topkasaray

22 Oca 2012

Modernlik, Postmodernlik ve Biz, Türkçüler –[1]: “Pardon, neye postmodern diyoruz bu günlerde?”

Yazan: FIRAT KARGIOĞLU

Bu yazı zinciri; değerli hocam,

İkbal Vurucu’ya ithaf olunur…

“Sevdim bir kancığı, korkuncun korkuncu;
Bu yaşlı cadının adı “hakikat”…” [1]

Friedrich Nietzsche
‘Şâirin Çağrısı’

“Bu arada siz siz olun ve aklınızdan şunu çıkarmayın:
HAK TAADDÜD ETMEZ!” [2]

Dücâne Cündioğlu
‘Ben Hakikatim’

1: Siyaset Bilimi doktoru Hatice Sevgi Zengin –Türkiye Günlüğü’nde yayımlanan ‘Postmodern Eleştiri’ başlıklı yazısının girişinde [3], Fransız filozof Michel Foucault ile yapılan bir söyleşiden çarpıcı bir bölüm paylaşır: “Postmodernizm hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, Foucault’nun verdiği yanıt, postmodernlik nâmına âdeta tüm literatürü özetler nitelikte bir yanıttır: “Pardon, neye postmodern diyoruz bu günlerde? Pek güncel değilim de!” Evet; postmodern felsefe –Foucault’nun da soruya vermiş olduğu yanıtta özetlediği üzere, herkesin ve her şeyin, hiç kimse ve hiçbir şey olduğu bir dünyayı, ‘olması gereken’ [: normatif] dünya biçiminde insanlığa arz eden bir felsefî kategorinin adıdır. Peki, tam olarak ne anlama gelmektedir bu? Felsefe Sözlüğü’ndeki [4] şu satırları –Foucault’nun özet-yanıtıyla birlikte düşündüğümüz takdirde, post modern felsefe’nin öz’ünü kavrayabilmek mümkündür:

“[…] …postmodern felsefe metinlerinin en belirgin özelliği bölük pörçüklükleridir. Bu nitelikleriyle hem geleneksel felsefe metni tasarımındaki kendi içinde bütünlüklü olma ülküsüne karşı çıkarlarken hem de çağdaş varoluş deneyiminin bölük pörçüklüğünü dile getirmektedirler. Derinlikli olmak yerine kimileyin sığlığa varacak ölçülerde yüzeysel olma, ağırbaşlı yazılar olmak yerine alaycı, dalgacı, tiye alıcı olmalarıyla yazı yazma ediminin bir oyun oynamaya dönüştürülmesi yine postmodern felsefe metinlerinin ayırt edici özellikleridir. Bütün bu metinsel ve dilsel yeniliklerle gerçekleştirilmek istenen başlıca amaç, geleneksel felsefe değerlerinin olduğu denli, yerleşik kültürel değerlerin ve ayrımların da altlarının oyularak yerlerine yeni bir şey koymadan çökertilmeleridir. […]”

Yâni? Yânisi şudur: Postmodern felsefenin mimarlarına göre; tek ve bölünmez bir hakikatten söz etmek mümkün değildir; zirâ bu biçim bir hakikat yoktur. Dolayısıyla olmayan bir hakikati ‘aramak’ abesle iştigaldir. Wittgenstein’dan mülhem bir ifâdeyle söyler isek: Postmodernistlere göre; üzerine konuşulamayan ‘tek ve bölünmez bir Hakikat’ konusunda, susmak gerekir! Tam bu noktada; postmodern felsefeyi, modern felsefenin bir nevi ‘devam ettiricisi’ veya ‘düşmanı’ olarak tarif ve tahdit etmenin yanlışlığına toslanmış olur: Postmodern felsefe, modern felsefenin ‘devam ettiricisi’ olmadığı gibi, ‘düşmanı’ olmanın da ötesinde bir fenomendir. Bendeniz –Türkçü-Sosyolog İkbal Vurucu’nun ‘Nominalist Aydınların Soykütüğü-II / Türk Kimliği Eksenli Bir Analiz’ [5] adlı kitabına yazdığım ‘Önsöz’de, postmodern zihniyetin bâzı ‘somut’ izdüşümlerini şöyle örneklendirmiştim:

“Malumunuz: Herkesin her kimliği kolaylıkla temellük edebildiği bir çağdayız. Kimliklerin pazara ve oradan da ister-istemez ayağa düştüğü bir çağ bu, adıysa: Postmodern Çağ. Bir’liğin hasım, Çok’luğunsa hısım kabul ve ilân edildiği bu çağda, dünyanın çehresindeki Ben’ler her gün biraz daha artıyor. Üstelik bu Ben’ler –Dücâne Cündioğlu’nun manidar ifadeleriyle, “ben hakikatim” diyemediği gibi, “hakikat benim” diyerek de, anbean hodkâm vaveylalar kusuyor. Sözgelimi: Mevlevi Semazenler bir bedel karşılığı “dönüyor” artık, üstelik semada da değil, düğün-dernekte; Hz. Mevlana’ysa –İsmet Özel’in deyişiyle, yeşile boyanan bir hümanizmle “anlaşılır” kılınabiliyor, aksakallı ablalarca; dahası, 60 dakikada ekonomist olunabiliyor mesela; veya bilmem kaç aşamada “kız tavlama sanatı”nı bilen bir çapkın… Tabii ki çağın [g]ereğince kimlikler pazara/ayağa böylesine düşerken, düşüşün düşün babası olmakla övünen Entelektüel[ler] de, bu düşüşten münezzeh bir mekânda yurt tutamıyor. O[nlar] da –tıpkı her kimlik misali, pazara/ayağa düşüyor. Her kimlik gibi, Entelektüel’lik de –giderek,bir “imaj-maker” çıktısına eviriliyor.”

İkbal Hoca’mız ise –‘Türk Kimliğinin Yeni Boyutları / Çokluktan Birliğe’ adlı bir başka kitabında [6], postmodern söylemin bilhassa ‘çok-kültürlülük’ parçasını ele almakta ve çok-kültürlülük düşüncelerine, ‘anayasal vatandaşlık’ kavramı içerisine yuvalanmış birer ‘hedonist bireycilik’, birer ‘yeni kabilecilik’ olarak dikkat çekmektedir. Vurucu’ya göre; postmodern söylem –‘anayasal vatandaşlık’ talepleri bağlamında düşünüldüğü takdirde, bir ‘Ortaçağ’a Dönüş Projesi’ olmaktan öte bir anlam ifâde etmemektedir (Vurucu’nun bu tezindeki ‘Ortaçağ’ı, dinlerin hâkim olduğu bir premodern dünya olarak değil, modern-felsefe öncesi, yâni aydınlanma-öncesi bir premodern dünya olarak yorumsamak gerekir; zirâ aksi yorumsamalar, Vurucu’nun tezini, dinlerin sunduğu anlamlara da karşı bir tez olarak konumlandırmak olur ki, böylesi yorumsamalar, söz konusu tezi, bağlamından ‘kopuk’ bir biçimde ele almanın yanlış neticeleridir). Kezâ; Sosyolog Kadir Cangızbay da –‘Çok-Hukukluluk, Laiklik ve Laikrasi’ adlı kitabında [7], postmodern söylemin çok-hukukluluk boyutunu ele almakta ve çok-hukukluluğu, ‘İnsan Hakları’nın eriştiği nokta bakımından demokratik bir hamle olarak değil, bir geriye-dönüş olarak görmektedir: Zirâ Cangızbay’a göre; çok-hukukluluk savunucuları, tek bir İnsan ve bu İnsan’ın Hak’larından söz etmek yerine, sonsuz sayıdaki alt-kimlik parçacıklarından [: din, mezhep, etnik köken vs…] hareket ederek –totaliterliği kırmak nâmına!, sonsuz sayıda İnsan’dan dem vurmakta, böylelikle de mantıkî hiçbir hududu içermeyen bir Hak/Hukuk düzeni öngörmektedirler.

2: Hiç şüphe yok ki; bu biçim bir postmodern felsefî altyapının üzerine inşa edilecek toplumlardaki kaçınılmaz-çöküş, ‘tek ve bölünmez Hakikat’i aramak’ eylemine son verilmesiyle birlikte, yâni ‘tek ve bölünmez Hakikat’i aramamak’ hâlinin giderek zihniyetleşmesiyle [: ‘postmodern zihniyet’] koşut olarak genişleyip derinleşecektir. Zirâ böylesi bir felsefî altyapının tabiî neticesi olarak; herkes ve her şey sâdece kendisi olduğu için kıymetli hâle geldiği gibi; herkes ve her şey, sâdece kendisinden yola çıkılarak açıklanabilecektir de!

3: Peki, acaba postmodern felsefe, Türk milliyetçiliği bağlamında nasıl okunabilir? Fikrimce, şöyle okumak mümkün ve gereklidir: Her türlü toplumsal varoluş biçimine mutlaka nişangâhında  yer açan post modern felsefe –en hafif ifâdeyle, Türk milliyetçiliğinin ‘can düşmanı’dır; zirâ hem genel olarak milliyetçiliğin bir toplumsal varoluş biçimi olması, hem de özel olarak Türkçülüğün beslendiği iki ana-damarın [: basitçe özetlersek: ‘İslâm’ dini ile ‘Türk’ kültür ve gelenekleri] mensuplarının da ‘hakikat-perest oluşu, Türkçülük nazarında post modern felsefeyi itibarsızlaştırmak nâmına yeterli bulgulardır. İmdi, bu tezi biraz derinleştirmek gerekirse, zannediyorum şöyle bir yol izlemek işlevsel olur: Okuyanlar hemen hatırlayacaktır;  Üstad Durmuş Hocaoğlu –‘Ulus-Devletlerin Krizi ve Geleceği: I’ başlıklı yazısında [8], ulus-devletler ve milliyetçilikler ile ilgili krizin nedenlerini, şu ‘kalın başlıklar’ ile özetler: (1) Küreselleşme, (2) Hiper Ulus-devletler, (3) Ulus-üstü devlet yapılanmaları ve (4) Etnikçilik hareketleri. Hocaoğlu; bu başlıkları kriz nedenleri olarak sıralamakla birlikte, bu başlıklardan herhangi birinin ulus-devletlerin ve milliyetçiliklerin ‘son’ununu getireceği tezine iştirak etmemekte, sâdece bu başlıkların etkileri neticesinde, bâzı milletlerin doğacağını ve/veya güçleneceğini ve tabiî ki bâzı milletlerin de tarihten silineceğini ve/veya zayıflayacağını öngörmektedir. Ki, Hocaoğlu’nun bu öngörüsü, kendisinin milliyetçiliğe ilişkin primordiyalist [: ilkçi, milliyetçiliği tabiî ve fıtrî bir ekzistans sayan] teziyle de uyumlu bir öngörüdür [9]. Bendeniz –evvelâ Hocaoğlu’nun bu öngörüsüne birebir katıldığımın altını çizerek, derim ki; bugün itibariyle tüm ulus-devletler ve milliyetçiliklerin, dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milliyetçiliğinin önündeki tek ‘yok-edici’ tehlike, postmodernist felsefenin tedricî bir biçimde zihniyetleşmesidir. O hâlde; ‘Türkçülüğün postmodern felsefeyle imtihanı’ nâmına sorulması gereken ikinci soru şudur: Bir Türkçü –kendi varoluşu için, ‘geleneksellik-modernlik-postmodernlik’ üçlü-yapısı içerisinde nasıl bir yurt tutuşu temellük etmelidir?

4: Türkçülüğü –bilhassa bu soru çerçevesinde, çetin bir düşünme süreci beklemektedir; zirâ bir vakit yeni-dünya’da modernliğe karşı geleneğe yaslanarak, gelenekten kuvvet alarak kendimizi yeniden-üreten biz Türkçüler, bu defa postmodernliğin bizleri sürüklediği yepyeni-dünyada, hem geleneğin tasfiyesine engel olmak, hem de modernliğin ‘kazanım’larını müdafaa etmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde küresel gidişat; Türkçüleri, birer ‘postmodern cemaat’ olarak nitelendirilen internet sözlükçüleri’nin muhabbet mezesi olarak tarihe gömecektir.

Hamiş: Yazı zincirinin ikinci halkasında, bu yazının 3’üncü notunun sonunda sorulan soruya, “Türkçüler, modernliğin içerisinden modernliği eleştirmelidir” temel tezi ekseninde cevap verilmeye çalışılacaktır.

Sonnotlar

[1]: Friedrich Nietzsche, ‘Şâirin Çağrısı’, Şen Bilim/Şiirler, Almanca Aslından Çeviren: Ahmet İnam, Say Yayınları, 3. Baskı: İstanbul / 2009, s: 159.

[2]: Dücâne Cündioğlu, ‘Ben Hakikatim’, Hakikat ve Hurafe,  Kapı Yayınları, 4-5. Basım: İstanbul / Şubat 2010, s: 3.

[3]: Hatice Sevgi Zengin, ‘Postmodern Eleştiri’, Türkiye Günlüğü, Sayı: 100, Kış / 2010, s: 126.

[4]: Abdülbaki Güçlü – Erkan Uzun – Serkan Uzun – Ü. Hüsrev Yolsal, Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, 3. Basım: Ankara / 2008, s: 1152-1153.

[5]: Metnin tamamı için, bakınız: İkbal Vurucu, Nominalist Aydınların Soykütüğü-II / Türk Kimliği Eksenli Bir Analiz, Gençlik Kitabevi, Konya, Kasım 2011, s: 9-11 arası.

[6]: İkbal Vurucu, Türk Kimliğinin Yeni Boyutları / Çokluktan Birliğe, Serhat Kitabevi, Konya, Şubat 2010, s: 41-52 arası.

[7]: Kadir Cangızbay, Çok-Hukukluluk, Laiklik ve Laikrasi, Liberte Yayınları, Ankara, 2002.

[8]: Durmuş Hocaoğlu, ‘Ulus-Devletlerin Krizi ve Geleceği: I’, Kaynak: “www.durmushocaoglu.com”, Erişim Tarihi: 21 Ocak 2012.

[9]: Durmuş Hocaoğlu, ‘Tabiî ve Fıtrî Bir Ekzistans Olarak Milliyetçilik’, Statükodan Değişime Milliyetçilik Ufku / Editoryal Kitap, Selçuklu Vakfı Yayınları, Ankara, 2008, s: 195-309 arası.

fkargioglu@hotmail.com

Geçmiş Yazılar

Cevapla

Mesaj: