Tarihi Yarimada

29 May 2012

Namlunun Ardındaki Adam; “Yakup Cemil” – III

Yazan: OZAN BODUR

Divan-ı Harp

Herkes kızmasını gürlemesini beklerken o gayet mutlu idi. Hatta çocuksu bir sevinç içinde hücresine döndü, kaç gündür değiştirmediği elbiselerini değiştirdi ve tam üç gün sonra mışıl-mışıl bir uyku çekti…

Yakup Cemil, tutuklanmasının üzerinden dört gün geçmişti ki sorgulama heyetinin karşısına çıkarıldı. Tüm yaşananları büyük bir soğukkanlılık içinde anlatıyordu. Kimseyi hedef göstermemişti belki de ilk kez hatalı olduğu davranışları kabul ediyor ama heyetten af dilemiyordu. Sorgu hakimi Vehbi Bey sonunda beklenen sorulara geldiğinde Enver Paşa Suikastı dosyasını açtı.Bu suikastı nasıl ve niçin planladığı sorulduğunda sorgusu boyunca ilk kez kükredi;

– Enver Paşa Hazretlerine suikast mı? Hâşâ! Hâşâ! Ben dünya savaşı sonrasında memleketin gidişinin iyi olmadığını düşünüyordum. Hatta savunduğum barış fikirlerini kimseden saklamadım. Kara Kemal’den Talat’a hatta Sadrazam’a kadar herkese bu fikrimi söyledim çünkü bunun doğru olduğuna inanıyordum. Hala da inanıyorum.

Ben böyle dedim diye sanmayın ki Talat ve Kara Kemal bana muhalif oldu hatta bu fikirler hususunda beni cesaretlendirenler de onlardır. Sırf bu yüzden Harbiye Nezareti Müsteşarı Mahmut Kamil Paşa’ya bile müracaat ettim. Dediğim gibi sadrazam Said Halim Paşa’ya bile çıktım ki O da fikirlerim hususunda beni tasdik etti.Biz bu barış fikrini durup dururken uydurmadık bizzat itilaf devletlerinin siyasi ajanları Enver Paşa’ya yakın olduğu için Sapancalı Hakkı Bey’le Romanya da irtibata geçerek bu barış teklifini getirdiler.Biz bunu da saklamadık. Şimdi hakim bey vatanın gidişatı kötü iken kendi fikirlerimizi söyleyemeyecek miyiz?

Ben bana bu konuda destek veren adamlar başka işler çevirdiği için daha doğrusu bu barış işini benim yanımda onaylıyor gibi gözükseler de asla yapmayacaklarını bildiğim için Bab-ı ali’yi basacaktım ama bunun Enver Paşa ile bir ilgisi yoktu. Zaten bu düşünce olarak gelişse de fiiliyata asla dökülmedi bu düşüncelerimden beni bizzat vazgeçirende arkadaşım Sapancalı Hakkı Bey’dir!

Şok olan heyetin içinden Sorgu hâkimi Vasfi Bey burada araya girerek ekledi;

– Peki, Bab-ı âli’yi nasıl basacaktın? Hangi kuvvetle, hangi silahla?

Yakup Cemil hiç lafı dolandırmadan cevap verdi,

– Merkez Kumandanlığında görev yapan Yüzbaşı Nevzat gerekli silah ve bombaları Meseret oteline zaten getirmişti. Divan-ı Harp Reisi Miralay Nafiz Bey’in yaveri Murat bunun yanında Dramalı Yahya Kaptanı ve 17 kişilik çetesini bu iş için ayarlamıştı. Ben baskın için Bab-ı âli’ye girdiğim anda Jandarma yüzbaşısı Hasan Hoca bana selam verecekti. Onu da ayarlamıştım yani hiçbir direnişle karşılaşmadan Bakanlar Kurulana girip darbe yapacaktım. Eğer silahla direnen olursa öldürecektim…

– Ya bu esnada karşına Enver Paşa çıkarsa ne yapacaktın?

– Benim Enver Paşa hakkında planım olması söz konusu değildir. Bana yakın olanlar Onu nasıl secdiğimi ve saygı duyduğumu bilirler. Fakat tam ben darbeyi yapacakken Enver Paşa’nın kendisi bana silah doğrultsaydı Allah kimin yaşamasını isterse O yaşardı!

Tüm heyet kaskatı kasılıp kalmıştı. Koca devlet erkânında sanki herkes bu adamcağızı itmiş bu heyetin huzuruna çıkarmıştı. İşler şimdi sarpa sarmıştı. İş artık neredeyse bu heyeti de aşan bir noktaya gelmişti. Yakup Cemil’den sonra içeri çağrılan Sapancalı Hakkı Bey’in ifadesi ise gerçekten dikkat çekiciydi;

– Bilmem gücünüz yeter mi ama bütün bunlar Talat’ın komplosudur. Bu iş normal bir suikast hadisesi değildir. Talat’ın ekibi Enver Paşa’ya yakın adamları nasıl tasfiye ederiz diye düşünüp O'nu tepede yalnız bırakmanın yolunu ararlarken karşılarına Yakup Cemil gibi bu işlere giren hiç kimsenin reddedemeyeceği bir fırsat geldi. Bu delinin suçu günahı yoktur. Hükümet devirmek, Osmanlı’yı barışa ikna etmek bunlar ne demektir hâkim bey? Yüksek zekânız bu işleri çözmeye yetmiyor mu? Talat denen adam hepimizi imha etmek istiyor tüm mesele bu! Her şey biryana ortada yapılması için ramak kalmış bir darbeyi bizzat darbeyi planlayanı ikna ederek önleyen benim, şimdi suçlu mu oluyorum?

Her şey aslında gayet açıktı. Heyette durumu anlamıştı ama bu şartlar altında Divan-ı Harbin vereceği karar merek konusu olmuştu. Zanlılara ait ifade zabıtlarını günü gününe takip eden Kara Kemal tüm evrakları endişe içinde Talat’a getiriyordu…

O esnada Teşkilat-ı Mahsusa’nın baş sorumlusu olan Eyüplü Hüsamettin Bey’de tüm evrakları büyük bir titizlik içinde Enver Paşa’nın masasına bırakıyordu. Enver, tüm yazıları satır-satır okuyor her okuyuşta daha çok hiddetleniyordu. Ancak bu hiddeti ortada dolaşan suikast planlarından değil Talat ve Kara Kemal’in siyasi manevralarını sezişinden kaynaklanıyordu. Şüphelilerden Yüzbaşı Nevzat, Yakup Cemil’in ifadesini doğrulayarak silah ve bomba hazırlıkları konusundaki iddiaları kabul etmişti. Divan-ı Harp reisinin yaveri Murat’ta aynı şekilde suçunu kabul etmişti. Mesele aslında barış görüşmelerini bakanlar kuruluna iletmekten başka bir şey değildi. Bu kargaşa içinde hükümet devirmek diye bir olaydan bahsetmek mümkün değildi. Öyle ki gerçektende Yakup Cemil’e barış konusundaki fikirlerinden dolayı Osmanlı Sadrazamı bile hak vermişti. Suçlu diye takdim edilen diğer tutukluların ise (özellikle Sapancalı Hakkı Bey’in) olası bir baskını önlemek için ellerinden geleni yaptıkları ortadaydı…

Ancak acaba Yakup Cemil’i bu konuda teşvik edenlerin asıl maksadı ve niyeti ne idi? Sorgu heyetini kara kara düşündüren hususta buydu. Burada anlayamadıkları daha doğrusu anlayıp da itiraf edemedikleri şey Enver-Talat mücadelesiydi. Sorgu odasına soktukları siyasi ajanları ile heyetin böyle bir kanaate vardığını öğrenen Talat ve ekibini bir telâşe sarmıştı.

Enver’in buna dair net verilere ulaşması demek Talat ve ekibinin sonu demekti. Burada yapılması gereken tek şey Yakup Cemil’in ikna edilerek ifadesinin değiştirilmesi idi.Talat bu konuda yanına Kara Kemal’i çağırarak Nafiz Bey ve Merkez Kumandanı Cevat Paşa’dan yardım almasını ve Yakup Cemil’in hücresine giderek Onu ikna etmesini emretti…

1916 Senesinin Eylül ayının 7.günü gece yarısından sonra saat 2’de Kara Kemal, Nafiz Bey ve beraberlerinde gelen bir subay Bekirağa bölüğünün karanlık hücrelerine indi. İçeriye sadece Kara Kemal ve Nafiz Bey girmişti, yanlarında gelen subay nöbetçi askerlerle birlikte kapının önünde bekliyordu. İçeri iki kişinin girdiğini gören Yakup Cemil şaşırmıştı bir an için idam mangasının geldiğini düşündü. Ancak gelen sadece iki kişiydi…

Fedai ruhlu bir yapıya sahip olan Yakup Cemil, siyasetin kaypak zemininde sergilediği karmaşık hareketlerle meşhur olup, sıfatı gibi kara ve karanlık olan Kemal Bey’i ezelden beri sevmezdi. Bu yüzden selamlarına soğuk bir şekilde karşılık vermişti…

Kara Kemal hemen söze girişti;

– Bak Yakup, açıkça ifade etmeliyimki Enver Paşa seni harcıyor. Seni çoktan feda etti. O’nun asıl maksadı diğerlerini bu işten sıyırıp seni ipe göndermek. Hâlbuki İttihat ve Terakki davasına onca hizmeti geçmiş senin gibi bir adam harcanır mı? Senin gibi kahramanlar kolay mı yetişiyor. Benim ve Talat’ın asıl maksadı seni kurtarmak, herkes seni gözden çıkarsa da biz bunu yapamayız. Bunun için mutlaka ifadeni değiştirmelisin çünkü işler karıştı.

– Sen bana arkadaşlarımı satmamı söylüyorsun, ben asla bunu yapamam! Onlara iftira atamam!

– Bu iftira değil böyle düşünme, buz gibi hakikat bu! Bak nerde Mümtaz, nerde Hüsrev Sami? Ellerini sallaya -sallaya dolaşıyorlar. Sana reva mı bu? Hem bu barış işi için sanki tek sen mi uğraştın Sapancalı Hakkı Bey de uğraşmadı mı? Peki niye kimse ona eğilmiyor da illa sana kafayı takıyorlar.

Bu sözler gece boyunca devam etti, bu tipte ayak oyunlarına alışık olmayan Yakup Cemil gibi saf ruhlu bir adamı kandırmak Kara Kemal gibi bir siyaset adamı için zor olmamıştı. Ancak onlar böyle görüşürlerken karşı hücreden tuvalete gitmek için çıkan Sapancalı Hakkı Bey, Kara Kemal ve Nafiz Bey’in konuşmalarına kulak misafiri olmuştu.Bu durumda Yakup Cemil’in kanacağını anlayan Hakkı Bey,hemen bu durumdan bir ulak vesilesi ile Enver Paşa’nın yaveri Mümtaz’ı haberdar etmişti.Konu hızla Enver Paşa’ya ulaşmıştı.Ortada riskli bir dava vardı ve Merkez Kumandanından, Mahkeme Heyeti Başkanına kadar herkes Talat’ın davadan sıyrılması için yardımcı oluyordu. Enver tüm düğümü çözmüştü. Ancak hala çözemediği ince detaylarda yok değildi.Bundan dolayı bu sıralarda Almanya Berlin’den gelen bir davet üzerine yurt dışına çıkmadan önce yakınlarına sıkı-sıkı ‘’..ben gelmeden sakın Yakup Cemil konusunda karara varmayın,bir şey yapmayın’’ demişti…

Ancak aç kurtlar gibi aportta bekleyen Talat ve ekibi bunu bir fırsat olarak gördüler. Enver ülkede yokken onları durduracak kimse olmadığı için haksızda değillerdi…

Oynanan bin bir türlü entrika ile Divan-ı Harp sonunda kararını vermişti…

Divan-ı Harp reisi Miralay Nafiz Bey ve birkaç arkadaşı Yakup Cemil’in idamına ikinci reis Muammer Bey ise ömür boyu hapsine taraftardı. Ancak ekseriyet mahkeme başkanının tarafından olunca karar idam olarak çıkmıştı…

Ömrü cephelerde geçen, mağlubiyete, ricata asla tahammül edemeyen, haini kesinlikle affetmeyen Enver Paşa’nın gözü kara fedaisi Kafkasyalı Yakup Cemil, Vatana ihanet kanununun 14.Maddesinin 6.fırkası gereği idama mahkûm olmuştu. Arkadaşlarından Sapancalı Hakkı Bey, Hüsrev Sami Bey ve Nail Bey Anadolu’nun muhtelif yerlerinde sürgüne gönderileceklerdi.Darbe için Dramalı Yahya Kaptan ve 17 kişilik gözü kara çetesini ayartan,Divan-ı Harp Reisi Miralay Nafiz Bey’in yaveri Murat’ın suçsuz olduğuna,Yakup Cemil’e darbe için silah ve bombaları veren Yüzbaşı Nevzat’ın da sadece kıtasının değiştirilmesine karar verilmişti.Yahya Kaptan ve tüm çetesi de tahliye edileceklerdi…

Bir Yiğit Vardı…

Bu haberi alan Merkez Kumandanı Cevat Bey, eski silah arkadaşı Yakup Cemil’i kurtarmak için son bir gayretle Talat nezdinde girişimlerde bulunmuştu ama değişen bir şey olmayacaktı.

Hükmün okunması için Eylül ayının 11.gecesi Bekirağa Hapishanesi Müdürü İsmail Hakkı Bey, Yakup Cemil’in hücresine inmişti. Karşısında hapishane müdürünü gören Yakup Cemil nihayeti anlamıştı…

Elini tetik çeker gibi yaparak;

– Hakkıcığım böyle mi?

İki elini birleştirip idam ipi gibi yaparak;

– Yoksa böyle mi?

Diyerek sadece sonunun nasıl olacağını öğrenmek istemişti…

Hapishane Müdürü Hakkı Bey;

– Yakup Cemil Bey, vallahi bende bir şey bilmiyorum. Sizi yukarıdan istiyorlar…

Yakup Cemil denilen efsane fırtınalı bir hayattan sonra artık sona yaklaşmıştı. Tıpkı cepheye gidermiş gibi özenle giyinerek odadan dışarı çıktığında karşısında gördüğü kalabalık için;

– Bunca körpe vatan evladına yazık etmişsiniz. Benim gibi bir adam için buna değer mi? Demişti…

Onun için tam üç araba hazırlanmıştı ilk gördüğüne bir hamlede bindi.Bir gardiyan çavuşu da hemen O’nun yanına ilişmişti.Savcı Yardımcısı Reşit Bey’le Hapishane Müdürü İsmail Hakkı Bey’de karşısına oturdu.Tüm arabaların etrafı süvari bölüğü ile kuşatılmıştı.Tüm kafile Eyüp semtine geldiğinde sabah yeni söküyordu.Edirnekapı mevkiine gelindiğinde ilerideki bir karpuz sergisini gören Yakup Cemil,ilginç biçimde karpuz yemek istemişti.Arzusu derhal yerine getirildiğinde etrafındaki askerlerde birer parça ikram etmişti.Silahtarağa köprüsünden geçildikten sonra Kağıthane Köşkü’nün yanındaki sırta gelindiğinde kafileye dur emri verilmişti.İnzibat Zabiti İhsan Bey atından inerek ileri de bir nokraya uzun bir sırık dikti.Bu esnada Yakup Cemil cebinden çıkardığı sigaraları ardı arkasına yakıyordu.Savcı Yardımcısı Reşit Bey,arabadan inerek,gür bir sesle idam hükmünü okumaya kalktığında Yakup Cemil kibarca muhalefet etti;

– Reşit Bey, lütfen okumayın. Ben idam edilme sebebimi çok iyi biliyorum. Ben sadece vatanı felaketten kurtarmak istedim o kadar. Ancak şunu unutmayın ki bugün beni ölüme gönderenler yarın benimle aynı akıbeti paylaşacaklar…

Bu sırada İdam mangasında görevli din adamı son anında bazı telkinlerde bulunmak istese de,bunu da istemeyen Yakup Cemil;

– Hocam, zahmet etmeyin. Ben Allah’a vazifemi yaptım. Şu an ölüme giden bu adam ömrünü Müslümanların vatanına ve devletine adamıştır…

Savcı yardımcısı Reşit Bey tekrar araya girerek sordu;

– Vasiyetini yazabilir miyim?

Yakup Cemil’in yüzünü acı bir gülümseme kaplamıştı;

– Reşit Bey kardeşim malım yokki benim neyi vasiyet edeyim. Sadece şu yüzlüğümle saatimi eşime verirsiniz. Benim çocuklarım ve ailem asla aç ve açık kalmaz, dostlarım onlara babalarını aratmaz.

Sonra görevli subaya dönerek;

– Zabit Efendi! Hükümetin emrini artık yerine getirin. Vazifenizi iyi yapın. Askerlerine söyle tam kalbime nişan alsınlar. Bizim gücümüzde, canımızda oradadır…

Son sözünü sordular; dudakları ile şahadet getirdiği anlaşılan Yakup Cemil, son kez kükredi;

– Yaşasın İttihat ve Terakki!

Ardından tiz bir düdük sesinden sonra on dört tüfek birden patlamıştı. Ancak bu on dört kurşun cemiyetin 36 yaşındaki fedaisini öldürememişti. Tam yarım saat yerde çırpınarak can veren Yakup Cemil’in 4 nüfuslu ailesine vatana hizmet kanunu çerçevesinde her bir bireyine ayrı-ayrı olmak üzere 33’er kuruş maaş bağlanmıştı…

_____________________________

KAYNAKLAR

  • Ahmad, Feroz, İttihat ve Terakki, Kaynak Yayınları, 3. baskı, 1986.
  • Ahmad, Feroz, İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak Yayınları, Kasım 1985.
  • Akşin, Sina, Jön Türkler, İttihat ve Terakki, İmge Kitapevi, 2. baskı, Kasım 1998.
  • Aydemir, Şevket Süreyya, Enver Paşa, 1., 2., 3. cilt, Remzi Kitapevi, 5. baskı, 1993
  • Cemil, Arif, Teşkilat-ı Mahsusa, Arba Yayınları, Kasım 1997.
  • Ertürk, Hüsamettin, İki Devrin Perde Arkası, Hilmi Kitapevi.1.Baskı.1957
  • Esatlı, Mustafa Ragıp, İttihat ve Terakki, Hürriyet Yayınları, Mayıs 1975.
  • Hiçyılmaz, Ergün, Teşkilat-ı Mahsusa'dan MİTe, Varlık Yayınları, 1990.
  • Hiçyılmaz, Ergun, Başverenler Başkaldıranlar, Altın Kitaplar, Ocak 1993.
  • Hiçyılmaz, Ergun, Osmanlıdan Cumhuriyete Gizli Teşkilatlar, Altın Kitaplar, Kasım 1994.
  • Karabekir, Kâzım, Enver Paşa ve İttihat Terakki, Tekin Yayınları, 1990.
  • Tunaya, Tarık Zafer, Türkiyede Siyasal Partiler (1859-1952), Arba Yayınları, 2. baskı, Kasım 1992
  • Yalçın, Soner, Teşkilatın İki Silahşoru, Doğan Yayınları,1.Baskı,Mayıs,2001 

 

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.