazan: AFŞİN SELİM

1969 yılındaki bir makalesinde, Nesillerin Yalnızları’ndan* bahseder, Nevzat Kösoğlu. Başucumuzda olsalar bile, gönül körlüğüne tutulmuşuzdur. Görmeyiz, göremeyiz, görmek istemeyiz onları. Gördükçe mesul olduğumuz için belki, bakmak tercihimizdir. Çünkü iğfal edilerek, kirletilmiş her zihin yabancısıdır onların dünyasına. Uzaklardan o malûm ses işitilir. Biteviye, muhatabını aramakla meşguldür: “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” Maalesef. Meselemizin hem sanığı hem de tanığıyızdır artık…

türkyorum - nesillerin yalnızlığıHalbuki, sarsıntılı hayatlarıyla büyütürler yalnızlıklarını onlar; nesiller boyunca yalnız kalarak. Sırf, yaşanmaya değer bir hayata kavuşmak niyetiyle. Fakat vaziyetin vahameti kuşatmaya devam eder: “Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli…” Sonrası yakınma ve yabancılaşma. Çünkü fiziken ve ruhen yakınlaştıkça feda gerçekleşir, bu başlangıçla birlikte başka bir hayat sona erer, hesap gününden evvel hesaba çekilir nefs. Göz görmüş, gönül sevmiştir ve ama her türlü ezaya ve cefâya rağmen razı olunabilecek midir?

İlgili makalesinde, “İnanmışlığın gizli neşesi ve bir mukaddes davaya hizmetin huzurundan gayri, hangi ikbâl, hangi şöhret, O’nun kapısını çaldı?” diye sorar Kösoğlu. “Neslinin üstünde ve kendi mefkûreci yalnızlığı ile geleceğe uzanmış bir aydınlık” dediği, Nurettin Topçu için…

Bedel için muhatabını arzulayan yalnızlık, meşakkatlidir. Eğilmek bükülmek, bilmez. Her karşılaştığına katlanabilir mi, insan? Nesillerin yalnızları, bu sayede zamanlarını ve dönemlerini aşabilmişlerdir ancak. Umutsuzluğa ve ümitsizliğe yer yoktur yalnızlıklarında. Günü geldiğinde ise aramızdan, yürek dolusu selâm ve ebedi şükran ile uğurlasak da onları, yaşamaktadırlar halen. Diridirler. Sesleri yankılanır; yeter ki aradıkları kulağı bulabilsinler…

Onlar, çekilerek yerleşirler, yalnızlıklarına. Bu çekilmeyle birlikte yaşanan sarsıntı, sertleştirir onları. Büyük bir yıkıntı kalır geriye. Evvel zaman içinde öğretilmiştir: Yılgınlığı kabullenmek, hayatını yitirdiği halde yaşadığını zannedenlere mahsustur.

Onlar, nesillerin yalnızı olmaya razıdırlar. Gerekiyorsa, ciğerlerinden kalemlerine âdeta kan çekerek… Emek vermişlerdir yalnızlıklarına. Hiçbir şey yapmadan her şeyi eleştirmenin patolojik bir vaka olduğunu bilirler. Hesapları küçük olmadığı için dünyaları da küçük değildir. Hassas ve kırılgandırlar. En mühimi de, aşka hudut çizilmeyeceğine inanmışlardır bir kere…

Onlar, her yolu yürünebilir kabul etmedikleri için yalnızdırlar. Kayıtsızlık ve kaygısızlık illetine düçar olmamaları yalnızlığın tahtına yerleştirir onları. Kafaların konforu böylece bozuluverir. Put yıkıcıdırlar çünkü; yıkılan putların yerine, yenilerini koymaksızın. Ezber bozucudurlar çünkü; bozuların ezberlerin yerine, yenilerini koymaksızın…

Peki, yalnızlığın o malum tahtına nasıl erişilir? “Yalnızlığın şuuruna varıldıkça, heyecanlar büyür ve düşünce bilenerek billurlaşır” der, Kösoğlu. Dolayısıyla, büyümeyen heyecanın ve bilenmemiş düşüncenin neticesi, yalnızlığın altında ezilmektir. Allah muhafaza…

Nesillerin yalnızlarını, şöyle tanımlar Kösoğlu: “Yalnızlar, zulmeti aydınlatmak için, bir mefkûrenin alevi ile tutuşmuş çerağlardır ve yalnızlık bu ışığın fânusudur. Bu fânusta zaman ve mekân şahsîleşir ve yalnızlar ışıklarını parlatarak saçarlar. Yalnızlık onları her türlü düşman fırtınadan korur ve nesillerine karşı granitten, taştan bir kale gibi onları çerçeveler. Yalnızlar, bu fildişi kulede zamanlarının üstüne çıkarlar. Artık bağımsızdırlar ve korkusuzca gelecek nesillere yönelirler. Hayallerinde, omuz omuza yaslanmış dağlar gibi nesiller, tarihi aşarak, büyük mefkûrelere koşarlar.”

Fakat ayrıca, uyarmaktadır: “Yalnızın alevi ile yanar nice gençler, ama tek başına ve kendilerine yeni yalnızlıklar arayarak. Oysa çoban ateşi tutuşmak için en az üç dalın başbaşa vermesini ister. İçtimaî aksiyonun özü budur ve açıktır ki, yalnızlığın mahiyetine aykırıdır. Yalnızlar, kendi yalnızlıklarını hitabettikleri nesillerde yenebilmeli, onları kalelerine hapsetmemelidirler. Yalnızlığın getirdiği yan tavırlar, gelecek nesillerden uzak tutulabilmelidir. Sonrakilere akseden bu tavır, sun’idir ve şuurludur; bunun için de özentileşir, yalnızlığın mahiyetinden doğan sertlik yobazlaşır. Yalnızlarla alay etmektir bu, böylesi nesiller bağışlanamaz.”

Gelecek nesillere korkusuzca yönelen neslin yalnızları, iddialarıyla imtihan olduklarının şuuruyla “hareket” ederler. Fakat yaşadıkları sarsıntının olumsuz tesirlerinden sakınmaları zorlaşabilir de. Yalnızlıklarının mahiyetinden doğan sertliğin yobazlaşması, bu olumsuz tesirlerin ölümcül olanıdır. Dostları ve düşmanları ibret alabiliyorsa ne âlâ…

Onların yalnızlığı, nevrotik bir süreç çerçevesinde anlamlandırılamaz elbette. Sürünün parçası olmak yerine, bütünün parçası olmayı tercih ettiklerinden dolayı, uyumsuz olarak da algılanabilirler. İmâm-ı Rabbânî’nin ifadesiyle: “Vakit onlara değil, onlar vakte hâkimdirler.” İyinin, güzelin ve doğrunun peşinde; kötüyü, çirkini ve yanlışı tanıyarak…

Şüphesiz. Modern zamanlarda yaygınlaşan “kalabalıklar içinde yalnızlaşmış” ergenin tekbaşınalaşma romantizminden kaynaklı sun’i bir yalnızlık değildir, söz konusu olan…

İlgilisi bilir: Huzursuzluğumuzun teminatı, nesillerimizin yalnızlarıdır. Şahsiyetleri gereği, şartlara şartlanmamışlardır çünkü…

*Kitap Şuuru, 1983, Genç Sanat Yayınları, Ankara.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.