Ayasofya

19 Eyl 2011

Kıymet Bilme Özürlüyüz – Durmuş Hoca’nın Ardından

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

2004 yılıydı, yine taş üstüne taş koyma gayretiyle olsa gerek bir internet haber portalı kurmuş, bizim cenahtan fikirlerine ehemmiyet verdiğimiz isimlerin siteye özel yazı yazmalarını sağlamaya çalışıyorduk. Bu çerçeve de her makalesini hazmederek okumaya çalıştığımız Durmuş Hocaoğlu’nun telefonunu da bir yerlerden bulmuştuk. Hoca’nın fikri derinliğinden ve akademik üslubundan olsa gerek bir miktar endişeyle kendisini aradığımı hatırlıyorum. İlk defa o zaman duymuştum sesini. Türk milliyetçiliğinin en akil adamlarından Durmuş Hoca, bizim mütevazı projemizle çok yakından ilgilenmiş, başka irtibat numaraları da vermiş ve pek çok yazısını e-posta ile bendenize ulaştırma zahmetine katlanmıştı. Yeni tanıştığı genç bir Türk milliyetçisine telefonda 1 saatini ayıracak kadar tevazu sahibi ve fedakârdı. Zaten duruşundan, yazılarından seviyorduk hocayı ama beyefendiliğiyle ve layık olmadığımız ilgisiyle de pek bir etkilemişti bizi. Sonra birkaç telefon görüşmemiz daha oldu. Hep aynı ilgi ve samimiyeti gördük.

Bir müddet önce Türk Ocakları’nda kıymetli bir ağabeyimizle sohbet ederken laf açılmıştı da Durmuş Hoca’dan, karşılıklı bu kadar derin bir mütefekkirden yeterince istifade edemediğimizden dem vurmuştuk. Ağabeyimiz bu aralar hocanın anlaşılma hususunda biraz kırgınlığı olduğunu anlatınca, uzun süredir görüşmedik deyip en kısa zamanda arayacağımı söylemiştim. Birkaç gün geçmemişti ki acı haber yüreklerimize düştü, hem de ben daha arayamadan… Ah etmenin ne faydası olurdu ki artık. Hoca Mevla’sına kavuşmuş, O kazanmış biz ise kaybetmiştik.

Neredeyse bütün hayatı Türk milleti için düşünmekle, çalışmakla, üretmekle geçmişti. Koltuğun kenarı için fikri namusun ayaklara düştüğü bir memlekette varlığıyla haysiyeti hatırlatan adamdı. Duruşundan hiç taviz vermedi, inandığından geri adım attığını gören olmadı. Belki de bu yüzden kendi camiası yani bizler bile yeterince kıymetini bilmedik Durmuş Hoca’nın. Esasında kıymet bilme özürlüsüyüzdür biz. Kimin kıymetini bilmiştik ki Onun kıymetini de bilecektik. Tabiidir, büyük adamın değeri ahrete irtihalinden sonra bilinir umumiyetle. Kuvvetle muhtemel, 10-15 yıl sonra değişik yerlere isimleri verilecek, konferans salonlarına, hem de sağlığında konuşmacı olmasına zaman zaman müsaade edilmeyen konferans salonlarına da.

Atalar ne güzel söylemiş; “Mert adamın talihi namert olur.” diye. Belki de mertliğin en mühim delili namert olmasıdır talihinin.

Başka bir camianın mütefekkiri olsaydı adına neler yapılır nasıl el üstünde tutulurdu kim bilir. ‘’Elini öpecek adam kalmadı’’ diyordu ya Ozan Arif Ahmet Kabaklı hocanın ardından,  hakikat payı büyük, azalıyor gitgide.

Laf olsun diye değil hakikaten ‘’ER’’ kişi niyetine, muhterem Durmuş Hocaoğlu’nun ruhuna el-Fatiha…

Hüseyin Raşit YILMAZ

Etiketler: ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.