Galatadan Yarımada

9 Oca 2012

Hilmi Demir’den “Mit Kozmos ve Akıl: Zerdüştlük, Maniheizm, Hıristiyan Gnostikler ve İslam”

Yazan: EDİTÖR

Yazarımız Hilmi Demir  Bey’in Mit Kozmos ve Akıl: Zerdüştlük, Maniheizm, Hıristiyan Gnostikler ve İslam isimli  eseri okuyucuyla buluşmuştur. Alanında önemli bir boşluğu dolduracak olan kitaba buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Mit, Kozmos ve Akıl adlı eser, Gnostik düşüncelerin İslam dünyasındaki varlığı Müslüman entelektüellerin bu düşünce sistemleri ile karşılaşmasını ele alan özgün bir araştırma. Gnostik düşünce insanlık tarihinin en kadim geleneklerinden biridir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında keşfedilen Nag Hammadi yazıtları bu kadim geleneğin köklerinin Hıristiyanlıktan çok önce olduğunu kanıtlamıştır. Tarihte Hıristiyanlık gibi birçok dinin yalnızca rakibi değil aynı zamanda onları derinden etkileyen bir sitem olmuştur. İslam hızla İran, Irak ve Orta Asya’nın içlerine doğru yayılmaya başladığında Müslümanlar gnostik düşüncenin temsilcileriyle karşılaşmışlardır. Eserde Mecusilik, Markinyonculuk, Deysâniyye ve Maniheizm gibi akımları gnostik düşüncenin Müslüman coğrafyadaki temsilcileri olarak kabul edilmektedir.

Hilmi Demir eserinde, insanlık tarihinde dini ve felsefi düşünce sistemlerini etkileyen gnostik düşüncenin Müslüman coğrafyadaki etkilerini ve Müslüman Entelektüellerin onlarla mücadelesinin izlerini büyük bir titizlikle takip etmiş. Batı düşünce tarihinde gnostik düşünce üzerine birçok eser kaleme alınmıştır. Hatta gnostik düşüncenin Müslümanlarla karşılama hikayesi de her zaman akademik ilgiyi hak etmiştir. Fakat bu konuda Türkiye özgün bir eser kaleme alınmamıştır. Bu haliyle bu eserin önemli bir boşluğu doldurduğu ve bundan sonrada gelecek araştırmalara ışık tutacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Müslümanlara Mezopotamya ve Asya’da Zerdüştlük ve Maniheizm gibi iki köklü dini gelenekle karşılaştılar. Arap yarımadasında İslam vahyi ile tanışan insanlık yukarı Irak ve İran içlerine doğru ilerledikçe daha kadim gelenek ve inanç sistemleri yüz yüze geldiler. İslam tarihindeki geleneksel tahkiyenin aksine bu coğrafyalar ümmi değildi. Hatta Kur’an’ın inzal olduğu dönemin aksine yazılı bir üst kültürle çevrelenmişlerdi. Yazar bu nedenle çalışmasının birinci bölümünde İslami disiplinlerin ve özelde kelam ilminin sistemleştiği, ekolleştiği ve bir bilgi cemaati olarak ortaya çıktığı dönemi gnostik düşünce bağlamında yeniden okuma çabasını girmektedir. Bu bölümde Demir, Huntington’un medeniyetler çatışması tezine karşılık, yazar medeniyetlerin karşılaşmalarının bazen de büyük sıçramaların ve dönüşümlerin habercisi olarak okunabileceğini gösterir. Kültür ve düşünenin çatışma ile değil eleştiri ile kendisine yer açtığını söyler. Bu nedenle kültürel karşılaşmaların verimli ve dönüştürücü olabilmesi için her şeyden önce bu mirası anlayacak, yorumlayacak ve yeniden farklı bir kültür formuyla ifade edecek bir uzmanlar topluluğunun olması gerektiğinin altını çizer. Müslüman entelektüellerin gnostik düşünceye karşı kazandığı kültürel zaferin arkasında onların rasyonel bir sistem kurarak kendilerini ilimde derinleştirmeleri, felsefe ve edebiyatla ilgilenmeleri olduğunu söyleyen yazarın tarih okuması bu güne dair de önemli imalar içermektedir. Özelikle bu ilk Müslüman entelektüellerin felsefe ve bilgi üreten, edebi bir zevke sahip düşün insanları olduklarını hatırlamak yerinde olacaktır.

Demir eserinin ikinci bölümde ise, gnostik düşüncenin temsilcilerinin Tanrı ve kozmos hakkındaki temel fikirlerinin ortaya konmasına çalışmaktadır. Zira gnostik gelenekler Tanrı, kozmos ve insana ilişkin açıklamalarında mitolojik anlatılarla başvurmuşlardır. Bu nedenle Müslüman entelektüeller ile gnostikler arasında geçen tartışmalar genelde Tanrı, kozmos ve kozmogoni tasavvurları üzerinden yürütülmüştür. Yazar Zerdüştlük, Maniheizm ve Hıristiyan gnostiklerin kozmos ve kozmogonik anlatılarını hem İslam düşüncesinin ilk yazılı kaynaklarından hem de Batılı kaynaklardan hareketle ortaya koymuştur. Mitik anlatıları, bu anlatılara hakim olan düşünce yapısını, teolojik tartışmaları büyük bir titizlikle serilmeyen eser dinler tarihi açısından da önemli bir kaynak niteliğindedir. Hıristiyan düşüncesinde izleri görülen insanın düşüşü, asli günah, kurtuluş ve Mesih inancının kökleri üzerine oldukça dikkat çekici bilgiler sunulmaktadır. Elbette İslam düşüncesinde bu fikirlerin kısmen izlerini görmek mümkündür. Özellikle kötülük problemi, Özellikle kötülük problemi, theodicy, konusunda kadim geleneklerdeki açıklamaları okumak felsefi tartışmalar için oldukça zihin açıcı olacaktır.

Demir eserinin son bölümünde İslam düşüncesinin ilk entelektüelleri olarak kabul edilmeyi hak eden kelamcıların gnostik düşüncenin temel tezlerine yönelik eleştirilerine ayırmıştır. O kadar ilginçtir ki, klasik kelam eserleri ilk bölümünden itibaren kelamcıların gnostik düşüncenin temsilcileri ile giriştikleri fikri tartışmalara ayrılmış olmasına rağmen bu zaman kadar bu konuda özgün çalışmalar yok denecek kadar az olmuştur. Ayrıca İslam düşünce tarihinde de gnostik düşünce ile fikri ve felsefi düzeyde bir hesaplaşmaya giren ilk düşünürlerde kelamcılar olmuştur. Bu fikri tartışmanın bu zamana kadar ihmal edilmesi oldukça zengin bir düşünsel kültürün göz ardı edilmesini sebep olmuştur. Fakat aynı zamanda bu zengin kültürü Türk okurunun dikkatine sunan bu eserinde kanaatimce en önemli başarısı sayılmalıdır.

Yazar kelam sistematiğinin genel mantığı içinde bu eleştirileri konumlandırmaya çalışarak kelamcıların eleştirilerinde dayandıkları tezlerin onların genel sistemleri içinde hangi kavram ve açıklamalarıyla ilişkili olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Böylece kelam metinlerinde geçen gnostik düşüncenin temsilcilerinin mitolojik açıklamalarına karşın kelami aklın mantıki yapısını göstermeyi amaçlamaktadır.

Yazar kelam geleneği içinde iki farklı ekolün temsilcisi olan Mâtürîdî ve Kâdı Abdulcebbâr üzerinden bu tartışmaları okumaya girişmektedir. Böylece her ikisinin de düalist gnostik düşünceye karşı oldukça benzer örneklere dayanarak nasıl bir ortak akıldan hareket ettiklerini göstermiş olmaktadır. Yazara göre bu ortak aklın temel özelliğini, rasyonel ve mantıksal olanı öncelemek şeklinde özetleyebiliriz. Mitik aklın kozmosu tanrısal güçlerin bir savaş alanı olarak kabul etmelerine karşılık, Müslüman entelektüeller kozmosun açıklanmasında fizik kuramını tercih etmişlerdir. Gnostikler kozmosda biriyle çatışan iyi-kötü şeklindeki iki güç varsaymışlardır. Kötülüğü kozmosun varoluşunun asli kaynağı olarak konumlandırmışlardır.  Müslüman entelektüeller buna karşılık kozmosdaki düzeni açıklama da kendi iç mantıkları gereği farklı tasavvurlara sahip olsalar da, adalet ve hikmete bağlı bir teoloji düşüncesinden hareket etmişlerdir. Muhtemelen Mecusilik ve Maniheizm gibi uzun yıllar Hıristiyanlık düşüncesini tehdit etmiş bir düalist gnostik düşüncenin Müslüman çoğrafyada çok hızlı bir yenilgiye uğramasının sebebinin bu ortak akıl olduğunu düşünmek çok da yanlış olmayacaktır.

Demir, İslam düşüncesinin ilk Müslüman entelektüelleri olan kelamcıların hem inançlarına hem de çevrelerinde olup bitene karşı geliştirdikleri fikri ve zihni duyarlılıkla gnostiklere karşı kültürel bir zafer kazandıklarını ortaya kor. Haklı olarak belirttiği gibi kendi toplumlarına, inançlarına ve değerlerine karşı sorumlulukları onları bu türden bir duyarlılığa sevk etmiş olmalı. Zihnen duyarlı olmaları ise; olanı, yaşananı felsefi ve bilimsel ölçütlere uygun olarak kavramalarını sağlamıştır. Böylece Modern çalışmaların da gösterdiği gibi çevre inanç ve öğretileri aslına uygun olarak tanıyabilip aktarabilmişlerdir. Son olarak Bu gün klasik kelami düşünce sahip olduğu bu nitelikleriyle ve derin kökleri ile Müslüman düşüncesinin yeniden ihyasında bizlere yol gösterici olmaya devam edebilir. Mit, Kozmos ve Akıl adlı bu eser Müslüman entelektüellerin tarihsel tecrübesini öğrenmek, kadim inançların derin, felsefi ve teolojik sorgulamasını tanıyabilmek açısından okurunu bekleyen bir eser olarak önümüzde durmaktadır.”

 Doç. Dr. Kadir Gürler

Etiketler: , , , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.