Yarimada Silueti

17 Şub 2012

Kuşatma

Yazan: MEHMET AKİF OKUR

Bölgesel ve küresel aktörlerin etrafımızda başdöndürücü bir hızla yaptığı hamlelere bir yenisi eklendi. Netenyahu’nun kısa ancak anlamlı Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ziyaretini kastediyorum. Uzun yıllar birbirine hayli mesafeli duran bu iki ülkeyi Doğu Akdeniz’in zenginlikleri ve Türkiye düşmanlığı yan yana getirmiş vaziyette.  Aralarındaki ilişki, geçen ay Tel Aviv’de imza koydukları askeri işbirliği ve istihbarat anlaşmalarıyla yeni bir aşamaya taşınmıştı. Uluslararası haber ajanslarına bakılırsa İsrail Başbakanı adaya özellikle hava kuvvetleri için askeri üs veya işbirliği talepleriyle gidiyor. Rum basını ise İsrail’den satın alınabilecek savaş gemilerinden bahsediyor. Bu gelişmeyi, İsrail’in Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’yla ilişkilerine yaptığı yatırımları gösteren büyük fotoğrafa yerleştirdiğimizde mesele zihnimizde aydınlanıyor. İsrail, kendisini Ortadoğu’da gettolaştıran yalnızlığından kurtaracak ekonomik ve askeri sac ayaklarına dayalı bir stratejiyi inşaya çalışıyor.

Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarına 3-4 trilyon dolar civarında değer biçiliyor. Bu enerji kaynağını nakde dönüştürebilmek için İsrail açıklarından Avrupa ortalarına kadar güvenli bir güzergaha ihtiyaç var. İsrail, GKRY, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya bu yol üzerindeler. Saydığımız devletlerin bir başka ortak özellikleri ise ekonomik krizi ciddi biçimde hissetmeleri. İsrail, siyasi ve askeri ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı bu ülkelere, işletmeye başladığı yatakları göstererek ekonomik bir ufuk da vadediyor. Başta İsrail olmak üzere dünyanın birçok yerinde zenginleşme, en azından mevcudu koruma umuduna siyasi istikrarın devamı için ihtiyaç duyulduğu günleri yaşıyoruz. Hayat pahallılığı canlarına yeten kitleler, Tel Aviv sokaklarına indiklerinde yalnızca ekonomik reform talep etmiyorlar. Atılan sloganlarda “post-siyonizmin” ayak seslerini de duyabiliyorsunuz. Arap Baharı sonrasının “post İslamcı” Ortadoğusu’nu destekleyecek böyle bir rejim değişiminden ürken iktidar çevreleri, Doğu Akdeniz’den İsrail’e akacak parayla varoluş sebebi haline getirdikleri “güvenlik devleti” anlayışını sürdürebileceklerine inanıyorlar.

Ülkemizi güneyden başlayıp batıya doğru saran bu kuşakta tüm taşlar henüz yerine oturmuş değil. Ancak denklemin diğer parçalarını da birleştirdiğinizde tedirginliğiniz artıyor. Bugünlerde Ankara’dan bölgeye bakarsanız,  kendi içinde çatışan güçlerin birbirlerinden bağımsız attıkları adımlarla çevrelenmiş bir Türkiye manzarası görüp irkileceksiniz. Haritayı önünüze çekin ve parmağınızı Türkiye’nin her türlü riski alarak kol-kanat gerdiği İran’dan başlayarak Akdeniz’e doğru gezdirin. Her üç ülkedeki hakim rüzgarlar, Ankara’yı hedef alan açık ve kapalı tehditler geniş Ortadoğu ile fiziki temasımızın pamuk ipliğine bağlandığını gösteriyor. Şu anda Türkiye, izlediği dış politika ile prestij kazandığı bölgelere ancak sınırlı yollardan erişebiliyor. Yani başta ticaret olmak üzere, topladığımız sempatiyi maddi güç unsurlarına tahvil edecek kanallar tehdit altında. Kuşatıldığımızı hissediyoruz. Peki nerden huruç etmeliyiz?

Tam bu noktada Suriye’ye yapılacak müdahaleye farklı anlamlar yüklemeye başlıyoruz. Kuşatmayı yarmak için en elverişli yerin Şam sınırı olduğunu düşünüyoruz. Ancak deneyimlerimiz ve tarihi hafızamız tüm oklar aynı doğrultuya bakıyorsa, ziyadesiyle temkinli olmamız gerektiğini ihtar ediyor. Netenyahu’nun adı geçen cümleler, Yahudi tarihinden bir sahne düşürüyor aklıma. M.S. 70’te Romalı komutan Titus’un kuşatmasına karşı koymaya çalışan Kudüslü Yahudiler, Roma saflarına saldırmak için dış surların altına tüneller kazarlar. Bu dehlizlerden geçerek düşmanlarının kullandığı savaş araçlarına ve tahkimatlara saldırmaktadırlar. Ancak, hesapta olmayan bir şey gerçekleşir. Huruç harekatına imkan veren tüneller, şehri muhafaza eden duvarların çökmesine sebep olur.

Şu manzarayı hayal edin. Tünellerden çıkarak kuşatmayı yarmak için saldıran Kudüslüler arkalarından gelen büyük bir gürültüyle sarsılıyorlar. Geriye döndüklerinde, şehirleriyle istilacılar arasındaki en büyük engelin kuşatmayı yarmak için seçtikleri taktik sebebiyle kendileri tarafından yok edildiğini görüp dehşete kapılıyorlar.

Demem o ki; adımlarımızı kılı kırk yararak atmamız gereken günlerden geçiyoruz.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.