Tarihi Yarimada Gece

27 Şub 2012

Haritanın dili

Yazan: AFŞİN SELİM

Dünyanın bütününün ya da bir bölümünün kuşbakışı görünümle belli bir oranda küçültülerek, düzleme aktarılmış şekli, harita olarak tanımlanıyor. Son yıllarda haritacılık çalışmaları hava fotoğraflarına dayalı olarak yürütüledursun; yer şekillerini gösteren haritalar, fizikî; sınırları gösteren haritalar, siyasî; nüfusun dağılışını gösteren haritalar, beşerî; konunun uzmanlarınca çizilen haritalar ise özel haritalar olarak çoktan vasıflandırılmış bile… Ölçeklerine göre de ayrılmaktalar: Büyük, küçük ve orta. Bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi, çeşitli şartlar çerçevesinde gerçekleşiyor. Kolay okunabilen iyi bir haritanın, bölgedeki topografik objeleri, ölçeğin ve harita projeksiyonunun müsaade ettiği müddetçe doğru vermesi bekleniyor. Kullanım maksadı belirlenmemiş bir haritayı, doğal olarak, başlıklandıramazsınız. Hele ki, harita çiziminde dikkat edilmesi gereken hususlar maddeleştirilmişken: Küçültme oranı, enlem ve boylam, çizim yöntemi, yön işaretleri, renkler…

Faydalanamadığın harita senin değildir. Müsaade edildiği ölçüde küçültülmüş bir plan üstünde gösterilen o çizim; zamanları ve zihinleri alt üst ediyor. Haritalarımızla bekliyoruz kıyametimizi… Karşılaştığımız “yırtık” haritalar, bizleri, çok gelişmiş modern canlıları, ürkütmüyor mu, endişelendirmiyor mu? Beğenin yahut beğenmeyin, benimseyin yahut benimsemeyin, “dili olsa da konuşsa” dediğimiz her harita, uzmanlardan çok daha iyi şeyler anlatıyor, ilgilisine. Haritanın bir iletişim aracı olduğu, boşu boşuna mı hatırlatılıyor?

Kaçınılmaz. Çizilen ya da çizdirilmiş sınırlar üzerinden yolumuzu bulabilmemiz için haritaya, haritalara ihtiyacımız var. Etrafta dolanan suni haritalara yönelmek, düşmanımızın gizli emellerini sürekli anlatmak, kudretli kılmıyor bizi, büyük kılmıyor, aksine psikolojik operasyonun sevgili düşmanı oluyoruz…

Harita olmasaydı ne olmazdı?

Harita olmasaydı, ne olurdu diye sormak yerine, ne olmazdı diye sorsak daha isabetli olacak gibi… Biz susalım, haritamız konuşsun. Matematiksel formüllerden yararlanalım. Belirli oranlarda küçültme gerçekleştikten sonra; renk ve bazı özel işaretlerle taslağımızı hazırlayalım. Doğruya doğru: Gerisi teferruatlaştığı için sembollere başvuruyoruz. Behemehâl… Düz bir zemin üzerine yatay olarak yerleştirip, pusulamızı bırakalım ve kıpırdatmaksızın yavaşça haritayı çevirelim, istenilen konum elde edildiği anda, yönümüzü bulacağız. Uğurlar olsun…

Harita mı dediniz?

Mesela, Dîvânu Lugâti’t-Türk’te yer alan o harita, Türk’ün çizdiği ilk dünya haritası olarak bilinmektedir. Günümüzdeki haritacılık tekniği açısından “ilkel” görülse de, dünyayı manevî dinamikleriyle koordinatlayan Türk’ün “sınır” algısı için örnek teşkil etmektedir. Kâşgarlı Mahmud der ki: “Rum ülkesinden Maçin’e dek Türk ellerinin hepsinin boyu beş bin, tamamı sekiz bin fersah eder.” Devirdeki Türk topluluklarının nerelerde yaşadığının tespit edildiği bu haritaya, diğer kavimlerin yaşadığı bölgeler de ilave edilmiştir; diğerlerinden kasıt, Türklerle ilişkili olan kavimlerdir. Kırgızistan’ın hükümdar şehri Balasagun merkez alınarak çizilen bu haritada, 11.yüzyıl Türk dünyası resmedilmekle birlikte, Türklerin yerleşim bölgelerindeki şehirler ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Dağlarından ovalarına, göllerinden denizlerine… Nehirler mavi, denizler yeşil, çöller açık sarı, dağlar kırmızı, şehirler sarı olarak işaretlenmiştir. Bir harita uzmanı olarak anılan Kâşgarlı Mahmud, devrinin Türk boylarını ve illerini harita üzerinde tasnif ve tespit etmiştir. Batıda işaret edilen yerlerin Frenklerin oturdukları bölgelere, güneybatıda Habeşistan’a, güneyde Hint’e, doğuda Çin’e kadar uzandığı görülmektedir. Hattâ bu haritanın dairevî çizilmesi, henüz o yüzyılda dünyanın biçimi üzerine bir çözümleme olarak yorumlanmıştır. Ayrıca, Japonya’nın gösterildiği ilk dünya haritası olarak kabul edilmiş, Japonya’yı doğuda bir ada olarak göstermiştir; Cabarka adıyla…

Halen, İstanbul’daki Millet Genel Kütüphanesi’nde muhafaza edildiği bildirilen bu harita vesilesiyle, yalnızca coğrafî bir dağılım şahitliği güdüyoruz değiliz. Devir esnasında güneş, Türklerin burcunda doğmuş, çağın hakanları dünyaya hükmetmenin dizginlerini ellerini almıştır ve fakat günümüzün Edirne Kars hattına kafeslenen zihinleri için, Dîvânu Lugâti’t-Türk’te yer alan o harita, tarihî bir “kâğıt parçası”dır artık… Semboldür.

Katkılarından dolayı zihin haritasına naçizane bir teşekkür

İşitmişsinizdir, son zamanlarda, zihin haritası sıkça dillendiriliyor;
sözcükler, sayılar, görüntüler ile beynin potansiyelini açığa çıkarmak iddiasıyla… Düşündüğümüz gibi öğrenebilecek miyiz, sahiden? Belki o zaman, yaşadığımız gibi düşünmeye başlarız. Doğası gereğince, çağ insanının, en somut ve en hızlı hatırlama tekniğini öğrenmekten alıkonulamayacağını biliyoruz. “Gerisi teferruat” olmadığı için endişemizi muhafaza etmekle yükümlüyüz. Söz yine onlara, uzmanlara gelecek ama zihin haritası sayesinde, beynimizin hem sol hem de sağ bölümünü birden kullanmamız mümkünleşiyor. “Gerisi teferruat” olmasa bile, taktik şu: Bilgiyi, kelimeleri resimleyerek hatırla… Şayet hatırladığında, hadiseyi anlamlandıracaksın.


Geçmiş Yazılar

Comments are closed.