Sultanahmet Ahırkapı Feneri Adliye ve Ayasofya

12 Kas 2012

Kürt Sorunu ve Eşit Yurttaşlık Söylemi

Yazan: İKBAL VURUCU

Kürt sorunu tartışmalarının özü yurttaşlık tartışmalarında tecessüm eder. Milli yurttaşlık kurumunun anayasal yurttaşlık/çokkültürlü yurttaşlık/eşit yurttaşlık biçimine dönüştürülmesi muhatapları tarafından sorunun çözümü için elzem görülür. Milli devletin dönüştürülmesi ve egemenliğin paylaşılması ancak anayasal yurttaşlık ile mümkündür. Yurttaşlık tartışmaları milli ve üniter yapının korunmasında bu denli önemli olmasına rağmen Türkiye’de yurttaşlık kuramı üzerinde çalışan aydınların nerdeyse tamamı liberal ve sosyalist akımdan gelen aydınlardan müteşekkildir. Bu durum da Türkiye’nin varoluşunun tartışıldığı bu zaman dilimde tek bir yaklaşım biçiminin hegemonyasının kurulması anlamına gelmektedir. Sol, liberal ve İslamcı aydınların dışında milliyetçi aydınların konuya olan ilgisizliği sorunun sadece güvenlik merkezli almanın yanında sloganların kolaycılığına ve indirgemeciliğine esir olmasından kaynaklanmaktadır. Hukuk fakültesindeki milliyetçi anayasa profesörlerinin dahi anayasal yurttaşlık dendiğinde “anayasayla ilgili yurttaşlık” gibi garipliklerden bahsetmesi ve teknik anlamından bihaber olması düşündürücüdür. Bu ilgisizlik aynı zamanda karşı karşıya olduğumuz tehlikenin farkında olmamaktır.

Yurttaşlık modern devletle birlikte bugünkü anlamını ve işlevini kazanmıştır. Eski Yunan kent devletlerinde de görülen yurttaşlık cinsiyet, ırk, yaş önceliği gözeten bir sistemdi. Yani sadece kendi sınırlarına ve koşullarına uyanların eşit olduğu bir yaklaşım söz konusuydu. Yurttaşlık, siyasal ve hukuki bir kimliktir ve modern milli devletlerle bugünkü anlamını ve işlevini kazanmıştır. Pre-modern dönemin toplumsal, siyasal ve kültürel formasyonunda belirleyici olan farklılıklar aynı zamanda çatışma ve şiddetin de ana kaynağını oluşturuyordu. Modern öncesi dönemde aristokrasi, kölelik, feodalite, ruhban sınıfı, din, mezhep, kültür, cinsiyet gibi verili ve soya dayalı statü aynı zamanda eşitsizliğin temelini teşkil ediyordu.

Sanayileşme, kentleşme, bilimsel ve felsefi gelişmeler, sekülerleşme gibi modernliğin ve modernitenin tecessümü ile büyük dönüşüm gerçekleşti. Yani, Avrupa’da ortaçağ olarak tanımlanan dönemde insanın ilişki içinde bulunduğu bütün yapılarda köklü değişimler gerçekleşti. Milli devlet siyasi formda “millet” ise toplumsal formda yeni paradigmanın göstergeleri idi. Milli devletle birlikte, iddia edildiği gibi farklılıklar yok olmamış ama belirleyici özelliklerini kaybetmişlerdi. Örneğin sekülerleşme-laiklik ile birlikte dinden kaynaklanan ve milyonlarca insanın yaşamına mal olan çatışma unsurları artık karşılıklı hoşgörü ve eşitlik ile yer değiştirmişti. Milli devletlerin yerel ve dini kimliklerin yerine bütün yurttaşları kapsayan ve farklılıkların üzerinde bir milli kimlik yaratması modern toplumda insan hakları ve demokratik gelişmeler adına önemli kazanımlarıdır.

Modern devletle işlevsellik kazanan ve demokrasinin de temel dayanağını oluşturan yurttaşlık kurumunun özünde toplumda çatışma sebebi olan farklılıkların işlevsizleştirilmesi vardır. Dini, kültürel, ırki, cinsel, ekonomik belirleyiciliklerin yurttaşlık kurumu içerisinde bir önemi ve önceliği söz konusu değildir. Her yurttaş devlet karşısında eşit ve özgürdür. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında herhangi bir üstünlük değil eşitlik mevcuttur. Yurttaşlık birey temelli, genel, soyut ve evrensel insan hakları temelinde bir kimliktir.

“Kürt sorunu” çerçevesinde, ortaçağ’dan yüzyıllar sonra yeniden gündeme getirilen kolektif haklar özünde yurttaşlık kurumunun modern milli devletin sağladığı eşitlik işlevini yok ederek birey yerine grubu ikame etmektedir. Bu sebeple kapsayıcı ve bütün yurttaşların eşitliğini değil de etnik, cinsel, kültürel, dini farklılıkların özgülüklerine bağlı bir haklar sistemi öngörür ki bu ortaçağ siyasal ve toplumsal formasyonuna bir geri dönüştür. “Kürt sorunu”nun çözümü için halklar-etnisiteler temelinde “eşit yurttaşlık” ve “anayasal vatandaşlık” gibi öneriler özünde bireyselliğin karşısında yer alan paradigmalardır.

Modernliğin temel kazanımlarından olan milli devletin sağladığı birey temelindeki eşitlik çok-kültürlü yurttaşlık ile yerini gruplara devretmektedir ki bu durum eskiye bir geri dönüştür. Çünkü bireyi kolektif içinde eriterek temel haklarını gruba ikame etmektedir. Yurttaşlık modern politik kimliğin oluşturucusu olarak bütün farklılıkları kapsayan bir niteliğe sahiptir. Kimliğin nesnel boyutunu teşkil eden etnik, soy, kültür, din, dil gibi değişmez ve bireyin temel aidiyet dairesi içinde yer alan hususlar modern yaşam biçiminin vazgeçilmezleri olmuştur. Kimliğin bu nesnel unsurlarının sosyolojik ve kültürel düzlemde korunarak yurttaşlık çerçevesinde kendini üreten politik kimlik, bütün farklılıkları ortak bir kimlik ve aidiyet ile üst bir basamakta yeniden yaratır.

İddia edildiği gibi “eşit yurttaşlık”, “anayasal vatandaşlık”, “çok-kültürlü yurttaşlık” ileri demokrasinin bir zorunlu koşulu değil gelişmemiş bir toplumun demokrasi kavrayışıdır yani geri bir demokratik düzey demektir.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.