Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

21 Kas 2012

Medeniyet İnşasında Tarihi Tecrübe: Bizleştirmek

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

Son dönemde medeniyet bahsinin lisanen sıklıkla gündemde oluşunu, bir hakkı teslim etmek kabilinden, hatırı sayılır bir kıpırdanış olarak kabul etmek lazımdır. Medeniyet bahsinin mahiyet kazanması ve lisandan fiile yansıması içinse biraz daha zaman gerekiyor. Nihayetinde emeklemeden yürünmüyor, yürümeden koşulmuyor. Bugünlerde mürekkep yalamış ağızlara pelesenk olan medeniyet inşası, ihyası ve restorasyonu kavramlarını “kaybettiğimizi hatırlama” babında bir emekleme olarak tanımlamak mümkün. Medeniyetimizin hayata ve insana dokunan en mühim unsurlarından olan vakıfların ve tarihi etki alanımıza yayılan eserlerin büyük bir ihya hamlesiyle yeniden ayağa kaldırılması çalışmaları da bu “hatırlama” nın tezahürüdür. Dündar Taşer’in ve Erol Güngör’ün “yetimhanedeki çocuğa mirasını bildirme” metaforuyla açıkladığı mesele, hatırlamada güçlük çektiğimiz dönemde “yerli” bütün münevverlerimizin ana uğraş alanı olagelmiştir. Bu uğraşın temsil kabiliyeti olan seçkin örneklerini elan görmekteyiz. Denilebilir ki; uzun bir aradan sonra medeniyet bahsini zemine yayılan bir şekilde konuşabiliyor, birkaç asırlık kireçlenmeden sonra yeniden emeklemeye başlıyorsak bu meseleyi uğraş alanı kabul edenlerin himmetiyledir. Almadan vermeyi sıradanlaştırmış, Türk milletinin medeniyet davasının burçları hükmündeki binlerce münevverimizin en müşkül demlerde dahi kalplerinden ve zihinlerinden millete dirlik üflediklerini görürüz şöyle bir ardımıza baksak. Bu manada aynı zincirin son yarım asırdaki halkaları olduklarında şüphe olmayan Ziya Nur Aksun, Fethi Gemuhluoğlu, Ömer Lütfi Mete ve diğer binlercesinde aynı ruh ve mesuliyeti görebiliriz.

Eldeki mevcut verilere dayanarak milli kabul edilebilecek tarihimizi, 1969’da Kazakistan’da ortaya çıkarılan Esik kurganı sonrasında, M.Ö 5. Asra kadar götürebiliyoruz. Kurganda bulunan meşhur Altın Elbiseli Adam’ın yanındaki gümüş kadehin üzerinde arkaik Göktürk alfabesiyle yazılan “başsağlığı” da en eski yazımız kabul edilmekte. Hem altın elbisenin hem de kurganda bulunan pek çok eserin üst düzey işçiliğinden anlaşıldığı üzere, bu sanatsal birikimi oluşturmak için, meselenin evveliyatı da olsa gerektir. Türklüğün kıtalararası fetihlerle geçen asırları, kendi içindeki zorlu mücadeleleri ve yürüdüğü yolda bıraktığı silinmeyen izleri atalarımızın devlet kurma ve yönetmede mahir, düzen kurucu vasıflarıyla öne çıkan cihangir kimseler olduklarını ispat ediyor. Bununla birlikte bugüne ulaşan etkileri bakımından meseleye yaklaştığımızda Uygurlardan günümüze gerçekleşen tarihi serüvenin daha belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Anılan süreçte büyük göçler gerçekleşti, büyük devletler kuruldu ve büyük etkileşimler vuku buldu. İslam bizi, biz de İslam coğrafyasını genişlettik. Zaten var olan cihan hakimiyeti mefkuresini ve ilahi misyon sahipliği kabulünü İslam sancağını sıkıca kavrayarak sürdürdük. Şefkat ve kudretin birbirlerinin insicamını gölgelemedikleri bir medeniyet vücuda getirdik. Elbette medeniyetimizin inşasında ve devamında oldukça fazla amil mevzu bahistir. Yalnız birinin eksikliği bile hissedilir sonuçlar doğurabilecek ehemmiyettedir. Lakin medeniyetimizin bir vasfı vardır ki; onun yokluğu bütünün bekasına engel teşkil eder. Bizleştiricilik olarak ifade edilebilecek bu vasıf etki alanımızda olanları ortak medeniyet çatısı altında tutmakla kalmıyor, farklı olanları medeniyet sahamıza girdikten sonra dönüştürerek bizleştiriyordu. Burada bahsettiğimiz bizleştirme devşirme sistemiyle içi doldurulamayacak kadar geniş bir sosyal dönüşümü ifade etmektedir. Atik Sinan, Mustafa Celalettin Paşa, Akif ve Uceym Sadun Paşa gibi sayısız seçkin misaliyle bu sosyal dönüşüm başarısı medeniyetimizin en önemli itici güçlerindendir. Bu hal aynı zamanda Türklüğün doğuştan kazanılan bir etnik kimlik olma setini aşıp, bereketlenerek, iradi bir mensubiyete dönüşmesini temsil eder. Bu durumun yakın örneklerinden birisi de Asala’nın eylemlerini protesto etmek için Taksim’de kendini ateş vererek intihar eden Artin Penik’tir. Bu manada Penik’te kesin olarak bizimdir, medeniyetimize önemli katkılar sunmuş bizim Ermenilerimizin devamıdır. Uzunca bir aradan sonra bugünlerde yeniden medeniyet bahsini geniş düzlemde gündemimize almışsak bilmeliyiz ki; bize ait olan medeniyetin inşası yahut ihyası/restorasyonu “bizleştiren” bir yapı oluşturulmadan mümkün değildir.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.