Topkapi Sarayi ve III. Ahmet Cesmesi

17 Ağu 2012

Kürtler Nedir? (2): Sosyolojik İzafiyet

Yazan: MUSTAFA ONUR TETİK

Bir önceki yazımızda millet mefhumunun, teşekküllü hakkındaki bilimsel varsayımlardan ziyade günlük hayatta aktif olarak kullanıldığı biçimleri kısaca özetlemiştik. Millet kavramının içerisini doldurmak için farklı bağlamlarda gerekli olan bir takım parametreleri sıralayıp, Kürtlerin kolektif olarak hangi topluluk kategorisinde değerlendirilebileceği sorusunun cevabını aramaya devam edeceğimizi vadetmiştik. Bu suale yanıt bulmaya devam etmek adına bir sosyal bütünsellik olarak Kürtlüğü, millet kavramının toplum içerisinde sosyolojik bağlamda tekabül ettiği anlam yelpazesiyle sınayarak işe başlayabiliriz.

Bir önceki yazıda da belirttiğimiz üzere millet kavramını biyolojik nazarda kalıtsal bir süreklilik olarak okumaya meyilli bir toplumsal kitle olduğu sarihtir. Bir millete mensubiyeti bu denli materyal bağlam içerisinden okuyanlar için Kürtler ayrı bir millet telakki edilebilir mi? Aslında bu soruyla yanıtını aradığımız şey günümüz için son derece arkaik ve afaki olacaktır. Bir topluluğa ırki mensubiyetin kültürden azade sadece genetik yapı üzerinden değerlendirilmesi, elbette çok zor ve anlamsızdır. Kalıtsal olarak aynılık göstermediği bir grubun içine doğan bireyin, bilişsel olarak o topluluğun aktardıklarını tevarüs edeceği bir gerçektir. Burada biyolojik bir aktarım söz konusu olmasa bile bu genetik farklılığın şuurunda olmayan(bazı durumlarda bilincinde olsa dahi) bir birey kendini pekâlâ kalıtsal olarak da o topluluğun bir parçası telakki eder. Bu sebeple ırki aidiyette de belirleyici olan doğuştan kazanılan değil sonradan öğrenilen yani bilişsel olandır.

İşte bu sebeple kendini soy olarak Kürtlüğe bağlayan insanlar olduğu ölçüde, (ki ekseriyetle böyle olduğu hepimizin malumu) millet kavramını bu nazardan okuyanlar, Kürt kimliğini millet kategorisinde değerlendirilmek durumundadırlar. Zaten Kürtlüğü ve Türklüğü bu minvalde son derece rijit bir şekilde ayıran sadece Kürtçüler değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliğini ırk üzerinden okuyanlardır. Bu anlamda iç tutarlık sergileyen Türk ırkçıları, Kürtleri, Türklerin boyunduruğunda yaşaması gerektiğine inansalar bile, tıpkı Kürtçüler gibi ayrı bir millet olarak tanımlamaktalar. Hatta bir takım Türk ırkçılarının Kürtlerin kendi topraklarında bağımsız olup, ülkenin Türk yoğunluklu yerlerini terk etmelerini istemeleri dahi bir vakadır. Bunun yanı sıra, Kürtleri, Turani bir kavim olduğu varsayımı cihetinden değerlendirip ırki bir ortaklığa inanlar da vardır. Yalnız, bu şekilde değerlendirenlerin politik bir izdüşümü pek de mevcut değildir. Yani kısaca 'ihmal edilebilir' boyutundadır. Zaten soy hususunun bilimsel, objektif yapısı göreceli yoruma pek de cevaz verecek gibi değildir. Fakat son kertede, ırki aidiyetin bilişsel olması, ona izafi bir bünye temin etmektedir.

Peki, eğer millet olmayı kültürel veya etnik bütünsellik olarak idrak ediyorsak Kürtleri bu bağlam içerisinde nereye yerleştireceğiz? Bu muhakemede topluluklar arasındaki geçirgenlik eşiği daha düşüktür. Türk medeniyet havzası içerisinde büyümüş ana dili Kürtçe ve ırken kendini Kürt olarak tanımlayan her hangi bir şahıs pekâlâ kültürel bağlamda Türk sayılabilir. Mesele, tanımladığımız havzanın genişliğidir. Türk kültürü veyahut medeniyeti dediğimiz şeyi millet olmanın temeli sayıyorsanız farklı etnik grupları Türklük içerisinde değerlendirip Kürtlüğü bir bileşen olarak addedebilirsiniz. Ancak kültür değerlendirmeleri de objektif bir kesinliğe sahip değildir. Türk kültürcülüğünün dar bir yorumu Kürtlüğü bu çerçeve dışında tutabilir. Kültür ve medeniyetçilik bağlamında yapılan millet tanımı daha esnek bir yapıya sahip olduğu için, bu perspektiften Kürtlüğü millet kategorisinde konumlandırıp konumlandırmamak daha göreceli hale gelmektedir.

Millet olmayı kültürel bağlamda mütalaa eden ancak kendini Türk kültür ve medeniyet havzası dışında tanımlayan ve bu sebeple kendini ayrı bir millet olarak gören Kürtler varsa (elbette var ve Kürtlerin büyük bir kısmını oluşturuyorlar) durum ne olur? Buradan çakışan iki farklı topluluk-mekân ilişki çatışması ortaya çıkar. Kültürel olarak da kendini Türklerden ayrı bir millet olarak tanımlayan topluluk, millet olmanın gerektirdiği hakları talep edecektir. Bununla beraber, ülkenin genelinden kültürel bir farklılığın olduğunu kabul eden ama bunun ayrı bir millet olmak anlamına gelmediğini düşünen Kürtler de mevcuttur. Kürt kökenliler için de kültür başlığı esnek, geçirgen ve göreceli bir alandır. Milleti kültür üzerinden tanımlayan bir kısım Kürt vatandaş ayrı bir millet olmadıklarını düşünebilirken, milleti yine aynı minval üzerinden tanımlayanların bir bölümü ise tam aksine kültürel bir takım farklılıkları, ayrı bir millet olarak değerlendirilmeleri gereğinin delili sayarlar.

Yukarıda izaha gayret gösterdiğimiz sosyal algı biçimleri nazarında, millet kavramının içerisini doldurmaya yeterlilik durumu son derece izafidir. Türkiye'de hangi organik amille olursa olsun, kendini ayrı bir millet olarak tanımlayan insan toplulukları mevcuttur. Sosyolojik bünyenin tefsire açık olması, herhangi bir mefhumu objektif olarak kullanabilmemize engel teşkil eder. Bu bağlam da insanların kendilerini tarif etme biçimlerine saygı duymaktan başka elimizde kalan bir şey yoktur. Diğerini tanımlamak ise, bilimsel araştırmaların bir konusu olabilmekle beraber, tanımlanana dayatılabilecek bir şey değildir. Bir kişi, “ben Türk milletinin bir parçası değilim, Kürt milletine mensubum” dediği vakit, bunun karşılığı objektif parametreler ile değil bu sözün arkasından gidecek kitle ile ölçülecektir. İşte bundan sonrası sosyal olanın değil politik ve hukuksal olanın alanına girer. Çünkü “millet” olmanın bütün öznelliklerden bağımsız olan nesnel tek bir ölçüsü vardır, o da politik egemenlik ve bunun sonucu oluşan hukuktur. Bir sonraki yazımızda millet olmanın günümüzdeki test edilebilir yegâne ölçüsü olan politik egemenlik/kimlik ve hukuk açısından değerlendirmelerle sualimize cevap aramayı sürdüreceğiz.

Devam edecek…

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.