Rumeli Hisari

4 Haz 2014

Kırmızı Kurdele

Yazan: AFŞİN SELİM

türkyorum - kirmizi kurdeleHeyecanı hat safhadaydı ahalinin. Kolay mı, güzide vilayetimizde bir ilk yaşanacaktı. Kıymeti bilinmeliydi. Muhakkak. Gelişigüzel bir gün olarak geçiştirilemezdi. Hazırlıklar bir an evvel tamamlanmalı ve o büyük günün şahidi olarak tarihteki yerini almalıydı ahali. Orada olacaktı herkes, yediden yetmişe, bizzat içinde. Sırf o günü görebilmek, Allah’ım, ne büyük bahtiyarlıktı! Çünkü bütün mesele: Orada olmak ya da olamamaktı…

Öncelikle dört adet makas hazır bulunduruldu. Protokol kuralları ihmal edilmemeliydi: Protokolsüz kalmış bir milletin hayat damarlarından… Dahası peşisıra gelecekti. En nihayetinde de, kesilecekti kesilmesi gereken. Fakat bir eksilik vardı etrafta sanki? Mühim bir eksiklik… Ürküttü ve üzdü: Kürsü yoktu, evet. Gözükmüyordu. Olsun. Dedik ya, bir ilk yaşanacak diye. Mütevazı bir tören olacaktı, anlaşılan. Kürsü konuşmalarıyla coşulan o şaşaalı törenlere benzemeyecekti. “İşte” diyerek, parmakla gösterilecekti: “Laf yok, icraat var.” Fakat parmakla birlikte, işaret edilen yere de bakılmalıydı ki, gerçekleşen icraatın nasılı kavranabilsin…

Günün mana ve ehemmiyetini halen daha idrak edememiş olanlar ise söz konusu heyecandan mahrum kalmaya mahkumdu. Niçin olacak: Hiçbir kişi, kurum, kuruluş ve de gerçekle alakası olmamış, olamamış bir hayatı yaşıyorlardı da, ondan. Laf olsun işte! Kolay mı zannediyorlardı, tören düzenlemek? Hele ki içinde, ihtiyaç sahipleri olacaksa ve yardım göstere göstere yapılacaksa…

Halbuki, bir benzeri günler evvelinden duyurulmuştu ahaliye: “İhtiyaç sahibi engellilere akülü araba seferberliği kapsamında…” Ne hoş! Meşakkatli şartlar altında yaşamayı başarabilen engelli yurttaşlardan birine daha tören eşliğinde teslim edilecekti ihtiyacı. Göstere göstere… Çünkü sağ elin verdiğini görmeyen sol el yüzünden, yardım yaygınlaşamıyor; ilerleyemiyor, gelişemiyor ve kalkınamıyorduk. Ha, bir de, unutmadan, hiçbir iyiliğin cezasız kalmadığı bir ülkeydi burası…

Bilinçlenemesek de: Bir şekilde, ihtiyaç sahibi olarak arzı endam edeceğimiz olası bir törenin hatırına yaşamıyor muyduk zaten? İçinde ve dışında olduğumuz zaman, kim bilir, nelere muhatap kılacaktı bizi. Ne kadar öğütülürsek, o kadar iyiydi. Sadece beklenecek, görülecek ve yaşanacaktı: “Günün anlam ve önemine binaen…”

Nasılını ve niçinini sormayın. “İhtiyaç sahibi kadın” demişlerdi adına. Engelliydi. İhtiyacıyla buluşturacaklardı onu. Fakat böylesini o da beklemiyordu. Nereden bilsin, akülü arabasının törenle teslim edileceğini kendisine…

Bakakaldı öylece. Kırmızı kurdelenin bir an evvel kesilmesini beklemekten başka ne yapabilirdi? Kurdele kesilecek ve bir törenin daha sonuna gelinecekti, kalabalık ise her zaman ki gibi görevini layıkıyla yerine getirmenin hazzını yaşayacak ve dağılacaktı. Hiçbir kişi, kurum, kuruluş ve de gerçekle alakası olmayan bir tören daha, muzip bir tebessüm eşliğinde silinip gidecekti hafızalardan.

Şaşkın bakışlar da yok değildi etrafta. Nasıl ve niçin şaşırıyorlarsa? Hoş, sadece şaşkın bakışlar yoktu, şaşırma hissini yitirenler vardı, alışmışlardı çünkü, kanıksamışlardı, yadsımıyorlardı. Görülmeliydi, görülmesi gereken: Makas görünce heyecanlanan protokol hazır kıta bekliyordu. Ne de olsa gururlandırıcı bir sahneydi bu. Kırmızı kurdeleye yönelecek makaslar bir an önce tutuşturulmalıydı narin ve nazik ellerine:

–       “Böyle bir aracın alınmasına vesile olan herkesi tebrik ediyorum.”

Kesildi kesilmesi gereken: Ortadan ikiye ayrılan kırmızı kurdelenin aşağıya doğru süzülüşünü kimseler göremedi. Trajedisi bize, komedisi onlara kaldı: Alkışlar…

Olağanüstü bir gündü yaşanan.

Ertesi gün, benzerine, bu büyük ülkede, henüz rastlanmamış bir tören olduğunu yazdı gazeteler. İleri derecede işgüzar ve artniyetli çevreler ise karalama kampanyası uygulayarak, yaşananların görgüsüzlük olduğunu bildiriyorlardı. Maksatları belliydi çünkü: Protokolün tamamı rencide edilecekti.

–       “İnsan gerçekten hayret ediyor.”

Sona erdi tören. Kalabalık bir başka kırmızı kurdeleli açılışta görüşmek üzere ayrılıverdi oracıktan. Fakat işgüzar ve artniyetli çevreler, her şeyi eleştirdikleri gibi, bu organizasyonu da eleştirmekten yüksünmüyorlardı. Bunu işiten yetkililerce: Niyet ve maksadın, sadece yardımı yaygınlaştırılmaktan ibaret olduğu ifade edildi. Gönül bir kez daha rahatlığına kavuşmuştu, kamuoyu ise, ilerleyen zamanlarda, aydınlatılmaya devam edecekti.

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.