25 Şub 2012
Merkez-Çevre Kuramı Yahut Arada Kalmış Bir İdeoloji Olarak Türk Milliyetçiliği
Edward Shils’in merkez-çevre kuramı, uzun yıllar içtimaî ve siyasî yapımızın tahlîlinde başvurulan en önemli açıklayıcı modellerden birisi olmuştur. Şerif Mardin’in çalışmalarıyla birlikte yakın tarihimize başarıyla tatbik edilen kuram, sosyal bilimler literatürümüzde belirgin bir ağırlık kazanmış, hem muhafazakâr, hem milliyetçi, hem liberal, hem de sol düşünceyi besleyen zengin bir literatürün vücuda gelmesine vesile olmuştur. Yakın tarihimizi merkez-çevre münasebetleri üzerinden okumanın, artık bir zihnî alışkanlık hâline geldiğini söylemek pek de mübalağa içermemektedir.
Yakın tarihimizi anlamak adına yeni açıklayıcı modellere ihtiyaç duyduğumuz aşikâr olmakla birlikte hiç şüphesiz merkez-çevre kuramı değerini muhafaza etmeye devam edecek, belki başka modellerle birlikte işlediğinde daha kullanışlı olacaktır. Kuram etrafında vücuda getirilmiş literatürü, tarih çalışmalarında göz ardı edemeyecek olmamız bile bu hususta yeterince aydınlatıcıdır. Asıl mesele, merkez-çevre kuramının hâl-i hazırdaki siyasî yapımızı açıklama kabiliyetini ne ölçüde devam ettirdiğidir? Meselâ 2002, 2007, 2011 seçimlerinde olduğu gibi bundan sonra ki seçimleri de merkez-çevre kuramıyla tahlîl edebilmek mümkün olacak mıdır? Böyle bir soruyu hatıra getirmek bile bu hususta bazı şüpheler taşıdığımızı izhar etmektedir.
Birincisi merkez-çevre kuramı akademinin sınırlarını aşarak fazlasıyla popülarize olmuş, ayağa düşmüş, kabak tadı vermiştir. Kuramdan habersiz kimseler bile üçüncü-dördüncü dereceden kaynaklardan hareket ederek dejavu hissi yaratan can sıkıcı bir tekrar korosu oluşturmuşlardır. Gazetelerde, ekranlarda, internet sitelerinde, kitapçı raflarında, konferans salonlarında, dergi sayfalarında milliyetçi, muhafazakâr, İslâmcı, liberal, solcu türevlerine ait yüzlerce örneğe tesadüf etmek mümkündür.
İkincisi popülarize olan kuram, yakın tarihimizi anlamaya yarayan bir araç olmaktan ziyâde ideolojik bir söyleme dönüşmeye, ilmî bir açıklama modeli olma vasfından giderek uzaklaşmaya, devlet karşıtlığının hareket üssü olmaya, bizatihi merkez-çevre arasında çatışma yaratmaya başlamıştır.
Üçüncüsü ve hepsinden önemlisi, siyasî ve içtimaî yapımız söz konusu olduğunda hem tarihî süreci hem de güncel/hâl-i hazırdaki yapıyı açıklamakta kolaylıkla kullanabildiğimiz kuram, merkez-çevre yapısının değişmeye başlamasıyla birlikte, belli bir tarihî dönemin tahlîlinde kullanılmaya devam edecektir, ancak güncel bir siyasî tahlîl aracı olma vasfını kaybetmeye başlamıştır. Çünkü ülkemizde geleneksel merkez-çevre yapısı artık anlamını yitirmeye başlamıştır.
Merkez-çevre diyalektiğinin ortadan kalktığı, eski merkez ve çevrenin değişme eğilimleri taşıdığı, hattâ değişime zorlandığı bu süreç bir sentez imkânı doğurabilir mi? Bir açıdan hem merkeze, hem çevreye ve bir başka açıdan ne merkeze, ne de çevreye ait bir görüntü sergileyen, bu özelliği sebebiyle merkez-çevre diyalektiğini aşmaya çalışan, uzun yıllardır merkez ve çevre arasında sıkışıp kalan, arada kalmanın dayanılmaz ağırlığı altında bunalan, aslında hem merkezi hem de çevreyi dönüştürecek potansiyeli taşıyan, tabanının sosyolojik çeşitliliği sebebiyle aslında küçük bir Türkiye olan, kendi tabanındaki çeşitli eğilimleri/hassasiyetleri kullanmak suretiyle bir millî rehabilitasyon gerçekleştirebilecek olan Türk milliyetçiliği, bu müsait ortamdan istifade ile deruhte ettiği tarihî vazifeyi ifa edebilecek mi?

Mefkûre, Buhrân, Sukut-ı Hayâl
Namlunun Ardındaki Adam; “Yakup Cemil” – 1
Elhamdülillah Liberalim !
GONGO’lar ne işe yarar?
Türk-Afgan Münasebeti Çerçevesinde: Memduh Şevket Esendal
Petrodolarların Yeni Adresi Neresi? Arap Baharı'nın Ekonomipolitiğine Giriş
Aracı Amaç Zannedince…
Aşk, Hakikat ve Hilmi Oflaz
“Ülkücüler”: Bir Belgesel-Film Üzerine Kısa Notlar
Ülkücülerin Kürt Politikası Nedir?
1979’a Bir Aralık
Etik ve Politik Haklar Ekseninde Etnik Kimlik Taleplerine Bakış
Macaristan'da 1600 Yıllık Canlı Şahit -2-
Diyanet’in Koruculuk Sistemi ya da “mele” Meselesi
Duran: "Toplumların hafızaları iğdiş edilmektedir, kısırlaştırılmaktadır…"