istanbul yarimada

14 May 2012

GONGO’lar ne işe yarar?

Yazan: İSKENDER ÖKSÜZ

 

Sizin fikriniz rakibinizinkinden güçlü ise bu avantajdır. Fakat bundan da iyisi var: Rakibinize kendi fikrinizi kabul ettirebilirsiniz! Soğuk Savaş devrinde bu iş, rakip saftaki ülkenin içinde taraftar yaratmak, sonra onları kullanarak o ülkenin başına “bir dost hükümet” geçirmekle oluyordu.

Stratfor’un 24 Nisan 2012 Rusya raporu şöyle diyor: “Ukrayna’daki Turuncu Devrim Putin’i ikna etti. Yeltsin gibiler yönetmeye devam ederse ABD Rusya’yı bitirecekti. Ukrayna Rusya’nın millî güvenliği için hem ekonomi hem de coğrafya açısından vazgeçilmezdir. Putin bu ‘devrim’de, Washington’un,

CIA’nın fonladığı Sivil Toplum Örgütleri’ni kullanarak rejim değiştirme,

NATO’ya girmeyi arzu eden Batı taraftarı bir hükümet yaratma,

Rusya’yı kalıcı şekilde zayıflatma gayretlerini görüyordu. Turuncu Devrim başarıya ulaşır ulaşmaz Putin kaybedilenleri geri almak için harekete geçti.”

“Arap Baharı” aslında Ukrayna ve Gürcistan’da başladı. O tarihte ne Arap’tı ne de bahar.

Tarih boyunca siyaset, maddî unsurlar kadar fikirlere ve duygulara da dayanmıştır. Maddî unsurlar ekonomi, coğrafya ve askerî güçtür. Fakat kimlikleri belirleyen, idealleri ateşleyen, insanları bir araya getirip harekete geçiren fikirler yoksa maddî unsurlar cansızdır. Rus siyasetine Vatikan’ın tesiri tartışılırken Stalin’in, “Papa’nın kaç tankı var?” dediği meşhurdur. Fakat Sovyetler Birliği’ni Avrupa’da çökerten unsurlardan biri de Papa’nın olmayan tanklarıydı. Leh Valesa, ülkesinde Komünist diktaya ilk darbeyi vuran belgeyi imzalarken kaleminin arka ucundaki kocaman Polonyalı Papa John Paul bebeğini yaşınız müsaitse hatırlarsınız. Aynı günlerde Sovyetler’e coğrafyasının öbür ucunda kan kaybettiren ve sonunda Asya’daki ilk yenilgiyi aldıran da bir başka din, Afganistan’daki Müslüman mücahitlerdi.

Budizm Çin’e nasıl girdi?

Daha gerilere gidelim. Çin bin yıl Budizm’in Konfüçyüs devletine sızmasına karşı mücadele etmiştir. Budizm’in Çin’deki silahı Avrupa’dan asırlar önce kullanılmaya başlanan matbaa idi. Bu mücadelede Budizm mağlup oldu. Konfüçyüs’ü ancak yirminci asırda Komünizm yenebildi. Avrupa matbaayı yeniden keşfettiğinde de bu keşif, bir başka din-siyaset-fikir hareketine, Protestanlığa silâh oldu.

Denilir ki, merkezdeki Sünnî devlet Şia’nın ateşli propagandası karşısında zaafa düşünce aynı ateş ve güçte karşılık verilebilsin diye Orta Asya’dan gelen Türk dervişleri sahaya sürmüştür.

Yavuz’un bir an önce savaşa tutuşup işi bitirme arzusunun temelinde Şah İsmail’in fikirlerinin Anadolu’da yankı bulması yatar. Hatayi mahlaslı Şah İsmail o kadar etkilidir ki, onu Çaldıran’da yenen yeniçeri arkasından “Biz sana ne yaptık Şahım” diye dövünen şiirler yazmıştır.

Eski bir bilim-kurgu hikâyesi hatırlıyorum. Farklı bir on dokuzuncu asırda geçiyor. Hıristiyanlık hiç doğmamış. Roma hiç yıkılmamış ve hâlâ İngiltere’ye hâkim. Roma Genel Valisi’nin taç giydirdiği genç Kraliçe Viktorya, Apollon Mabedi’nde düşünmektedir: “Bizim Roma ilahlarından güçlü ilahlarımız olsaydı, belki Roma’yı kovardık. Adamızın güçlü bir donanması olur, dünyaya Roma değil de biz hâkim olurduk…” Gerçek dünyada güçlü ilahları oldu. Adını liberalizm koydular ve imparatorlukları üzerinde güneş batmadı. Robert Cooper gibi bazı Batılı stratejistler o çağa “birinci liberal emperyalizm” diyor.

Mustafa Kemal’e mal edilen, “harp meydanlarında ordular kadar milletlerin felsefeleri de çarpışır” sözünü hatırlıyorum…

Mustafa Kemal ile yirminci asra geldikse Batı’da klasik diye üniversite müfredatlarında yer alan, bizimse -Lawrence düşmanımızdır diye herhalde- pek haberdar olmadığımız “Hikmetin Yedi Sütunu”nu da hatırlamak zorundayız: “Hedefimiz Türk Ordusu değil, Türklerin gönülleri ve zihinleridir.”

Harp siyasetinin vasıtaları

Teknoloji ve harp sanatı geliştikçe harpler daha yıkıcı, daha felaketli hale geldi. Çekirdek silahları son noktayı koydu. Aklı başında insanlar için dünya harbi ölçeğinde bir savaş artık düşünülemezdi.

O halde?

“Harp siyasetin başka vasıtalarla devamıdır”, modern stratejinin babası Clausewitz’in en sık tekrarlanan sözüdür. Bunu tersine çevirip siyasetin de harbin başka vasıtalarla devamı olduğunu söyleyebiliriz. Nedir o “başka vasıtalar”? Fikirler, fikir sistemleri, ideolojiler… (İdeolojisiz anayasa siparişi, bu yüzden biraz da “siz silahınızı bırakın!” talimatıdır aslında.) Silahlarla değil fikirlerle ve -bütün bütün de ihmal etmeyelim- ekonomiyle dövüşülen bu yeni harbe, soğuk savaş” dedik.

Bu çözüm Clausewitz’den iki bin beş yüz yıl önce yaşamış bir başka strateji babasını, Sun Tzu’yu da mutlu edecektir. Çünkü Tzu’ya göre usta general, savaş başlamadan önce muharebeyi kazanan generaldir. Harbetmeden kazanan… Clausewitz ile Tzu’nun ışıklarını yan yana koyunca zamanımızın siyaseti bir hayli aydınlanıyor.

Sizin fikriniz rakibinizinkinden güçlü ise bu avantajdır. Fakat bundan da iyisi var: Rakibinize kendi fikrinizi kabul ettirebilirsiniz! Soğuk Savaş devrinde bu iş, rakip saftaki ülkenin içinde taraftar yaratmak, sonra onları kullanarak o ülkenin başına “bir dost hükümet” geçirmekle oluyordu. Doğu Avrupa’nın demir perde hâkimiyetine geçişi hep bu “dost hükümet”ler eliyle yapıldı. Afganistan’ın Sovyet işgali de bir dost hükümet ile başladı. Yaşı kemale erenler “Babrak Karmal”ı hatırlayacaklardır. Yahut Macaristan’ın “Yanoş Kadar”ını. Türkiye’de 1970’lerdeki mücadelede solun önemli bir kesiminin hedefi de Sovyetler’e dost bir hükümetin başa geçirilmesidir. 19. asrın sonundan yirminci asrın sonuna kadar ABD’ye “dost hükümetlerin” iş başına geçirilmesini Stephen Kinzer, “Darbe” kitabında hikâye eder. Tuttuğunuz tarafa göre bu operasyonlar sonucu gelen iktidarlara “dost, müttefik” veya “kukla, uydu” derdiniz.

Gelelim bugüne… Çok şey değişti mi?

İki kitaptan bahsedeceğim. Biri John Arquilla ve David F. Ronfeldt’in “Noopolitik’in Doğuşu: Bir Amerikan Enformasyon Stratejisine Doğru” başlıklı eserleri. Yazarlara göre Siber-Uzay donanım ve teknoloji demektir. İnfosfer ağırlıklı olarak İnternet demektir ama kitle iletişim vasıtalarını da kapsar. Hem Siber-Uzayı hem İnfosferi içine alan, fakat özellikle Sivil Toplum Kuruluşları vasıtasıyla bunların ötesine geçen asıl cephe Noosferdir. Yazarlar terimi Yunansa “noos”, yani “akıl”dan türettiklerini söylüyorlar. Burada kitap özeti vermeyeceğim ama bir sorum var: Bu kitap bazı kurumlarca verilen sipariş üzerine yazılmış. Fikir politikaları konusundaki projeyi kim yaptırdı dersiniz? Hangi STK? Cevap iç kapakta veriliyor: “Bu raporda anlatılan araştırma, Savunma Bakanlığı’nca desteklenmiştir. Araştırma federal hükümetçe fonlanan ve Savunma Bakanlığı, Genel Kurmay, Bileşik Kuvvet Komutanları ve Savunma Ajansı’nca desteklenen RAND’ın Millî Savunma Araştırma Ensititüsü’nde DASW01-95-C-0059 sayılı Kontratı altında gerçekleştirilmiştir.”

İkinci kitap, “Fikirler Savaşını Gerçek Bir Savaş Gibi Vuruşmak” adlı ve yazarı J. Michael Waller. Bu da adı STK’ları andıran bir kuruluştan: Dünya Siyaseti Enstitüsü’den. ABD Ordusu’nun Başkaldırıya Karşı Saha El Kitabı’ndan bir alıntıyla başlıyor: “En iyi silahlardan bazısı atış yapmaz.”

Kurşun atmayan silahlar

Wikipedia’da Sivil Toplum Kuruluşu veya İngilizcesi ile “Hükümet Dışı Kuruluş- Non Government Organization (NGO)” maddesinde NGO cinsleri sayılıyor. Cinslerden biri GONGO denilen Hükümetçe Organize Edilen Hükümet Dışı Kuruluşlar! Buna en iyi örnek, eskiden CIA’nin el altından yaptığı bazı işleri şimdi tezgâh üstünden yürüttüğü söylenen NED (Milli Demokrasi Vakfı). NED, biliyorsunuz USAID, Soros Vakfı gibi kurumların fonlarının dağıtımında santral görevini üstleniyor.  Bizdeki GONGO’ları bileceksiniz. “Hükümetçe Organize” ifadesine bakıp bundan bizim hükümetin katkısının kastedildiğini sanmayın. GONGO, başka hükümetlerce organize ediliyor, sonra sizin ülkenizde “Hükümet Dışı Organizasyon” oluyor. Yani sizin hükümetinizin dışı. Kendi hükümetlerinin içi.

Başa dönersek, Putin’i, “Rusya elden gidiyor, CIA’nın fonladığı bu STK’lar belimizi kıracak” diye harekete geçiren, renkli devrimlerin, baharların müteahhidi bu GONGO’lar.

Bunlara karşı ne yapılır? Bunlara “karşı” bir şey yapmak etik midir? Bir ülkenin bunlara “karşı” bir şey yapması fikirlere sansür müdür?

Bence etiktir ve liberal düşünceye de uygundur. Liberal anlayış eşit şartlarda rekabeti öngörür ve serbest, çok oyunculu, tekellerden, hele devlet tekelinden uzak bir piyasa ister. Anti-tekel yasaları bize, sosyalist ekonomilerden değil, kapitalist ekonomilerden gelmiştir. GONGO’lar iki açıdan liberal etiği ihlal eder. Bir kere kendileri hür fikir ortamının değil, hükümetlerin dış siyasetinin, hatta savunma stratejisinin uzantılarıdır. Burada bir “kendini olduğunda başka tanıtma (misrepresentation)” hilesi var ki liberalizm hileye karşı liberal değildir. İkincisi, GONGO’ların devletlerce fonlanmasıdır. Bu, devlet tröstü demektir. Biz bunları ithal ederken devlet tröstlerinin fikir dampingine muhatabız!

Siz bir ülkede “hukukçu”, “akademisyen” ve benzeri unvanı taşıyan insanlara belli çizgilerde “araştırma” yapsınlar diye para veriyorsunuz. Araştırmadan çıkacak sonuç önceden belli. Bütün projelerden -hayret- sizin siyasî çıkarlarınıza uygun sonuçlar çıkıyor. Sonra bu “proje”leri yine elinizdeki “ateşsiz silahlar”la yayınlıyorsunuz. Bu mu hür fikir ortamı?

Bakınız, Türkiye’de anayasa tartışmaları ve bu konuda “hür fikir” üretimi var. Bakıyorsunuz, Çemişkezek Fırıncılar Derneği’nden katkı geliyor: “Anayasada ideoloji olmamalı.” Bolu Aşçılar Cemiyeti de onlara katılıyor: “Anayasa’da’egemenlik’ten söz edilmemeli.” Ne derin entelektüellerimiz olduğuna şaşıp kalıyorsunuz. (Dernek isimlerini ben uydurdum, Çemizkezek’in fırıncılarından ve Bolu’lu aşçılardan özür dilerim.)

Bu talepler, “Fikirler Savaşı” yaşanan 21. asırda şu anlama geliyor: Siz fikir silahlarınızı teslim edin, fikir adamlarınızı terhis edin. Millî değerlere, egemenliğe ve istiklale ihtiyacınız yok. Gerekirse bizim fikirlerimizi kullanırsınız.

Putin’in GONGO’ları…

Putin’le başladık, onunla bitirelim. Putin ne yapmış? Bir kere liberal etik onu durdurmamış. Önce GONGO’ları kapı dışarı etmiş. Muhtemelen, “Mevzubahis Rusyaysa gerisi teferruattır” diye düşünmüştür. Sonra kendi GONGO’larını kurmuş mu acaba? Rusya’da Sovyet devrinden kalma bol GONGO malzemesi vardır.

Bilmiyoruz ama şu olay enteresan…

“Demokratik Kurumlar ve Devlet Egemenliği Uluslar Arası Konseyi”, Transdinyester’in bağımsızlığını destekleyen bir araştırma yayınladı. Araştırma birkaç gün süren bir toplantıdan sonra çoğunluğunu itibarlı üniversitelerden akademisyen ve hukukçuların teşkil ettiği bir toplulukça imzalanmıştı. Derken Economist dergisinde bu “think tank”ın kimliğini soruşturan bir yazı yayınlandı. O gün bu gündür bu Konsey bir türlü bulunamıyor. İmza sahipleri imzalarını inkâr etti. Rapor Washington’da Beacon Oteli’nde yapılan toplantıda kaleme alınmış görünüyordu. Otel, böyle bir toplantının kayıtlarında bulunmadığını bildirdi.

Gerçi Rusya ekonomisini epey düzeltti ama bu STK, Amerikan tipinden daha ucuz olsa gerek. Çünkü NED, Soros ve diğerleri gerçek dolar ödüyorlar.

Açık Görüş'ten iktibas edilmiştir.

 

Geçmiş Yazılar

Comments are closed.