Tarihi Yarimada Gece

13 Eki 2011

“Hepimiz Artin Penik’iz” diyebilmek

Yazan: HÜSEYİN RAŞİT YILMAZ

“Mesele” bizler için lügat manasından pek ötelerde, derin anlamlar barındıran ve tarihi referansları muhkem bir kavramdır. “Mesele sahibi olmak”  başlı başına bir varlık sebebi, bu varlık sebebinin altını doldurmakta yaşam kaynağıdır bizler için. Nasıl formülize edilirse edilsin “mesele sahibi olmak” zalim ile mazlum ilişkisinde mazlumdan yana taraf olmaktır. Taraf olmanın bir anlam taşıması da ancak taraf olanın kudret sahibi olmasıyla mümkündür. Bu babda denilebilir ki: milletimiz adına arzu ettiğimiz güzel gelecek yalnız milletin menfaati için değil, milletin taraf olduğu meselelerde tavrının belirleyici olabilmesi içindirde. İşte bu düşünce yapısı Türk’ü sıradan bir etnisite olmaktan çıkarıp evrensel iddia sahibi bir millet yapmaktadır. Türk’ün sıradanlaşarak, etnisitenin, ırkın dar kalıplarına girmesi Türk’ün binlerce yıllık birikimini yok sayarak Türklüğünden kaybetmesi anlamını taşır. Türk’ün evrensel iddiasını ve meselesini görmezden gelerek Türkçülük yaptığını iddia edenlerin hali kendileri için bireysel bir yanlışlık olarak tanımlanabilirse de millet için bir trajedidir. Erol Güngör’ün kadim dostu Dündar Taşer’e atfen aktardığı “bir kargaşalıkta babasını kaybederek yetimhaneye koyulan çocuğun dünya kadar bir mirasa dayandığını öğrenmesi” meselesidir güncel meselelerimizden birisi. Büyük miras ve yetimhanedeki çocuk metaforu üzerinde ihtimamla durulması zaruri bir hediyedir bizlere, 40 yıl evvelden süzülen. Çocuk hakkı olan büyük mirastan habersiz sokaklarda limon satmak ya da mirasın başına geçip iddiasını ortaya koymak durumundadır. Esasında Erol Güngör’ün, Dündar Taşer’in, Arvasi’nin ya da Serdengeçti’nin feryadıdır masum çocuğu mirastan haberdar etme gayreti. Mümtaz Turhan’da Nurettin Topçu’da bunun derdindedir. “Hak güçlünün değil hak haklınındır.” diye seslenirken Anadolu’nun küçük bir kasabasının meydanında Türkeş Bey derdinin sonraki seçimler olduğunu kim iddia edebilir? Gökalp’in “millet aynı terbiyeyi alan insanlar topluluğudur.” tarifinin kapsayıcılığını ya da Atsız Bey’in Yıldırım Bayezid ve Mehmet Akif örneklerinden ideal Türk tipine işaret etmesini görmezden gelebilir miyiz? 82’de Asala terörünü protesto etmek için kendini yakarak intihar eden Artin Penik’in Türklüğünü sorgulamak kimin haddinedir?

Kur’an-ı Kerim’de Yaradan(c.c)  sık sık “Akletmeyecekmisiniz?” ifadesini kullanır. Şimdi Türk milliyetçileri de bu ilahi soruyu kendilerine yöneltmeliler: Akletmeyecek miyiz? Söylemek canımızı acıtıyor ama artık belirtmekten kaçınmamalıyız: Türkiye bizlerle ya da bizlersiz muhakkak büyüyecek. Büyüyen Türkiye’de taş üstünde taşımızın olmasını istemiyor muyuz? Yoksa uzun süredir yaptığımız gibi yine “neler yaptık neler” diye sayıklayacak mıyız? Eğer böyle devam edecekse geçmiş olsun. Devam etmeyecekte taşın altına yine elimizi, gövdemizi, başımızı koyacaksak artık “hepimiz Artin Penik’iz” diyebilmeliyiz. Filistin lehine Türkiye ağırlığını koyduğunda “neden Filistin’e yardım yapılıyor da Doğu Türkistan’a yapılmıyor?” yerine bizden medet uman bizdendir diyebilmeliyiz. Doğu Türkistan’la rabıtamızı Filistin meselesi üzerinden konumlandırmak hatasına düşmemeliyiz. Kaşgar’la Saray Bosna’nın irtibatı ya da Akmescid ile Bingazi’nin bizdenliğinin teminatı Türk’ün evrensel iddiası ve bitmek tükenmek bilmeyen “mesele”sidir. İddiasız ve meselesiz bir Türk’ün Türklüğü tartışmalıdır. Bazıları bu hali arzu ediyor olabilir. Ruh kökünden ve tarihin şekillendirdiği düşünce sisteminden sıyrılmasını, sıradanlaşmasını istiyor olabilirler. İsteme hürriyetlerine hürmet dahi ederiz. Lakin kendi istedikleri sıradan etnisitenin adının “Türk” olduğunu öne sürmemelidirler zira pek komik oluyorlar. Bu komedinin sancaktarlığını bugünlerde yapan ulusalcıların bu bağlamda değerlendirilmesi daha isabetli olacaktır. Bir büyüğümüzün belirttiği üzere bugünün ulusalcıları için elan sahip oldukları söylem büyük bir gelişmedir. Yıllar önce Türk lafzını ağzına bile almayanların –her ne kadar tarifini yanlışta yapsalar, anlamını kavrayamasalar da- bugünlerde Türk’ü ağızlarından düşürmemeleri tekamül sayılır. Ama onlarla aynı noktada bulunmak Türk milliyetçileri için büyük bir gerilemedir. Bu ilhamla diyebiliriz ki: söz konusu  gerilemeyi ifade etmek için taş devri-orta çağ-modern çağ üçlemesi kullanılabilir. Türk karşıtı söylemden ulusalcılığa evrilenlerin yolculuğu taş devrinden orta çağa ilerleyen bir yolculuktur. Türk milliyetçiliğinden ulusalcılığa meyleden bazı talihsizlerin hali ise modern çağdan orta çağa savrulma olsa gerektir. Haliyle aynı noktada duran bazı kimseler gelişme kaydederken bazıları gerilemiştir.  Umulur ki, tez zamanda ilerleyenler daha da ilerler, bizim saflardan karanlığa dönenlerde gün aydınlığına kavuşurlar.

hrasityilmaz@gmail.com

Etiketler: , ,

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.