Tarihi Yarimada Gece

27 Nis 2015

Küresel İletişim Ağı Bağlamında Kimlik Fetişizmi: Castells’e Göre…

Yazan: HALİL İBRAHİM KOÇ

türkyorum - kimlik fetişizmiCastells sermayenin küreselleşmesi ve refah devleti anlayışıyla birlikte teknolojik ve ekonomik dönüşümlerin yanı sıra toplumsal yapıda da değişimlerin olduğunu savunmaktadır. Bu değişen toplumsal yapı ‘ağ toplumu’1 ve ‘enformasyonel toplum’2 kavramlarını tartışma konusu yapmıştır. Bu toplum türlerinin ortaya çıkmasındaki en önemli etken ise tekno-ekonomik dönüşümlerle birlikte bilgi-iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir. Ona göre, Soğuk Savaş sonrası kapitalizmin yeniden yapılanmasında dahi bilgi (enformasyon) teknolojilerinin globalleşmesinin payı vardır. Çünkü sermayenin küreselleşmesi ve dünyadaki bütün ekonomik birimlerin birbirine bağımlı hale gelmesi ancak yaygın bir enformasyon ağıyla mümkündür. Nitekim, Keynesçi model sonrası, sermaye birikiminin küresel ancak bağımlı, esnek ancak tek perspektiften (tüketim odaklı) yönetimi böyle bir ağın varlığı neticesinde gerçekleşebilirdi. Castells’in “ağ toplumu, stratejik olarak belirleyici ekonomik etkinliklerin küreselleşmesinin damgasını vurduğu bir toplumdur” şeklindeki tanımı da bu durumu özetler niteliktedir.

Aynı şekilde dünyadaki kültürlerin ve kurumların çeşitliliğine bağlı olan yeni toplumsal yapı, tarihsel olarak 20. yüzyılın sonlarına doğru kapitalist üretim biçiminin yeniden yapılanmasıyla şekillenmiş yeni bir kalkınma biçiminin, enformasyonelizmin ortaya çıkışıyla ilgilidir. Castells bu yaklaşımın gerisindeki kuramsal perspektifi ise üretim, deneyim ve iktidar ilişkilerine dayandırır.. Üretim, insan ile doğa arasında münasebetle gerçekleşen, insanın doğa ürünlerini kendine mal etme girişimlerini ihtiva eden etkinlikler bütününe denir. Deneyim ise bu etkinlikler bütününden yola çıkarak insan öznelerin kendileriyle ve hem toplumsal hem de doğal ortamlarıyla kurudukları ilişkilere denir. İktidar ise bu iki etken temelinde gerçekleşir ve bazı öznelerin diğerleri üzerinde kurduğu egemenliği ifade eder. Tüm bunlar neticesinde Castells şunu söyler: “İnsanlar arasındaki sembolik iletişim, insanlarla doğa arasındaki üretim (tamamlayıcısı olan tüketimle birlikte), deneyim ve iktidar temelindeki ilişki, tarih boyunca belli bölgelerde kristalleşir ve böylece kültürleri ve kolektif kimlikleri oluşturur.”

Teknolojik dönüşümlerle birlikte gelişen küresel/evrensel iletişim sistemi birbirinden farklı yerelliklerin ve kültürelliklerin kodlarının (sözcükler, imgeler vs.) üretimini ve dağıtımını da küresel olarak entegre hale getirir. Bauman’ın küresel enformasyon ağı3 dediği bu sistem bununla kalmaz, yeni kanallar ve iletişim biçimleri yaratarak hem hayatı şekillendiren hem de hayat tarafından biçimlendirilen interaktif ağlar biçiminde katlanarak büyür. Toplumsal değişimler de bu olgunun özgül bir parçası konumunda yer almaktadır. Ataerkilliğin sorgulanması ile birlikte cinsiyet ilişkilerinin mücadele alanı haline gelmesi, sûni bir kültürel form olarak doğanın yeniden yaratılmaya çalışıldığı çevre bilinci bu toplumsal değişimlerin görülen örnekleri sayılabilir. Ancak es geçilen toplumsal değişimlerden en önemlisi ise bireylerin kimlik arayışlarıdır. Küreselleşmeyle parçalanmanın eşanlı biçimde gerçekleştiği bu ortamda yeni kimlik arayışları, gerek kolektif gerek bireysel gerekse atfedilmiş ya da inşa edilmiş olsun enformasyon çağındaki toplumsal anlamın temel kaynağını teşkil eder.

Castells, her ne kadar parçalanmayla eşanlı olmasına ve belirsizliğe zemin hazırlamasına rağmen yeni kimlik arayışlarının anlamlı toplumsal eyleme ve dönüştürücü siyasete ışık tutabileceğine inanır. Ona göre enformasyon[el] toplumu, her ne kadar dinî köktenciliğin (fundamentalizm), ırkçılığın ve Hutular ile Tutsilerin birbirine uyguladıkları soykırımın söz konusu olduğu dünyayı ifade etse de, toplumsal eylem biçiminde inşa edilen kimliğin “ya bireyselleşeceği ya da köktenciliğe kapılacağını bir koşul olarak görmeksizin, özgürleştirici güç taşıdığına” inanmaktadır.

(Derkenar: Kontrolsüz ve belirsiz bir yapı arzeden yeni toplumsalın tehlikeli olup olmayacağı ya da kaderi tamamen görecelidir. Castells bu noktada SSCB ve Japonya örnekleriyle karşılaştırma yapar. Ona göre Sovyet halkının teknik hususunda bir ustalaşma gerçekleştirememesi toplumsal çözülmenin ana sebeplerinden biriydi. Buna karşın Japon toplumundaki gelenekselleşmiş mühendislik kabiliyeti, o toplumun teknoloji çağında ve geç kapitalizm dönemindeki enformasyon dünyasında güçlü bir şekilde ayakta kalmasını sağladı. Bu noktada Castells’in “teknoloji toplumu temsil eder, ancak toplumun dinamiklerini ve sürekliliğini sağlamada tek belirleyici unsur değildir” görüşü kendini gösterir.)

Enformasyonel toplumlarda toplumsal eylem ve toplumsal siyasetin örgütlenmesi belirli kültürel özellik ve değerler dizisinin “anlamı”nın yeniden üretildiği kimlik olgusu üzerinden gerçekleşmektedir. Bu durum aynı zamanda kimliğin her şeyden üstün olduğu görüşünü de ortaya çıkarmıştır. Artık enformasyonel toplumlardaki toplumsal ilişkiler ağı kültürel özellikler temelinde kimliklerin karşı karşıya gelmesi biçiminde şekillenmektedir. Üstelik kadın hareketi, eşcinsel hareketi, sivil hak talepleri gibi daha çok kimlik mahrecinde kendini gösteren hareketler, dışlananın kamusal açıdan iyi, siyaseten çarpıcı olduğu anlayışını içeren, siyasetin tanımlanmasında da belirleyici rol üstlenen etkenlerdir. Öğün ise bu durumu, ekonomi ve kültür geriliminin çözülmese de yumuşayarak kültürün metalaşması ve tarihsel kültür-politika geriliminin kamusal alanda açığa çıkarak politik olanın kültürel olan karşısında güçsüzleşmesi olarak özetler.4

Castells bu denli belirleyici bir unsur olan kimlik fetişizminde kolektif olanla sanal cemaatlerin, yeni teknolojilerle kültürel hafızanın, evrensel olanla yerelin nasıl birleştirileceğinin yanıtının aranması gerektiğini ileri sürer. Ama bundan daha önemlisi küreselleşmenin söz konusu olduğu bir ağ toplumunda küreselleşme ile kimlik, ağ ile benlik arasındaki mesafenin giderek açılmasıdır.

Enformasyonel toplum içerisinde değişen ve dönüşen “benlik”in anlaşılması bu neden sorusuna verilebilecek en aklıselim cevaptır ona göre. Bu anlamda Castells ilk yanıt olarak enformasyon teknolojisinin insanlara örgütlenme ve bütünleşme gücünü sağlamasının yanında Batı’nın geleneksel ve bağımsız özne kavrayışını çürütmesini verir. Artık öznelerin hakimiyet ve kendi kendine yeterlik düşüncesi bir anlamda değişmiştir. Teknolojinin önceleri özneye sağladığı güçlü bir dünya görüşünün yine teknoloji eliyle çözülmeye başladığı söylenebilir. Castells bu konuda bir psikologun yüksek teknoloji ortamında yaşayan hastalarından dinlediği rüyalardan yola çıkarak yalnızlık duygusuna kapılmış öznelerin yeniden inşa edilmiş kimlik etrafında bağ kurma girişimlerini de yalıtılmış benlik dolayımında ele alır.

Kimliğin yükselen gücünün çerçevesini çizecek diğer unsurlardan biri de yeni bir küresel sistemin ortaya çıkışına bağlı kurumsal değişmelerin makro süreçleriyle ilgilidir. Castells’in ilksel (tarihsel) anlamın yeniden inşa edildiği kimlikler etrafında toplanma hususunda değindiği bir diğer neden ise ağ toplumuyla birlikte ulusal kimliklerin bulanıklaşması, anlam karmaşası ve toplumların kendileri dışındaki farklılıkları daha yoğun keşfetmeleridir. Özellikle uzun yıllar dışlayıcı ideolojik kimlik baskısına maruz kalan Rusya halkının (Sovyet halklarının) SSCB’nin yıkılışından sonra içine düştüğü kültürel boşluk neticesinde bu halkların ilksel (tarihsel) kimlik arayışlarına ve yeniden anlam yaratmaya girişmesi bu bağlamda en çarpıcı örnektir.

Ağ ile benlik arasındaki mesafenin artması aynı zamanda iktidar ağlarının benlik’i dışlamasıyla da ilgilidir. Castells bu durumu “dışlayanları dışlama” olarak tarif eder. Bu bir nevî dışlanan benlik’in küresel bir referansta bulunmadan isyan ve umut ağları oluşturarak “anlam” yaratma girişimini özetler. Bu girişimler ve örgütlenme biçimi ise Castells’in ‘ağlar olışturma’ kavramına denk düşer.5 Ağ toplumundaki iktidar sahipleri (programcılar – hükümet, bilim vb.) ve makas değiştiricileri (medya patronları, siyasi ve finansal elitler) enformasyon teknolojileri sayesinde multimedya iletişim sürecini gerçekleştirir ve iktidarlarının meşruluğunu sağlamak için sürekli anlam üretirler. Bu iktidarın özneler üzerindeki sembolik manipülasyonuna yol açmaktadır. Ancak hem her iktidar biçiminin olduğu yerde bir karşı iktidarın olma gerekliliği hem de yeni iletişim teknolojileri sayesinde multimedya iletişim biçimlerinin öznelere sunduğu özerk bir “kitlesel öziletişim” imkanı doğal olarak karşı iktidar mevzisi hazırlar. Bu yüzden iktidarın zihinsel anlam düzeyinde sürekli yeniden yaratıldığı enformasyonel toplumda bu sürece karşı işleyen karşı zihinsel anlam yaratma süreçleri gerçekleşir ve toplumsal hareketler bağlamında yeni kimlik inşaları söz konusu olur.

Tüm bunlar neticesinde bir müjde biçiminde sunulan küreselleşme olgusuyla ‘birleşerek parçalanma’ süreçlerinin bir arada yer aldığı yeni dünyada patlayan toplumsal olayların temelinin küresel egemen paradigma ve söylem karşıtlığına dayandığı söylenebilir. Şüphesiz bu noktada enformasyonel toplum biçiminin yarattığı iktidar ilişkileri ağının ve örgütlenme biçimlerinin belirleyici rolü vardır. Castells’in 21. Yüzyıl dünyasına yönelik sahip olduğu bu görüşler ve kuramsal perspektif, aynı şekilde çok kutuplu ve yerel kimlik (etnik, dinî vb.) eksenli siyasetin hâkim olduğu Türkiye’yi yeniden okumak için de bir imkân sayılabilir.

Not: Manuel Castells’in “İsyan ve Umut Ağları: İnternet Çağında Toplumsal Hareketler (Koç Üniversitesi Yayınları)”,Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür” (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları) üçlemesinin “Ağ Toplumunun Yükselişi” adındaki birinci cilt ve “Kimliğin Gücü” adındaki ikinci cilt eserlerinden faydalanılmıştır.

_____________________________

1- Ağ toplumu: Ekonominin küreselleşmesinin damga vurduğu toplumu ifade eder. Bu toplumdaki ağlar oluşturma yoluyla gerçekleşen örgütlenme biçimleri ise ağ toplumunun en karakteristik özelliğini yansıtır. Ayrıca ağ toplumunda sermaye-emek ilişkisinin küresel anlamda derinleştirilmesi söz konusudur.

2- Enformasyonel toplum: Teknolojinin gelişmesi ve ağlar oluşturmanın egemenliği içerisindeki dünyada tüm toplumsal ve iktidar ilişkiler ağı ile finans piyasasının enformasyona dayalı bir biçimde sürdürüldüğü toplum yapısını ifade eder. Ayrıca Castells, ‘enformasyonel toplum’ ile ‘enformasyon toplumu’ arasında ince ayrım yapar. Ona göre Enformasyon toplumu: Bu toplum ise daha çok enformasyonun temel alındığı ve ekonominin (hatta üretim biçiminin de denilebilir) yeniden üretilmesinde ve yapılandırılmasında teknoloji tarafından üretilen enformasyonun baz alındığı toplum yapısıdır.

3- Zygmunt Bauman, Küreselleşme – Toplumsal Sonuçları, Ayrıntı Yayınları, 4. Baskı, s. 24

4- Süleyman Seyfi Öğün, Gündelik Hayatın Kültürel Yansımaları, “Politika-Kültür Gerilimi”, Alfa Aktüel Yayınları, 2006, s. 44

5- Ağlar oluşturma: Enformasyonel toplum biçiminde, toplumsal yapı ve insan-özne üzerinde yaptırım gücü olan küresel iktidar kendini yeniden üretebilmek amacıyla belirli bir örgütlenme biçimine ve anlam üretimine başvurur. Bu örgütlenme biçimi daha çok ekonomik boyuttadır. Anlam üretimi ise sembolik manipülasyonla ilgilidir. Aynı şekilde -her iktidarın olduğu yerde bir karşı-iktidarın kendiliğinden belirmesi kuralı uyarınca- bu iktidara karşı durmak ve egemen yapının sembolik manipülasyon yoluyla oluşturduğu anlam üretim sürecinden ayrılabilmek amacıyla çeşitli sanal cemaat hareketleri meydana gelir. Ağlar oluşturma bunlar arasında birincinin sürekliliğini sağlamak ve iktidarını derinleştirmek; ikincinin ise insan-özneleri egemen iletişim baskısından kurtararak aralarında yapay iletişim sürecini başlatmak amacıyla yeni iletişim araçlarını kullanmasıdır.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.